ALİ BİN MUHAMMED BİN BEŞŞAR

Enbâtî İslam alimi
A- A+

Büyük Hanbelî âlimlerinden ve veli. İsmi, Ali bin Muhammed bin Ali bin Beşşar; künyesi, Ebü’l-Hasan ve Ebu Amr Enbatî’dir. 313 (m. 925) senesinde vefat etti. Kabri, Necma’ya yakın bir yer olan Akabe’dedir. Kabrini insanlar istifade etmek için ziyaret etmektedirler.

Ebu Bekr el-Mervezî, Ahmed bin Hanbel hazretlerinin oğlu Salih, Abdullah ve daha başka büyük âlimlerden rivayette bulunmuştur. Kendisinden de, Ali bin Muhammed bin Ca’fer el-Beclî, Ebü’n-Neccad ve başka âlimler rivayette bulunmuştur.

Ali bin Muhammed bin Beşşar, kendisinden bahsederken, ben şöyleyim veya böyleyim demezdi. Ben bir adamı tanıyorum. Onun şöyle şöyle durumu var, derdi. Bir gün; “Ben bir adamı tanıyorum, otuz sene, özür dilemeyi gerektirecek bir söz konuşmamıştır.” dedi. Hâlbuki burada kendisini kastediyordu.

Ali bin Muhammed bin Beşşar, Ahmed bin Hanbel hazretlerinin oğlundan şöyle bir şey nakletti. Abdullah bin Ahmed bin Hanbel dedi ki:
“Babamın mescidinin yanında otururken, yanımıza bir cenaze uğradı. Babam; ‘Bu cenazenin sahibinin sanatı ne idi?’ diye sordu. ‘Yol kenarında satış yapardı.’ diye cevap verdiler. ‘Kendisine ait bir yerde mi, yoksa başkasının arazisi üzerinde mi, satış yapardı?’ diye sordu. ‘Başkasının arazisi üzerinde satış yapardı.’ dediler. Bunun üzerine babam Ahmed bin Hanbel; ‘Çok zor, çok zor.’ buyurdu. ‘Eğer, üzerinde satış yaptığı yer, bir yetimin veya başka birisinin arazisi ise, günleri boşuna geçmiş olacak. O yaptığı işten hiçbir sevap kazanamayacaktır. Çünkü o, ticaretini başkasının arazisi üzerinde yapmıştır.’ Sonra, babam; ‘Kalk, bu cenazenin namazını kılalım. Belki Allahü teala onun günahlarını af ve mağfiret buyurur.’ dedi. Dört tekbirle cenaze namazı kılındı. Sonra cenazeyi yüklendik, kabre götürüp de defnettik ve oradan ayrıldık.

Akşam oldu. Yalnız babam o gece defnettiğimiz cenazenin durumundan dolayı hüzünlü idi. Çünkü cenaze sahibinin durumuna üzülmüştü. Biz otururken, bu sırada komşu evin sahiplerinden birisi geldi. Babama; ‘Ey Ebu Abdullah! Sana bir şey anlatacağım.’ dedi. Babam; ‘Anlat, sen salih bir kimsesin.’ dedi. Komşumuz şöyle anlattı: ‘Dün gece uyumuştum. Rüyamda, defnettiğiniz o kimseyi, Cennet’te giderken gördüm. Üzerinde de iki yeşil elbise vardı. Ona, Allahü teala sana ne muamele eyledi, diye sordum. Ruhumu teslim edeceğim sırada durumum iyi değildi. Fakat Ahmed bin Hanbel namazımı kıldı. Onun hürmetine Allahü teala, günahlarımı bağışladı. Şimdi çok iyiyim.’ dedi.”

Ali bin Muhammed Beşşar dedi ki:
“Şu dört haslet kişinin kemaline alamettir: Kalbi dünya sevgisinden kurtarıp, Allahü tealanın beğendiği şeyleri yapmak. Sonunda, hesaba çekilmeyi gerektirecek şeyleri terk etmek, hâli hafif ve yumuşak olmak. Dünyalık biriktirmeyi azaltmak.”

Ahmed el-Bermekî anlattı:
“Bir Çarşamba günü, Ali el-Beşşar’ın sohbetinde bulunuyordum. Odanın en uzak bir yerine oturdum. Sükunet içerisinde, orada bulunanlarla birlikte sohbeti dinledik. Sohbetin sonunda, La ilahe illallah, dedi ve; ‘Zü’n-Nûn’i (Balık sahibini-Yunus’u) de hatırla. Hani o, (dinini kabul etmeyen kavmine) öfkelenerek gitmişti de, kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken (yutulduğu balığın karnındaki) karanlıklar içinde; “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Gerçekten ben, karanlıkta kalanlardan oldum.” diye dua etmişti.’ mealindeki Enbiya suresi’nin 87. ayet-i kerimesini okuyup; ‘Ya Rabbî! Sen, kendisini balığın karnında hapsettiğin zaman, salih bir kulun olan “Zü’n-Nûn.” (Yunus) karanlıkta sana; “La ilahe illâ ente sübhaneke innî küntü minez zâlimîn (Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Gerçekten ben, haksızlık edenlerden oldum).” diye nasıl dua edip yalvarmışsa, ben de sana öyle yalvarıyorum. Ya Rabbî! Senin yüce kelamın haktır. Sen salih bir kulun olan Yunus’un bu duasına karşılık; “Biz de onun duasını kabul ettik. Kendisini kederden kurtardık. İşte biz Müminleri böyle kurtarırız.” (Enbiya suresi: 88) buyurdun. Allah’ım! Onun duasını nasıl kabul edip, içerisinde bulunduğu sıkıntılı durumdan, rahmetinle onu nasıl kurtarmışsan, bizim de dualarımızı kabul buyurup, sıkıntılı ve elem verici durumlardan bizi muhafaza eyle. Ya Rabbî! Sen Erhamürrahiminsin. (Merhamet edenlerin en merhametlisisin.)’ Sonra on kere; ‘Ya Rabbî!’ dedi. Fakat o, her Ya Rabbî dediği zaman, ben de içimden; ‘Ya Rabbî! Bana genişlik, rahatlık ihsan et!’ diyordum. Bir de baktım ki, Ali bin Beşşar, semaya doğru yönelmiş, sanki kendisine bir şeyler söyleniyor da, onları dinliyor bir durumu vardı. Sonra bana doğru döndü. ‘Yazık sana, utanmıyor musun? Allahü tealadan Cennet’ini iste. Yine O sana, insanlara muhtaç olmayacak kadar rızık ihsan eder. Hâlbuki sen devamlı, dünyayı, rahatı ve genişliği istiyorsun.’ Allahü tealanın izni ve bildirmesiyle, içimden geçeni öğrenmişti. Ondan sonra bana emrettiği gibi Allahü tealadan Cennet’ini istedim.”

Yine bir Salı günü ikindiden sonra huzurunda bulunuyordum. Elimde, büyük âlim Salih’in bildirdiği meseleleri ihtiva eden bir kitap vardı. Bu kitabı onun yanında okuyordum. O sırada Ali bin Beşşar’ın yüzü dikkatimi çekti. Ay gibi parlıyordu. Kendi kendime, her hâlde yarınki sohbete hazırlık için tıraş olmuş, umumî bir temizlik yapmış. Onun için yüzü böyle parlıyor, diye düşündüm. O sırada bana; “Sen niçin öyle düşünüyorsun? Senin dediğin gibi değil.” deyip, başını açtı. Bir de ne göreyim, tıraş olmamış. Bunun üzerine bana; “Zannınız güzel olsun. Kalbinize iyi sahip olunuz.” dedi. Ben orada çok utandım. Allahü teala, bu veli kuluna, benim içimden geçenleri bildirmişti. Böylece, onun bir kerametine şahit oldum.

Ali bin Beşşar’dan duydum. O şöyle dedi:
“Günahlardan sakınan kimseler, nefsleri üzerinden, terbiye kamçısını indirmezler. Allahü tealanın razı olduğu işler için nefslerini zorlarlar. Onlar eşya dolu yükleri, Allahü tealanın rızası için indirip, infak etmekten çekinmezler.”

Ali bin Beşşar, buyurdular ki:
“Yemek yiyeceğin ve uyuyacağın zaman, fazla yeme ve fazla uyuma.”

“Allahü tealaya isyan kâr olup, günahlara dalan kimsenin, Allahü tealanın verdiği cezaları çok görmesi münasip değildir.”

Ona, Allahü tealanın rızasına nasıl kavuşulur? diye sordular.
“Gizli günah işlediğin gibi, gizli taatte (Allahü tealanın beğendiği şeyler) bulunursun. Nihayet kalbin, ibadet ve taatlere doğru meyleder. Bu hâl, Allahü tealanın rızasını kazanmaya doğru gittiğinin alametidir.” buyurdu.

Bir zat, Ali bin Beşşar’ın yanına gitmişti. Üzerinde yünden bir cübbe vardı. Ali bin Beşşar kendisine; “Kalbini mi güzelleştirdin, yoksa bedenini mi?” diye sordu. Sonra; “En önemli olan, kalbin güzelleştirilmesi ve temizliğidir.” diye buyurdu.

“Sırf makam sahibi olmak ve biliyor desinler için bir kaç mesele öğrenip, insanlara fetva vermeye kalkışmak, ne kadar ayıptır.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası