EBU ABDULLAH SİNCARÎ

EBU ABDULLAH SİNCARÎ Evliyanın büyüklerinden
A- A+

Evliyanın büyüklerinden. Musul yakınlarında Sincar kasabasında doğdu ve oraya nisbet edildi. Doğum ve vefat tarihleri bilinmemekte, görüştüğü mübarek insanların vefat tarihlerinden, ikinci asrın birinci yarısında doğup, üçüncü asrın birinci yarısında vefat ettiği anlaşılmaktadır. Gençliğinde Şam'a gelerek İbrahim bin Edhem hazretlerinin sohbetinde bulunup, ona hizmet etmekle şereflendi. İbrahim bin Beşşar Horasanî ve Ebu Yusuf Gasulî ile sohbet etti. Ebu Hafs Haddad hazretleri onun yetiştirdiği velilerdendir.

Ebu Abdullah Nibaci buyurdu ki: “Müminin bilmesi gereken beş haslet vardır ki, şunlardır: Birincisi, Allahü tealayı bilmek, tanımak, marifetullah. İkincisi, hakkı, hukuku tanımak, gözetmek. Üçüncüsü, yapılan işte, amelde ihlaslı olmak, sırf Allah için yapmak. Dördüncüsü, sünnet ile amel etmek, sünnete uymak. Beşincisi, helal yemek. Eğer Allahü tealayı bilir fakat hakka, hukuka riayet etmezse, bu bilmesinden bir fayda elde edemez. İhlasla amel, iş yapmazsa tanıması, bilmesi ona yine fayda vermez. Sünnete uymazsa ve helal yemezse, yine Allahü tealayı bilmesinden fayda elde edemez. Eğer yediği helalden olursa kalbinde bir safa, temizlik hasıl olur. Bu temizlik ile dünya ve ahiret işlerini görür. Eğer yediği şüpheli ise yediği şüpheli şeyin mikdarı kadar da işleri şüpheli olur. Yediği haramdan olursa, onun dünya ve ahiret işleri karanlık olur. İnsanlar böyle bir kimseyi gözü görüyor diye vasıflandırsalar bile aslında o kördür. Tövbe edinceye kadar da bu manevi körlükten kurtulamaz.”

Ebu Abdullah Sincarî, çok cömert olup kazancını fakirlere dağıtır, dünya malına itibar etmez, onunla gecelemezdi. İbadeti çok, zühdü fazla idi. Gece gündüz ibadet ve Allahü tealanın kullarına iyilik yapmakla meşgul olurdu. İnsanlara ilim öğretir, kalblerini kötülüklerden temizlemek için uğraşırdı. Günlerce hiçbir şey yiyip içmez, nefsini terbiye için çöle gider, haftalarca orada gelmezdi. Tanıyanlardan biri anlatır: Ebu Abdullah Sincarî hazretleriyle birlikte Trablus'ta idik. Oradan ayrılıp başka bir yere gitmek üzere yola çıktık. Birkaç gün ve gece yol aldık. Yolculuğumuz esnasında hiçbir şey yememiştik. Giderken yola atılmış bir parça yaş kabuk gördüm. Onu almak isteyince Sincarî hazretleri bana baktı. Bende almaktan vazgeçtim. Biraz gittikten sonra, bir şahıs bize beş dinar para verdi. Bir köye geldik. Köyde bir şeyler almasını temenni ettim. Fakat hiçbir şey almadan geçip gitti. Sonra da bana dönüp; “Eğer aç ve yayan gidiyoruz, paramız olduğu halde bir şey almıyoruz diyorsan, yakında bir köy var oraya girince sıkıntımız gider. Orada fakir bir adam var, bize hizmet eder. Biz de parayı adama veririz, o da çoluk çocuğunun ihtiyacını görür.” buyurdu. Köye varınca, adam bize hizmet etti. Beş dinarı ona verdik, o da çocuklarının nafakasını temin etti. Buyurdu ki: “Velilerin üç alameti vardır: Yüksekte iken kendisinden aşağı olanlara alçak gönüllü olurlar, güçleri yeterken dünyaya itibar etmezler, kuvvetli iken insaflı olurlar.”

“Kendisini dinleyen cemaat içinde zenginler bulunur iken, muhtaç olan fakirlerin varlığı bir vaize ayıp olarak yeter.” “Dinini öğrenmek isteyen için en faydalı olan şey, dinini yaşayan salih Müslümanlarla sohbet etmek, onların ahlâkına ve yaptıklarına uymak, Allahü tealanın sevgili kullarının mübarek kabirlerini ziyaret etmek ve muhtaç olanlara yardım etmektir.” “Bir insanın fütüvvet sahibi ve cömert görünmesi, kendisi bu vasıflara sahip olmadığı müddetçe iki yüzlülüktür.” Fütüvvetin manası sorulunca; “Halkta olan eksik ve kusurları hoş görüp, kendi kusurlarını görerek onlar için tövbe etmek, iyi kötü herkese şefkatle muamele etmektir. Fütüvvetin olgunluğu da, halk için Hakkın yanında mahcub olacağı şeyi yapmamaktır.” buyurdular.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları