AHMED MÜRŞİDÎ EFENDİ

Ahmed Mürşidî Efendi İslam alimi
A- A+

Evliyanın büyüklerinden. İsmi Ahmed Mürşidî’dir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Diyarbakır’da doğdu. 1174 (m. 1760) senesinde orada vefat etti. Şehre bir saat uzaklıktaki Ali Pınarı köyü ile şehir arasında defnedilmiştir.

Ahmed Mürşidî Efendi, Birecikli Ebu Bekr Efendi’nin talebesi olup ondan çok istifade etti. Sonunda hilafet aldı. Kaynaklarda Ahmed Mürşidî Efendi’nin hayatı hakkında fazla bir bilgiye rastlanamamıştır.

Yazmış olduğu Ahmediyye isimli eser çok meşhurdur. Bu eserin Ahmed Bîcan hazretlerine ait olduğu sanılmışsa da Ahmed Bîcan’la Ahmediyye’nin aslında hiçbir ilgisi yoktur. Ahmed Mürşidî’nin ayrıca; Pend-i Ahmediyye, Yusuf ve Züleyha ile Mevlid-i Nebî manzumeleri vardır.

Ahmediyye’den bazı bölümler:

Ya Rabbî! Senden niyazım şudur: “Bize dünyayı sevdirme. Sana yakın olmak zevkinden bizi mahrum etme. Azapların en şiddetlisi senden uzak kalma azabıdır.

Ey Ahmed! Şu fanî mülkün durumunu anlat. Mal ve mülk denilen o zehirli yılandan bahset. Bu dünyada birçok kimse mal ve mülkleri ile mağrur oldular. Bu yüzden de Hak tealanın yolundan ayrıldılar. Bu geçici âleme aldanan, tul-i emel sahibi olarak Allahü tealadan uzak kalanların sonlarını düşündün mü? O kadar gayret gösterip biriktirdikleri mallar ne oldu? Ey insanoğlu! Bil ki o sakladığın mallar senin değil, hepsi emanettir. Bir gün sen öbür dünyaya göçersin onlar burada kalır. Oraya bir kefenden başka bir şey götüremezsin. Bir gün biriktirmiş olduğun malları mirasçılarına bırakıp gidersin.

Bütün mal ve mülkün elinden gidip o benim malım dediğin şeyler, yeni sahiplerinin eline geçer. Her topladığın malın hesabını yarın kıyamet gününde vereceksin. Bu hâlinle kıyamet günü hâlin nice ola? Sana söylenecek en tesirli söz şu olsa gerek: “Sen bu geçici dünyayı bakî mi sandın? Hâlbuki bunların hepsi fanî idi. Çok mal toplayanlar yarın kıyamet gününde hepsinin hesabını vereceklerdir.

Birçok sual ve hesaptan sonra malının helal olduğu anlaşılan kimse kurtulur. Haram ise elbette azap ederler. Helal malın da zekatı sorulur. Eğer hesabı kolay verirsen kurtulursun.”

Ey Ahmed! Asla dünya malına meyletme. Ancak kimseye el açmayacak kadar malın olsun yeter. Bilmez misin her işin hayırlısı ortasıdır. Dünya ahiretin tarlasıdır. Sen bu âleme para ve mal toplamak için gelmedin. İyi ameller yapmak için geldin. Kimseye el açmayacak ve yetecek kadar mal kazandıktan sonra vaktini Hak tealaya ibadet ederek geçir.

Ondan sonra yat ve istirahat et. Unutma, nefsinin de sende hakkı vardır. Topladığın o mal ve mülk senin değil mirasçılarınındır. Senin rızkın, ancak âlemlerin rızık vericisi olan Allahü teala tarafından sana yemen içmen için verilenden ibarettir.”

Fazla mal istemek: Bir zamanlar, Allahü tealaya kullukla ve Cenab-ı Hakk’ın ismini zikirle ömürlerini geçiren bir karı-koca varmış. Geçimleri sıkıntılıymış. Ölmeyecek kadar bir rızıkla geçinirlermiş.

Bir gün kadın kocasına; “Efendim! Bizim çektiğimiz bu sıkıntıya ve yokluğa artık dayanma gücüm kalmadı. Allahü tealadan biraz dünyalık isteyelim.” demiş. İkisi birlikte Allahü tealaya niyazda bulunup bolca rızık ve dünyalık istemişler.

Allahü teala bu abid kullarının duasını kabul buyurarak bunlara biraz dünyalık vermesi için bir meleği vazifelendirmiş. Bu melek sabah olunca bir derviş kılığında kapıyı çalmış. O abid kişi kapıyı açınca derviş kılığındaki melek ona bir kese verip gitmiş. Abid kişi içeri girip keseye baktığında altın ve gümüş ile dolu olduğunu görmüş. Karı-koca duruma çok sevinmişler.

O gece yattıklarında şöyle bir rüya görmüşler. Kıyamet kopmuş, mahşer yerinde her ikisinin hesabı görülmüş, salih birer kul olduklarından, iyi amel sahibi oldukları anlaşılmış. Cenab-ı Hak onlara Cennet’i nasip eylemiş. Cennet’e girdiklerinde huriler onları karşılayarak mekanlarını göstermişler. Evleri çok güzel bir köşkmüş. Onlar köşkün güzelliğine hayran kalmışlar. Ancak köşkün damında bir delik olduğu dikkatlerini çekmiş. Buna çok üzülmüşler. Bu kadar güzel olan köşkümüz ne yazık ki ayıplı demişler ve Allahü tealaya; “Ya Rabbî! Ne olurdu, köşkümüzdeki şu noksan olmasaydı.” diye yalvarmışlar.

O sırada şu nida gelmiş: “Siz fanî âlemde talepte bulundunuz. Köşkünüzün damının açık olması bundandır. Elbette fanî âlemde isteyen, bakî âlemde noksan mükâfat görür.” Bu hitaba çok üzülüp melul olmuşlar, birbirlerine; “Meğer biz bilmeden kendi kendimize kötülük etmişiz.” demişler. Uyandıkları zaman her ikisi de aynı rüyayı gördüklerini anlayıp uzun uzun düşünmüşler.

Bu rüyadan gerekli dersi alarak bir anda gafletten uyanmışlar. Kadın kocasına; “İkimiz de aynı rüyayı görmüş bulunuyoruz. Gel bu fanî âlemde sıkıntı çekmeye katlanalım da bakî âlemi kazanalım. Bu paraları Allah rızası için dağıtalım. Böylelikle köşkümüzdeki noksanlık giderilir.” demiş. Altınları ve gümüşleri sadaka olarak fakirlere dağıtmışlar.

Ertesi gece yine ikisi de rüyalarında Cennet’i ve köşklerindeki deliğin kapandığını görmüşler. Sevinçle uyanarak Allahü tealaya şükretmişler.

İşte durum bundan ibarettir. Bu dünyada bulamayanlar, bakî âlem olan Cennet’te bulurlar. Dünya nimetleri ile ölçülemeyecek nimetlere ve haddi hesabı belli olmayan lütuflara kavuşurlar. Allahü teala herkesin hâlini bilir ve ona göre rızık verir. Bir kula haddinden fazla verseydi, belki o kul ahlâk bozukluğuna uğrardı. Allahü tealanın her işinde bir hikmet vardır. O’nun hikmetine kimsenin aklı ermez.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası