ABDURRAHMAN ERZİNCANÎ

Abdurrahman Erzincanî İslam alimi
A- A+

Anadolu evliyasının büyüklerinden. Erzincan’da bilinmeyen bir tarihte doğdu. Lüzumlu ilimleri tahsil ettikten sonra Erdebil taraflarına gidip Safiyyüddin Erdebilî’nin torunlarından Alaeddin Ali’ye talebe oldu. Orada uzun zaman kalıp maddî ve manevî ilimlerde kendisini yetiştirdi. Hâl ve hareketlerini, söz ve işlerini, Resul-i Ekrem’in güzel ahlâkına göre düzeltmek için büyük gayret gösterdi. Hocası vasıtasıyla, Safiyyüddin Erdebilî yolundan aldığı feyizlerle kemale geldi. İnsanlara doğru yolu göstermek, Allahü tealanın güzel dinini öğretmek, Resul-i Ekrem’in örnek ahlâkını yaymak vazifesiyle, hocası tarafından Anadolu’ya gönderildi.

Amasya’nın batısında bir dağ başına yerleşti. Kimseye bir şey söylemeyip kimseyle irtibat kurmadı. Fakat Allah yolunun aşıkları onu arayıp bulmakta gecikmediler. Akın akın ona geldiler. Kısa zamanda birçok talebe yetiştirip insanların dünya ve ahirette huzura kavuşmaları için büyük gayret gösterdi. Vazifeli olduğu bölgeyi nurları ile aydınlattı. Nice ölü kalbleri diriltip kurumuş gönülleri suladı. İnsanların gönüllerine Allah aşkını nakşedip birbirlerine karşı şefkat ve muhabbetle davranmalarına, memleketin huzur ve sükuna kavuşmasına vesile oldu. 835 (m. 1432)’de vefat ettiği rivayet edilmektedir. Vefat ettiği yer ile ilgili Darende, Erzincan vb. yerler rivayet edilmektedir.

Abdurrahman Erzincanî’nin birçok kerameti görüldü. Bütün İslam evliyası gibi onun da en büyük kerameti, Allahü tealanın emir ve yasaklarına riayet edip bildiklerini insanlara öğretmek için emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yapmasıydı. Kerametlerinden bazıları şöyledir:

Bir sabah ibadetle meşgul olduğu odasından çıkıp talebelerine; “Misafir gelecek, yiyecek bir şeyler hazırlayın.” buyurdu. Halbuki dergâhta yemek yapacak hiçbir şey yoktu. Talebeleri durumu arz ettiler. Bunun üzerine o mübarek zat, dergâhtan dışarı çıkıp çevresine baktı. Karşı tepeden bir ceylan sürüsünün dergâha doğru koşmakta olduğu görüldü. Yanındakilere dönüp; “Bu ceylanlar, misafirlerimize ziyafet olmak için birbirleriyle yarışarak geliyorlar.” dedi. Ceylanlar önüne gelince; “Bizim misafirimiz için canını feda edecek olan öne çıksın.” dedi. En öndeki ceylan, fırlayıp ileri çıktı. Talebeler, o ceylanı tutup kestiler. Yemek hazırlandığı sırada misafirler geldiler. İkram edilen yemeği yediler. Allahü tealaya ibadet için güç ve kuvvet kazandılar.

Yine bir sabah Abdurrahman Erzincanî hazretleri, odasından dışarı çıktı. Çok üzüntülü idi. Talebeleri, üzüntüsünün sebebini sordular. “Erdebil’deki Safiyyüddin Erdebilî’nin talebeleri, bu zamana kadar temiz itikatlı, Resul-i Ekrem’in yolunda, bidatlerden sakınıp Allahü tealanın emir ve yasaklarına riayet eden, kötülüklere meydan vermeyen kimselerdi. Ama şimdi, doğru yoldan ayrıldılar. İnançlarına bidat pislikleri karıştırdılar. Şeytan, onları büyüklerin yolundan saptırdı.” buyurdu.

Çok geçmeden, Erdebil tarafından bir haber geldi. Safiyyüddin Erdebilî’nin torunlarından Cüneyd oğlu Haydar’ın, Ehl-i Sünnet itikadından, Selef-i salihîn’in yolundan ayrılarak sapıttığı haberi verildi. Haydar, Eshab-ı Kiram efendilerimizin bazılarına dil uzatmış, padişahlık davasına kalkışmıştı.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası