Hindistan'da yetişen tasavvuf büyüklerinden ve şairlerden. İsmi Muhammed Celal Han'dır. İsminin Hamid bin Fadlullah olduğu da rivayet edilir. Lakabı Cemaleddin olup şiirlerinde Cemalî mahlasını kullanırdı. İlk zamanlar, Celalî nisbetiyle tanınırdı. Sonradan hocasının işaretiyle nisbeti Cemalî olarak değiştirildi. Doğum tarihi bilinmemektedir. 942 (m. 1536) senesi Zilkade ayının onuncu günü Hindistan'da Dehli şehrinde vefat etti.
Küçük yaşta iken yetim kalan Cemalî, istidat ve kabiliyetinin pek çok olması sebebiyle kuvvetli bir şair olarak yetişti. Mesnevî, gazel ve kaside gibi türlerde yazdığı şiirleri, bu işten anlayan sanat sahiplerini hayretler içinde bırakmaktadır. Hindistan evliyasının büyüklerinden olan Mevlana Semaüddin'in hizmet ve sohbetine devam etti. O büyük zatın talebelerinin en yükseği ve halifesi oldu. İlim öğrenmek arzusu ile çok seyahat etti. Bir ara hacca da gitti. Mekke-i Mükerreme'yi ve Medine-i Münevvere'yi ziyareti sırasında, oralarda bulunan büyük âlimler ile görüşüp sohbetlerinde bulundu.
Birçok faziletler kendisinde toplanmış idi. Zamanında, bulunduğu memleketteki evliyanın en yükseği idi. Bir mecliste Şeyh Cemalî hazretleri var ise orada bulunan diğer kimseler, âlim ve evliya zatlar da olsalar, susup onun konuşmasını dinlerlerdi. Cemalî, Sultan İskender bin Behlül zamanında yetişti. Padişah Babür tarafından da kendisine çok değer verilip hürmet edilirdi.
Dinimizin emirlerine bağlılıkta çok gayretli ve hassas olan Cemalî, devamlı olarak azimetle hareket eder, işin kolay tarafına kaçmak yolunu hiç tercih etmezdi. Çok ibadet ederdi. Başta Resul-i Ekrem Efendimiz olmak üzere, bu yolun büyüklerine olan muhabbeti pek çoktu. Bu aşk ve muhabbet ile çok şiirler yazmıştır. Divan'ında dokuz bin civarında beyit bulunmaktadır. Peygamber Efendimizi medh için yazdığı kasidelerin içinde şu beyt meşhurdur:
“Musa, sıfattan bir şuayla düşüp kendinden geçti, Sen tebessüm hâlinde hep zata bakmaktasın.”
Cemalî hazretleri, Hindistan'da Dehli şehrinde vefat edip vefat ettiği yerde defnedildi. Defnedildiği bina, hayatında iken oturduğu bina idi. Burası Hace Kutbüddin Bahtiyar Kakî hazretlerinin makamının hemen yanıdır. Sultan Hümayun Şah, Gücerat'a gittiği zaman, bu seferinde Şeyh Cemalî de sultanın yanında bulunmuştur.
Şeyh Cemalî'nin, ilim ve evliyalık yolunda yüksek derece sahibi iki oğlu olup birincisi Şeyh Gedai'dir. Şeyh Gedai'nin evveli ve sonu hep iyi idi. Şeyh Cemalî hazretlerinin ikinci oğlu, Hayatî mahlası ile çok güzel şiirler söyleyen Şeyh Abdülhayy'dır. Güzel ahlâkın kendisinde toplandığı, iyi sıfatların deryası olan pek yüksek bir zattı. Zamanında bulunan fazilet sahiplerinin büyüğü, üstünü idi. Babasının sevgilisi ve kalben çok yakını idi. Daima gönül almaya, dostlarının hatırını korumaya çalışırdı. Herkese yakınlık gösterir, herkesten hüsn-i kabul ve hürmet görürdü. Gayet sade bir şekilde, sıkıntısız rahat bir hayat yaşardı. Her an mahbubun, yani Allahü teala'nın aşk ve şevkinde idi. Zenginlik ve fakirlikte, saadetin sermayesi olan orta yolu tutmuştu.
Şeyh Abdülhayy'ın doğumu 923 (m. 1517)'dir. 959 (m. 1552)'de vefat edip genç yaşta dünyadan ayrıldı. Kabri, babasının türbesinin dışındaki sofadadır. Seyyid Şerif Cürcanî hazretlerinin evladından olan Seyyid Şah Mirek'in, Şeyh Abdülhayy'ın vefatında söylediği bir rubaînin tercümesi şöyledir:
“Zamanın nadiri Şeyh Abdülhayy'ı, Vasfedecek bir dil bende de yoktur. Vefatı anında yanında idim, Dedim: (Sen gibisi bu anda yoktur.)”
Eserleri: 1- Divan: 9 bin civarında beyit vardır.
2- Mir'atü'l-meanî: Mesnevî tarzında bir eseridir.
3- Siyeru'l-arifîn: En meşhur eseridir. Çeştî meşayıhını anlatır. 1893'te Delhi'de basılmıştır.