Elazığ’da yetişen son devir Nakşibendî tarikatının önde gelenlerinden. Seyyid olan Şeyh Ali Septî ayrıca meşhur Şeyh Said’in dedesidir. Nakşibendî tarikatının Halidiyye ekolüne mensup olan Şeyh Ali Septî Elazığ ve Hınıs tekkesinin kurucusudur. Mevlana Halîd Bağdadî ile beraber Şam tekkesini kurdular. Nakşibendî pirlerinden Mevlana Halid-i Bağdadî’nin üçüncü halifesidir. (Birincisi kardeşi, ikincisi Erbilli Fettah Ahmed’dir) 1191 (m. 1777) senesinde Diyarbakır’da dünyaya geldi. 1287 (m. 1870) yılında 96 yaşında vefat etti. Elazığ’ın Palu ilçesinin karşı yakasında, Murat suyundan biraz yukarıda, yüksek bir dağ üzerinde müreffeh ve bahçeli bir yerde bir türbe içinde Şeyh Muhammed Efendi ile beraber medfundurlar. Civar ahalisi tarafından devamlı ziyaret edilmektedir.
Yedi yaşında ilim tahsiline başladı. Diyarbakır’ın meşhur âlimlerinden okuyarak icazet aldı. Büyük bir âlim oldu. Diyarbakır’da Ulu Cami’de girişteki ilk odada ders vermeye başladı. İlim ve irfan neşrine devam ederken Mevlana Halid-i Bağdadî hilafet ve irşad izni alarak Hindistan’dan görevli olarak dönerken, büyük mürşidi Şeyh Abdullah-ı Dehlevî’nin emri ile Diyarbakır’a uğrayıp Şeyh Ali Septî’yi bulup ona misafir oldu.
Şeyh Ali Septî, bütünü ile siyahlar giyinmiş olan bu misafirinde bir takım hâllerin meydana geldiğini farkedince kendisinin kim olduğunu sormak mecburiyetinde kaldı. Bunun üzerine Mevlana Halid-i Bağdadî, kendi hüviyetini Şeyh Ali Septî’ye bildirerek, hocası Abdullah-ı Dehlevî tarafından Şam şehrini irşat etmekte beraber bulunmalarını emrettiğini bildirdi. Şeyh Ali Septî bu müjdeyi alır almaz, bütün emlak ve akarlarını kardeşlerine bırakıp, kendisi de siyah elbiseler giyip Mevlana Halid’le beraber Diyarbakır’dan çıktılar.
Şeyh Ali Septî, Mevlana Halid’in vefatına kadar onun gizli sırlarının arkadaşı olarak yanında kalarak, açık ve gizli büyük hizmetlerde bulundu. Özellikle Mevlana Halid’in irşad için yazdığı özel mektupları yerine ulaştırmak ve bir takım manevî emirleri tebliğe, Şeyh Ali Septî’yi memur kıldığından, Şeyh Ali Septî bu görevi Mevlana Halid’in vefatına kadar yollarda tek başına yürüyerek yerine getirdi. Yılda bir defa da yürüyerek Mevlana Halid’e gidip bir çift yemeniyi vermeyi kendine adet edinmişti.
Mevlana Halid-i Bağdadî Şam’a gelmesinden beş sene sonra Şeyh Ali Septî’ye hilafet vermek istediğinde, Şeyh Ali Es-Septi; “Ben size hilafet almak için hizmet etmiyorum.” diye arz etti. Mevlana Halid, ömür müddetlerinin az kaldığına işaret ederek: “Benden sonra bir Halid daha bulamazsın ki sana hilafet versin, sen halifeliğini kabul et!” buyurarak Şeyh Ali Septî’yi mutlak halifelikle görevlendirdi.
Mevlana Halid-i Bağdadî vefatından kısa bir zaman evvel Şeyh Ali Septî’ye “Vefatımdan sonra Palu’ya gidin, orada irşat ile meşgul olun.” diye emir ve vasiyet ettiklerinden 1242 (m. 1826) senesinde Mevlana Halid’in vefatı üzerine emir buyurdukları gibi Palu’yu teşrif etti. Palu’da, halkı Hak yolunda irşat ve davete çağırıp az zamanda kerametleri ve irşat hizmeti her tarafa yayılmış ve birçok kimse tövbe edip doğru yola gelmiştir.
Bugyetü’l-vacid’de onun Mevlana Halid’in kardeşi Mahmud Sahib’in halifesi olduğu belirtilir. Şeyh Ali Septî de Hakk’ın velî kullarından biri olduğundan, kendilerinden pek çok kerametler ortaya çıkmıştır. Bazıları şunlardır:
İmam Hacı Teyfik anlatıyor: “Beldemiz âlimlerinden eski müftü; Merhum Hacı Muhammed Efendi bir gün bana, “Şeyh Ali Septî Efendi’yi davet ettim, yarın gelecek. Karşılamak için dört saat uzaklıktaki Habus köyüne kadar gidip kendilerini doğruca evimize getiriniz!” diye emretti. Ancak hocamın bu emri bana çok ağır geldi, çünkü şeyhleri genellikle cahil zannederdim. İçimden hocama karşı, “Bunca ilmim ve kültürüm olduğu halde beni cahil bir şeyhin karşılamasına gönderiyor.” diyordum. Buna rağmen emre uymaktan başka çare yoktu. Nihayet yola çıkıp belirtilen köye gittim. Şeyh henüz gelmemişti, biraz daha ileri gittiğimde yolun kenarına kurulan çadırlarda Şeyhin maiyeti ile birlikte görüştüğünü gördüm.
Huzuruna varmadan evvel zannediyordum ki; beni herhalde büyük bir âlim bilecek, ayağa kalkacak, yanına alacak ve en iyi hürmette bulunacaktır. Böyle düşünerek huzuruna vardım, selam verdim. Yalnız “Aleykumselam.” dedi. Bana hiç hürmet etmediği gibi, “Oraya otur!” diye bir yer göstererek emredince, artık hocama kızgınlığım daha da fazlalaştı. Oturduktan sonra “Molla nereden geliyor, nereye gidiyorsun?” dedi. Ben de: “Hocam Muhammed Efendi beni sizi karşılamaya gönderdi.” dedim. “Pekâlâ.” dedi, ardından: “Okuyor musunuz?” dedi. “Evet okuyoruz” dedim. “Ne okursunuz?” dediğinde, ben kızgınlıkla: “Celal, Kadi Mir okuyoruz.” dedim. Bana: ”Falan konuyu nasıl anladınız?” diye sordu. O konuyu güzelce anlattım, kabul etmedi. Dikkatle bir daha izah ettim, “Asla, yanına bile varamamışsınız.” dedi. Daha güzel ve başka yönlerle anlatmaya çalıştım ve “Hocamız böyle izah etmiştir.” dedim. Şeyh tam bir heybetle: “Hoca da anlayamamış sen de anlayamamışsın.” dediğinde bende büyük bir korku meydana geldi, dilim durdu, titremeye başladım. Bir şey daha sorsa ne cevap verebilirim diye korku içinde iken o konuyu kendisi izah etmeye başladı ve öyle güzel izah ettiki, hayretler içinde kaldım: Şeyh hazretleri bu anlatışla bu konuyu hiçbirimizin gerçek şekli ile anlayamadığımızı kesinlikle ispat etti. Bununla beraber, şeyhin ilmi yanında kendi ilim ve idrakimin bir hiçe inmesinden dolayı çok rahatsız oldum.
Bu esnada şeyh: “Hocam! Falan ve filan gibi âlimlerin asrında İmam-ı Rabbanî gibi şeyh gelmiş ve filan âlimin asrında Muhyiddin Arabî gibi şeyh gelmiş, sizin gibi âlimlerin arasında da benim gibi şeyh çoktur.” dedi. Bunun üzerine Şeyh’in celal ve heybeti beni sardı, o zaman anladım ki; bu zat zülcenahaydır. Düştüğüm hatadan dolayı Cenabı Hakk’a istiğfar edip, Şeyh efendiden de özür ve af diledim.”
İmam Hacı Tevfik efendi anlatıyor: “Şeyh Ali Septî Erzurum’un kazalarına giderken Çapakçur kazasına bağlı Fehran köyü denilen Ermeni köyünde bir gece kalır. O gece çok büyük hâllere şahit olan 80-90 hanelik o köy halkı, sabah olur olmaz bütünü ile kadın, erkek, çocuk, yaşlı hep birden şeyhin huzuruna varıp Müslüman olmuşlar ve Şeyh efendi kiliselerini camiye, papazlarını imam tayin edip dini öğretmek için yanlarına has müridlerinden birisini bırakıp o köyü şirk ve küfür pisliğinden temizlemişlerdi.”
Yine Hacı Teyfik Efendi anlatıyor: “Ordu meclisi imamı Bekmez Efendizade Mustafa Efendi’den şöyle duydum: “İki arkadaş Şeyh Ali Septî hazretlerini görmek için konaklarına gidip misafir olduk, bizi nazikane kabul etti. Geri döneceğimiz gün sabah kahvaltısından sonra Şeyh Efendi bize, tabak içinde bir miktar baklava teslim etti ve: “Bu emaneti yolda ilk olarak kime rastlarsanız ona verin!” diye emretti. Evlerinden ayrıldıktan sonra köprübaşında ilk defa olarak birine rastladık ki; çirkin yüzlü, kötü bakışlı, sakal bıyık birbirine karışmış pis elbiseli bir kişi idi. Bu şahsı bu hâlde gördüğüm gibi arkadaşıma; “bu nefis baklavayı bu adama vermeyelim.” deyip geçtik. Ancak o şahıs geri dönerek; “Yahu hazretin buyurduğu kişi benim. Bizim lokmayı nereye götürüyorsunuz?” dediği gibi tam bir hayretle baklavayı ona verdik, geçti gitti. Anladık ki o zat Hazreti Hızır idi.”
96 yıl yaşayan Şeyh Ali Septî’nin Şeyh Muhammed, Şeyh Mahmud, Şeyh Hasan, Şeyh Hüseyin, Gudo adlarında beş erkek oğlu vardı. Şeyh Ali Septî ayrıca meşhur Şeyh Said’in (Şeyh Mahmud’un oğlu) dedesidir. Şeyh Ali Septî uzunca boylu, karakaşlı, büyük gözlü, buğday renkli, beyazı fazla olan büyük ve güzel sakallıydı. Gayet heybetliydi. Başında kırmızı bir sarık giyer ve üstüne de büyük amame sarardı. Elbiseleri ise daima siyah renkliydi.
Talebelerinden Seyyid Ahmed El-Kürdî, yazdıkları mektuplardan yedinci mektupta, hocası Ali Es-Septi hazretleri, “Hazreti Halid’de ne kadar kuvvet varsa hepsine nail olmuştur. Zira nihayet derecede hizmet vermiştir.” ve yine aynı mektupta; “Şeyh Ali Septî’ye Şeyh Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin ruhaniyetlerinin üveysiyet yönü de nasip olmuştur. Ali Es-Septî’den ortaya çıkan bu mükemmellik, onun yüksekliğine kafi bir delil olduğu gibi, Mevlana Halid ile birlikte olmadan evvel ruhanî yol ile Abdullah-ı Dehlevî hazretleri tarafından terbiye edildiklerinin dahi isbat eder ki; bu durum her evliyaya nasip olacak şeylerden değildir.”
Şeyh Ali Es-Septî birçok halife yetiştirdi. Yaklaşık 50 halifesi vardır. Bazı meşhur halifelerinin isimleri şöyledir:
1- Çapakçur (Bingöl) şehrine bağlı Melekan köyünden: Şeyh Abdullah Efendi
2- Aynı yerin Gur veya Gevr köyünden Şeyh Süleyman Efendi
3- Aynı yere bağlı Çan köyünden Şeyh Ahmed Efendi
4- Kendi oğlu Şeyh Muhammed Efendi
5- Kendi oğlu Şeyh Mahmud Efendi (Bu zat meşhur Şeyh Said’in babasıdır)
6- Palu kazasının Hun köyünden Şeyh Mahmud Saminî Efendi
7- Şeyh Seyyid Ahmed El Kürdî Efendi