Dokuzuncu asırda Gelibolu’da yetişen velilerden. Yazıcızade lakabıyla tanınmıştır. Babası âlim bir zat olan ve katiplik yapan Salih Efendi, ağabeyi ise meşhur âlim Yazıcızade Muhammed Efendidir. Doğum tarihi belli değildir. Eserinde yer alan “Hak teala hazretleri, miskin Ahmed-i Bican’ı, deniz kenarında, gaziler şehrinde Gelibolu’da yarattı.” ifadesinden onun Gelibolu’da doğduğu anlaşılmaktadır. Ahmed i Bican hazretleri Gelibolu’da vefat etmiştir. Kaynaklarda vefat tarihi ihtilaflı olup, 870 (m. 1466), 857 (m. 1453) veya 859 (m. 1455) olarak kaydedilmiştir.
Babası Yazıcı Salih Efendi, bazı rivayetlere göre, Ankara veya Bolu civarında devlet hizmetlerinde katiplik yapmıştır. 811 (m. 1408)’de tamamladığı, Anadolu’da astroloji sahasında ilk Türkçe manzum eser olan Şemsiyye’sini Ankara’da İskender bin Hacı Paşaya ithaf etmiştir. Sonra Gelibolu’ya gelip yerleşmiştir.
Ahmed-i Bican küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Zamanın ilimlerini tahsil etti. Arapça ve Farsçayı çok güzel öğrendi. Zahiri ilimlerdeki tahsilini tamamladıktan sonra ağabeyi Muhammed Bican ile birlikte manevî ilimlerde de yükselmek istiyor, kendilerini irşad edecek, doğru yolun manevî zevklerini tattıracak bir evliya arıyorlardı.
İki kardeş arayış içinde iken, devrin büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli hazretleri misafir olduğu Edirne’den ayrılarak yanındakilerle birlikte Ankara’ya gitmek için yola çıkmıştı. Epey yol aldıktan sonra, yanındakiler Gelibolu’ya yaklaştıklarında yolu şaşırdıklarını anlayıp, telaşlandılar.
Hacı Bayram-ı Veli durumu fark edince; “Evlatlarım! Devam ediniz. Belki orada bekleyenlerimiz vardır.” dedi. Gelibolu’ya vardıktan sonra, Hacı Bayram Veli odasında dinlendiği sırada, huzuruna girmek için Muhammed ve Ahmed Bican kardeşler izin istediler ve içeri girip selam verdiler. Kendilerini tanıtmak istediklerinde Hacı Bayram-ı Veli; “Biz sevdiklerimizi daha iyi tanırız.” dedi. Onlara muhabbet nazarları ile bakıp dua etti, sonra; “Yağ ve kandil hazırmış, bize yalnız kibriti yakmak kalmış.” buyurdu.
Ahmed-i Bican ve ağabeyi, Hacı Bayram-ı Veli hazretlerinin huzurunda manevî ilimlerde yükseldikten sonra Bayramiye tarikatına göre insanları terbiye etmeye başladılar. Bayramiye esaslarından olan devamlı oruç tutup çile çıkardıkları, aşk ve muhabbet çokluğundan yemeden içmeden kesildikleri için Bican lakabını aldılar.
Eserinde geçen; “Elhamdülillah ki Gelibolu’da nice kez kafir ile cenk idüp gazalar idüp dururuz. Gah kafir bize geldi. Gah biz kafire varup dururuz.” sözünden birçok savaşlara katıldığı anlaşılmaktadır. Ahmed Bican böylece sünnete uyarak, nefsini ıslah için yaptığı halvet, yalnızlık, çile ve riyazetleri yani cihad-ı ekberi yani büyük cihadı cihad-ı asgarla, küçük cihatla tamamladı.
Ahmed-i Bican hazretleri insanlara doğru yolu göstermeye devam ederken bir gün Ağabeyi Muhammed Bican’a; “Ağabey! İlim ve irfanın ziyadedir. Tek arzum ve sizden dileğim, yadigar bir eser yazmanız ve bunun her yerde okunmasıdır. Dünya geçici, günlerin ise hiç vefası yok.” dedi. Muhammed Bican hazretleri onun bu isteği üzerine Megaribü’z-zeman adlı eserini yazdı.
Bir süre sonra Muhammed Bican, kardeşine gelerek; “Kardeşim Ahmed! Bizi memnun etmek istersen Megaribü’z-zeman’ı Türkçeye tercüme et. Güzel üslubun ile herkes istifade etsin.” dedi. Bunun üzerine Ahmed-i Bican hazretleri eseri Envarü’l-aşıkin ismiyle tercüme etti.
Eserleri: Ahmed-i Bican birçok eser yazmıştır. Eserlerinde son derece sade bir dil ve anlaşılması kolay ve akıcı bir üslub kullanmıştır. Genellikle babasının ve ağabeyinin yazdıkları Arapça eserleri Türkçeye tercüme ve şerh etmiştir.
Başlıca eserleri şunlardır:
1- Envarü’l-aşıkîn: Dört-beş asırdan beri okuna gelmiş, çok sevilip, benimsenen bir eseridir. Eser 855 (m. 1451) senesinde tamamlanmıştır. Eserin çeşitli yazma nüshaları olduğu gibi, pekçok baskısı da yapılmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi Hasip Efendi Kısmı no: 211’deki yazma nüsha en eski tarihli olanıdır. 1862’de Kazan’da basılan nüshası harekeli ve resimlidir. Envarü’l-aşıkîn kitabının tertibi, ana hatlarıyla beş bölümdür. İçinde şunlar yer almıştır: Varlıkların tertib ve nizamı, Âdem aleyhisselamın yaratılışı, peygamberler ve kıssaları, ilahi kitaplar, dünya ile ilgili faziletler, kıyamet alametleri, Kur’an-ı Kerim, mahşer, sırat, Cennet, Cehennem, melekler, huriler, gılmanlar, Cennetliklerin makamları ve Cennet nimetleri.
2- Dürr-i Meknun: Bu eserini, insanların, Allahü tealanın kudretini ve azametini bilmeleri için, onlara bunu anlatmak gayesi ile yazdığını belirtmiştir. Bu eser, onsekiz bölümdür. Gökler, Arş, Kürsi, Cennet, Cehennem, ay, yıldızlar, güneş, yeryüzü, ilim, hendese (geometri), iklimler, dağlar, denizler, şehirler, mescidler, Süleyman Aleyhisselamın tahtı ve saltanatı, Belkıs’ın saltanatı ve ömürleri, helake uğrayan beldeler, otlar, yemişler, suretler ve kıyamet alametleri anlatılır. Eserin en eski tarihli yazma nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığındadır. (No: 1322-1325). Eser 1999’da İstanbul’da yayınlanmıştır.
3- Münteha Tercümesi: Bu eser, Kitabü’l-Münteha el-Müşteha ale’l-Füsus adlı eserin şerhinin Türkçeye tercümesidir. Eserin aslı Muhyiddin Arabi hazretlerinin Füsusü’l-Hikem adlı eseridir. Bunu, Ahmed-i Bican’ın ağabeyi Yazıcızade Muhammed şerhetmiştir. Arapça olan bu şerhi de Ahmed Bican Türkçeye tercüme etmiştir. Eser otuz bölümdür. Peygamberlerin aleyhimüsselam makamları, kıssalar, mirac, gaza etmek, Muhammed Aleyhisselamın gazaları, şehitlerin namazının kılınışı, kıyamet alametleri, Cennet, Cehennem, nebiler, veliler, güneşe göre vakit bulmak, haftanın günleri, çeşitli surelerin tefsiri, Peygamber Efendimizin vefatı, Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali, Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’in vefatları, Peygamberimizin mübarek zevceleri gibi konular yeralmıştır. Süleymaniye Kütüphanesi Pertev Paşa Kısmı No: 293’deki nüsha müellif hattıdır.
4- Ruhu’l-ervah: Peygamberlerin aleyhimüsselam kıssalarından bahseden bir eserdir. Bu eser Viyana Avusturya Milli Kütüphanesinde (Oesterreichisce Nationalbibliothek, Vienna) 843 numarada kayıtlıdır.
5- Bostanu’l-hakayık: Bu eseri babasının yazdığı Şemsiyye adlı eserin nesir halinde tercümesidir. Bazı bölümlerini yeniden ele almıştır. Bir nüshası Millet Kütüphanesi Ali Emirî Ulumu Şer’iyye, Kısmı No: 561’de kayıtlıdır.
6- Acaibü’l-mahlukat: Bu eseri, Zekeriyya Kazvinî’nin Acaibü’l-Mahlukat adlı eserini ana kaynak tutarak hazırlamıştır. Kendi zamanına kadar yazılmış olan coğrafya, kozmoğrafya ve biyoloji kitaplarından faydalanmıştır. Ay, yıldızlar, göklerdeki melekler, Azrail aleyhisselam, günler, aylar, Pınarlar, rüzgarlar, denizler, deniz canavarları ve denizdeki mahlukat, madenler, nebatlar, insan azaları, cinler, yiyecekler, kuşlar, haşerat gibi daha pek çok şeyden bahsetmektedir. Coğrafya ile ilgili olan eserin Türkçede ilk defa olduğu kayıtlı ise de aynı eser daha önce Rükneddin Ahmed tarafından tercüme edilmiştir. Bir nüshası Üniversite Kütüphanasi, TY, no. 6797’de kayıtlıdır.
7- Cevahirname; Ahmed Bican’ın bilinen tek manzumesidir. Kırk beyit civarındaki bu mesnevide yakut, elmas, zümrüt, firuze, akik gibi mücevherlerin daha çok tıbbî yönden tedavi ve tesirleriyle ilgili özellikleri konu edilmiştir. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmı, No: 3452’de kayıtlıdır.
Ahmed Bîcan’ın en meşhur eseri olan Envarü’l-aşıkîn adlı eserinden seçmeler:
Sadaka vermek: Allahü teala Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurdu ki: “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr hayra harcayan kimseler var ya, işte onların, Rableri katında ecirleri (mükâfatları) vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar.” (Bakara suresi: 127)
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Bana peygamberlik veren Allah hakkı için kim bir yetime sadaka verirse Allahü teala, kıyamet gününde ona azap yapmaz. Kim kendi akrabasına sadaka verip başkasına vermezse Allahü teala, kıyamet gününde o kimseye bakmaz.”
Ebu Hüreyre şöyle nakletmiştir: “Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Cennet’te nurdan odalar vardır.” Eshab-ı Kiram; “Ya Resulallah, o odalar kimindir?” dediler. Resulullah; “İnsanlara sadaka veren, güzel şeyler söyleyen, yemek yediren, insanlar uyurken gece namazını kılanlar içindir.” buyurdu. Yine; “Allah katında en üstün amel, açlıktan yüreği yanmış birinin karnını doyurmaktır.” buyurdu. Bir hadis-i şerifte de şöyle buyuruldu: “Sizin üzerinize olan sadaka vermekte altı haslet vardır. Bunlardan üçü dünyada, üçü ahirettedir.
Dünyada olanlar:
1- Allahü teala sadaka veren kimsenin rızkını artırır.
2- Ömrüne bereket verir.
3- İki yakasını bir araya getirir.
Ahirette olan üç haslet:
1- Kıyamet gününde çıplak kalmaz.
2- Kıyamet günü başı üstünde bir gölge bulunur.
3- Sadakası Cehennem ile onun arasında perde olur.” Yine Hazreti Resulullah buyurdu ki: “Kim sadaka verirse Allahü teala ona bir yerine on (mislini) verir. Kim ödünç verirse bir yerine onsekiz verir.”
Sabır: Allahü teala, Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurdu ki: “Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara suresi: 153) İmam-ı Gazalî hazretleri şöyle buyurmuştur: “Belalara sabretmek insanın hususiyetlerindendir. Hayvanlarda ve meleklerde sabır olmaz. Hayvanlarda şehvet ağır bastığından ve bu şehvete sabretmek için akılları olmadığından, onlarda sabır yoktur. Meleklerde ise şehvet yoktur. Onlar, Allahü tealanın cemaline aşık olmuşlardır.” Fahreddin Razî şöyle demiştir: “Sabretmek, Allahü tealanın hükmüne razı olmaktır. Kalb bir şeye meylettiği zaman, yüzünü yüce âlemden çevirir. Nitekim Âdem Aleyhisselam’ın kalbi Cennet’e meyledince Allahü teala Cennet’i ona mihnetli kıldı.” Resulullah; “Sabır benim azığımdır.” buyurdu. Sabırdan maksat takvadır. Allahü teala, Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurdu ki: “Muhakkak ki azığın en hayırlısı takvadır. Ey aklı tam olanlar, benden korkunuz.” (Bakara suresi: 197) Takvadan maksat sakınmaktır. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kul, harama düşerim diyerek şüpheli şeylerden kaçınmadıkça, takva derecesine erişemez.” Ca’fer-i Sadık hazretleri şöyle buyurmuştur: “Takva, kalbde Allahü tealanın sevgisinden başka bir şey bulundurmamaktır.” Takvanın üç alameti vardır: 1- Her hâlükarda Allahü tealanın rızasını aramaktır. 2- Her işte Allahü tealaya dönmektir. 3- Her durumda dosdoğru olmaktır.
Allahü teala, Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurdu ki: “Ey iman edenler! Din uğrundaki eziyetlere sabredin ve düşmanlarınızla olan savaşlarda üstün gelmek için sabır yarışı yapın. Sınır boylarında cihat için nöbet bekleşin ve Allah’tan korkun ki felah bulasınız.” (Âl-i İmran suresi: 200) “Sabrediniz.” buyurması, belalara sabretmeye işarettir. Bu, halk (avam) içindir. “Nöbet bekleşin.” buyurması, günahkârlığı terk etmeye işarettir. Bu, havass içindir. “Sabır yarışı yapınız.” buyurması, ibadet yapmaya katlanmaya işarettir. Bu da seçilmişlere mahsustur. Bunun için kişinin rahatlığı yakîndedir. Şerefi tevazudadır. Saadeti, kurtuluşu İslam’dadır. İsmeti (günahsız olması) Allahü tealaya güvenmektedir. Akıllılığı dindedir. Gayreti dünyayı terk etmektedir. Helaki günah işlemeye cüret etmektedir. Pişmanlığı uyumaktadır. Şekaveti cehalettedir. Saadeti ilimdedir. Olgunluğu aşktadır. Güzel yaşaması sabırdadır. Sabır, halkın içinde nefsanî arzuları terk etmek, yapmamaktır. Eğer dünyanın bütün belaları onun üzerine gelse “Ah” bile demeyen; vefadan, cefadan, acıdan, zenginlikten ve her çeşit nimetten dolayı değişmeyen, mağrur olmayan ve bunların karşısında hep aynı kalan kimse sabırlıdır. Bilakis o, kendini bela mancınığına kor ve kaza denizine atar. Sonundan hiç endişe etmez. Vesselam.
Dünya: Bayezid-i Bistamî hazretleri buyurdu ki: “Kalbin kabzedilmesi (daralması), nefsin yayılmasındandır. Hayâ ilimdir. Rahatlık marifettir. Rızık, zikirdir. Şevk, aşıkların mülk yurdudur. Marifet nuru, kalb içindedir. Aşk, zikirle meşgul olunduğu zaman gönlü nurlandırıp aydınlatır. Dünya sevildiği zaman, kalb (gönül) kararır.”
Şu beş şeyin kalbi öldürdüğü nakledilmiştir:
1- Çok yemek.
2- Halkın başına bela getirmek.
3- Namazı vakitsiz kılmak.
4- Yemeği sol el ile yemek.
5- Yalan söylemek.
Şu beş şey de kalbi diriltir, uyandırır:
1- Âlimler ile bulunmak.
2- Yetimlere şefkat etmek.
3- Oruç tutmak.
4- Az yemek.
5- Dünyayı sevmemek. Rabbini anıp hakiki zikri yapan kimse dünyaya meyletse hak yoldan kov
ulur ve bütün ömrü kaygı ile geçer.
Allahü tealanın sevgili kulları beş kısımdır:
1- Züht sahibi olan âlimler.
2- Adaletli hükümdarlar.
3- Hayâlı çocuklar.
4- Tevazu sahibi zenginler.
5- Sabırlı dervişler (tasavvuf yolunda ilerleyenler).
İnsanı Rabbinden uzaklaştıran perdelerin en büyüğü, kalbi öldürmek, karartmaktır. Kalbin ölmesine, kararmasına sebep ise dünyayı sevmektir. Bir hadis-i kutside buyuruldu ki: “Ey Âdemoğlu! Kanaat et zengin ol. Hasedi terk et, rahat ol. Dünyayı terk et, dinin hâlis olsun.” Kim gıybeti terk ederse aşkı ziyade olur. Kim halktan uzak durursa halkın şerrinden emin olur. Kim az ve güzel konuşursa aklı tam olur. Kim aza kanaat ederse gerçekten Allahü tealanın ahdine inanmış olur. Kim dünya için kaygılanırsa Allahü tealadan uzaklaşır.
Bir hadis-i kutside buyuruldu ki: “Şaşarım o kişiye ki ahiret hesabına inandığı hâlde nasıl mal toplayabilir? Ey Âdemoğlu! Her gün ömrün eksilir, sen bilmezsin. Her gün rızkın sana gelir, şükretmezsin. Halktan korkarsın, benden korkmazsın. Benden utanmazsın. Abidlerin sözlerini söylersin, münafıkların amelini işlersin, ölüm haktır dersin, yine onu çirkin görürsün. Kim dünya malı yığarsa onun hakkı yoktur. Kim dünya ile rahatlarsa onun aklı idraki yoktur. Kim dünya arzuları peşinde koşarsa onun marifeti yoktur.”
Yine hadis-i kutsilerde buyuruldu ki: “Kim bir dervişe, (dünyayı terk edip Allahü tealaya dönen kimseye) karşı büyüklenirse kıyamet gününde o kişiyi karınca şeklinde yaratırım ve kim bir dervişe alçak gönüllülük gösterirse dünyada ve ahirette onu yüceltirim. Kim bir dervişin gönlünü kırarsa o kişi benimle cenk etmiş gibi olur.”
“Nice zengin vardır ki zenginlik onu fesada düşürmüştür. Birçok fakir vardır ki fakirlik onu fesada düşürmüştür. Nice sağlıklı kimse vardır ki sağlık onu fesada düşürmüştür. Nice âlim vardır ki ilim onu fesada düşürmüştür. Nice cahil vardır ki cahillik onu fesada düşürmüştür. Dünya muhabbetini gönlünüzden çıkarınız. Dünya muhabbeti ile benim muhabbetim bir gönülde asla bulunmaz.”
Nakledilmiştir ki beş kimse çok kıymetlidir, bağışlanmıştır.
1- Kötü kimsenin emri altında olan iyi kimse.
2- Cimri kimsenin emri altındaki cömert kimse.
3- Zalimin emri altında olan adil kimse.
4- Cahilin emri altında bulunan âlim kimse.
5- Zenginin emri altında bulunan derviş kimse.
Resulullah Efendimiz bir hadis-i şerifte buyurdu ki: “Cennet’in bir kamçı kadar yeri, dünyanın tamamından üstündür.”
Allahü teala Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurdu ki: “Yeryüzünde bulunan her canlı fanidir.” (Rahman suresi: 26) Dünya, çok gün geçirmiş fitneli ve nazlı bir ihtiyara benzer. O, dışını gençler gibi giyecekler ile süsleyip halk arasında naz eder. Böylece insanlar da onun tuzağına düşer. Dünya zalim bir padişaha benzer. O, halka bazı şeyler bağışlar, fakat dostluğu yoktur. Hepsini öldürmek ister.
Akıllı kimseler, kışın ihtiyacını yazın hazırlar. Ölümün hazırlığını da diri iken yaparlar. Dünya, içi cevherler ile dolu bir denize benzer. Çok kimse ondan cevher çıkarır. Çok kimse de o denize girip boğulur. Sözün kısası, Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Dünya fitne ve beladır. Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi dünyayı sevmek ve mal toplamaktır.”
Nitekim Allahü teala, Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurdu ki: “Biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız ancak bir fitnedir (birer imtihandır). Allah katında ise büyük mükâfat vardır.” (Enfal suresi: 28) Ahiret sarayının yolu, Allahü tealaya itaat etmektir. Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: “Ümmetimin evvelkileri, Allahü tealaya bağlılık ve sadakat ile kurtuldular. Sonrakiler ise dünyayı ve uzun ömür istemekle helak oldular.”
Tövbe: Allahü teala, Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurdu ki: “Ey İman edenler! Allah’a şöyle tövbe edin ki tam bir pişmanlıkla hâlis bir tövbe olsun.” (Tahrim suresi: 8) Resulullah Efendimiz bir hadis-i şerifte buyurdu ki: “İşlediği günaha tövbe eden, o günahı işlememiş gibi olur.” Bir hadis-i şerifte de; “Allahü teala kulun tövbesini, can boğaza gelinceye kadar kabul eder. Ben de günde yüz defa tövbe ediyorum.” buyuruldu. Tövbe yapmayan kimsenin nefsi ıslah olmaz, zalim olur. Allahü teala, Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurdu ki: “Kim de tövbe etmezse işte onlar, kendilerine zulmedenlerdir.” (Hucurat suresi: 11)
İmam-ı Gazalî hazretleri buyurdu ki: “Tövbe üç kısımdır:
1- Halkın (avamın) tövbesi. Bu, çok taat etmektir.
2- İlim sahibi olanların tövbesi: Bu, günahı terk etmektir.
3- Seçilmişlerin (havassın) tövbesi. Bu, hiçbir vakti zayi etmemektir.”
Arifler şöyle buyurmuşlardır: “Tövbe beş kısımdır:
1- Halkın tövbesidir. Bu, günahtan dönmektir.
2- Salihlerin tövbesidir. Bu, gizli günahları da terk etmektir.
3- Müttekîlerin tövbesidir. Şekten, şüpheden sakınmaktır.
4- Muhiblerin (Allah dostlarının) tövbesidir. Bunların tövbesi, Allahü tealayı zikretmekten gafil olmamak için halktan sakınmaktır.
5- Ariflerin tövbesidir.”
Ey Rabbimiz! Dualarımızı kabul buyur. Şüphesiz sen, her şeyi işiten ve hakkıyla bilensin. Bizim tövbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen, tövbeleri kabul eder ve Mümin kullarına rahmetini ulaştırırsın.