ALİ RIZA ACARA

Ali Rıza Acara İslam alimi
A- A+

Kurtuluş savaşının mucahid gazilerinden. Birinci Devre Türkiye Büyük Millet Meclisinde “Batum Mebusu” olarak vazife yaptı. Batum’a bağlı Acara’da doğdu. 1389 (m. 1969)’da Ankara’da vefat etti.

Ali Rıza Acara’nın çocukluk ve gençlik yıllarına dair bilgi yoktur. Kars, Ardahan ve Batum 1295 (m. 1878)’de Ruslar eline geçmişti. Bu yıllarda başlayan hürriyet ve istiklal mücadelesinde Ali Rıza Acara da yerini aldı. Rus ve İngilizlere karşı Batum’un Türklük ve Müslümanlığı kurtarmak üzere girişilen zor, çetin ve amansız mücadele 1918’de Brest-Litovsk Antlaşması ile hedefine ulaştı. Bu antlaşma ile Evliye-i Selase de denilen Kars, Ardahan ve Batum anavatana kavuştu.

Sultan Vahideddin Han bu münasebetle Elviye-i Selase’den bir heyeti İstanbul’a davet etti. Bunun üzerine Temur Paşa başkanlığında bir heyet İstanbul’a geldi. Bu sırada Ali Rıza Acara İstanbul’da bulunuyor ve Mekteb-i Kuzatta okuyordu. Yıldız’da padişahın verdiği yemeğe katıldı.

Ali Rıza Acara bizzat şahit olduğu bu vakayı şöyle nakletmektedir:
“Yemekte Vahideddin Han, Temur Paşa’ya ve diğer heyet azalarına pekçok iltifat gösterdi. Yemekten önce ise şu konuşmayı yaptı: Bir babanız düşününüz ki, evlatlarını kaybetmiştir. Kırk yıl onların yokluklarının ıstırabıyla yaşadıktan sonra bir gün evine dönünce onları çıkıp gelmiş ve yemek masası etrafında toplanmış bir halde görse, nasıl heyecan ve sevinç duyar, tasavvur edebilir misiniz? İşte ben o sevinç ve heyecan içindeyim.”

Temur Paşa, İstanbul’da bulunduğu müddetçe kendisine her türlü resmi işlerde rehberlik eden Ali Rıza Efendi’nin hizmetlerinden son derece memnun olduğu için Batum’a döndüğünde onu her tarafta medh ü sena etmiş ve itibarını yükseltmiştir.

Ali Rıza Acara, Mekteb-i Kuzat’tan mezun olunca Batum’a geldi. Daha önce Temur Paşa’nın onun hakkında yaptığı medh ü senası sebebiyle muazzam bir iltifat ve alaka gördü. Cenubi Garbi Kafkas Hükümetinin kurucusu müteşebbisleri arasında yer aldı. 1333-1335 (m. 1915-17) yılları arasında düşmana ve komitacılara karşı hareketi bizzat idare etti. Tamamen mahalli “Acara” elbisesi giydirilmiş bulunan milis askerleriyle karşılarındaki on sekiz komiteye karşı parlak zaferler kazandı. Yapılan savaşlarda sekiz bin esir ile pekçok silah ve malzeme ele geçirdiler. Kazım Karabekir Paşa ile yaptığı yazışmalar sonunda esirleri serbest bıraktı. Malzeme ve silahları ise kendisine verilmek üzere Hopa’ya gönderdi.

Ancak bu sırada artan İngiliz baskı ve sıkıştırması üzerine Ali Rıza Efendi Batum’dan çıkmaya mecbur oldu. Esasen bu sırada Birinci Büyük Millet Meclisine Batum Mebusu olarak seçildiğinden Ankara’ya da çağrılmaktaydı. Fakat Batum’daki mücadele dolayısıyla Meclise dört ay geç iltihak edebildi. Gelirken Trabzon’a uğrayarak Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Barutcuzade Ahmed ve ulema’dan İbrahim Cudi Efendilerle görüşüp konuştu. Camilerde halka vaazlar vererek, onları milli mücadeleye ve birliğe teşvik etti.

Ali Rıza Efendi, bundan sonra “Deli” namıyla bilinen Halid Paşa’nın kuvvetleri içinde gerek silahı ve gerekse hitabeti ile emsalsiz ve unutulmaz hizmetlerde bulundu. Yalova’dan Kars’a kadar “Tekalif-i Harbiye” için dolaşıp şehir şehir, cami cami vaaz ve konferanslarla halkın Kurtuluş Savaşına teşviki istikametinde azim ve sebatla çalıştı.

Cephede bulunduğu bir sırada İkdam Gazetesi’nin muhabiri ile yaptığı mülakat, onun Cenab-ı Hakk’ın lütfu ihsanıyla tahakkuk edecek zafere ümit ve inancını belirtmektedir. Muhabir: “İleriyi nasıl görüyorsunuz?”
“Çok iyi olacak.”
“İngilizler İstanbul’dan giderler mi?”
“Mecburen.”
“Pek güç, bak Mısır’dan gitmediler.”
“Mısır’ın arkası Sudan, İstanbul’un arkası ise Anadolu’dur. Anadolu’daki azim ve iman, İngiliz’i İstanbul’dan kovacak bir kudrete sahiptir.”
“Bunu nasıl anlıyorsunuz?”
“Bu bir histir, böyle şeyler akli hesaplara uymaz. Bu millet i’la-yı kelimetullah davasına bin yıl fedakarane hizmet etmiş büyük ve emsalsiz zaferler kazanmıştır. Biz de o şehid ve gazilerin evladlarıyız. Cenab-ı Hak bizi onların hizmetleri hürmetine yardımından mahrum etmeyecektir. Benimle birlikte bütün Anadolu halkı, bu inancı taşımaktadır. İnanıyoruz, o halde zafer bizimdir.”

Bu ümit ve cesaretle çarpışarak Kurtuluş Savaşının abidevi şahsiyetleri arasında yerini alan Ali Rıza Acara Efendi, savaş sonunda vatanı Batum’un Ruslara terkedildiğini esef ve üzüntü ile gördü. Savaş meydanlarının bu namlı mucahidi, Cumhuriyet’in ilanından sonra kendini tamamen itaat ve ibadete verdi. 1969’da Ankara’da Rahmet-i Rahman’a kavuştu.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası