Fıkıh ve hadis âlimi. İsmi Abdülmümin bin Halef bin Ebü'l-Hasan bin Şeref bin Hıdır bin Musa ed-Dimyatî et-Tunî olup künyesi Ebu Muhammed ve Ebu Ahmed'dir. Lakabı ise Şerefeddin'dir. 613 (m. 1217)'de Mısır'da Tinnis ile Midyat arasındaki Tune Adası'nda doğdu. 705 (m. 1306) senesi Zilkade ayının onbirinde Kahire'de vefat etti. Babü'n-Nasr Kabristanı'na defnedildi.
Dimyatî, önce; fıkıh, usul, feraiz bilgilerini Dimyat kadısı İbn-i Halil ve Ebü'l-Mekarim Abdullah ile Ebu Abdullah el-Hüseyin bin Mansur es-Sa'dî'den öğrendi. Bunlardan ayrıca hadis-i şerif de dinledi. Ebu Abdullah Muhammed bin Musa bin Nu'man'ın teşviki ile hadis-i şerif öğrenmeye başladı. Daha sonra Kahire'ye gitti. Orada Hafız Zekiyyüddin Abdülazim el-Münzirî ile görüştü. Uzun zaman onun derslerine devam etti. Hadis ilminde üstün dereceye yükseldi. Bundan başka İskenderiyye, Mekke, Medine, Bağdat, Mardin, Harran, Şam ve Halep'te birçok âlimden hadis-i şerif dinledi. Halep'te Hafız Ebü'l-Haccac Yusuf bin Halil'in derslerinde bulundu.
Dimyatî'den ise; Şeyh Ebü'l-Feth Muhammed bin Muhammed el-Ebiverdî, Hafız Ebü'l-Haccac Yusuf bin ez-Zekiyyi'l-Müzzî, Hafız Ebu Abdullah ez-Zehebî, Hafız Ebü'l-Feth Muhammed bin Muhammed bin Seyyidünnas, Hafız Ebu Abdullah bin Şame et-Taî, el-Hafızü'l-Valid ve birçok âlim hadis-i şerif dinledi ve rivayette bulundu.
Dimyatî, Kahire'de Medresetü'l-Mansuriyye'de hadis dersleri verdi. İlk defa orada ders veren âlim oldu. Mısır'da sünnet-i seniyyenin yayılması için çok çalıştı. Fitnelerden uzak olarak sünnet-i seniyyenin hizmetçisi oldu. Ez-Zehebî onun hakkında; “Dimyatî'nin sûreti de ahlâkı da güzeldi. Güzel konuşurdu. Lügat ve kıraat âlimiydi. Kitapları doğru ve çok faydalı idi. Maddî ve manevî rızkı boldu. Herkesten hürmet ve saygı gördü.” demektedir. El-Müzzî ise onun hakkında şöyle demektedir: “Ondan daha fazla hadis-i şerif bilen görmedim.”
Eserleri: Dimyatî birçok eser yazdı. Bazıları şunlardır:
1- Mu'cemü'ş-Şüyuh: Dimyatî bu eserinde Kahire, İskenderiye, Dımaşk vb. ilim meclislerinde kendilerinden ilim öğrendiği 1300 kadar âlimin kısa hayatlarını anlatmaktadır. Eser, 1962'de Paris'te basılmıştır.
2- Cüz'ün fihi zikrü'l-muhacirîn min Kureyş ve hulefaihim ve mevalihim hasseten: Habeşistan'a ve Medine'ye hicret edenleri anlatan eser, 1960'lı yıllarda yayınlanmıştır.
3- Metcerü'r-rabih fî sevabi'l-ameli's-salih: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Reisülküttab Kısmı No: 491'de vardır.
4- Risale fî kıraati Âyeti'l-Kürsî ve'l-ezkâri edbara's-salat: Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Şehid Ali Paşa Kısmı No: 1345'te vardır.
5- Fadlü'l-hayl: Atlarla ilgili olup Nazmizade Hüseyin Murtaza tarafından Türkçeye çevrilmiş olup bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı No: 1824'te vardır.
6- Keşfü'l-mugatta fî fadli's-salati'l-vüsta,
7- Et-Tesellî ve'l-İgtibat bi sevabi men tekaddeme mine'l-infirat,
8- Kitabü'l-Erbeine'l-ebdali't-tüsaiyyat,
9- El-Muhtasar fî sireti seyidi hayri'l-beşer: Bu eserler dünyanın birçok kütüphanelerinde mevcuttur.
Bunlardan başka şu eserleri vardır: Erbeune hadisen el-mütebayyinetü'l-isnadi'l-muharrece ale's-sahihi min hadisi Bağdat, Cüz'ün fihi ehadis aval mine'l-muvafakati, Cüz'ün yahtevî ala hadisi'r-rahmeti'l-müselsel, Fadlü't-tibai savmi Ramazan, Ahbaru kabaili'l-Hazrec, Ahbaru Beni'l-Muttalib, Ahbaru Benî Nevfel, Ahbaru Benî Cümah, Ahbaru Benî Sehm, Akdü'l-Müsemmen fî men tüsemma bi Abdilmü'min, Cüz'ün Fihi Müsafahatü'l-İmam Müslim ve'l-İmam en-Nesaî, Cüz'ün fihi hadisi'l-müselsel vb.
Dimyatî'nin, Süleymaniye Kütüphanesi'nin Reisülküttab Mustafa Efendi kısmı, 491 numarada kayıtlı Kitabu metcerü'r-rabih fî sevabi ameli's-salih adlı eserinde; münakaşa ve cidali terketmenin sevabı hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Kim, haksız olduğu hâlde münakaşayı terkederse onun için Cennet bahçelerinde ev yapılır. Kim de haklı olduğu hâlde münakaşayı terk ederse onun için Cennet'in ortasında bir ev yapılır.”
“Ahlâkını güzelleştirene Cennet'in en yüksek yerinde bir ev yapılır.”
“Münakaşayı bırakın. Çünkü ben; Cennet'in bahçesinde, ortasında ve en yükseğinde olmak üzere, haklı olduğu hâlde münakaşayı terk eden kimse için üç ev biliyorum. Münakaşayı terk edin. Çünkü Rabbimin beni putlara tapmaktan sonra ilk nehyettiği şey münakaşadır.”
“Kimse ile mücadele etmeyen, haklı olsa bile, dili ile kimseyi incitmeyen Müslümanın, Cennet'e gireceğine size söz veriyorum. Şaka yapmak için ve yanındakileri güldürmek için de olsa yalan söylemeyenin, Cennet'e gireceğini size söz veriyorum. İyi huylu olanın, Cennet'in yüksek derecelerine kavuşacağını size söz veriyorum.”
“Allahü tealanın onunla hataları mahvedip dereceleri yükselttiği şeyi size bildireyim mi? Şiddet ve melâlet anlarında, adabına riayet ederek güzelce abdest almak, camilere gitmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini beklemektir. (Sonra üç defa) İşte bu ribattır.”
Hadis-i şerifin şerhi: Burada, “Şiddet ve melâletten murad; şiddetli soğuk, sahibini, hareketten alıkoyan hastalık ve insanın abdest almasını zorlaştıran daha başka hâllerdir. Hadis-i şerifte bildirilen amellere devam eden kimse, Allahü tealadan; günahlarının af ve mağfiret edilmesini, sevaplarının artırılmasını ve Cennet'e konulmasını ümit edip beklediği için Resulullah Efendimiz, bu kimseyi düşmana karşı nöbet (ribat) tutan ve nöbet tutarken şehit olmayı bekleyen kimseye benzetmiştir. Bazı âlimler de; “Yukardaki amellere ribat buyurulması, bu amellerin, sahibini günah işlemekten alıkoymasından dolayıdır.” demişlerdir.”
Resulullah Efendimize amellerin hangisinin daha faziletli olduğu sorulunca; “İlk vaktinde kılınan namazdır.” buyurdu.
“Namazı ilk vaktinde kılmanın, namazı son vaktinde kılmaya üstünlüğü, ahiretin dünyaya üstünlüğü gibidir.”
“Namazın ilk vakti Allahü tealanın rızası, son vakti ise affıdır.”
“Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmiyedi derece daha üstündür.”
“Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ibadetle geçirmiş gibi olur. Kim de sabah namazını da cemaatle kılarsa bütün geceyi ibadetle geçirmiş olur.”
“Münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı ve sabah namazıdır.”
“Benim bu mescidimde kılınan namaz, başka mescitte kılınan bin namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Haram bundan müstesnadır. Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz, bunda (benim mescidimde) kılınan yüz namazdan daha faziletlidir.”
“(Kudüs'te) Beyt-i Makdis mescidinde kılınan bir namaz, başka mescitte kılınan beşyüz namazdan daha faziletlidir.”
“Allahü tealanın rızası için bir mescit yapan kimseye, Allahü teala Cennet'te bir ev yaptırır.”
Resulullah Efendimiz; “Kim Allahü tealaya kavuşmayı isterse Allahü teala da ona kavuşmayı ister. Kim Allahü tealaya kavuşmayı istemezse Allahü teala da ona kavuşmayı istemez.” buyurunca Hazreti Aişe; “Biz hiçbirimiz ölümü istemeyiz.” dedi. Bunun üzerine Resulullah; “Bu o değildir. Lakin Mümin, Allahü tealanın rahmeti, rızası ve Cennet'i ile müjdelenince Allahü tealaya kavuşmak ister. Allahü teala da ona kavuşmak ister. Kâfir ise Allahü tealanın azabı ve gazabı ile korkutulunca; Allahü tealaya kavuşmak istemez. Allahü teala da ona kavuşmayı istemez.” buyurdu.
“Kimin son sözü Lâ ilâhe illallah olursa Cennet'e girer.”
“Cennet'in Reyyan isminde bir kapısı vardır. Buradan ancak oruç tutanlar girecektir.”
“Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazife bilir ve orucun sevabını Allahü tealadan beklerse geçmiş günahları affolur.”
“Kim Ramazan-ı şerif ve Kurban Bayramı gecelerini ihya ederse; kalblerin öldüğü gün, onun kalbi ölmez.”
“Kim şu beş geceyi ihya ederse Cennet ona vaciptir. (Bu beş gece) Terviye, Arefe, Kurban Bayramı, Ramazan-ı şerif Bayramı ve Şaban'ın onbeşinci geceleridir.”
“Kim kardeşinin ihtiyacını görmek için yürürse onun için on sene itikâftan daha hayırlıdır. Kim bir gün Allahü tealanın rızası için itikâf ederse; Allahü teala, onunla Cehennem ateşi arasına üç hendek kor. Her bir hendek iki ufuk arasından daha geniştir.”
“Kim benim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim vacip olur.”
Allahü teala, Bakara suresi 207. ayet-i kerimede mealen; “İnsanlardan bir kısmı da vardır ki Allahü tealanın rızasını isteyerek nefsini Allahü tealaya ibadet yolunda sarf eder. Allahü teala kullarına çok merhamet edicidir.” buyurdu.
Aynı surenin 216. ayet-i kerimesinde mealen; “Ey Müminler! (İnsan tabiatı icabı) hoşunuza gitmediği hâlde din düşmanları ile savaşmak üzerinize farz kılındı. Olur ki bir şey hoşunuza gitmezken, sizin için o hayırlı olur ve bir şeyi de sevdiğiniz hâlde o, hakkınızda şer olur. Allahü teala bilir, siz bilemezsiniz.” buyuruldu.
Nisa suresi 95. ayet-i kerimede mealen; “Mallarını, canlarını feda ederek din düşmanları ile Allahü tealanın rızası için cihat, muharebe eden Müslümanlar, oturup kapanıp ibadet edenlerden daha üstündür. Hepsine de Cennet'i söz veriyorum.” buyuruldu.
Allahü teala, Tevbe suresi 111. ayet-i kerimede mealen; “Allah yolunda savaşıp düşmanları öldüren ve öldürülen Müminlerin canlarını ve mallarını, Allahü teala, Cennet kendilerinin olmak karşılığında satın almıştır.” buyurdu.
Resulullah'a “Hangi amel daha faziletlidir?” diye sorulunca; “Allah'a ve Resulüne iman etmek.” buyurdular. “Sonra nedir?” diye sorulunca; “Allah yolunda cihattır.” buyurdular. “Sonra nedir?” denilince de; “Kabul olan hacdır.” buyurdular.
Allahü teala, Bakara suresi 154. ayet-i kerimede mealen; “Allah yolunda öldürülenlere, “Onlar ölülerdir.” demeyin. Hakikatte onlar diridirler. Fakat siz anlayıp bilemezsiniz.”
Âl-i İmran suresi 195. ayet-i kerimede mealen; “Dinlerini korumak için hicret edenlerin yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda işkenceye, hakarete, ziyana uğrayanların, muharebe edenlerin ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. Onları altından nehirler akan Cennetlere koyacağım.” buyuruldu.
Allahü teala, Bakara suresi 152. ayet-i kerimede mealen; “Beni taatle zikredin ki ben de sizi mağfiretle yad edeyim. Taatle nimetlerime şükredin ve mâsiyetle küfran etmeyin.”, Âl-i İmran suresi 191. ayet-i kerimede mealen; “Akl-ı kâmil sahipleri Allahü tealayı ayakta, otururken ve yatarken (yani daima) zikrederler.”, Ra'd suresi 28. ayet-i kerimede mealen; “Bunlar, iman edenlerdir, Allahü tealanın zikriyle gönülleri huzur ve sükuna kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki kalbler ancak zikrullah ile mutmain olur.”, Ahzab suresi 41. ayet-i kerimede mealen; “Ey iman edenler! Allahü tealayı (diliniz ve kalbinizle türlü tesbihler yaparak) çok zikredin.” buyuruldu.
Resul-i Ekrem Efendimiz buyurdu ki: “Rabbini zikreden ile Rabbini zikretmeyenin durumu, diri ile ölünün durumu gibidir.” “Cennet ehli, sadece (dünyada iken) Allahü tealayı zikretmeden geçirdiği anına tahassür eder, üzülür.”
“İnsanların yaptıklarını yazan meleklerden başka melekler de vardır. Yollarda, sokak başlarında dolaşırlar. Allahü tealayı zikredenleri ararlar. Zikredenleri bulunca birbirlerine seslenirler. Buraya geliniz, buraya geliniz derler. Kanatları ile onları sararlar. O kadar çokturlar ki göğe varırlar. Kullarının her işini bilici olan Allahü teala, meleklere sorarak; “Kullarımı nasıl buldunuz?” buyurur. “Ya Rabbî! Sana hamd ve sena ediyorlar ve senin büyüklüğünü söylüyorlar ve senin ayıplardan ve kusurlardan temiz olduğunu söylüyorlar.” derler. “Onlar beni gördüler mi?” buyurur. “Hayır görmediler.” derler. “Görselerdi, nasıl olurlardı?” buyurur. “Daha çok hamd ederlerdi ve daha çok tesbih ederlerdi ve daha çok tekbir söylerlerdi.” derler. “Onlar, benden ne istiyorlar?” buyurur. “Ya Rabbî! Cennet'ini istiyorlar.” derler. “Onlar Cennet'i gördüler mi?” buyurur. “Görmediler.” derler. “Görselerdi, nasıl olurlardı?” buyurur. “Daha çok yalvarırlardı, daha çok isterlerdi. Ya Rabbî! Bu kulların Cehennem'den korkuyorlar. Sana sığınıyorlar.” derler. “Onlar Cehennem'i gördüler mi?” buyurur, “Hayır görmediler.” derler. “Görselerdi, nasıl olurlardı?” buyurur. “Görselerdi, daha çok yalvarırlardı ve ondan kurtulmak yoluna daha çok sarılırlardı.” derler. Allahü teala, meleklere; “Şahit olunuz ki onların hepsini affeyledim.” buyurur. “Ya Rabbî! O zikredenlerin yanında, filan kimse zikretmek için gelmemişti. Dünya çıkarı için gelmişti.” derler. “Onlar benim misafirlerimdir. Beni zikredenlerle beraberim. Onların yanında bulunanlar da zarar etmezler.” buyurur.”
Habib-i Kibriya Efendimiz; “Ey insanlar! Şüphesiz ki Allahü tealanın gizli melekleri vardır. Onlar, Allahü tealanın zikredildiği, anıldığı yerlere girer ve orada dururlar. O hâlde Cennet bahçelerinde rızıklanınız.” buyurunca Eshab-ı Kiram; “Cennet bahçeleri nerededir?” diye sordular. O da; “(Cennet bahçeleri) zikir meclisleri, Allahü tealanın anıldığı yerlerdir. Allahü tealayı zikretmek için çalışınız. Nefislerinize Allahü tealayı zikrettiriniz.” buyurdu.
“Allahü tealayı anmak için oturan kimseleri melekler kuşatırlar. Onları Allahü tealanın rahmeti kaplar. Onlara sekine iner. Allahü teala, onları kendi katında olanlar arasında anar.”
“Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billah de! Çünkü bunlar, el-Bakıyyatü's-salihat'tır. Ağaç yaprağını döktüğü gibi, onlar da hata ve günahları dökerler. Bunlar, Cennet hazinelerindendir.”
“Çarşıya giren kimse, “Lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh, lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümit ve hüve hayyün lâ yemut biyedihil hayr ve hüve alâ külli şey'in kadir.” derse Allahü teala ona bin kere bin sevap yazar ve bin kere bin günahı ondan siler. Onu bin kere bin yükseltir.”
Allahü teala, Âl-i İmran suresinin 135. ayet-i kerimesinde, mealen; “Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allahü tealanın vait ve ıkabını anarak günahlarından tövbe ederler (ve günahları ancak Allahü tealanın bağışlayacağını bilirler), hem de yaptıkları günaha bile bile ısrar etmezler (ve onlar, ısrarın cezasının, günahın cezasından daha çok olduğunu bilirler).” buyurdu.
Resulullah da; “Kim sahifesinin kendisini sevindirmesini isterse çok istiğfar etsin.” buyurdu.
Allahü teala, İbrahim suresi 24. ayet-i kerimede mealen; “(Ya Muhammed!) Gördün ya, Allahü teala nasıl bir temsil yaptı: Kelime-i tayyibe olan tevhit ve şehadet (iman), kökü yerde sabit ve dal-budağı semada olan tayyib bir ağaca benzer.” buyurdu.
Ebu Hüreyre rivayet etti: “Ya Resulallah! Kıyamet günü senin şefaatinle insanların en mesudu kim olacak?” diye sordum. Resulullah; “Ya Eba Hüreyre, bunu bana senden başka kimse sormadı. Ancak sen sordun. Kıyamet gününde halk içinde şefaatime en çok kavuşacak kimse, kalbinden hâlis olarak “Lâ ilâhe illallah” diyendir.”
“En faziletli zikir, “Lâ ilâhe illallah”, en faziletli dua “Elhamdülillah”tır.”
“Her kim; Allahü tealadan başka hiçbir ilah olmadığına, yalnız Allahü tealanın var olduğuna, O'nun şeriki olmadığına, Muhammed Aleyhisselam'ın O'nun kulu ve Resulü olduğuna, İsa Aleyhisselam'ın da Allahü tealanın kulu ve Resulü olduğuna, Meryem(in rahmin)e bırakılan, kelimesi ve Allahü teala tarafından (hayat verilen) bir ruh olduğuna, Cennet'in ve Cehennem'in hak olduğuna şehadet ederse hangi amel üzere olursa olsun Allahü teala onu Cennet'e kor.”
“Kim, Allahü tealadan başka ilah olmadığına, Muhammed Aleyhisselam'ın Allahü tealanın Resulü olduğuna şehadet ederse Allahü teala ona Cehennem'i haram kılar.”
Allahü teala, Kehf suresinin 46. ayet-i kerimesinde mealen; “Mal ve çocuklar, dünya hayatının süsleridir. Sonsuz kalıcı olan iyi işlerin sevapları, Rablerinin yanında daha iyidir.” buyurdu.
Resulullah Efendimiz; “Bakıyyat-ı salihatı çok söyleyiniz.” buyurdu. Eshab-ı Kiram; “Bakıyyat-ı salihat nedir ya Resulallah?” diye sordular. Resulullah Efendimiz; “Tekbir, tehlil, tesbih, elhamdülillah, lâ havle ve lâ kuvvete illa billah'tır.” buyurdu.
Allahü teala, İsra suresinin 23. ayet-i kerimesinde mealen; “Anaya ve babaya güzellikle muamele edin. Onlardan biri veya ikisi senin yanında ihtiyarlık hâline ulaşırsa sakın onlara “Öf' bile deme, onları azarlama, yüksek sesle hitap edip onlara bağırma, ikisine de iyi ve yumuşak söyle.” ve Ankebut suresi 8. ayet-i kerimede mealen; “Biz, insana, ana ve babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik. Bununla beraber, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için sana emrederlerse artık onlara (bu hususta) itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. Vakt-i cezada size yaptığınızı (amellerinizin karşılığını) haber vereceğim.” buyurdu.
Allahü tealanın katında hangi amelin daha sevgili olduğu sorulunca Resulullah; “Vaktinde kılınan namaz.” buyurdu. “Sonra hangisidir?” diye sorulunca da; “Ana-babaya iyilik etmektir.” buyurdu.
Allahü teala, Ra'd suresi 21. ayet-i kerimede mealen; “Ve onlar ki Allahü tealanın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler. (Akrabalık bağını kırmazlar, Müminlere dostluk gösterir, birlik olurlar, kul haklarını gözetirler, Allahü tealanın bütün kitap ve Peygamberlerine iman ederler.) Rablerinden korkarlar (nehyedilen şeylerden sakınırlar ve) fena hesaptan korkarlar.” buyurdu.
Allahü teala, Âl-i İmran suresinin 196. ayet-i kerimesinde mealen; “Allah yolunda şehit olanları ölü sanmayınız! Onlar diridirler!” buyurdu.
Allahü teala, Bakara suresi 121. ayet-i kerimede mealen; “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, o kitabı, hak olduğunu bilerek okurlar. İşte onlar, tahrif yapmaksızın kitaplarına iman edenlerdir. Her kim de kitabı inkâr eder ve değiştirirse onlar dinlerinde ziyan edenlerdir.” ve İsra suresinin 45. ayet-i kerimesinde mealen; “Sen Kur'an-ı Kerim'i okuduğun zaman, biz, seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. (Böylece seni göremezler ve sana bir zarar yapamazlar.)” buyurdu.
Aynı surenin 82. ayet-i kerimesinde mealen; “Biz Kur'an-ı Kerim'de öyle ayet-i kerimeler indirmekteyiz ki Müminler için şifa ve rahmettir (ki dinlerine kuvvet ve menfaat verir). Zalimlerin de ancak sapıklığını arttırır.” buyuruldu.
Fatır suresi 29. ayet-i kerimesinde mealen; “Gerçekten Allahü tealanın kitabını (Kur'an-ı Kerim'ini, hükümleriyle amel etmek ve başkalarına da öğretmek suretiyle devamlı) okuyanlar, namazı gereği üzere kılanlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve aşikâr harcayanlar, asla ziyan etmeyecek bir ticaret umabilirler. Çünkü Allahü teala, onlara mükâfatlarını tamamen verdikten sonra fadlından onlara ziyadesini ihsan edecektir. Muhakkak ki O Gafur'dur (çok bağışlayıcıdır), Şekur'dur (az amele karşılık çok mükâfat verir).” buyuruldu.
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kur'an-ı Kerim'i okuyunuz. Çünkü o, kıyamet gününde eshabına şefaatçi olarak gelecektir.” “Oruç ve Kur'an-ı Kerim, kula şefaat eder. Oruç; “Ya Rabbî! Ben onu, gündüz yemekten içmekten menettim. Beni onun hakkında şefaatçi kıl.” der, Kur'an-ı Kerim; “Ya Rabbî! Ben onu geceleyin uykudan menettim. Beni onun hakkında şefaatçi kıl.” der. İkisi de ona şefaat ederler.” “Sizin en hayırlınız, Kur'an-ı Kerim'i öğrenen ve öğretenlerinizdir.”
Haysem anlattı: Hazreti Resulullah, Eshabından bir grup cemaat arasında bulunuyordu. Bu sırada Resulullah'ın huzurlarına uğradım. “Allah'ın Resulü olduğunu söyleyen sen misin?” dedim. Resulullah; “Evet.” buyurdular. O zaman; “Ey Allah'ın Resulü! Hangi amel Allahü tealaya daha sevgilidir?” dedim. Resulullah; “Allahü tealaya iman etmektir.” buyurdular. “Sonra nedir ya Resulallah?” dediğimde; “Sıla-i rahim.” buyurdular. Sonra; “Ya Resulallah! Allahü tealanın en sevmediği amel nedir?” diye sordum. Resulullah; “Allahü tealaya ortak koşmaktır.” buyurdular. “Sonra nedir ya Resulallah?” dedim. “Sıla-i Rahmi kesmektir.” buyurdular. “Sonra nedir ya Resulallah?” dedim. “Kötülüğü emretmek, iyilikten menetmektir.” buyurdular.
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kendine yedirdiğin şey, senin için sadakadır. Zevcene yedirdiğin şey, senin için sadakadır. Hizmetçine yedirdiğin şey, senin için sadakadır.”
“Her iyilik sadakadır. Kişinin ehli için harcadığı şey, ona sadaka olarak yazılır.”
Resulullah; “Allahü tealanın rızası için bir yetimin başını okşayan kimsenin elinin değdiği her kılda, onun için sevaplar vardır. Kim kendi yetimine veya yanında bulunan yetime iyilikte bulunsa, ben ve o, Cennet'te şu ikisi gibi oluruz.” buyurdu ve işaret parmağı ile orta parmağını birbirinden ayırarak gösterdi.
Bir kimse kalbinde katılık bulunduğundan şikayet edince Resulullah Efendimiz; “Yetimin başını okşa ve miskini doyur.” buyurdu.
“Kim Müslüman kardeşini istediği bir şeyle karşılayarak onu sevindirirse Allahü teala da kıyamet gününde onu sevindirir.”
“Farzlardan sonra amellerin en faziletlisi, Müslümanı sevindirmektir.”
“Müslüman kardeşini sevindirmek, Allahü tealanın af ve mağfiretine sebep olur.”
“Hastaları ziyaret ediniz. Cenazeleri takip ediniz. Size ahireti hatırlatır.”
Resulullah Efendimiz; “Bir kimse, bir hastayı ziyaret ederse Allahü tealanın rahmetine dalar. Hastanın yanına oturduğu zaman, onu Allahü tealanın rahmeti kaplar.” buyurdu. Bunun üzerine “Ey Allah'ın Resulü! Bu, hastayı ziyaret eden sağlam ve sıhhatte olan kimse içindir. Hasta için ne vardır?” denilince Resulullah Efendimiz; “Hastanın (da) günahları dökülür.” buyurdular.
Fetih suresi 29. ayet-i kerimede buyuruldu ki: “Muhammed Allahü tealanın peygamberidir ve O'nunla birlikte bulunanların (yani Eshab-ı Kiram'ın) hepsi kâfirlere karşı şiddetlidirler. Fakat birbirlerine karşı merhametli, yumuşaktırlar. Bunları çok zaman rükuda ve secdede görürsünüz. Herkese dünyada ve ahirette her iyiliği, üstünlüğü, Allahü tealadan isterler. Rıdvanı, yani Allahü tealanın kendilerini beğenmesini de isterler. Çok secde ettikleri yüzlerinden belli olur. Onların hâlleri, şerefleri, böylece Tevrat'ta ve İncil'de bildirilmiştir. İncil'de de bildirildiği gibi onlar, ekine benzer. İnce bir filiz yerden çıkıp kalınlaştığı, yükseldiği gibi, az ve kuvvetsiz oldukları hâlde az zamanda etrafa yayıldılar. Her tarafı iman nuru ile doldurdular. Herkes filizin hâlini görüp az zamanda nasıl büyüdü diyerek şaşırdıkları gibi, hâl ve şanları dünyaya yayılıp görenler hayret etti ve kâfirler kızdılar.”
Kalem suresi 1-4. ayet-i kerimelerde mealen; “Nun, Kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki ey Muhammed, sen deli değilsin, Rabbinin nimetlerine kavuşmuş bir insansın. Doğrusu sana kesintisiz ecir vardır. Şüphesiz sen, büyük bir ahlâka sahipsin.” buyuruldu.
Hazreti Resulullah buyurdu ki: “İmanı en kuvvetli olanınız, ahlâkı en güzel ve zevcesine karşı en yumuşak olanınızdır.”
“Doğruluğa yapışınız. Çünkü doğruluk, iyilikle beraberdir. İkisi de Cennet'tedir. Yalandan sakınınız. Çünkü o, fücur (kötülük) ile beraberdir, ikisi de Cehennem'dedir.”
“Kim Allahü teala için tevazu ederse; Allahü teala, onu yükseltir. Kim de Mümin kardeşinden kendisini üstün tutarsa Allahü teala onu alçaltır.”
“İnsan, yumuşaklığı, tatlı dili sebebiyle gündüzleri oruç tutanların ve geceleri namaz kılanların derecelerine kavuşur.”
“Kızdığı zaman, öfkesini yenerek yumuşak davranan kimseyi Allahü teala sever.”
“Cennet'in yüksek derecelerine kavuşmak isteyen, saygısızlık yapana yumuşak davransın! Zulmedeni affetsin! Malını esirgeyene ihsanda bulunsun! Kendisini aramayan, sormayan ahbabını, akrabasını gözetsin!”
“Allahü tealanın en sevdiği iş, elbise vererek veya doyurarak veya başka ihtiyacını karşılayarak, bir Mümini sevindirmektir.”
“Yerde olanlara merhamet ediniz ki gökte olanlar da size merhamet etsin.”
“Merhamet ediniz ki merhamet olunasınız. Affedip bağışlayınız ki siz de bağışlanasınız.”
Not: Dimyatî'nin Tunus'ta Hasan Hüsni Abdullah'ın kütüphanesinde bulunan bir yazmadaki el yazısı mevcuttur.
“Kendisine yumuşaklık verilen kimseye, dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir.”
“Kendisine yumuşaklık verilen kimseye, hayır verilmiş olur. Yumuşaklıktan mahrum olan, hayırdan da mahrumdur.”
“Allahü teala refiktir. Yumuşaklığı sever.”
Allahü teala, Hucurat suresi 10. ayet-i kerimede mealen; “Müminler, birbirleriyle kardeştir. Kardeşleriniz arasında sulh yapınız.” buyurdu. Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kişi sevdiği ile beraberdir.”
“En faziletli sadaka, insanların arasını islah etmektir.”
Ebu Zer; “Ya Resulallah! Bir kimse, bir kavmi seviyor, fakat orbital yaptığını yapmaya gücü yetmiyorsa durumu nasıldır?” diye sual edince Resulullah Efendimiz; “Ey Ebu Zer! Sen sevdiğinle berabersin.” buyurdu. Ebu Zer de; “Ben Allah ve Resulünü seviyorum.” dedi. Bunun üzerine Resulullah; “Sen sevdiğinle berabersin.” buyurdu.
Bir kimse gelip Resulullah Efendimizden kıyametin ne zaman kopacağını sordu. Resulullah Efendimiz; “Onun için ne hazırladın?” buyurdu. O zat; “Allah ve Resulünü sevmekten başka bir şeyim yok.” dedi. Resulullah Efendimiz; “Sen sevdiğinle berabersin.” buyurdu.
“Kim bir kimseyi Allah için sever ve; ‘Ben seni Allah için seviyorum.’ derse ikisi de Cennet'e girer. Allah için seven kimse, sevdiği kimseden derece bakımından daha yüksektir.”
“Kim Allah için sever, Allah için buğz eder, Allah için verir, Allah için mâni olursa onun imanı kemale ermiştir.”
“Birbirinize selam veriniz! Birbirinize yiyecek ikram ediniz! Akrabanızın haklarını gözetiniz! Gece herkes uyurken namaz kılınız! Bunları yaparak, selametle Cennet'e giriniz.”
“İki Müslüman karşılaşıp musafaha ederlerse Allahü teala, onlar ayrılmadan önce günahlarını af ve mağfiret buyurur.”
“Kardeşine güleryüz göstermen sadakadır. İyiliği emredip kötülükten alıkoyman sadakadır. Dalalet üzere bulunan birisine doğru yolu göstermen senin için sadakadır.”
“Her göz kıyamet günü ağlayacaktır. Şu üç göz bunlardan müstesnadır: Haramlara bakmayan göz, Allah yolunda uyumayan göz, Allah korkusundan sinek başı kadar bile olsa yaş akan göz.”
“Allahü tealaya ve ahıret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin, yahut sussun.”
Âl-i İmran suresi 104. ayet-i kerimede mealen; “İçinizden, insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir.” buyuruldu.
Ebu Zer Gıfarî anlatır: Resulullah'a birçok sualler sorduktan sonra; “Ya Resulallah! Bana nasihat et.” dedim.
“Sana Allah'tan korkmayı tavsiye ederim. İşin başı budur.”
“Sana Kur'an-ı Kerim'i okumayı tavsiye ederim.”
“Susmayı tercih et, sadece hayır söyle.”
“Acı da olsa hakkı söyle.” buyurdu.
· Paylaştığınız metnin bu son bölümü, talebiniz üzerine orijinal yazım özelliklerine ve kelime yapısına sadık kalınarak, daha okunaklı bir düzenle aşağıda sunulmuştur:
· “Hâlis tövbe edin! Yani tövbenizi bozmayın! Böylece tövbe edince Rabbiniz, sizi belki affeder ve ağaçlarının, köşklerinin altından sular akan Cennetlere sokar.” buyuruldu.
· “Allah'ım! Sana şükredebilmemde, seni zikredebilmemde ve sana güzel kulluk edebilmemde bana yardımını lütfeyle.” (Hadis-i Şerif)
· Resulullah Efendimiz; “Günahından tövbe eden kimse, günahı olmayan kimse gibidir.” buyurdu.
· Hud suresi 114. ayet-i kerimede mealen; “Doğrusu bu hasenat (beş vakit namazın sevabı) küçük günahları mahveder.” buyuruldu.
· Resulullah Efendimiz; “Nerede olursan ol, Allahü tealadan kork! Kötülüğün peşinden iyilik yap ki; o iyilik, o kötülüğü silsin, gidersin. İnsanlara güzel ahlâk ile muamele et!” buyurdu.
· Muaz bin Cebel, yolculuğa çıkacaktı. Resulullah Efendimizin huzur-i saadetlerine gelip nasihat istedi. Resulullah Efendimiz; “Allahü tealaya ibadet et! O'na hiçbir şeyi ortak koşma. Kötülük yaptığın zaman peşinden iyilik yap. Ahlâkını güzelleştir.” buyurdu.
· Resulullah Efendimiz Eshabına buyurdu ki: “Siz, öyle bir zamanda geldiniz ki Allahü tealanın emirlerinin ve yasaklarının onda birini yapmaz iseniz, helak olur, Cehennem'e gidersiniz. Sizden sonra öyle Müslümanlar gelecek ki Allahü tealanın emirlerinin ve yasaklarının onda birini yapabilseler, Cehennem'den kurtulurlar.”
· [Görsel: Dursun Fakih hazretlerine izafe edilen Bilecik ilinin Söğüt İlçesinin Küre köyünde tepe üzerindeki türbenin uzaktan görünüşü.]