Osmanlılar zamanında Mudurnu'da yetişen evliyadan. Ali Bey adında bir zatın oğlu olup “Uzun Davud” ve “Davud-i Mudurnî” diye tanınırdı. Doğum tarihi belli değildir. 913 (m. 1507)'de Mudurnu'da vefat etti. Halvetî şeyhlerinden Seyyid Yahya-i Şirvanî'nin yüksek talebelerinden Şeyh Habib'in sohbetlerine devam edip tasavvufun yüksek marifetlerine kavuştu. Meczub bir zattı. İsfendiyaroğlu Kızıl Ahmed Şeyh Davud'a bir mektup yazarak, tasavvuf talebeleri arasında pek malum, başkalarına ise mestur (gizli) olan “devair-i hamse” den bahseden bir eser yazmasını rica etmişti. Şeyh Davud da onun ricasını kabul edip devair-i süluktan yedi daireyi açıklayan “Gülşen-i tevhid” adında bir kitap yazıp gönderdi. Bu eser, Arapça ve Türkçe şiirlerle, tasavvufta cezbe ve süluk hâllerini anlatmaktadır. Tasavvuf ehli arasında çok okunmuş ve uyulmuştur. Tasavvuftaki yüksek hakikatleri anlatan kıymetli bir eserdir. Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Kısmı No: 3329'da bir nüshası vardır. Ayrıca halifelerinden “Kâşifî” mahlaslı bir şairin, Şihristanî'nin “Milel ve Nihal” kitabı tarzında, “Tehzibü'l-akaid ve müfidetü'l-fevaid” isminde bir eseri de mevcuttur.
Davud-i Halvetî'nin Bolu Mudurnu'daki Türbesi. Davud-i Halvetî'nin Mudurnu'daki Türbesi içindeki kabirler.
“Şakayık-ı Nu'maniyye” kitabının sahibi şöyle anlatır: “Doğduğum andan büluğ yaşına girinceye kadar dilim çözülüp konuşamamıştım. Bir gün babam beni alıp Şeyh Davud'a götürdü ve benim bu hastalıktan bir an önce kurtulmam için dua etmesini rica etti. Taha suresi 25-28. ayet-i kerimelerinde mealen; “Ey Rabbim! Benim, göğsüme genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Dilimden düğümü (şu peltekliği) çöz. Böylece sözümü iyi anlasınlar!” buyurulduğu gibi dua etti. Kendi mübarek ağızlarından, benim ağzıma bir şeyler okudu. Dilim hemen çözüldü. Evimize döndüğümde annemi görünce; “Anacığım, artık ben konuşuyorum.” diye seslendim.”
Yine şeyhin dostlarından biri şöyle anlatır: “Bazı arkadaşlarımla Karaman diyarına seyahate çıkmıştık. Yolumuz susuz bir bozkıra uğradı. Susuzluk ve sıcak hava hâlimi perişan etti, helak olacağımı zannettim. Bu hâlde iken, karşıdan kalabalık bir topluluk göründü. Onlarda su bulabilirim ümidi ile sevinmiştim. Yakınımıza geldiklerinde gördüm ki meczub bir derviş, zikrederek (Allah, Allah diyerek) yürüyordu ve elinde su dolu bir ibrik taşıyordu. Bana doğru bakınca elindeki ibriği havaya fırlattı. Havadan yere düştüğünde hararetim geçiverdi. Bu zatın kim olduğunu araştırınca kafilenin reisinin Şeyh Davud ve meczubun da talebelerinden Şeyh Süleyman adında bir kimse olduğunu anladım. Hemen Şeyh'e koştum. Onun bu açık kerametini görünce büyüklüğünü anlayıp ona talebe oldum.”
Dede Halife'nin müderrislik yaptığı Halep'te Hüsrev Paşa Külliyesindeki Medreseler.