Peygamberimizin amcasının oğlu ve şair Sahabi. Adı Mugire bin Haris bin Abdülmuttalib'dir. Künyesi Ebu Süfyan'dır. Peygamberimizin süt kardeşlerindendir. Halime Hatun tarafından emzirilmiştir. Peygamberimizle yaşıt olduğu rivayet edilir. Peygamberimiz, İslam'a davete başlamadan önce, Peygamberimizi pek çok severdi. Resulullah Efendimiz davete başlayınca, önce çok düşman olmuştu. Peygamberimizi ve Müslümanları hicveden şiirler söyledi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, görüldüğü yerde öldürülmesini emrettiler.
Ebu Süfyan, Kureyş müşriklerinin, Peygamberimizle yaptıkları çarpışmaların hiçbirinden geri kalmadı. Müslümanlar, şair Hassan bin Sabit'e, “Sen de onu hicv et ve tahkir et.” demişlerdi. Hassan bin Sabit de: “Resulullah Efendimiz izin vermedikçe, yapamam!” demişti. Peygamberimiz, kendilerinden izin istendiğinde buyurmuştu ki: “Ben, 'Babamın kardeşi olan amcamın oğlunu hicv et ve tahkir et' diye, sana nasıl izin verebilirim?”
Hazreti Aişe der ki: “Resulullah Efendimiz; 'Siz de Kureyşlileri hicv ve tahkir ediniz! Çünkü hiciv, onlara ok yağdırmaktan daha ağır gelir!' buyurdu ve Abdullah bin Revaha'ya; 'Onları hicv et.' diye haber gönderdi. Abdullah bin Revaha, Kureyşlileri hicvetti. Resulullah Efendimiz daha sonra, Kâ'b bin Mâlik'e, sonra da Hassan bin Sabit'e, Kureyşlileri hicvetmeleri için haber gönderdi. Hassan bin Sabit, Resulullah Efendimiz'in huzuruna girince, dedi ki: 'Demek, kükrediği zaman, kuyruğunu iki yanına çarpan bu arslana, habersalmanın zamanı geldi! Seni, hak dinle Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki; ben, onların şahsiyet ve şereflerini dilimle, deri parçalar gibi parçalayacağım!'
Resulullah Efendimiz buyurdu ki: 'Acele etme! Ebu Bekr, Kureyşlilerin soyunu, sopunu en iyi bilendir. Elbette, benim soyum da onların içindedir. Ebu Bekr, benim soyumu, sana iyice açıklasın!' Hassan, hemen Ebu Bekr'e gitti. Sonra, dönüp gelince dedi ki: 'Ya Resulallah! Senin soyun bana iyice açıklandı. Seni, hak dinle Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki; hiç şüphen yok ki, seni, onların arasından, hamurdan kıl çeker gibi, kolayca çeker, çıkarırım!'
Hazreti Aişe buyurdu ki: 'Peygamber Efendimiz'in Hassan'a; 'Hiç şüphe yok ki, sen, Allah ve Resulü tarafından müdafaa yaptığın müddetçe, Cebrail seni destekleyip duracaktır.' ve yine, 'Hassan, onları hicvedip susturmakla, hem Müslümanları ferahlattı, hem de kendisi ferahladı.' buyurduğunu, kendisinden işitmişimdir.' Hassan bin Sabit, şair Ebu Süfyan bin Haris'e hitaben çeşitli hicivlerde bulundu. Neticede Ebu Süfyan bin Haris'in kalbine İslam sevgisi düştü.
Ebu Süfyan bin Haris, bir gün, Rum Kayseri'ninhuzuruna çıktığında, Kayser; “Sen kimlerdensin?” diye sordu. “Ben, Ebu Süfyan bin Haris bin Abdülmuttalib'im!” diye cevap verince; “Sen, Muhammed bin Abdullah bin Abdülmuttalib'in amcasının oğlu musun?” diye tekrar soruldu. “Evet! Ben, O'nun amcasının oğluyum.” diye cevap verdi.
Ebu Süfyan der ki: “Rum Kayseri'nin yanında, ne İslamiyetten kaçıldığını, ne de Muhammed'den başkasının tanındığını gördüm! Bunun üzerine, kalbime İslamiyet sevgisi girdi. İçinde bulunduğum müşrikliğin batıl ve boş olduğunu anladım. Ne çare ki; biz, akılları başlarında bir kavimle birlikte bulunuyorduk. İnsanların, akıllarına ve görüşlerine göre yaşadıklarını sanıyordum. Onlar, bir yol tutup gittiler. Biz de o yolu tutup gittik. Şerefli ve yaşlı kişiler, putlarından yardım dileyerek Muhammed'e karşı ayaklandıkları ve ataları yüzünden ona kızdıkları zaman, onlara uyduk! Bir gün, kendi kendime; 'Ben, kimlerle arkadaş oluyorum? Kimlerin yanında bulunuyorum? İslam yolu, belli olmuş ve kararlaşmış bulunuyor.' dedim. Zevcemle oğlumun yanına vardım. Onlara dedim ki: 'Yola çıkmak için hazırlanın! Muhammed'in yanınıza gelmesi, çok yaklaşmıştır!' Karım ve oğlum dediler ki: 'Canımız sana feda olsun! Arapların ve Arap olmayanların Muhammed'e tabi olduğunu görüyorsun da, hâlâ ona karşı düşmanlık mevkiinde bulunuyor, düşmanlıkta direnip duruyorsun! Halbuki O'na yardım etmek, herkesten çok sana düşerdi. O'na yardım edenlerin ilki, sen olmalı idin!'
Uşağım Mezkur'a dedim ki: 'Bir deve ile atımı, acele yanıma getir!' Resulullah ile buluşmak maksadıyla Mekke'den yola çıktık. Yanımızda Resulullah'ın halası Atike'nin oğlu Abdullah bin Ebu Ümeyye de vardı. Ebva'ya varıp indiğimiz zaman, Resulullah Efendimiz'in öncü birliği oraya gelmiş ve Mekke'ye yönelmişti. Resulullah Efendimiz, görüldüğüm yerde öldürülmemi emretmişti. Bunun için, öldürülmekten korktum ve gizlendim. Oğlum Ca'fer'in elinden tutup, yaya olarak bir mil kadar gittik. Sabahleyin Resulullah Efendimiz'in yanına vardık. Halk, takım takım geliyordu. Peygamberimiz, hayvanına bineceği zaman, kendisiyle görüşmek istedik. Yüzünü, bizden başka tarafa çevirdi. Yüzünü çevirdiği tarafa geçtim. Tekrar tekrar benden yüzünü çevirdi. Bütün yakın uzak her şey beni tuttu, sıktı! O'na erişemedikçe bir ölü olduğumu, O'nun iyiliğini, merhametini ve bana olan yakınlığını düşündükçe 'Beni tutar' diye ummuştum.”
Ebu Süfyan bin Haris, Müslüman olmasını anlatmaya şöyle devam etti: “Resulullah Aleyhisselam'ın akrabası olduğum için, benim Müslüman olmama, Resulullah Efendimiz'in de, eshabının da son derecede sevineceklerini sanıyor ve şüphe etmiyordum. Resulullah Efendimiz'in, benden yüz çevirdiğini görünce, bütün Müslümanlar da benden yüz çevirdiler. Hazreti Ebu Bekr, bana rastladı ve benden yüzünü çevirdi. Ensardan birisi beni Hazreti Ömer'in yanına yanaştırdı. Ona bakınca, bana dedi ki: 'Ey Allah'ın düşmanı! Resulullah Efendimizi ve eshabını inciten sensin ha! Ona düşmanlığını, yeryüzünün doğularına, batılarına kadar ulaştırdın ha!' Hemen amcam Abbas'ın yanına vardım. Ona dedim ki: 'Ey Abbas! Ben, Resulullah'ın yakını ve asaletli oluşum sebebiyle Müslümanlığımın, Resulullah'ı sevindireceğini ummuştum. Kendisinden umduğum iltifatı göremedim. Beni kabul etmesi için O'nunla konuş!' O da; 'Hayır! Vallahi, O'nun, senden yüz çevirdiğini gördükten sonra, O'nunla bir tek kelime bile konuşamam! Resulullah Efendimizi üzmüş olmaktan korkarım!' diye cevap verdi.”
“Ey Amca! Bari gidip başvuracağım bir kimseyi bana söyle?” dedim. Bunun üzerine Hazreti Abbas; “İşte o!” diye Hazreti Ali'yi gösterdi. Hazreti Ali ile buluşup konuştum. O da bana, Abbas'ın sözlerinin tıpkısını söyledi.
Ebu Süfyan bin Haris ile Abdullah bin Ebu Ümeyye, Peygamberimizin huzuruna girme çarelerini araştırdıkları ve kendilerinden yüz çevrildiği sırada, Peygamberimizin zevcesi Hazreti Ümmü Seleme de onlar hakkında Peygamberimizle konuşarak dedi ki: “Ya Resulallah! Biri amcanın oğlu ve süt kardeşindir. Diğeri de halanın oğlu ve hısmındır. Allahü teala, bunları sana Müslüman olarak gönderdi. Bunlar, senin katında halkın en yaramazı olamazlar!”
Peygamberimiz buyurdu ki: “Bana onların ikisi de gerekmez. Amcanın oğlu, benim haysiyet ve şerefimi dili ile lekelemek istedi! Halanın oğlu ve hısmım olan kişi ise Mekke'de bana söylememesi gereken sözleri söylemiştir!”
Gerçekten de Peygamberimiz Mekke'de iken, bir gün Kureyş müşriklerinin azılıları toplanıp Peygamberimize ileri geri tekliflerde bulunduktan sonra, Peygamberimizin Peygamberliğini reddetmişlerdi. Peygamberimiz, onların yanlarından çok üzgün olarak ayrılmışlardı. Abdullah bin Ebu Ümeyye ise Peygamberimizin peşini bırakmamış, yolda O'na demişti ki: “Ey Muhammed! Kavmin sana yapacakları teklifleri yaptılar. Sen, onların tekliflerinden hiçbirini kabul etmedin! Sonra, dediğin gibi Allah katındaki mevkiini anlamak, sana inanmak, uymak üzere kendileri için istedikleri şeyleri de yapmadın! Vallahi ben, sana bakıp dururken sen göğe bir merdiven kurarak tırmanıp göğe çıkmadıkça ve oradan, yanında senin dediğin gibi Peygamber olduğuna tanıklık edecek dört melek getirmedikçe, sana hiçbir zaman inanmam! Yemin ederim ki sen bunu yapmış olsan bile, yine seni tasdik edeceğimi sanmıyorum!”
Abdullah bin Ebu Ümeyye bunları dedikten sonra Peygamberimizin yanından ayrılmıştı. Peygamberimiz, Hazreti Ümmü Seleme'ye, Abdullah bin Ebu Ümeyye ve süt kardeşi hakkında nazil olan ayet-i kerimeyi de (İsra suresi: 93) okudu. Hazreti Ümmü Seleme dedi ki: “Ya Resulallah! Bu kişi senin kavmindendir. Onların söylediği şeyi, bütün Kureyş müşrikleri de söylemişler ve haklarında onun gibi ayetler de inmiştir. Sen, onun suçundan daha ağırını da affetmiştin. O, amcanın oğludur ve onun sana akrabalığı vardır. Sen de onun suçunu bağışlamaya halkın en layıkısın!”
Ebu Süfyan bin Haris der ki: “Cuhfe'ye varıncaya kadar, ne Resulullah Efendimiz ne de Müslümanlardan hiçbiri benimle konuşmadı. Her konaklanılan yerde kendim Resulullah'ın kapısında duruyor, oğlum Cafer de ayakta dikiliyordu. Resulullah beni gördükçe yüzünü benden çeviriyordu. Ezahır yokuşundan Mekke'nin Ebtah vadisine inince, Resulullah'ın çadırının kapısına yaklaştım. Bana baktı. Bu bakış, O'nun bana ilk yumuşak bakışı idi. Kendisinin gülümseyeceğini de ummaya başladım.”
Hazreti Ali, Ebu Süfyan bin Haris'e dedi ki: “Resulullah Efendimize arka tarafından var! Yusuf Aleyhisselam'ın kardeşlerinin, Yusuf Aleyhisselam'a söylediği şu sözü söyle: 'Allah'a yemin ederiz ki, Allahü teala seni gerçekten bizden üstün kılmıştır! Biz doğrusu sana karşı yaptıklarımızda suçlu idik, dediler.' (Yusuf suresi: 91)”
Bundan daha güzel bir söz bulunabileceği kabul edilemez. Ebu Süfyan bin Haris böyle yapınca, Peygamberimiz, Hazreti Yusuf'un kardeşlerine söylediğini bildiren; “Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allahü teala sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.” (Yusuf suresi: 92) mealindeki ayet-i kerimeyi okudu.
Ebu Süfyan bin Haris, Peygamberimizin; “Bana onların ikisi de gerekmez.” buyurduğunu haber aldığı zaman demişti ki: “Vallahi ya yanına girmeme izin verecektir ya da şu oğlumun elinden tutup yeryüzünde açlıktan, susuzluktan ölünceye kadar çekip gideceğiz! Sen ki benim hem akrabam hem de halkın en uslusu, yumuşak huylusu, en iyilikseveri ve cömerdi bulunuyorsun.”
Peygamberimiz, Ebu Süfyan'ın bu sözlerini işitince her ikisine de acıdı ve kendilerinin huzurlarına girmelerine izin verdi. Girdiler ve Müslüman oldular. Ebu Süfyan bin Haris, Müslüman olduktan sonra utancından başını kaldırıp Peygamberimizin yüzüne bakamazdı. Geçmişteki tutum ve davranışlarından dolayı özür diledi.
Ebu Süfyan, Mekke-i Mükerreme'nin fethinde bulundu. Huneyn Muharebesi'nde gösterdiği fevkalade kahramanlığı dolayısıyla Resulullah'ın iltifatlarına mazhar oldu. Hacdan dönerken, 20 (m. 641) senesinde vefat etti. Namazını Hazreti Ömer kıldırdı. Medine'deki Baki kabristanına defnedildi. 15 (m. 636) yılında vefat ettiği de söylenir. Hadis-i şerifte; “Ümit ederim ki Hamza'nın yerine geçsin.” ve “Ebu Süfyan cennet yiğitlerindendir.” buyurularak Resulullah'ın methine mazhar oldu. Siması Resulullah'a benzeyen yedi kişiden biri de bu idi. Vefatından üç gün önce kabrini kendisi kazıp hazırlamıştır. Müslüman olduktan sonra hiç günaha bulaşmadığını ve vefatından sonra kendisi için ağlanmamasını vasiyet ettiği rivayet olunmaktadır.