EBU ABDULLAH BASRÎ

Muhammed bin Ahmed bin Sâlim Basra'da yetişmiş olan evliyanın büyüklerinden
A- A+

Basra'da yetişmiş olan evliyanın büyüklerinden. İsmi, Muhammed bin Ahmed bin Sâlim, künyesi Ebu Abdullah'tır. Basralı olduğu için Basrî nisbesiyle meşhur olmuştur. İbn-i Salim Basrî diye de bilinir. Doğum tarihi belli değildir. 297 (m. 909) senesinde Basra'da vefat etti. Uzun müddet büyük veli Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî'nin hizmetinde ve sohbetinde bulundu. Tasavvuf yolunda ilerleyip yüksek manevi derecelere kavuştu. Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî'den sonra başka bir zata talebe olmadı. Hocasının tasavvuftaki yolunu devam ettiren Ebu Abdullah el-Basrî, Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî'nin söz ve hâllerini talebelerine anlattı. Pek çok kimse onun sohbetlerinde bulunup istifade etti. Zahiri ilimlerde ictihad derecesinde olan Ebu Abdullah el-Basrî, insanların müşkillerini ve meselelerini hâlletmeye çalıştı. Kendisi gayet yumuşak huylu ve tatlı sözlü olup, herkese yumuşaklık ile davranılmasını tavsiye etti. Bu hususta; “Bir kimse, ayıplarının örtülmesini ve gizlilik perdesinin yırtılmamasını isterse; kendisine asi ve kaba davranana hilm ve yumuşaklık göstersin. Elinde olan şeylerle insanlara ihsan ve ikramda bulunsun.” buyurdu.

Sevdiklerinden birisine dostluk yapacağı kimselerle ilgili olarak şöyle nasihat etti: “Yalancı kerem sahibi, riyakar huylu olan kimselerle dostluk etmekten kendini uzak tut ve hakiki dostlar olan Allah adamlarıyla beraber yaşa. Eğer kerem sahibi gibi görünen kimselerle beraber bulunursan, hakiki dostlardan uzaklaşır, onlarla ülfet, yakınlık ve muhabbeti kesersin. Eğer riyakar, kötü huylu kimselerden usanır, dostluğunu kesersen; helak olmaktan kurtulur, yüksek makamlara ulaştırılırsın. Bu hâl sende hasıl olduğu zaman, senin için büyük bir kıymet de hasıl olur ve sen kıymetlenirsin (çünkü, Allahü tealanın veli kulları, hakiki dostlarıyla beraber bulunanlar, bir gün onlardan olurlar).” Çeşitli sohbetlerinde buyurdu ki: “Minnet sahibinin ihtiyacını görmek, dostluğun anahtarıdır.” “Kişinin aklı, hilmi ve yumuşaklığı, cömertliği, ayıplarını örter. Her hâlinde doğru olması, onu kuvvetli kılar.” “Allahü tealanın emrettiği şeylere uy. Kim Allahü tealanın emirlerine uyarsa, sağlam bir kale içinde hıfz olunmuş, korunmuş olur.” “Allahü teala bir kimseye iyilik ile muamele ederse, ondan kerametler zuhur eder.” “Kalbden riya hastalığı, ihlas; yalan hastalığı ise, doğruluk nuru ile giderilip tedavi olunur. Kim nefsinin arzu ve isteklerine muhalefet eder karşı çıkarsa, Allahü teala onu, ünsiyet, dostluk ve muhabbet makamına kavuşturur.” Bir gün kendisine; “Veli halk içinden nasıl tanınır? Alametleri nelerdir?” diye sorulunca, evliyanın, Allahü tealanın dostlarının alametlerini şöyle bildirdi: “Veli, dilinin çok tatlı olması, ahlâkının güzel olması, özür dileyenlerin özrünü kabul etmesi, ister iyi ister kötü olsun, bütün mahlukata tam bir şefkat ve merhametle, acımasıyla anlaşılır.” Ömründe hiçbir kimseyi kırmayan, incitmeyen Ebu Abdullah el-Basrî, en küçük mahluklara bile merhamet eder, yolda yürürken bir karıncayı bile ezmemeye çok dikkat ederdi. Dünyaya hiç kıymet vermeyen Ebu Abdullah el-Basrî, insanları Allahü tealadan uzaklaştıran şeylerin hepsinin dünya olduğunu beyan buyurur ve herkese; “Dünyanın oğullarına (dünya malı, mevkii, şan, şöhret, para, çocuk vs.) karşı zahit olmak, onlara kıymet vermeyip terketmek, akıllı kişinin şanındandır. Çünkü onlar kendisini meşgul eder, Allahü tealayı zikirden alıkor. Kendisi, din ve dünya işlerinin düzgün olmasını istediği hâlde, dünya oğulları öyle değildir.” buyurdu.

Tevekkülüm O'nadır, O bana yeter.

Her işinde tevekkül sahibi olan, Allahü tealaya güvenen Ebu Abdullah el-Basrî her işini Allahü tealaya havale eder, yalnız O'na güvenir, her şeyi O'ndan beklerdi. O tevekkülü, bazı cahillerin söylediği gibi hiçbir sebebe yapışmadan, her şeyi Allahü tealadan beklemek olarak değil, sebeplere en güzel şekilde yapışıp, sebepleri yaratanın Allahü teala olduğunu bilmek ve O'na tam güvenmek olarak kabul ederdi. Tevekkül hakkında buyurdu ki: “Tevekkül, Resulullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem hâli; kesb, çalışıp kazanmak da, O'nun sünnetidir. Kim Allah'a tevekkül ederse, Allahü teala onun kalbini hikmet nuruyla doldurur. Allahü teala her istediğinde ona kafi gelir, onu sevdiği her şeye kavuşturur. Allahü teala, Talak suresi 3. ayet-i kerimesinde mealen; “Kim Allah'a tevekkül ederse, O, ona kafidir.” buyuruyor. Bunun için Allahü teala her işinde o kimseye kafidir. Allahü tealaya tevekkül etmek farzdır. Çünkü Allahü teala, Kur'an-ı Kerim'de Maide suresi 23. ayetinde mealen; “Eğer gerçek müminlerseniz, Allahü tealaya tevekkül ediniz.” buyuruyor.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları