ÂDEM-İ BENURÎ

Seyyid Âdem-i Benurî İslam alimi
A- A+

İmam-ı Rabbanî hazretlerinin yetiştirdiği evliyanın en büyüklerinden. Cihan onun misline pek az şahit olmuştur. Hazreti İmam’ın halifelerinin meşhurlarından, eshabının en büyüklerindendir. İsmi ve künyesi Ebu Abdullah Müizzüddin Âdem bin İsmail el-Hüseynî el-Benurî olup seyyiddir. Yani Peygamber Efendimizin temiz neslinden, mübarek soyundandır. Aslen Hindistan’ın Roh beldesindendir. Büyük annesi Afganistanlıdır. Bir vesile ile Serhend’in kasabası olan Benur’a gelip yerleşmişlerdi. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1054 (m. 1644) senesinde, Medine-i Münevvere’de vefat etti.

Rivayet edilir ki Âdem-i Benurî’nin muhterem validesi, bu yüksek oğluna hamile iken rüyasında, bazı nuranî zatların, hikmet dolu bir kandili yakıp evin tavanına astıklarını ve bu kandilden etrafa nur yayıldığını gördü. Bu rüyasını zevcine anlattığında o zat; “İnşaallah senden nuranî bir çocuk dünyaya gelecektir.” dedi.

Âdem-i Benurî hazretleri bu rüyayı naklettikten sonra şöyle anlatır: “Başka bir defasında, annem ile babam rüyada Resulullah Efendimizi görmüşler. Resulullah Efendimiz babama bir şey vererek; “Ye.” buyurmuşlar. Babam da yemiş. Ondan sonra ben meydana gelmişim. Şimdi anlıyorum ki benim vücudum Resulullah Efendimizden bir hediye ve bir ihsandır.”

Yine Âdem-i Benurî’nin kendisinin bildirdiğine göre o önceleri İmam-ı Rabbanî hazretlerinin halifelerinden olan Hace Hıdır’dan feyiz aldı. Yüksek hâller hâsıl oldu. Bu hâllerini Hace hazretlerine arz etti. O da buyurdu ki: “Bundan başkası bende yoktur. Senin bundan sonraki yetişmen, ilerlemen, İmam-ı Rabbanî hazretlerine havale olundu. Şimdi Hazreti İmam’ın huzuruna gidiniz.” Âdem-i Benurî, Hace Hıdır’ın işareti ile İmam-ı Rabbanî hazretlerinin huzurlarına kavuştu.

Daha önce hâsıl olan hâllerini, tasavvuf yolunda elde ettiklerini arz etti. Hazreti İmam buyurdu ki: “Bunlar başlangıç hâlleridir. Kemale erişmek daha nerede?...”

Âdem-i Benurî bunu anlatırken buyurdu ki: “İmam hazretleri böyle buyurunca hatırımdan; “Her hâlde beni teşvik için böyle söylüyorlar. Yoksa bundan ziyade hangi kemal mertebesi olacak?” diye geçti. O yüce İmam’a karşı itikadım tam olduğu için hizmetinde bulunmaya devam ettim. Az bir zaman sonra anlaşıldı ki bende hâsıl olanlar, Hazreti İmam’ın huzur ve sohbetinde kalbime akıtılanlara nisbetle, başlangıç hâlleri bile sayılamazlar.”

Hazreti İmam-ı Rabbanî’nin yüksek huzur ve sohbetlerinde yetişip kemale gelen Âdem-i Benurî, o yüce İmam’ın sohbetinde bulunmakla çok faydalara, yüksek hâllere, yüce makam ve mertebelere kavuştu. İstidadının yüksekliği, fıtratının (yaratılışının) temizliği ve yüksek mürşidinin (İmam-ı Rabbanî hazretlerinin) kuvvetli tasarrufu ve çok teveccühleri ile birkaç ay gibi kısa bir müddette, eşsiz derecelere ulaştı. İmam-ı Rabbanî, Âdem-i Benurî’yi hususî odalarına çağırarak, irşat vazifesi ve icazet verip Benur’a gönderdi. Buraya yerleşen Afganlılardan yüzbin talebesi olduğu rivayet edilmektedir.

Âdem-i Benurî şöyle anlatır: “Kendilerinden icazet almakla şereflendikten sonra Benur’a gittim. Fakat kendimi irşada hiç layık görmüyordum. Sırf emirlerine uymak için birkaç kişiye emr-i ma’rûfta bulundum. Ama kalbim irşat vazifesinde ve makamında bulunmaktan hoşlanmıyordu. Nihayet bir zaman sonra yine, Hazreti İmam’ın sohbetine gel gelmekle şereflendim. Aynadan parlak olan mübarek kalbleriyle, benim bu işten hoşlanmadığımı ve pek gayret göstermediğimi bildiler ve; “Allahü teala sizden; “İrşad ve hidayet kudretin olduğu hâlde niçin kendini bu işten muaf tuttun?” diye soracak.” buyurdu. Hazreti İmam bunu kuvvet ve kesinlikle söyleyince çaresiz bütün gayretimi bu işe verdim.”

Âdem-i Benurî; Resulullah Efendimizin sünnet-i seniyyesine uymaya, bidatleri yok etmeye, tam istikamet sahibi olmaya çalışmıştır. Fakirle zengini, darda olan ile rahatlıkta olanı, hizmetçi ile efendiyi, oğlu ile talebesini bir tutup hepsine ikramda bulunmak onun güzel ahlâkından idi. Yemeğin, gönül huzuru, tam bir temizlik ve abdest ile pişirilmesini buyurur ve yemeğin eşit olarak dağıtılmasına ihtimam gösterirdi. Meclisinde; riyanın, iki yüzlülüğün ve yapmacıklığın yeri yoktu. Emr-i ma’rûf ve nehy-i münker onun en güzel yolu idi. Bilhassa dünyayı sevenlere, dünyaya düşkün olanlara, o kadar hakimane ve edibane olarak, öyle güzel ve tesirli sözler söylerdi ki başka kimseler kolay kolay öyle sözler söyleyemezdi. Bu faydalı sözleri karşısında hiç kimse ona kırılmazdı. Sözü kime ve ne için ise tesirli olur, Allahü tealanın izniyle tesiri, o anda görülür ve o kimse tövbe etmekle şereflenirdi. Konuştuğu zaman bütün sözleri ya iyiliği emir şeklinde, veya ilim ve marifet olurdu. Böyle olmayan sözler pek az duyulurdu. Böyle olmayan sözler söylemiş olduğu zannedilse bile onun da altında mutlaka bir nasihat ve bir hikmet bulunurdu. Onun sohbeti insanları kötü sıfatlardan, fena ahlâktan ve alçak dünyayı sevmek ve ona düşkün olmaktan temizlerdi.

Seyyid Âdem-i Benurî, zamanında yeryüzünün en meşhur en büyük mürşitlerinden, hidayet rehberlerinden idi. Talebelerinin sayısı yüzbinden çoktu. Her tarafta büyük kabul gördü. Dünyanın her tarafından grup grup insanlar, aradaki mesafenin uzaklığına ve yol meşakkatine aldırmaksızın huzuruna gelirler, sohbetinde bulunmak şerefine kavuşmaya can atarlardı. Bu sebeple dergâhı, devamlı olarak kalabalık olurdu. Hazreti Seyyid orada bulunanların hepsine yemek ikram ederdi. Herkese yardımcı olmaya çalışırdı. Kendisine gelen ihtiyaç sahibi bir kimseyi boş çevirmez, yapabildiği nisbette yardımcı olur, o kimsenin işini hâllederdi. Böyle başkalarına yardımcı olmaya çalışırken kendi başına bazı sıkıntılar gelse, onlara sabreder, şikayet etmezdi.

1053 (m. 1643) senesinde talebelerinden birinin bir işi için Lahor’a gitti. Yanında Afganlılardan ve başkalarından onu seven kalabalık bir cemaat vardı. Bazıları onun gelişini zamanın sultanına yanlış bir şekilde haber verdiler. Hatta öyle sözler söylediler ki bu sözlerden mübarek hatırı incinip işini çabuk hâlledip bitirdi ve Lahor’dan ayrıldı. Zaten eskiden beri, Sevgili Peygamberimizin ve Beytullah’ın aşkıyla yanmakta idi. Lahor’dan ayrıldıktan sonra memleketine (Benur’a) döndü ve oradan Harameyn-i şerifeyne (Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’ye) doğru yola çıktı.

Öyle bir aşk, muhabbet ve edebe sahipti ki hacdan sonra Mescid-i Kuba’dan Mescid-i Nebevî’ye kadar olan yolu, her adımda iki rekat namaz kılarak gelmiştir.

Medine-i Münevvere’ye gidince Kabr-i Nebevî’yi ziyaretinde, Resulullah onun selamını almış ve pek az kimseye bile nasip olmayan musafaha etmek şerefine kavuşmuştur. Ziyaretten sonra memleketine dönmek üzere ayrılmak istediği zaman, Resulullah Efendimizden saadet müjdesi aldı. Kendisine hitaben; “Ey oğlum! Sen benim yanımda kal!” buyuruldu. Bunun üzerine orada kaldı. Burada Ahmed Kuşaşî Hakikat-i Kâbe üzerine konuşmalar yaptı. 1054 (m. 1644) senesinde; Medine-i Münevvere’de, çok sevdiği hiç unutmayıp her an zikrettiği Rabbine, yüksek ceddi olan Resulullah Efendimize ve diğer sevdiklerine kavuştu. Emirü’l-Müminîn Hazreti Osman-ı Zinnûreyn’in kabrine çok yakın bir yerde defnolundu. Öyle ki Hazreti Osman’ın türbesinin gölgesi Seyyid Âdem-i Benurî’nin kabrinin üzerine gelirdi.

Hazreti Seyyid Âdem-i Benurî, daha ilk teveccühte, talebeyi fena-i kalb makamına ve Nisbet-i Müceddidiyye’ye ulaştırırdı. Allahü teala tarafından ona, müceddidiyyede hususi bir tarz ve yol ihsan edildi. Bu yola, “Ahseniyye” denilmektedir. Bu kendi yolu ile insanları Allahü tealaya yaklaştırıyordu. Bu hâli, İmam-ı Rabbanî hazretleri çok önceleri, şu sözleri ile işaret etmişlerdi: “Size bizden istifade ettiğinizden daha çoğu gaybî olarak verilecektir. Sizin yolunuza tevvessül eden mağfiret olunmuştur. Kıyamette size yeşil bir sancak verilir. Size tevessül edenler, yolunuzda gidenler, sizi takip edenler kıyamet gününde o sancağın altında rahat ve gölgede olurlar.”

Seyyid Âdem-i Benurî hazretleri, Allahü tealanın dinine, insanların saadete kavuşmalarına çok hizmet etti. Dörtyüzbinden ziyade kimse onun elinde tövbe edip hidayete kavuştu. Evliyanın büyüklerinden Seyyid Abdullah-ı Dehlevî buyurdu ki: “Âdem-i Benurî, kimi mürit (talebe) edinse, biat anında o kimseyi fena-i kalb makamına ulaştırırdı.”

Eserleri: Âdem-i Benurî İmam-ı Rabbanî hazretlerinin yolunu Hulasatü’l-mearif, Nikatü’l-esrar ve Kelimatü’l-mearif adlı üç eserinde toplamıştır. Ayrıca risaleleri vardır. Talebelerinden Bedahşî, hocasının sohbetlerini Netaicü’l-Haremeyn kitabında toplamıştır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası