ABDÜRREZZAK SAN'ANÎ

Abdürrezzak bin Hemmâm es-San’ânî İslam alimi
A- A+

Hadis ve fıkıh âlimi. Ebu Bekr Abdürrezzak bin Hemmam bin Nafiî es-San’anî büyük imamlardandır. Benî Himyer kabilesi azatlılarından idi. Bunun için o, Ebu Bekr el-Himyerî diye de zikrolunur. 127 (m. 744)’te San’a’da doğdu. 211 (m. 826)’da Yemen’de vefat etti.

Hadis ilminde, hafız ve sika bir zat idi. Ayrıca fıkıh ve tefsir ilminde de çok yüksek idi. Babasından, amcasından ilim öğrendikten sonra 17 yaşında iken Yemen’e gelen İbn-i Cüreyc’den ilim okudu. Sonra Hicaz, Şam, Irak gibi ilim merkezlerine giderek buralarda Ma’mer bin Raşid, İmam-ı Evzaî, İmam-ı Malik, Süfyan bin Uyeyne, Süfyan-ı Sevrî, Zekeriyya bin İshak el-Mekkî, Ca’fer bin Süleyman, Yunus bin Süleym es-San’anî, İbn-i Ebu Revvad, İsmail bin Ayyaş ve başka zatlardan ilim öğrenip hadis-i şerif rivayet etmiştir. Bunlardan Ma’mer bin Raşid’in yanında yaklaşık sekiz sene kalarak ondan 10 bin hadis-i şerif yazdı. Fıkıh bilgisini de Evzaî, Süfyan-ı Sevrî ve İmam-ı A’zam’dan aldı.

Kendisinden de, hocalarından Süfyan bin Uyeyne ve Mu’temir bin Süleyman, ayrıca Vekî bin Cerrah, Ebu Üsame, Ahmed bin Hanbel, İshak bin Raheveyh, Yahya bin Ma’in, Ebu Hayseme, Ahmed bin Salih, İbrahim bin Musa, Abdullah bin Muhammed el-Müsnedî, Ahmed bin Yusuf es-Sülemî, Ebu Mes’ud er-Razî ve başka âlimler hadis-i şerif nakletmişlerdir. Hadis âlimlerinden birçoğu onun hadis-i şerif rivayetindeki titizliğini takdir etmişlerdir. İmam-ı Buharî ondan 110, Müslim de 409 hadis-i şerif nakletmiştir.

Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Kısa zamanda yükselip herkes tarafından tercih edilen bir âlim oldu. Dinî meseleleri çözmesi için, her taraftan kendisine müracaat ederlerdi. İmam-ı Buharî; “Abdürrezzak’ın kendi kitabında rivayet ettiği bilgilerin hepsi sahih tir, doğrudur.” Ahmed bin Hanbel; “Abdürrezzak’ın ilminin derecesi çok yüksek idi.” buyurdular.

Abdürrezzak, yazmış olduğu eserlerle ilminin genişliğini göstermiş bir âlimdir. Tefsir ilminde de dedikodu ve İsrailiyyat’tan uzak, özlü ve veciz bir tefsir yazmış, kişisel kanaatlerini bu tefsire aksettirmemiş ve eseri hak ettiği yeri alarak, kendinden sonra yazılan eserlere kaynak olmuştur. Buharî ve Taberî bu eserini kaynak olarak kullanmışlardır. Abdürrezzak, üçüncü tabaka müfessirlerindendir.

O, hadis ilminde ise tam bir otoritedir. Bu ilimde El-Musannef ve El-Câmiu’l-Kebîr adlarında iki büyük eser telif etmiştir. Hadiste yalnızca bir ravi değil, hadis müzakere eden, anlamaya çalışan bir âlimdir. Aynı zamanda rical konusunda sözüne itibar edilen bir metin münekkidi ve hadis usulü âlimidir. Usule dair görüşleri kaynaklarımızda zikredilmekte ve bunlardan yararlanılmaktadır.

Fıkıh bilgisi hakkında ise, Musannef’te topladığı hadislerden sünneti, Tabiîn, içtihat ve fetvalarını ne kadar iyi bildiğini, bunlardan tercihler yapmak suretiyle nasıl bir otorite olduğunu gösterdiğini tespit etmekteyiz. Özellikle hadis rivayet ederken, öğrencilerinin sordukları fıkhî sorular ve Abdürrezzak’ın cevapları, Musannef’le zamanımıza ulaşmış ve onun bu konudaki ehliyetini Ma’mer bin Raşid, İbn-i Cüreyc, Süfyan-ı Sevrî, Süfyan bin Uyeyne ile diğer hocaları İmam-ı A’zam Ebu Hanife, Malik bin Enes, Evzaî, Abdullah bin Mübarek ve bu hocaları aracılığı ile ulaştığı, hadiste temel direklerden olan Zührî’nin; fıkıhta büyük otorite olan Ata bin Ebu Rebah’ın isimlerini hatırlamak, onun büyük bir âlim olması, yaşadığı tahsil hayatının tabiî bir sonucu olarak görülmelidir.

İsimlerini zikrettiğimiz âlimlerin bir kısmı Hicaz ekolüne (İmam-ı Malik, İbn-i Cüreyc, Evzaî ve İbn-i Uyeyne gibi), bir kısmı Kufe ekolüne (Süfyan-ı Sevrî ve İmam-ı A’zam Ebu Hanife gibi), bir kısmı Yemen’den (Ma’mer bin Raşid gibi), bir kısmı Horasan’dan (Abdullah bin Mübarek gibi)dir. Ayrıca, Fudayl bin İyad gibi mutasavvıftan rivayetlerinin olması, onun, ilim ve İslam aşığı, her düşünceye açık bir âlim olduğunu göstermektedir.

Abdürrezzak, hocalarından öğrendiği ve muteber kabul ettiği her bilgiyi kitaba almakla birlikte, bunlarda tercihlerde de bulunmuştur. İlimde doğruluğa ve tutarlılığa sadık kalmaya da önem verirdi. Abdürrezzak ilim tahsil etmek için İslam ülkesi nin çeşitli şehirlerini dolaşmış, Mekke’de hadis dersleri vermiş ama ilmi, hiçbir dünyevî amaçla kullanmamış, iktidara yaklaşıp onların haksızlıklarına göz yummamıştır. İlim tahsilinden sonra memleketi Yemen’e geri dönmüş, dünya menfaati peşinde koşmaksızın hadis rivayet etmiş, talebe yetiştirmiş, pek çok insan ondan ilim tahsil etmek için Yemen’e kadar gitmiştir.

Fıkhında dayandığı iki ana kaynak Kitap ve Sünnet konusunda tam bir otorite olan Abdürrezzak, Musannef’te Sahabe ve Tabiîn kavillerini de çok iyi bildiğini göstermiştir. Mezhep imamlarından Ahmed bin Hanbel ve İmam-ı Şafi hariç, İmam-ı A’zam Ebu Hanife, Süfyan-ı Sevrî, İmam-ı Malik, İbn-i Uyeyne gibi mezhep imamlarına talebelik yapmıştır. Bu hocaları ve onların hocaları da Sünnî olduğundan fıkıhta da Abdürrezzak Sünnîdir. Zaten Musannef’te Ehl-i Sünnet dışında bir mezhebin sembolü haline gelmiş herhangi bir fıkhî hüküm yoktur.

Abdürrezzak, fıkıhta kendi içtihadına uymuştur. Yukarıda ismini verdiğimiz mezhep imamlarının hepsinden de rivayetlerinin bulunması bunu göstermektedir. O, bir müçtehittir. Fıkhî meseleleri detaylarıyla bilir, Sahabi kavlini delil kabul eder, içtihada önem verir. Ata bin Ebu Rebah’ın içtihatlarını Musannef’te toplaması bunu göstermektedir. Bir konunun değişik zaman ve şartlarda farklı değerlendirilebileceğini bildirmektedir. İslam’da hakkında çözüm bulunmayan meselelere dair, önceki şeriatlerin çözümünü kabul eder, icma edilen hususları bilir ve delil olarak kullanır, bazen de bunları eleştirir. Musannef’te rivayet ettiği bir hükmü başka birisinin ağzından tenkit eder, bazen de kendi itirazını söyler. Zikrettiği görüşlerden tercihlerde bulunduğu da görülür. Abdürrezzak kendisini ehlü’l-eser veya ehlü’r-reyden bir tarafa mahkûm hissetmez. Hem rivayete, hem de reye önem verir. İhtilaf edilen konuları bilirdi. Bunlardan tercih ettiklerini de, diğerlerini de eserine almıştır. Hocalarının reddettikleri görüşleri de kitabına alır, onların, kendilerinden öncekilere itirazlarını ve bir kişiden nakledilen bir birini nakzeden iki içtihadı da Musannef’te görmek mümkündür.

Eserleri:

1- Tefsirü’l-Kur’an: Hocası Ma’mer bin Raşid’in tefsirini de ihtiva etmekte olup yazmadır. Bir nüshası Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İsmail Saib Sencer Kısmı No: 4216’da mevcuttur.
2- El-Musannef fi’l-Hadis: Fıkıh bablarına göre tertip edilmiştir. Sonunda Ma’mer bin Raşid’in Kitabü’l-Cami’si vardır. Eserde 21033 hadis yer almaktadır. 1975’te basılmıştır.
3- Kitabü’s-Salat.
4- El-Emalî fî asari’s-Sahabe.
5- Es-Sahife: Ebu Hüreyre’den gelen hadisleri ihtiva eder. Şehit Ali Paşa Kütüphanesi No: 539’da kayıtlıdır.
6- El-Camiu’s-Sünen fi’l-fıkh.

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

Eshab-ı Kiram’dan birisi gelerek; “Ya Resulallah! İnsanların en faziletlisi kimdir?” diye sordu. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Allah yolunda canı ile, malı ile cihat eden Mümin’dir.”

“Sizden biri Allahü tealanın emir ve yasaklarına uyarak güzel ahlâk sahibi olunca, yaptığı ibadet ve taatlerini de ihlas ile yapınca, her haseneden (her iyi amelden) dolayı kendisi için, ondan yedi yüz misline kadar sevap yazılır. Yapacağı her seyyieden (kötü amelden) dolayı da kendisine yalnız bir misli günah yazılır. Allahü teala affederse hiç yazılmaz.”

“Cuma gününde öyle bir saat vardır ki, şayet bir Müslüman o saate rastlar da Allah’tan bir hayır dilerse, Allahü teala onu kendisine mutlaka verir.”

Peygamber Efendimize sordular: “Kıyamet günü kafirler yüzüstü nasıl haşr olunur?” Peygamber Efendimiz buyurdular ki: “Onları, dünyada iken, iki ayakları üzerinde yürütmeye kadir olan Allahü teala, kıyamet günü de yüzüstü süründürmeye kadirdir.”

“Bir kadın, efendisinin (kocasının) izni olmadan nafile oruç tutmasın. Efendisinin izni olmadan evine girmek üzere kimseye izin vermesin. Efendisinin kazancından onun emri olmadan dağıtmasın, vermesin.”

“Elimde bir mal bulunsa, onu sizden saklamam. Her kim afif (iffetli) olmayı isterse Allahü teala afif kılar. Gani (zengin) olmak isteyeni Allahü teala gani eder (Muhtaç olduğu halde ihtiyacını gizleyen kimseyi, Allahü teala gani eyler, başkalarına muhtaç bırakmaz). Her kim sabrederse (sabretmeye çalışırsa) Allahü teala o kimseye sabrın hakikisini ihsan eder. Hiçbir kimseye sabırdan daha geniş ve daha hayırlı bir ihsan verilmemiştir.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası