Eshab-ı Kiramın büyüklerinden. Cennet’le müjdelenen on iki kişiden ve ilk Müslüman olan sekiz kişiden biridir. İsmi; Abdurrahman bin Avf bin Abdiavf bin Haris bin Zühre bin Kilab bin Mürre bin Kusey’dir. Soyu, dedelerinden Kilab bin Mürre’de, Resulullah Efendimizle birleşmektedir. Künyesi Ebu Muhammed’dir. İslamiyetten önce ismi, Abdiamr, Abdülkâbe veya Abdulharis olup, Müslüman olduğu zaman Peygamber Efendimiz tarafından Abdurrahman olarak değiştirilmiştir. Babası Avf, Cahiliye devrinde Gamisa adındaki yerde Fakih bin Mugire ve Affan bin Ebü’l-As ile beraber Cüzeyme kabilesi tarafından katledilmiştir. Annesi Şifa binti Avf’dır. Hazreti Ebu Bekr, Osman, Talha ve Zübeyr hazretlerinin anneleri ile birlikte Müslüman olmuştur. Kardeşlerinden Esved ve Abdullah da Müslüman olmakla şereflenmişlerdir. Hazreti Abdurrahman, Filvakasından on yıl sonra, 580 senesinde doğdu ve 32 (m. 652) senesinde Medine-i Münevvere’de vefat etti.
Cahiliye devrinde de içki içmeyen ve güzel ahlâka sahip olan Hazreti Abdurrahman, Hazreti Ebu Bekr’in teşvikiyle Müslüman oldu. Müslüman olmadan önce ticaretle meşgul olurdu. Peygamber Efendimize peygamberlik emri bildirilmeden önce, ticaret için Yemen’e gittiği zaman, Askelan bin Avakirü’l-Himyeri’ye misafir olurdu. O zat, ona her varışında Mekke’den haber sorar; “İçinizde kendisi hakkında haber ve zikir bulunan zat zuhur etti mi?” derdi.
Nihayet, Resulullah Efendimize peygamberlik bildirilip, İslam dinini insanlara gizlice tebliğ etmeye başladığı sene de, Abdurrahman bin Avf Yemen’e yine gidip aynı zata misafir oldu. Ev sahibi; “Ben seni ticaretten daha hayırlı bir müjde ile müjdeleyeyim mi?” dedi. Abdurrahman bin Avf; “Evet müjdele.” deyince, ev sahibi; “Hiç şüphesiz, Allahü teâlâ senin kavminden kendisinden razı olduğu, seçtiği bir peygamber gönderdi ve O’na Kitap indirdi. O, insanları putlara tapmaktan men edecek ve İslamiyete davet edecek. Hakkı buyuracak ve işleyecek, batılı damen ve iptal edecek. O, Haşimoğulları’ndandır. Siz O’nun dayılarısınız. Dönüşünü çabuklaştır. Gidip O’na yardımcı ol. Kendisini tasdik et ve şubeleri de O’na götür.” dedi.
Abdurrahman bin Avf, o zatın söylediği beytleri ezberleyip, Mekke-i Mukerreme’ye döndü ve Hazreti Ebu Bekr ile buluştu. Ona, Yemenli ihtiyarın söylediklerini haber verdi. Hazreti Ebu Bekr; “O kimse, Abdullah’ın oğlu Muhammed Aleyhisselam’dır. Allahü teâlâ, O’nu insanlara peygamber olarak gönderdi. Hemen O’na gidip iman et.” dedi. Abdurrahman bin Avf, Resulullah Efendimizin huzuruna girdi. Resul-i Ekrem onu görünce, gülümsedi ve; “Arkan da ne haber var, ya Eba Muhammed!” diye sordu ve devam ederek; “Bana tevdi edilmek üzere o kimsenin seninle gönderdiğini getir, ver. Hiç şüphesiz onu bana gönderen, Himyer oğulları müminlerinin üstünlerinden dir.” buyurdu. Bunun üzerine Abdurrahman bin Avf, Peygamber Efendimizin telkiniyle Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olma şerefine kavuştu ve Yemenli ihtiyarın söylediği beytleri okuyarak, onun anlattıklarını anlattı. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz; “Zaman zaman öyle müminler bulunacak ki, onlar beni görmeden bana inanacak ve beni tasdik edeceklerdir.” buyurdu.
Abdurrahman bin Avf’ın, Peygamberimizin yanına, Osman bin Maz’un, Ubeyde bin Haris, Ebu Seleme bin Abdülesed ve Ebu Ubeyde bin Cerrah (radıyallâhu anhum) ile birlikte gittiği ve Peygamberimizin onlara İslam’a girmelerini teklif ettiği zaman, hepsinin Müslüman oldukları bu hadisenin de Peygamberimiz’in Erkam bin Ebi’l-Erkam’ın evinde, halkı İslamiyete gizlice davet başlamasından önce vuku bulduğu da rivayet edilir.
Abdurrahman bin Avf İslamiyeti kabul ettikten sonra, diğer Müslümanlar gibi türlü eziyet ve işkencelere uğradı. Böylece vatanını terk ederek, hicrete mecbur oldu; Miladî 615 senesinde birinci defa hicret eden Müslümanlarla birlikte, Habeşistan’a gitti. Daha sonra, Peygamber Efendimizin emri üzerine, Medine-i Münevvere’ye hicret etti. Peygamber Efendimiz, hicretten sonra, Mekke’den hicret eden Müslümanlar (Muhacirler) ile Medineli Müslümanlar (Ensar) arasında kardeşlik antlaşması ilan ettikleri zaman; Abdurrahman bin Avf’ı da, Sa’d bin Rebi el-Ensarî ile kardeş yaptı. Sa’d bin Rebi, her şeyi Abdurrahman bin Avf ile ikiye bölerek paylaşmak istedi. Abdurrahman bin Avf, bu hususu şöyle anlatır:
“Resulullah Efendimiz, benimle Sa’d bin Rebi arasında kardeşlik yaptıktan sonra, Sa’d, benimle her şeyi paylaşmak istedi. Ona dedim ki: ‘Allahü teâlâ, senin ehline ve malına bereket versin. Sen bana çarşının yolunu göster.’ Kardeşim bana çarşıyı gösterdi, ben de gittim, alışveriş yapıp kazandım. Birkaç gün sonra, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem beni koklanmış görerek güldü ve; ‘Ne var Abdurrahman?’ buyurdu. Ben de; ‘Ya Resulallah! Ensardan bir kadınla evlendim.’ dedim. Resulullah Efendimiz; ‘Ona ne takdim ettin?’ buyurdular. Bir miktar altın verdiğimi söyleyince; ‘Ey Abdurrahman! Bir düğün yemeği tertiple ve bir koyun kes.’ buyurdular.”
Hicretin ikinci yılından itibaren başlayan gazalara katıldı. 2 (m. 624) senesinde vuku bulan Bedr Gazası’nda bulundu. Bu muharebede, cesaret ve şecaat ile büyük kahramanlıklar gösterdi. Bu muharebede şahit olduğu, küfrün temsilcisi ve İslam’ın en büyük düşmanı Ebu Cehlin iki genç tarafından öldürülüşünü şöyle anlatır:
“Bedr günü, safta duruyordum. Bir ara sağımı soluma baktım. Ensardan iki delikanlı gördüm. Henüz pek gençtiler. Bu gençlerden biri, beni gözüyle süzdü ve bana; ‘Amca, Ebu Cehli tanır mısın?’ diye sordu. Ben de; ‘Evet.’ dedim. Ben; ‘Ey kardeşimin oğlu! Ebu Cehli ne yapacaksın?’ diye sordum. O da; ‘Bana haber verildiğine göre, Ebu Cehil, Resulullah Efendimize sövmiş. Allahü teala’ya yemin ederim ki, onu bir görürsem, öldürünceye veya kendim ölünceye kadar asla ondan ayrılmayacağım.’ dedi. Bir gencin heyecan halinde söylediği bu söze hayret ettim doğrusu. Ardından, öteki genç bana yaklaşıp, aynı soruyu sordu. Bu sırada Ebu Cehli, adamları arasında ileri geri gidip gelirken gördüm. Hemen gençlere dönüp; ‘Aradığınız adam işte!’ dedim. Onlar da hemen kılıçlarına sarılıp, Ebu Cehlin üzerine atıldılar ve onu öldüğü kanaat getirinceye kadar kılıç darbesine tuttular ve yere yıktılar.”
Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna dönüp, olanları arz ettiler. Resulullah Efendimiz; “Ebu Cehli hanginiz öldürdü?” diye sordu. Gençlerin her ikisi de; “Ben öldürdüm.” dediler. Resul-i Ekrem; “Kılıçlarınızı sildiniz mi?” buyurdu. Onlar da; “Hayır silmedik.” dediler. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz, kılıçlarına ne kadar kan bulaştığını ve ne derecede derinlikte battığını anlamak için gençlerin kılıçlarını tetkik buyurdu. Tebrik ve iltifat ederek; “İkiniz öldürmüşsünüz.” buyurdular. Bu iki delikanlı, Afrâ Hatun’un oğulları Mu’az ile Mu’avviz idiler.
Abdurrahman bin Avf, Uhud Savaşı’na da katılarak büyük kahramanlıklar gösterdi. Yirmi yerinden yara aldı. Bu yaralardan biri sebebiyle ayağı sakat kaldı. Ayrıca 12 tane dişi kırıldı. Bu savaşta iki tane müşrik öldürdü.
Metnin tamamını tek seferde buraya sığdırmak mümkün değil, ancak istediğin gibi boşluk ve paragraf düzenlemesini yaptım, hiçbir kelimeyi değiştirmedim veya eklemedim, gereksiz işaretleri kaldırdım.
İstersen, kalan kısmı da aynı şekilde sırayla düzeltebilirim. Bunu yapmamı ister misin?