Peygamberimizin ve Eshabının yolunu insanlara öğreten büyük âlim ve veli. Aslen Buharalıdır. Buhara’ya 30 km. uzaklıkta bulunan Gocdüvan’a yaklaşık 7 km mesafede Rivger kasabasında doğmuştur. Burası şimdi Şafirkan dahilinde olup Revgarî diye bilinmektedir. Doğum tarihi kat’i olarak bilinmemektedir. Kaynaklarda hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Kendi eseri Ârifname’de ismini Muhammed Arif Rîvegerî olarak zikretmektedir. Peygamber Efendimizden sonra insanlara doğru yolu gösteren âlimler silsilesinin onuncusudur.
Medrese tahsili sırasında, zahirî ilimlerde büyük gayret gösterirdi. Hocası kendisini çok sever ve takdir ederdi. Bu tahsil sırasında Arif-i Rîvegerî, bir gün çarşıda büyük âlim Abdülhâlık-ı Gocdüvanî’ye rastladı. Baktı ki, şeyh yüklenmiş evine erzak götürüyor. Edeple yaklaşarak eşyaları taşımak için izin istedi. Şeyh yükünü Arif’e verdi ve beraberce eve gittiler. Eşyaları bıraktıktan sonra, “Bir saat sonra gel, yemeği beraber yiyelim.” davetini aldı. Rîvegerî evden ayrıldıktan sonra, kendisinde bir boşluk hissetti. Kalbindeki bu boşlukta, sadece Abdülhâlık-ı Gocdüvanî’ye karşı hizmet aşkı vardı. Bir saat sonra eve gitti, iltifatlar görüp, evlatlığa kabul edildi. Hocası tarafından manevî ilimler ve evliyalık yolunun esasları öğretilmeye başlandı.
Arif-i Rîvegerî, hep bunlarla meşgul olup medreseye ve eski hocasına dönmedi. Hocası ilk sohbetinde ona şöyle dedi: “Hak yolcusu bir salik, talebe, vaktinin kıymetini iyi bilmelidir. Üzerinden vakitler bir bir geçip giderken kendisinin ne halde olduğunu sezmeye bakmalıdır. Şayet geçen bir an içinde huzurlu olduysa, bunu şükür gerektiren bir hâl bilmeli; ‘Allah’ıma şükürler olsun!’ demelidir. Eğer gafletle geçip gitmiş ise, hemen onu telafi etme yoluna gitmeli, yüce Yaratana mazeretini arz edip ondan bağışlanmasını dilemelidir.”
Eski hocası, Arif-i Rîvegerî’yi her gördüğünde azarlıyor, hakaret ediyor, medreseye dönmesi için baskı yapıyordu. O ise mukabele etmiyor, hiç sesini çıkarmıyordu. Bir gece eski hocası, kendisine ve bir Müslümana yakışmayacak bir günah işledi. Ertesi gün Arif’i gördüğünde yine hakarete başlayınca, Arif-i Rîvegerî ona şunları söyledi: “Hocam, niye hep benim gibi bir gariple uğraşırsın? Sen, dün gece büyük bir günah işledin. Kendi hatan yetmiyormuş gibi, beni de doğru yoldan ayırmak istiyorsun.” Bunu duyan eski hocası çok utandı. Eski talebesinin durumunu anladı, tövbe etti. Abdülhâlık-ı Gocdüvanî’ye gidip talebe oldu.
Arif-i Rîvegerî hazretleri, hocasının derslerini büyük bir dikkatle takip eder, onun her söylediğini ezberlerdi. Böylece zahirî ilimlerde büyük bir âlim, batınî ilimlerde ise çok üstün bir veli oldu. Hocası Abdülhâlık-ı Gocdüvanî’nin hayatları boyunca hizmetiyle şereflendi. Onun pek çok feyiz ve bereketlerine kavuştu. Hocasının vefatından sonra, yerine geçip talebelere ders vermeye başladı. Pek çok talebenin hidayete ve evliyalık makamlarında yüksek derecelere kavuşmalarına vesile oldu. Zamanının bir tanesiydi. Herkese çok iyi ve yumuşak davranır, kimsenin kalbini kırmazdı. Nefsin istediklerini yapmaz, istemediklerini yapıp, ruhunu yükseltmek için çok çalışırdı. Çok celalli olduğu, bir bakışı ile bazı hayvanların öldüğü rivayet edilir. Haramlardan şiddetle kaçar, hatta harama düşmek korkusu ile mubahların fazlasını terk ederdi. Geceleri vaktini hep ibadetle, gündüzleri talebe okutmakla geçirir, sünnet olduğu için; gündüz öğleden önce bir miktar kaylule yaparak uyurdu. Peygamber Efendimizin Sünnet-i seniyyesini çok iyi bilir, onun unutulmaması için nasihatlarında üzerinde durur, tarif ederdi. Sünnet-i şeriflerin yaşanması için çok gayret gösterirdi. Onun böyle gayretine karşılık Cenab-ı Hak da kendisine büyük makamlar ihsan etti. Uzun bir ömür yaşadı. 606 (m. 1209) senesinde Rivger’de vefat etti. Ancak vefat tarihi ihtilaflıdır. Eserini 622 (m. 1225)’te kaleme aldığına göre bu tarihten sonra vefat etmiştir. Kabri oradadır. Ziyaret edenler, onun feyiz ve bereketlerine kavuşmaktadır. Onu vesile ederek Allahü tealaya yapılan dualar kabul olmaktadır.
Buyurdu ki: “Tedbir bağı ile bağlı olan kişi peşinen Cehennem’dedir. Takdir-i İlahîyi düşünen kişi peşinen Cennet’tedir.” “Cenab-ı Hak bizleri, hepimizi dünya ve ahiretin efendisi ve bütün insanların her bakımdan en yükseği olan Resulullah Efendimize tabi olmak saadetiyle şereflendirsin. Çünkü Cenab-ı Hak, O’na tabi olmayı, O’na uymayı çok sever. O’na uymanın ufak bir zerresi bütün dünya lezzetlerinden ve bütün ahret nimetlerinden daha üstündür. Hakikî üstünlük O’nun Sünnet-i seniyyesine tabi olmaktır.”
Bilinen tek eseri Ârifname’dir. Özbek Türkçesi ile 1994’te Taşkent’te neşredilmiştir.