Celvetî yolu büyüklerinden. İsmi Alaeddin Ali bin Sadreddin Erdebilî’dir. İran’ın Erdebil bölgesinde doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. Babası gibi ilim ve fazilet sahibi idi. 833 (m. 1429) senesinde Kudüs’te vefat etti. Mescid-i Aksa yakınındaki Babürrahme Kabristanı’na defnedildi. Kabri ziyaret mahallidir.
Alaeddin Ali, Celvetî yolu büyüklerinden olan babasının terbiyesinde yetişti. Vefatından sonra da onun yerine geçti. Babasının ve dedesinin Celvetîyye yolunun büyüklerinden olmaları ve böyle tanınmaları sebebiyle büyük bir itibara kavuştu. İslam âlimlerine ve evliyaya hürmeti ve hizmetiyle tanınan Timur Han, köyleriyle birlikte Erdebil bölgesinin Şeyh Alaeddin Ali’ye verilmesini emretti ve bu arazide her türlü kayıttan âzade olarak adeta müstakil hareket etme hakkını tanıdı. Timur Hanın oğlu Şahruh da, 807 (m. 1404) senesinde ve Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’a karşı 814 (m. 1412) senesi Mart ayı başındaki seferinde Erdebil’e gelip Şeyh Alaeddin Ali hazretlerinin duasını aldı.
Alaeddin Ali Erdebilî’nin yetiştirdiği talebelerinin en üstünü Somuncu baba Şeyh Hamideddin Aksarayi hazretleri oldu. İlme ve tahsile doyzayan Hamideddin birçok yer dolaştıktan sonra Tebriz’e, oradan da Hoy şehrine gelerek Alaeddin Ali hazretlerinin sohbetlerine katıldı. Aradığını bulmanın sevinciyle;
Ey sonsuz nur hazinesi zat,
kendin gibi bizi de aydınlat.
Bizim değersiz bakırımızı,
bakış iksirinle altın yap.
Sen can cevherinin denizisin,
bizi de cevher kıl.
diyerek kendinden geçti. Kendine geldikten sonra da;
“Esasen benim bir şey söylememe lüzum yok. Sen gizli sırları bilirsin. Ey hacetlerimize daima sığınak olan sen! Biz hata edip yolumuzu şaşırdık.” dedi. Alaeddin Ali hazretleri, Hamideddin’in iyi niyetle geldiğini ve muhabbet nurunun onda parladığını görerek alnından öperek gönlünü aldı.
Hamideddin de; “Ey Hakk’ın nuru! Ey sabır kurtuluşun anahtarıdır. Sözünün sahibi olan zat! Her sorunun cevabı senin yüzünden alınmakta ve öğrenilmektedir. Her zorluk seninle halledilmekte ve her müşkül seninle yenilmektedir. Sen gönlümüzde olan her şeyin tercümanısın. Ayağı çamura batanın sen elinden tutarsın.” dedi. Birbirleriyle bir zaman görüşüp konuştular. Daha sonra diğer dervişlerin toplanmasıyla sohbet ve zikre başlandı. Dervişler ilahi muhabbet içinde kendilerinden geçmiş olarak dağıldılar.
Alaeddin Ali hazretleri; “Herkes gitti. Acaba kalan oldu mu?” diye sordu. Bir de baktılar ki, Hamideddin bir köşede kendinden geçmiş, mum karşısındaki pervane gibi yanmış bir halde duruyordu. Ona dokunduklarında şöyle dedi:
“Aşk elinden yandı canım,
ey Ali senden meded!
Ben garip-i bi nevayım,
ey Ali senden meded!
Sen bana lutf ü keremle derdime bir çare kıl!
Şahsın sen; ben gedayım (dilenciyim),
ey Ali senden meded!”
Hamideddin bunları söyledikten sonra, hocası Alaeddin hazretlerinin ayaklarına kapandı. O da onu kucakladı ve;
“Git Hakk’ın emrine canla başla tazim et, hürmet göster ve halka müşfik davranıp onlara şefkat öğret. Bizim sırrımızı bildiğin için ona göre hareket et. Dervişlerle, aşık ve ariflerle, hakkı bilenlerle dost ol.” buyurdu.
Alaeddin Ali hazretleri, Hamideddin’e icazet, diploma verdi ve Anadolu’ya gitmesini söyledi. O bu emre uyarak, yola çıktı. O sırada fitneciler; Hamideddin, İran’daki sırları Anadolu’ya götürüyor diye ileri geri konuşmaya başladılar. Bunun üzerine Alaeddin Ali hazretleri, yakınlarına;
“Hamideddin’in arkasından bakın. Gözden kayboluncaya kadar bakın. Eğer arkasına dönüp bakarsa, korkulacak bir şey yoktur.” buyurdu. Oradakiler onun peşine düştüler. Tam gözden kaybolacağına yakın bir sırada, Hamideddin dönüp arkasına baktı. Bu hareketini iki defa tekrarladı. Gidenler onun bu hâlini görüp haber verdiler. Herkes eski düşüncelerinden kurtulup, rahata kavuştu.
Alaeddin Ali hazretleri daha sonraları Kudüs’e gitti. Çok geçmeden de vefat etti. Celvetîyye yolu, Alaeddin Ali hazretlerinden sonra Şeyh Şah diye bilinen oğlu İbrahim tarafından devam ettirildi.