Kıraat, Arabî ilimler ve Hanbelî mezhebi fıkıh âlimi. Künyesi, Ebu Abdullah olup; ismi, Muhammed bin Hasan bin Ca'fer'dir. Razan'da 426 (m. 1035) yılında doğdu. Evane'de yerleşti. 494 (m. 1101) yılında orada vefat etti. Babası da kendisi gibi âlimdi. Bu sebepten ilim tahsiline babası Hasan bin Ca'fer'den öğrendikleriyle başladı. Babasından fıkıh ilmini aldı. Tabakat-ı Hanabile sahibi Kadı Ebu Ya'lâ'dan hadis-i şerif dinleyip fıkıh öğrendi. Ebü'l-Ganaim bin Me'mun, Ebu Bekr bin Hamdeveyh ve daha birçok âlimden ilim öğrenip hadis-i şerif dinledi. İşittiklerini yazarak ezberledi.
Kıraat, hadis ve fıkıh ilminde âlim oldu. Allahü tealanın dinini öğrenmeye ve öğretmeye çok çalışır, Rabbinin rızasını kazanmaya gayret ederdi. Mala, paraya kıymet vermez, eline geçeni, fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Haram ve şüpheli şeylerden çok sakınır, mubahların fazlasını da terk ederdi. Çok ibadet ederdi. Gündüzleri oruç tutar, geceleri teheccüd namazı kılardı. Dualarının kabul olduğu çok görüldü.
Birçok kimseler kerametlerine şahit oldular. Vaktini ilim öğrenmek, öğretmek ve ibadet etmekle geçirirdi. İnsanlara nasihat eder, Allahü tealanın dinini âlimlerden veya kitaplarından öğrenmelerini bildirir, Resulullah Efendimize tâbi olmayanın ebedî saadete kavuşamayacağını anlatırdı. Pek çok talebe yetiştirdi. Hafız Ebu Nasr Yunartî, İbn-i Sem'anî ve daha birçok âlim talebeleri arasındaydı. Zafir bin Muaviye de, kıraat ilminde yetiştirdiği talebelerindendir.
Zafir bin Muaviye anlatır: “Hocam Ebu Abdullah Razanî, bir gün camiye gitmek için evden çıkacağı sırada, çocuğu arkasından yetişti. “Oynamak için bir geyik isterim.” dedi. Ebu Abdullah bir şey söylemedi. Çocuk ısrar edince de, ağzından gayr-i ihtiyarî, “Yarın sana bir geyik gelir.” deyiverdi. Çocuk çok sevindi. Koşarak geri döndü. Ertesi sabah, kapı vuruldu. Ebu Abdullah kapıyı açınca, bir geyiğin boynuzları ile kapıya vurmaya çalıştığını gördü. Çocuğunu çağırıp; “Al evladım, istediğin geyik geldi.” dedi. Allahü tealanın bu sevgili kulunun ağzından yanlışlıkla çıkan söz doğrulanmış ve o mübarek zatın bir kerameti ortaya çıkmıştı.” İbn-i Neccar tarihinde şöyle anlatır: “Biri, Ebu Abdullah Razanî'yi hac esnasında Arafat'ta gördü. Hâlbuki, Ebu Abdullah o sene hacca gitmemişti. Hacdan dönüşünde Ebu Abdullah'ı görünce; “Hanımımın nikâhı üzerine yemin ederim ki, seni hacda gördüm.” dedi. Ebu Abdullah kerametinin açığa çıkmasının üzüntüsüyle başını önüne eğdi. Gerçeği söylemese adamcağızın nikâhı hakkında su-izanna sebep olacaktı. Çünkü herkes onun bu yıl hacca gitmediğini biliyordu. Adama; “Senin nikâhın bozulmadı.” dedikten sonra başını kaldırdı ve şöyle ilave etti: “Bu ümmet, Allahü tealanın düşmanı olan şeytanın, Mümin erkekler ve kadınlar arasında fitne çıkarmak için, bir anda şarktan garba gidebileceğinde icma (söz birliği, ittifak) etti. Allahü tealaya ibadet ederek kulluk eden bir kimsenin de, Allahü tealanın izniyle bir gecede Mekke'ye gidip geri dönebileceğini kimse inkâr etmedi.” Sonra yemin eden adama döndü ve; “Rahat ol! Zevcen sana helaldir.” buyurdu.” Hasan bin Harif anlatır: “Bir gün Ebu Abdullah Razanî'nin meclisine geç kaldım. Kendisinden özür dileyince; “Özür dilemene gerek yoktur. Çünkü Müminler, Allahü tealanın takdiri ile bir araya gelirler. Birbirlerinden manevî yönden istifade ederler. Maddî rızık nasıl mukadderse, manevî rızık da takdir edilmiştir.” buyurdu.”