ALİ RAMİTENÎ

Azizan / Pir-i Nessac İslam alimi
A- A+

İslam âlimlerinin büyüklerinden. “Hace Azizan” ve “Pir-i Nessac” isimleri ile meşhurdur. Mahmud-i İncirfagnevî’nin talebesidir. Buhara’ya onbeş kilometre olan Ramiten köyünde doğdu. Ramiten’de ilim tahsiline başladı. Çok kısa zamanda ilim yolunda mertebeler katetti. O devrin en büyük âlimi olan Hace Mahmud-i İncirfagnevî’nin derslerine büyük bir aşkla devam etti. Hocasının iltifatlarına kavuştu. Manevî ve maddî ilimlerde kemale erdi. Şaşırmışların sığınağı, doğru yoldan ayrılanların rehberi, Hakk’a davet edenlerin büyüklerinden oldu. Ali Ramitenî, silsile-i aliyye denilen büyüklerin teşkil ettiği “Altın halkalar” diye isimlendirilen Hak yolu zincirinin onikinci halkası olma şerefine kavuştu. Helal lokma kazanmak için dokumacılık yapardı. Bunun için “Pir-i Nessac” denilmiştir. Yüksek makamlar, şaşılacak kerametler sahibiydi. 715 (m. 1316) veya 721 (m. 1321)’de yüzotuz yaşında Harezm şehrinde vefat etti. Kabri bugün Türkmenistan’ın kuzeyinde Taşhavuz vilayetinin Köhne Ürgenç kasabasındadır. İhtiyaç sahipleri kabrini ziyaret ederek, mübarek ruhaniyetinden istifade etmektedir. Son zamanlarda Buhara’nın Ramiten kasabasından Kurgan köyünde Ali Ramitenî’ye bir kabir isnat edilmiş ise de mesnetsizdir.

Ali Ramitenî hazretlerine, “Azizan” denmesinin sebebi şöyle anlatılır: Bir zaman evinde iki üç gün yiyecek bir şey bulunmadı. Evdekiler açlık sebebiyle çok üzülüyorlardı. Gelen misafire de evde ikram edecek bir şey yoktu. O sırada Ali Ramitenî hazretlerinin talebelerinden yiyecek satan bir genç, pirinç doldurulmuş bir horoz hediye getirdi. “Bu yemeği, siz ve yakınlarınız için hazırladım. Eğer hediyemizi kabul buyurursanız, bizi memnun edersiniz.” diyerek yalvardı. Bu nazik anda gelen yemekten son derece hoşnut olup o talebesine iltifatlarda bulundu. Bu yemeği, misafirine ikram ederek ağırladı. Misafir gittikten sonra o talebesini çağırtarak; “Getirdiğin bu yemek, sıkıntılı bir anımızda imdada yetişti. Sen de bizden her ne muradın varsa iste. Çünkü hacet kapısı şu anda açıktır.” buyurdu. Genç de; “Zahirde ve batında size benzemekten başka bir arzum yoktur. Beni bu hale kavuşturmanızı istirham ediyorum efendim.” dedi. Ali Ramitenî hazretleri; “Çok zor ve yükü ağır bir iş arzu ettin. Bunun yükünü kaldıramazsın. Üzerimizdeki yük, senin omuzlarına çökecek olursa ezilirsin, istersen başka bir arzuda bulun.” buyurdu. Genç ise; “Dünyada tek muradım, aynen sizin gibi olmaktır. Size benzemekten başka bir şey beni teselli etmez. Buna rağmen, siz nasıl arzu buyurursanız, ona razıyım efendim.” dedi. Bunun üzerine Ali Ramitenî; “Pek âlâ.” buyurup elinden tutarak beraberce hususi halvethanesine girdiler. Yüzyüze oturarak, o şahsa teveccüh etmeye başladı. O genç, bir müddet sonra zahir ve batında Allahü tealanın izniyle Ali Ramitenî’nin şekline girdi. Onun derecelerine kavuştu. Fakat aşktan sarhoş olup kendinden geçti, öylece kırk gün daha yaşayıp vefat etti. Ona bir anda kendi makamlarını verip kendisi gibi yaptığı için iki aziz manasında, Hazreti üstadın ismi “Azizan” olarak kalmıştır.

Azizan hazretleri, Seyyid Ata ismindeki zat ile görüşür, aralarında yazışmalar olurdu. Buna rağmen Seyyid Ata, Ali Ramitenî’nin büyüklüğünü anlayamamıştı. Bu sebeple kendisinde ona karşı, zahirde edebe uymaz gibi görünen bir hâl meydana geldi. O sıralarda Kıpçak sahrasındaki Türklerden bir grup, Seyyid Ata’nın bulunduğu havaliyi yağmaladılar. Oğlunu da esir ettiler. Seyyid Ata, bunun, Azizan hazretlerini üzmenin cezası olduğunu anladı, yaptığına pişman oldu. Büyük bir ziyafet hazırladı. Özür dilemek için Ali Ramitenî’yi davet etti. Azizan, Seyyid’in maksadını anlayıp ricasını kabul etti ve davetine geldi. Bu mecliste çok sayıda âlim ve evliya bulunuyordu. Bu gün; Ali Ramitenî’nin üzerinde büyük bir rahatlık vardı. Sofralar kuruldu. Herkes buyur edildiğinde, Ali Ramitenî; “Seyyid Ata’nın oğlu gelmeyince Ali bu sofradan ağzına tuz koymaz ve elini yemeklere uzatmaz.” dedi ve sonra bir müddet sessiz beklediler. Orada bulunanlar, bu sözün hikmetini düşünürken, birden kapı çalındı, içeriye Seyyid Ata’nın oğlu giriverdi. Bu hâli görünce meclisten bir feryad-ü figandır koptu. Oradakiler şaşırdılar, dona kaldılar. Gelen gençten, nasıl kurtulduğunu sordular. Genç de; “Şu anda bir grup kimsenin elinde esir idim. Elim ayağım iplerle bağlıydı. Şimdi ise kendimi yanınızda görüyorum. Nasıl oldu, ellerim nasıl çözüldü, beni kim kurtararak on günlük yoldan yanınıza geldim, hiçbir şey bilmiyorum.” dedi. Meclistekiler Azizan hazretlerinin bu açık kerameti ve tasarrufu karşısında onun talebesi olmakla şereflenmenin büyük bir nimet olduğunu anladılar.

Ali Ramitenî, Harezm şehrine göç etmek istedi. Yakınlarıyla birlikte Harezm’e gelip oranın sultanına iki talebesini gönderdi. Talebelerine; “Sultana gidiniz. Fakir bir dokumacı şehrinize gelmiştir. Müsaade ederseniz burada kalacak, izin vermezseniz tekrar geri gidecektir deyiniz. Şayet izin verirse sultanın elinden mühürlü bir vesika alınız.” buyurdu. Talebeleri de gidip sultana durumu arz ettiler. Sultan böyle bir isteği ilk defa duyduğu için tuhaf karşıladı. Fakat gelen talebeleri de kırmayarak mühürlü bir vesika verdi. Talebeler bu vesikayı hocalarına getirdiler. Ali Ramitenî hazretleri şehrin kenarında bir semte yerleşti. Her gün işçilerin toplandığı pazara gidip içlerinden birkaç kişiyi alırdı. Onlara günlük yevmiyelerini sorduktan sonra; “Şimdi abdestlerinizi alıp ikindi namazına kadar sohbetimize katılınız, ikindiden sonra da ücretlerinizi alıp evlerinize dönünüz.” buyururdu. İşçiler, çalışmadan oturmak suretiyle hem de ibadetlerini yaparak hiç işitmedikleri şeyleri öğreniyorlar, akşama doğru da ücretlerini almayı ganimet biliyorlardı. Ali Ramitenî’nin sohbetine bir kere katılan kimse, sohbetin lezzetine doyamayıp bir daha ayrılamıyordu. Bu durum, bütün şehre yayıldı. Herkes Ali Ramitenî’nin talebesi olmak, cana can katan sözlerini işitmekle şereflenmek için kapısına koştular. Her gün evi dolup dolup boşaldı, onun duasını almak için herkes birbiriyle yarıştı. Nihayet bazıları, durumu sultana şöyle anlattılar: “Şehirde bir hoca türedi, herkes akın akın ona koşuyor. Onun yolunda yürüyor, bir dediği iki edilmiyor. Her arzusunu, emirmiş gibi yapmak için yarış ediyorlar. Bu gidişle şehirdekiler, onu başlarına sultan seçerler de saltanatınızdan olursunuz. Şimdiden çaresine bakmazsanız, sonu iyi olmaz. Yine de siz bilirsiniz...” Sultan, Ali Ramitenî’nin şehirden çıkması için bir ferman yazdırıp adamlarıyla gönderdi. O da gelen adamlara; “Biz, koynumuzda şehre girebileceğimize ve orada yerleşebileceğimize dair altı imzalanmış, mühürlenmiş bir ferman taşıyoruz. Sultan, eğer kendi imzasını, mühürünü ve müsaadelerini inkâr ediyorsa biz çıkıp gitmeye razıyız.” cevabını verdi. Bu cevabı sultana bildirdiler. Sultan, verdiği müsaadeyi geri almak küçüklüğüne düşmedi. Ayrıca Ali Ramitenî hazretlerini ziyaret edip sohbetine katıldı. Onun sohbetindeki lezzeti, nasihatlarındaki inceliği iyi anlayan sultan, onun en önde gelen talebelerinden oldu.

Ali Ramitenî hazretleri, Harezm’de pazarın kurulduğu gün, akşam saatlerinde iplikçiler pazarına gider, kimsenin beğenip almadığı iplikleri değeri üzerinden satın alır, evine getirirdi. Kendisi bir köşede ibadetle meşgul olurken iplikler kendiliğinden dokunur, kumaş haline gelirdi. Bu işi rical-i gayb denilen evliya veya cinler yapardı. Ali Ramitenî hazretleri bu kumaşları satıp elde ettiği kârı üçe böler, âlimlere, fakirlere ve kendi ailesine sarf ederdi.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası