EBU SEVR

Ebu Abdullah İbrahim bin Halid bin Ebü'l-Yeman el-Kelbî el-Bağdadî Fıkıh âlimi, mezhepte müçtehit
A- A+

Fıkıh âlimi, mezhepte müçtehit. Tam ismi, Ebu Abdullah İbrahim bin Halid bin Ebü'l-Yeman el-Kelbî el-Bağdadî olup, 170 (m. 786) senesinde Bağdat'ta dünyaya geldi. 240 (m. 854) senesinde vefat etti. Vefatını 246 (m. 860) senesi olarak veren kaynaklar da vardır.

Önceleri Hanefî mezhebinde idi. İmam Muhammed bin Hasan eş-Şeybanî'den ilim aldı. İmam-ı Şafiî Bağdat'a gelince, ders halkasına dahil oldu. Şafiî mezhebine geçerek, bu mezhepte müçtehit mertebesine yükseldi. Böylece rey yolu ile hadis yolunu birleştiren İmam-ı Şafiî'nin mezhebi ile rey yolundaki Hanefî mezhebini uhdesinde birleştirmiş oldu. İmam-ı Şafiî'nin Irak'ta kurduğu mezheb-i kadimini (önceki mezhebinin hükümlerini) rivayet edenlerin önde gelenlerinden idi. Bu sebeple İbn-i Hallikan ve Taceddin es-Sübkî gibi bazı Şafiî âlimleri kendisini bu mezhepte müçtehit kabul ederler. İbnü'n-Nedim, Kadı Iyaz, İbn-i Ferhun, Abdülhay İbnü'l-Imad gibi pek çok âlimler, Ebu Sevr'in İmam Şafiî'nin talebelerinden olduğunu, aslında mutlak müçtehit sayılması gerektiğini söyler.

Rafiî ve Nevevî gibi meşhur Şafiî âlimleri ise, Ebu Sevr'in görüşlerini Şafiî mezhebinin görüşleri olarak telakki etmez. Nitekim Muhammed bin Münzir en-Nişaburî, Muhammed bin Nasr el-Mervezî, Muhammed bin Huzeyme en-Nişaburî ve Muhammed bin Cerir gibi âlimler, aslında Şafiî mezhebinde oldukları hâlde, yaptıkları içtihatlarında İmam Şafiî'den ayrıldıkları hususlar, muvafık oldukları hususlardan fazla olduğu için, bunların içtihatları Şafiî mezhebinden sayılmamış; kavilleri Şafiî fıkıh kitaplarına alınmamıştır. Malikî mezhebinde Kadı Ebu Bekr İbnü'l-Arabî ile İbn-i Abdülber de böyledir.

Hanefî mezhebinde ise durum farklıdır. İmam-ı Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'in çoğu kavilleri, üstadları İmam-ı Ebu Hanife'ye uymadığı, hatta farklı kavilleri sayıca mezhebin üçte ikisini bulduğu hâlde, Hanefî mezhebinin kavli sayılır. Bu bakımdan Ebu Sevr, her ne kadar İmam Şafiî'nin talebesi olsa ve kavillerinde bu mezhebe bir meyil sezilse bile, kendisini müstakil bir mezhep kurucusu sayanlar çoktur. Çok sayıda talebe yetiştirdi. Davud ez-Zahirî, Ahmed bin Yahya el-Bağdadî, Cafer bin Muhammed el-Hayyat talebelerinin en meşhurlarıdır. Meşhur mutasavvıflar Cüneyd Bağdadî ve Hamdun Kassar da bunun talebesi ve mezhebinin saliki idi. Hicrî dördüncü asır sonlarına kadar Ermeniyye (Azerbaycan) taraflarında kendisine tabi olan hayli Müslüman yaşıyordu. Ancak Ebu Sevr'in mezhebi de çok sayıda müçtehit âlimin mezhebi gibi fazla taraftar bulamadı. Kısa bir müddet sonra inkıraza uğradı.

Ebu Sevr, aynı zamanda muhaddis olup, hadis hafızı idi. Süfyan bin Uyeyne, Veki bin el-Cerrah, Abdurrahman bin Mehdi gibi meşhur muhaddislerden hadis-i şerif rivayet etmiş; kendisinden de Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mace, Ebu Hatim er-Razî gibi birçok meşhur muhaddisler rivayette bulunmuştur. Onun için, Nesaî, Hatib el-Bağdadî, “sika, me'mun” (güvenilir) tabirini kullanmıştır. Nevevî Ebu Sevr'in sika bir muhaddis olduğunda ittifak bulunduğunu söyler.

Ebu Sevr'in hadis, fıkıh ve ahlâka dair eserler yazmıştır. İmam Malik ile İmam Şafiî'nin ihtilaflarını konu alan; ayrıca Kur'an-ı Kerim'de geçen ahkâm ayetlerine dair eserleri vardı. Fıkıhta el-Mebsut fi'l-fıkh adlı bir eserinden söz edilir. Ancak bunların hiçbirigünümüze intikal etmemiştir. Fıkhî kavilleri, başka mezheplere ait fıkıh kitaplarında zaman zaman zikredilir. Bunları Sa'di Hüseyin Ali Cebr toplayarak Fıkhü'l-İmam Ebi Sevr adıyla 1403 (m. 1983) senesinde Beyrut'ta neşretmiştir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları