ALVARLI MUHAMMED LÜTFİ

Muhammed Lütfi Efendi İslam alimi
A- A+

Muhammed Kufrevi’nin halifelerinden. Efe Hazretleri diye de bilinir. 1285 (m. 1868) tarihinde Erzurum’un Hasankale ilçesine bağlı Kındığı köyünde doğdu. 28 Receb 1375 (12 Mart 1956)’da vefat etti. Cenazesi Alvar köyüne götürülerek oraya defnedildi.

Babası Hace Hüseyin Efendi, annesi Seyyide Hadice Hanımdır. İlk tahsilini babasından aldı. Sonra Erzurum’daki tanınmış bazı alimlerin derslerine devam etti. 1308 (m. 1890) yılında Pasinler İlçesindeki Sivaslı Camii’ne imam oldu. Aynı yıl babasıyla Bitlis’e giderek Muhammed Kufrevi hazretlerine talebe oldu. Batıni ilimlerde ilerledi. Her gün iki saat hocasının sohbetinde bulunurdu.

Efe Hazretleri anlatır: “Bir gün sohbetten sonra Hazreti Pir dışarıya çıkmışlardı. Ben de kendimde olmaksızın kapıya yöneldim. Odadan dışarı çıktığımda Hazreti Pir’i bir kolunda büyük oğlu Şeyh Abdulhadi, diğer kolunda Şeyh Abdulbaki hazretleri olduğu halde sofada ayakta bekler gördüm. Elleriyle yaklaşmamı emrettiler. Yanına vardığımda mübarek ellerini şakaklarıma koyup öyle bir nazar ettiler ki, başım Arşa değdi sandım.”

Muhammed Lutfi Efendi, bu nazarla bilinmeyen, anlaşılmayan derecelere kavuştu. Ertesi sabah Pir-i Kufrevi hazretleri kendisini halife seçtiğini ve halkı irşada memur ettiğini bildirdi. Böylece icazetini (diploma) aldıktan sonra bir müddet daha Sivaslı Camii’nde vazifeye devam etti. Sonra tayini Erzurum’un Dinarkom köyüne çıktı.

Burada iken 1334 (m. 1916)’da Rusların doğuda Van, Muş ve Bitlis’i ele geçirmeleri üzerine Erzurum’a geldi. Rus istilasının devam etmesi ile Tercan’ın Yavi Köyü’ne gitti. Burada bir taraftan imamlık yaparken diğer taraftan gönlüne girdiği herkesi Rus zalimlerine karşı silahlandırdı.

1336 (m.1917)’de Rusya’da Bolşevik ihtilalinin vuku bulmasından sonra Ruslar, Osmanlı topraklarından çekilirken silahlarını Ermenilere vererek onları masum ve savunmasız Türkler üzerine kışkırttılar. Ermenilerin hedefi, Doğu Anadolu’yu da içine alan büyük Ermenistan devletini kurmaktı. Bunun için Türk ve Müslüman olan halkın bölgeyi terk etmesini istiyorlardı. Bu gayeleri tahakkuk ettirmek üzere görülmemiş bir kıyım ve imha hareketine başladılar. Beşikteki bebeklerden yatalak hastalara kadar birçok kişiyi öldürdüler; bazılarını cami, ev ve ahırlara toplayıp sonra ateşe verdiler. Bu mezalim, doğudan batıya doğru büyük bir göç dalgasının başlamasına sebep oldu.

Ermenilerin bu insanlık dışı fiillerine karşı, Muhammed Lutfi Efendi, Yavi ve komşu köylerden topladığı altmış kişilik bir müfreze ile harekete geçti. Önce Oyuklu köyü yakınında Rusların karargah deposu olan ve Ermenilerin elinde bulunan bir silah deposunu bastı. Bu silah ve malzemeleri Haydari Boğazı’ndaki Zergide köyünde bulunan Türk ordusuna ulaştırdı. 1336 (12 Mart 1918)’de Türk ordusu ile birlikte Erzurum’a girdi. Ancak aynı gün babası Hace Hüseyin Efendi şehit düştü.

Doğu’nun Ermeni mezaliminden kurtarılmasından sonra tekrar Hasankale’ye döndü. Kendisine Hasankale muftuluğu teklif edildi ise de kabul etmedi. Bu sırada Alvar köyü insanlarının ısrarlı istekleri üzerine oraya yerleşti. Bundan sonra halk arasında “Alvar İmamı” ve “Efe Hazretleri” unvanıyla tanındı. Bir Nakşibendi-Halidi şeyhi olarak 1358 (1939)’a kadar bu köyde, bu tarihten sonra da Erzurum’da halkı irşad ile meşgul oldu. 1367, 1369 ve 1370 (m. 1947, 1949 ve 1950) yıllarında olmak üzere üç defa hacca gitti.

Efe Hazretleri, İslamiyetin aleyhine cereyanların geliştiği ve pek çok Müslümanın perişan olduğu o günlerde dertlerini daha çok şiirle dile getirdi. Arapça, Farsça ve Türkçe yazdığı bu şiirleri ve gazelleri, vefatından sonra oğlu Seyfeddin Mazlumoğlu tarafından derlenerek Hulasatü’l-Hakayık adıyla yayınlandı. Şiirleri incelendiğinde, Allahü tealanın aşkı ve Resulullah’ın (s.a.v.) sevgisiyle dolu olduğu görülmektedir.

Hac ettiği günlerden birinde Rabbine şöyle yakarmaktadır:

Alil, zelil bu yollara düzülduk
Hakir fakir deni raha süzülduk
Halimiz ne olur ya Rab üzülduk
Ey keremler kanı haccacı affet
Rahmet-i Rahman’a muhtacı affet!

Efe Hazretlerinin huzuruna girenler büyük bir ferahlık duyar ve manevi bir lezzete kavuşurlardı. Onu görmek için, içinde paşalar, bürokratlar ve müftüler de dahil olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından insanlar gelirdi. Onu gören, tanıyan herkes kendisinin Peygamber Efendimizin ahlakı ile ahlaklandığını ve her halini O’na uydurduğunu söylerdi.

Talebelerine daima kalb kırmamak hususunda telkinde bulunurdu:

Ol fakir ki, yüzün bakar
Gözlerinin yaşı akar
Mümin olan kalb mi yıkar
Boynuna la’net mi takar
Sakın incitme bir canı
Yıkarsın Arş-ı Rahman’ı.

Misafirperverdi. Herkesi severdi. Zaviye’sinde her gün en az yirmi misafir bulunurdu. Misafirleri uzaktan geldiyse, gece evinde ağırlar, sabah kahvaltılarını verir, dertlerini dinler ve uğurlardı. Altmış sekiz sene misafirsiz bir sofraya el uzatmadı.

Dünyayı hiç sevmezdi. Dünya malıyla ilgilenmedi. Doksan senelik hayatında taş üstüne taş koymadı. Cenab-ı Hakka hamdederek; “Elhamdulillah, tapuda kaydım, dünyalık bir şeyim yok. Babam bu dünyaya bir çivi çakmamıştı, benim de bir çivim yok.” derdi.

Dünyanın boşluğunu şu mısralarıyla dile getirirdi:

İster allan güller gibi her seher
Ahiri ölüm dür hayaldesin
İster olsun hazinende dur, guher
Ahiri ölüm dür ne hayaldesin
İster emirane kur taht-ı revan
Şahane üstünde kurul nev-civan
Husrev gibi her gün eyle bir divan
Ahiri ölüm dür ne hayaldesin.

Herkese, bilhassa hasta ve düşkünlere karşı çok merhametliydi. Fakir ve yoksullara hiç beklemedikleri anda yardım eder, onların ne halde olduklarını kendilerinden iyi bilirdi.

Çok cömertti. Herkes, özellikle varlıklı kimseler kendisine hediyeler gönderirdi. Fakat o bunlara hiç elini sürmezdi; bunları minderin altına korur, evlenmek isteyenler, borcunu ödeyemeyenler ve cenaze masrafları gibi sebeplerle kendisine gelenlere ulaştırırdı. En büyük zevki hediyeleri layık olduğu yere ulaştırmaktı.

Efe Hazretlerinin en çok sevdiği işlerden biri de ilim talebelerine yardım etmekti. İlme, irfana çok önem verir, Erzurum’da medreselerde okuyan talebelere maddi ve manevi yardımlarda bulunurdu. Alvar’da bir medrese kurarak gelenlere Kur’an-ı Kerim ve fıkıh dersleri verdi. İslamiyetin emirlerinin unutulmaması için fevkalade gayret gösterdi.

Örnek bir şiiriyle de talebelerine ve halka ders vermiştir:

Hasislikten elin çek sen cömert ol kan-ı ihsan ol
Konuşma cahil-u nadan ile gel ehl-i irfan ol
Hâkir ol âlem-i zahirde sen manada sultan ol
Karıncanın dahi hâlini gözet, dehre Süleyman ol.

Ramazan ve bayram günlerinde dergahında büyük bir sevinç ve bayram coşkusu yaşanırdı. İnsanlar elini öpüp hayır duası almak için yarışırdı. Efe Hazretleri ise tebessümle, mütevazı bir şekilde:

Mevla bizi affede
Bayram o bayram olur
Cürm u hatalar gider
Gör ne güzel ıyd olur.

Efe Hazretleri, hayatı boyunca tevazu, ilim, irfan, merhamet ve cömertlik ile örnek bir İslam şahsiyeti olarak tanındı ve tanınmaya devam etmektedir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası