ÇELEBİ ABDÜLCELİL

Çelebi Abdülcelil Efendi Mevlevîyye tarikatının Mısır'da yetişen büyüklerinden.
A- A+

Mevlevîyye tarikatının Mısır'da yetişen büyüklerinden. Doğum tarihi ve yeri belli değildir. Onbirinci hicrî asırda yaşamıştır. Babası Mevlevî şeyhlerinden Çelebi Alaeddin Efendi'dir. Küçük yaştan itibaren babasından zahirî ilimleri öğrendi. Sonra dergahda bir köşeye çekilip devamlı tasavvuf büyüklerinin eserlerini okuyup mütalaa etmekle vakit geçirdi. Gücü yettiği kadar büyüklerin nasihat ve tavsiyeleri ile amel etmeye çalıştı. İlim, amel, ihlas ve ahlakda zamanının önde gelenlerinden idi. Mevlana Celaleddin Rumî hazretlerinin manevî işaretleri ile Kahire'deki Mevlevî Dergahı'na insanlara doğru yolu anlatmakla tayin olundu. Kahire'deki Mevlevî Dergahı, Camiü'l-Ezher civarında idi. Ondan önce buranın şeyhi, Sultan Divanî idi. Devlet adamları da sohbetlerine gelir, istifade ederdi.

Çelebi Abdülcelil bir gün yolda giderken, Mısır devlet ricalinden Reşid Fehhame ile karşılaştı. Reşid Fehhame hemen Çelebi Abdülcelil'in elini öptü ve evini şereflendirmelerini istedi. Onun ısrarlı arzusu üzerine bu teklifi kabul eden Çelebi Abdülcelil Efendi, bu evde üç gün kaldı. Daha sonra; “Misafirlik üç gündür. Bundan sonra ağırlığı gidermek lazımdır.” buyurması üzerine Fehhame; “Efendim! Misafirlik başkasının evinde olur. Bu ev Mevlevîlerin evidir.” dedikten sonra evini Mevlevî dervişlerinin kalması için vakfettiğine dair bir evrakı arz etti. Çelebi Abdülcelil onun bu hediyesini kabul etti.

Çelebi Abdülcelil Efendi bir gün dergaha gelip Mevlevî tarikatında talebe olmak isteyen bir kişiyi, terbiye için binbir gün mutfak hizmeti yapmakla vazifelendirdi. Bunun hikmeti sorulduğunda; “İnsan, yaratılış icabı, kendisine hizmet edilmesini sever ve bunu ister. Bu sebeple başkasına hizmet etmek, insanın burnunu yere sürtmekte, nefsinin isteklerini ve gururunu kırmakta, kötü sıfatları huyları gidermekte çok tesirlidir. Nefsi ıslah etmek nafilelerin en faydalısıdır. Talebeleri terbiyede başka hizmetlerin değil de yemek pişirme hizmetinin olmasına gelince bunun sebebi şudur: Hayvanî ve nebatî gıdalar, pişirmekle lezzetli olur, kıvama gelir. Talebe de yemeklerin pişerek lezzetlenmesinden olgunlaşmasından ibret alır. O da yemek gibi oluncaya kadar, nefsini pişirmeye, manevî gıdasını elde etmeye çalışır. Bu çalışması ile günden güne manen ilerler. İşte, talebeleri terbiyede yemek pişirme hizmetinin seçilmesinin hikmeti onları terbiye ve manen ilerlemelerini temin etmektir. Talebe bu müddet içerisinde bahsedilen hallere kavuşamazsa, onun işi zordur. Artık hocası ya salıverir, ya ona seyahati emreder. Yahut orta dereceli talebelerden birinin gözetimine bırakır.” buyurdu.

Çelebi Abdülcelil Efendi, talebeleri ile beraber Nil Nehrinin kenarına gitmişti. Orada oturup sohbet ediyordu. Bu sırada Abdülcelil Efendi'ye, Nil Nehrinin suyunun azlığından dolayı ileride kıtlık ve pahalılık olabileceği endişesinden bahsedildi. Bunun üzerine Çelebi Abdülcelil, talebelerinden birisine bir kaside okumasını emretti. Kaside okunurken dinleyenlerde coşma halleri görüldü. Bu sırada Çelebi Abdülcelil Efendi; “Ey Nil! Sen de şu aşıklar gibi coş.” dedi. Allahü tealanın izni ile Nil'in suyu yavaş yavaş artmaya başladı. Etrafına taşacağı sırada; “Yeter!” buyurması ile yükselmesi durdu.

Çelebi Abdülcelil Efendi yirmi sene kadar insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını anlattı ve onları terbiye etmeye çalıştı. Çelebi Abdülcemil Efendi, onun terbiyesinde yetişip evliyalık derecesine ulaşınca icazet vererek yerine geçirdi. Sıla-i rahm için memleketine gitmek üzere bütün talebeleri ve sevdikleri ile helallaştıktan bir süre sonra vefat etti.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları