Eshab-ı Kiram'ın meşhurlarından ve Ensar'ın büyüklerinden. Adı, Zeyd bin Sehl bin Esved bin Haram bin Amr bin Zeyd bin Menat bin Adi bin Amr bin Malik en-Neccar el-Ensarî'dir. Eshab-ı Kiram'ın meşhur okçularındandır. Müslüman olmadan önce de okçuluğu ile meşhurdu. Yiğitliği ve kahramanlığı ile birlikte bilhassa iyi ok atması ile tanınmıştı. Kendisinin okçuluğunu tanıtan bir şiiri vardır:
Zeydim ben, hem Ebu Talha'yım da. Her gün bir av bulunur silahımda.
Medine'de doğdu. Doğumu hakkında kesin bir tarih bildirilmemektedir. Esas adı Zeyd olup, “Ebu Talha” künyesi ile meşhur olmuştur. Babası Sehl, annesi de Ubade binti Malik'tir. Hanımı, Hazreti Enes bin Malik'in annesi Ümmü Süleym binti Milhan'dır.
Hazreti Ebu Talha'nın mensup olduğu Amr bin Malik kabilesi, Peygamberimizin mescidinin batı tarafında “Babürrahme” civarında ikamet ediyorlardı. Hazreti Ebu Talha, Peygamberimizin İslamiyeti tebliğ etmeye başladığı sırada kabilesinin reisi bulunuyordu. Müslüman olduktan sonra, Resulullah'ın çok sevdikleri ve itimat ettikleri Eshabından oldu. Onunla beraber bütün gazalara iştirak etti ve çok kahramanlıklar gösterdi. Hicretin otuz dördüncü (m. 655) senesinde 70 yaşında iken Medine'de vefat etti. Daha sonraki bir tarihte de vefat ettiği bildirildi.
Hazreti Ebu Talha, İslam güneşinin Mekke-i Mükerreme'de doğup cihanı aydınlatmaya başladığı sırada 20 yaşına erişmiş, tam gençlik çağını yaşıyordu. Bu sırada Malik bin Nadr'dan dul kalan ve Hazreti Enes bin Malik'in annesi olan Ümmü Süleym ile evlenmek istedi. Bu Ümmü Süleym, cahiliye devrinde Malik bin Nadr ile evliydi. İslamiyeti kabul edince, kocası dininden ayrılması için çok uğraştı. Hazreti Ümmü Süleym'in Müslümanlığı terk etmemesi sebebiyle kocası Malik buna darılıp Şam'a doğru yola çıkmış, yolda da eşkıyalar tarafından öldürülmüştü. Eşinden dul kalan Ümmü Süleym, kendisi ile evlenmek isteyen Ebu Talha'ya; “Benim de seninle evlenmek arzum yok değil! Senin bu arzunu reddetmek istemezdim. Fakat ben, İslamiyet'i kabul edip Müslüman oldum. Sen ise henüz müşriksin. Dinime göre, Müslüman bir kadının, kafir olan bir erkek ile evlenmesi caiz değildir. Eğer Müslüman olursan, seninle evlenirim ve Müslümanlığından başka bir şey (mehir) de istemem.” dedi. Ebu Talha da onun bu talebini kabul edip Müslüman oldu ve onunla evlendi. (Bkz. Ümmü Süleym)
Hazreti Ümmü Süleym'den Abdullah ve Ebu Ümeyr adında iki oğlu olmuştur. Başka bir rivayette de Hazreti Ebu Talha'nın İslamiyet'i kabul edişi şöyle bildirilmektedir: Resul-i Ekrem Efendimiz, İslamiyet'i Medinelilere öğretip yaymak için Mus'ab bin Umeyr'i vazifelendirmişti. Hazreti Mus'ab, Medine halkına İslamiyet'i anlatırken bir gün Ebu Talha ile görüşüp onu da bu dine girmeye davet etmişti. Hazreti Ebu Talha İslamiyet'i kabul ettikten sonra Mekke-i Mükerreme'ye giderek Akabe Biatında Resulullah Efendimiz ile görüşüp, O'nunla konuşmak, sohbetinde bulunmak şerefine de kavuşmuştu.
Mekke'de Resul-i Ekrem'e biat ettikten sonra tekrar Peygamberimiz tarafından Medine'ye gönderilmiş ve oradaki Ensar'a İslamiyet'i tebliğ etmek, açıklayıp öğretmek için tayin olunan nakiblerden (temsilcilerden) biri olmuştu. Hicretten sonra Peygamberimiz, onun ile Muhacirlerden ve Cennet ile müjdelenenlerden Hazreti Ebu Ubeyde bin Cerrah arasında kardeşlik akdi yaptı. Resulullah'a teslimiyeti ve bağlılığı, tarifi zor olan bir aşk derecesinde idi. Hazreti Ebu Talha; malı mülkü, çoluk ve çocuklarıyla birlikte hayatını Resulullah'a hizmetle geçirmiştir.
Resulullah Efendimiz kendisini çok severdi. Bedr'de ve diğer bütün muharebelerde Resulullah'tan hiç ayrılmamıştı. Müşriklerle yapılan Uhud Harbi'nde çok büyük fedakarlıkları görülmüştür.
Uhud'da, bir ara Müslümanlar dağılmışlardı. Düşman askerleri ta Resulullah'ın yanına kadar yaklaşmışlardı. Bu durum, büyük bir tehlike arz ediyordu. Buna rağmen bir avuç fedakar Müslüman, Resulullah'ın etrafında halkalanıp, canlı bir duvar meydana getirdiler. O'nu korumak için canlarını feda ettiler. Hazreti Ebu Talha da, Resulullah'ın yanından hiç ayrılmayanlardandı. Resulullah'a saldıran ve O'na büyük sıkıntı veren müşriklere karşı eline geçirdiği bir kalkanı kullanıp vücudunu siper ederek, onlardan hiçbirisini Resulullah'a yaklaştırmamış ve bir yandan da son derece maharetle düşmana ok yağdırmaya devam etmiştir. O kadar ki, arkasında bulunan Resulullah Efendimiz arada bir mübarek başını kaldırır ve Ebu Talha'nın attığı okların isabet ettiği yerleri gözetirdi. Resulullah'a bir okun isabet edeceğinden korkup; “Ya Resulallah! Anam babam, canım sana kurban olsun! Mübarek başınızı kaldırmayınız ki, size bir düşman oku isabet edip zarar vermesin! Beni boğazlamadıkça, bunlar sana ulaşamazlar. Ben ölmedikçe size bir şey olmaz” diyerek Resulullah'ı kendi nefsine tercih ederdi.
O gün Ebu Talha'nın sadağında 50 ok vardı. Hepsini teker teker müşriklere attı. Son oku da attığı zaman; “Ya Rabbi, beni ok atmaktan geri durdurma.” dedi. Peygamberimiz yerden bir ağaç dalı alıp Ebu Talha'ya verdi ve; “Ey Ebu Talha! Bunu da iyi bir ok olarak at.” buyurdu. Yüksek sesi ile düşmana korku salardı. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz; “Asker içinde Ebu Talha'nın sesi, yüz kişiden hayırlıdır.” buyurdu. Uhud harbinin bu dehşet veren safhası, Allah'a ve Onun Resulü Muhammed Aleyhisselam'a iman edip, canlarını feda etmekte bir an dahi olsun tereddüt etmeyen Müslümanlara Allahü tealanın yardımı ulaşarak son buldu. Dağılan Müslümanların, Resulullah'ın etrafında tekrar toplanması ile zafer kazanıldı.
Hazreti Ebu Talha, Mekke'nin fethinde de, kendi kabilesi ile birlikte savaşa iştirak etmiştir. Huneyn harbinde ise çok büyük fedakarlıklar göstermiştir. Bu harpte yalnız kendisi yirmi müşrik askerini öldürmüş ve Resulullah Efendimizin; “Her kim, kaç düşman askeri öldürürse, öldürdüğü kimselerin atı, silahı ve diğer teçhizatı öldürene aittir. Ganimete dahil değildir.” emirleri gereğince, 20 askerin bütün teçhizatı kendisine kalmıştır.
Hazreti Ebu Talha, Resulullah ile birlikte Veda Haccında bulunduktan sonra, Medine'ye geri döndü. Resul-i Ekrem vefat ettiği zaman, kabr-i şeriflerini, Medine halkının âdetine uygun olarak kazmak şerefine de nail olmuştur. Hazreti Ebu Talha, Resulullah'ın vefatından sonra Hazreti Ebu Bekr-i Sıddîk ve Hazreti Ömerü'l-Faruk'un halifelik zamanlarında yapılan harplerin de çoğuna katılmıştır. Bu muharebelerde de büyük kahramanlıkları görülmüş ve nice kafirleri, dinden ayrılanları maharetle kullandığı oku ile yere sermiştir.
Resulullah'ın ahirete irtihalinden sonra, Eshab-ı Kiram'ın her biri, onun ayrılık acısına dayanamayarak başka şehirlere hicret etmişlerdi. Hazreti Ebu Talha da, ayrılık üzüntüsü sebebiyle Şam'a gitti. Burada uzun müddet kaldı. Medine'ye dönüp, Resulullah'ın kabr-i şerifini ziyaret etmek arzusu her geçen gün fazlalaşmasına rağmen, ancak Hazreti Ömer'in şehit edilmesine yakın bir zamanda gelebilmişti. Hazreti Ömer de, Ebu Talha'yı çok sever, ona çok güvenirdi. Sarsılmayan bir itimadı vardı. Nitekim Hazreti Ömer, kendisinin vefatından sonra halife olacak kimsenin seçimini 6 kişilik bir şuraya (heyete) havale etmişti. Bu altı kişi, dünyada iken Cennetle müjdelenmişlerdi. Bunlar, içlerinden birisini halife seçeceklerdi. Hazreti Ömer, bunların her birine ayrı ayrı nasihatte ve tavsiyelerde bulundu. Ayrıca, Medineli Sahabilerin en zengin olanlarından ve üstün cesareti ile meşhur olan, Ebu Talha'ya hitaben; “Ey Ebu Talha! Çok kere Allahü teala seninle, İslam'ı aziz kılmıştır. Bu defa da hizmet eyle! Halifeyi seçecek şura üyeleri bir evde toplanacaklar. Sen de, Ensar'dan 50 kişi ile kapıda bekle, dışarıdan kimseyi içeri sokma. Üç gün içlerinden birini halife seçmek üzere onları teşvik et!” dedi. Halife seçimi, belirtilen sürede tamamlanıp, Hazreti Osman halife oldu.
Hazreti Ebu Talha, Hazreti Osman ve Hazreti Ali zamanlarında meydana çıkan karışıklıklara, fitnelere karışmamış, Medine'de bir köşeye çekilerek ibadetle meşgul olmuştur. Emeviler devrinde yaşı bir hayli ilerlemişti. 70 yaşında bulunduğu sırada kendisi bir gün Berae (Tevbe) suresini okurken; “Ey müminler gerek hafif (süvari) gerek ağırlıklı (piyade) olarak seferber olun ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda muharebe edin! Eğer bilirseniz, bu sizin için pek hayırlıdır.” mealindeki 41. ayet-i kerimesi gelince, shacaat ve kahramanlık damarı kabarıp; “Rabbim beni gerek gençliğimde, gerekse ihtiyarlığımda kafirler ile harbe ve cihada davet ediyor. Çabuk beni harp için teçhiz ediniz ve yolculuk için lazım olacak şeyleri hazırlayınız. Harbe gideyim!” dedi. Oğulları da; “Ey babacığım! Resulullah ile birlikte, O ahirete göç edinceye kadar cihatta bulundun. Sonra da Hazreti Ebu Bekr ile Hazreti Ömer zamanlarında harplere katıldın. Şimdi harp etmek sırası bizimdir. Sen otur, biz gidelim.” dediler ise de, Hazreti Ebu Talha; “Hayır, hayır! Ben gideceğim!” diyerek evvelki sözünden vazgeçmemiştir.
Hicretin 34 (m. 654) senesinde, bir deniz harbi için hazırlanan orduya katılmış, fakat gemiye bindikten ve denize açıldıktan bir müddet sonra vefat etmiştir. Vefatından sonra yedi gün kara parçası bulunamadığı için defnedilememiş, bu kadar uzun süre dışarıda kalmasına rağmen sanki hayatta imiş gibi mübarek cesedinin bozulmadığı görülmüştür. Gemi sahile yanaşınca karada bir yere defnedilmiştir. Vefat tarihi ve yeri hakkındaki rivayetler değişiktir. Medine'de iken vefat ettiği, cenaze namazını Hazreti Osman'ın kıldırdığı da bildirilmektedir. 51 (m. 671) yılında vefat ettiği de rivayet edilmektedir. Hazreti Ebu Talha'nın, Resulullah'ın vefatından sonra tam 40 yıl oruç tuttuğunu Hazreti Enes bin Malik rivayet etmektedir. Bu rivayete göre, hicretin 50 veya 51. senesinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Çünkü Ebu Talha, Peygamberimiz'in zamanında ömrünün çoğunu harplerde geçirmiş olup, oruçlarını tutamamış olması sebebiyle kaçırdıklarını telafi için devamlı olarak bayram günleri haricinde 40 yıl oruç tutmuştur. Bu rivayet, hadis âlimlerinin itirazlarına uğramamış ve sahih bulunmuştur.
Hazreti Ebu Talha'nın fazileti, üstünlüğü ve kemali çoktu. Resul-i Ekrem'in yanında hususi bir yeri vardı. O'na bağlılığı ve muhabbeti ile tanınmıştı. Resulullah'ın uğrunda katlanmayacağı hiçbir fedakarlık yoktu. Bütün harplerde gözü ile Resulullah'ı takip ederdi. O'na bir zarar gelmemesi için, en sıkışık anlarında O'nun yanına koşar ve vücudu ile O'na siper olmaya çalışırdı. Hayber seferinde, Resulullah Efendimiz harp ganimeti olarak kendisine verilen Hazreti Safiyye'yi devesinin arkasına alarak geri dönerken yolda devenin ayağının kayması ile her ikisi birden deveden düştüler. Bundan haberi olan Ebu Talha, önündeki bütün engelleri en süratli bir şekilde aşarak hemen yanlarına koştu ve Resul-i Ekrem'in baygınlık halini görünce aklı başından gitti. Hemen onları ayıltmanın çarelerini aradı ve buldu. Sonra Peygamberimiz'i devesine bindirdi. Kendisi ve Hazreti Enes bin Malik, develerine binmiş oldukları halde Resulullah'ın iki yanına geçip dengeli bir vaziyette Medine'ye getirdiler.
Hazreti Ebu Talha, Medine'deki Sahabilerin en zenginlerindendi. Medine içinde O'nun kadar malı mülkü olan pek azdı. Bütün malları, hayvanları Berham mevkii'nde bulunuyordu. Burası Medine'deki Mescid-i Nebi'ye çok yakındı. Resulullah Efendimiz sık sık buraya uğrar, manzarasını seyreder ve meşhur olan suyundan içerdi. Yine bir gün buraya uğradığında; “Sevdiğiniz mallarınızdan infak etmedikçe, hayra nail olamazsınız.” mealinde Âl-i İmran suresi 92. ayet-i kerimesi nazil oldu. Bu ayet-i kerimeyi işiten Hazreti Ebu Talha, hemen Resulullah'a başvurarak mallarının hepsini kendisine bağışlayıp istediği gibi kullanmasını teklif etti. Resulullah Efendimiz de bu malları akrabasına dağıtmasını isteyince emir buyurduğu şekilde bütün mallarını akrabalarına sadaka olarak dağıttı. Bundan önce de birçok defa mallarının hepsini Resulullah'a bağışlamıştır.
Hazreti Ebu Talha'nın, Resul-i Ekrem Efendimize öyle bir sevgisi vardı ki, O'na bir zarar gelmesinden çok korkardı. O'nun evinden sokağa çıktığını görünce hemen o da dışarı çıkar, O'nu takip ederdi. Bir aralık, Medine-i Münevvere'ye bir düşman saldırısı söz konusu olmuştu. Müslümanların korkusu ve telaşı artınca, Peygamberimiz durumu incelemek için bir gece hayvanının sırtına binerek dışarıya çıkmıştı. Hazreti Ebu Talha da hemen çıkıp O'nu takip etti. Merak edilecek bir durum bulunmadığını görünce geri döndüğünde Ebu Talha ile karşılaştı. Hazreti Ebu Talha'nın bu yakınlığı Resulullah Efendimizin onun evini sık sık ziyaret etmesinden de anlaşılmaktadır. Hazreti Ebu Talha'nın üvey oğlu Enes bin Malik, Resul-i Ekrem'in bu sevgisini şöyle anlatıyor:
“Resulullah Efendimiz, daima evimize gelip gider ve bizi memnun etmek için her şeyi yapardı. Resul-i Ekrem'in bizimle olan yakınlığı o dereceye varmıştı ki, hepimizi ayrı ayrı sevindirir, benim ana tarafından kardeşim olan bir çocuğu, çeşitli latifeleriyle eğlendirip neşelendirirdi. Namaz vakti geldiği zaman, biz de Resul-i Ekrem'e bir seccade yayar, arkasına dizilir, namazımızı kılardık.”
Hazreti Ebu Talha'nın evinde güzel bir yemek pişirildiğinde mutlaka Resul-i Ekrem Efendimiz hatırlanır, O'nun bu yemeğe iştirakini isterlerdi. Hazreti Enes şöyle anlatıyor: “Bir gün, üvey babam Ebu Talha tavşan avlamıştı. Tavşan evde pişirilmiş, Resul-i Ekrem Efendimiz için bir hisse ayrılmıştı.” Resul-i Ekrem'in bunu yiyip yemediği sorulunca da; “Evet, Resulullah onu yedi.” demişti. Hazreti Enes'in annesi ve Ebu Talha'nın hanımı olan Ümmü Süleym (Rumeysa), bu gibi fırsatların hepsini hemen değerlendirirdi. Enes bin Malik diyor ki: “Annem Ümmü Süleym beni bir gün, Resul-i Ekrem Efendimize göndererek elime taze hurmalarla dolu bir kap vermişti. Resulullah Efendimiz bundan mübarek elleriyle alarak hanımlarından her birine gönderiyordu. Peygamberimiz bunlardan arzu ettiği kadarını gönderdikten sonra geriye kalan hurmaları oturup yemişti. O'nun yiyişinden, hurmayı arzu ve iştahla yediği belliydi.”
Hazreti Ebu Talha, Resulullah Efendimize sevgisinin çokluğu sebebiyle O'na ait her şeyi saklamak ve O'nunla bereketlenmek isterdi. Resulullah Efendimiz Veda Haccı'nda mübarek başını tıraş ettiği zaman mübarek saçından en evvel alan Hazreti Ebu Talha olmuştu. Başka bir günde bir berber, Resul-i Ekrem'i tıraş ederek mübarek saçlarını kesmiş, Hazreti Ebu Talha da bütün bu mübarek saçları toplayarak evine götürmüş, onları hanımı Ümmü Süleym'e teslim ederek onun bu saçları tam bir itina ile saklamasını istemişti. Resul-i Ekrem Efendimizin, Hazreti Ebu Talha'ya ve ailesine olan sevgisinin daha birçok delilleri vardır. Bir gün Ebu Talha'nın bir oğlu ölmüştü. Hanımı tekrar hamile kalıp bir erkek çocuğu olunca, Resulullah Efendimiz onu kucağına alarak “Abdullah” ismini verdi ve onun için hayır duada bulundu. Resulullah'ın bu duası kabul olunmuş ve bu Abdullah bin Ebu Talha, Ensar'ın en faziletli gençlerinden biri olmuştur.
Hazreti Ebu Talha'nın fazileti, üstünlüğü ve kemali çoktu. Resul-i Ekrem'in yanında hususi bir yeri vardı. O'na bağlılığı ve muhabbeti ile tanınmıştı. Resulullah'ın uğrunda katlanmayacağı hiçbir fedakarlık yoktu. Bütün harplerde gözü ile Resulullah'ı takip ederdi. O'na bir zarar gelmemesi için, en sıkışık anlarında O'nun yanına koşar ve vücudu ile O'na siper olmaya çalışırdı. Hayber seferinde, Resulullah Efendimiz harp ganimeti olarak kendisine verilen Hazreti Safiyye'yi devesinin arkasına alarak geri dönerken yolda devenin ayağının kayması ile her ikisi birden deveden düştüler. Bundan haberi olan Ebu Talha, önündeki bütün engelleri en süratli bir şekilde aşarak hemen yanlarına koştu ve Resul-i Ekrem'in baygınlık halini görünce aklı başından gitti. Hemen onları ayıltmanın çarelerini aradı ve buldu. Sonra Peygamberimiz'i devesine bindirdi. Kendisi ve Hazreti Enes bin Malik, develerine binmiş oldukları halde Resulullah'ın iki yanına geçip dengeli bir vaziyette Medine'ye getirdiler.
Hazreti Ebu Talha'nın, Resul-i Ekrem Efendimize öyle bir sevgisi vardı ki, O'na bir zarar gelmesinden çok korkardı. O'nun evinden sokağa çıktığını görünce hemen o da dışarı çıkar, O'nu takip ederdi. Bir aralık, Medine-i Münevvere'ye bir düşman saldırısı söz konusu olmuştu. Müslümanların korkusu ve telaşı artınca, Peygamberimiz durumu incelemek için bir gece hayvanının sırtına binerek dışarıya çıkmıştı. Hazreti Ebu Talha da hemen çıkıp O'nu takip etti. Merak edilecek bir durum bulunmadığını görünce geri döndüğünde Ebu Talha ile karşılaştı. Hazreti Ebu Talha'nın bu yakınlığı Resulullah Efendimizin onun evini sık sık ziyaret etmesinden de anlaşılmaktadır. Hazreti Ebu Talha'nın üvey oğlu Enes bin Malik, Resul-i Ekrem'in bu sevgisini şöyle anlatıyor:
“Resulullah Efendimiz, daima evimize gelip gider ve bizi memnun etmek için her şeyi yapardı. Resul-i Ekrem'in bizimle olan yakınlığı o dereceye varmıştı ki, hepimizi ayrı ayrı sevindirir, benim ana tarafından kardeşim olan bir çocuğu, çeşitli latifeleriyle eğlendirip neşelendirirdi. Namaz vakti geldiği zaman, biz de Resul-i Ekrem'e bir seccade yayar, arkasına dizilir, namazımızı kılardık.”
Hazreti Ebu Talha'nın evinde güzel bir yemek pişirildiğinde mutlaka Resul-i Ekrem Efendimiz hatırlanır, O'nun bu yemeğe iştirakini isterlerdi. Hazreti Enes şöyle anlatıyor: “Bir gün, üvey babam Ebu Talha tavşan avlamıştı. Tavşan evde pişirilmiş, Resul-i Ekrem Efendimiz için bir hisse ayrılmıştı.” Resul-i Ekrem'in bunu yiyip yemediği sorulunca da; “Evet, Resulullah onu yedi.” demişti. Hazreti Enes'in annesi ve Ebu Talha'nın hanımı olan Ümmü Süleym (Rumeysa), bu gibi fırsatların hepsini hemen değerlendirirdi. Enes bin Malik diyor ki: “Annem Ümmü Süleym beni bir gün, Resul-i Ekrem Efendimize göndererek elime taze hurmalarla dolu bir kap vermişti. Resulullah Efendimiz bundan mübarek elleriyle alarak hanımlarından her birine gönderiyordu. Peygamberimiz bunlardan arzu ettiği kadarını gönderdikten sonra geriye kalan hurmaları oturup yemişti. O'nun yiyişinden, hurmayı arzu ve iştahla yediği belliydi.”
Hazreti Ebu Talha, Resulullah Efendimize sevgisinin çokluğu sebebiyle O'na ait her şeyi saklamak ve O'nunla bereketlenmek isterdi. Resulullah Efendimiz Veda Haccı'nda mübarek başını tıraş ettiği zaman mübarek saçından en evvel alan Hazreti Ebu Talha olmuştu. Başka bir günde bir berber, Resul-i Ekrem'i tıraş ederek mübarek saçlarını kesmiş, Hazreti Ebu Talha da bütün bu mübarek saçları toplayarak evine götürmüş, onları hanımı Ümmü Süleym'e teslim ederek onun bu saçları tam bir itina ile saklamasını istemişti. Resul-i Ekrem Efendimizin, Hazreti Ebu Talha'ya ve ailesine olan sevgisinin daha birçok delilleri vardır. Bir gün Ebu Talha'nın bir oğlu ölmüştü. Hanımı tekrar hamile kalıp bir erkek çocuğu olunca, Resulullah Efendimiz onu kucağına alarak “Abdullah” ismini verdi ve onun için hayır duada bulundu. Resulullah'ın bu duası kabul olunmuş ve bu Abdullah bin Ebu Talha, Ensar'ın en faziletli gençlerinden biri olmuştur.
Hazreti Ebu Talha'nın fazileti, üstünlüğü ve hadis-i şerif rivayetindeki son derece ihtiyatı ve titizliği bu ilmin âlimlerince kabul ve sağlam görülmüştür. Resulullah Efendimizden 92 hadis-i şerif bildirmiştir. Bazı kaynaklarda bu adet 20 olarak geçmektedir. Rivayet ettiği hadis-i şeriflerde bazı dinî meseleler, harpler ve sevabı çok olan ameller bildirilmektedir. Resul-i Ekrem'in sohbeti ile şereflenen mümtaz, seçkin ve kıymetli bir zat olduğu halde rivayetlerinin az olmasının sebebi, kendisinin Resul-i Ekrem'e ait hadis-i şerifleri son derece ihtiyat ve dikkatle bildirmesidir. Bu hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
Kendisi şöyle anlatıyor: Bir gün Resulullah'ın huzuruna girmiştim. O'nu tarif edilemeyecek bir şekilde neşeli ve güler yüzlü gördüm. Sebebinisorduğumda buyurdu ki: “Ya Eba Talha! Nasıl memnun olmayayım ki, biraz önce Cebrail Aleyhisselam gelip, ümmetinden senin üzerine bir kere salat ve selam getiren kimse üzerine Allahü teala ve meleklerin on kere salat ve selam getirir diye müjde vermek için Allahü teala tarafından gönderildiğini söylemişti.”
- “İçinde köpek ve canlı resmi bulunan eve melekler gelmez.”
- “Bir Müslümanın şerefi ile oynandığı, onun aleyhinde konuşulduğu yerlerde kim ona yardım ederse, Allahü teala da yardıma muhtaç olduğu gün kendisine yardım eder. Bir kimse din kardeşini insanlar içinde aleyhinde konuşarak rezil edip kusurlarını teşhir etmeye kalkarsa, yardım edilmeye muhtaç olduğu günde Allahü teala da onu rezil eder.”
- “Resulullah Efendimiz bir kavim ile muharebe edip galip geldikten sonra orada üç gün kalmayı tercih ederdi.”
Resul-i Ekrem, Bedr Harbi'nde öldürülen Kureyş müşriklerinin hepsinin bir çukura gömülmesini emretti. Ondan sonra onların gömüldükleri yere beraberce gitmiştik. Peygamberimiz oraya vardıklarında; “Ey Ebu Cehl! Ey Utbe bin Rebia! Ey Velid bin Utbe! Nasıl, Allahü tealanın vaîdinin hak olduğunu anladınız mı? Ben, Rabbimin bana vaadettiğini hak olarak gördüm.” buyurdu. Hazreti Ömer sordu: “Ya Resulallah! İçinde ruh olmayan cesetlerle mi konuşuyorsun?” Resul-i Ekrem cevaben buyurdu ki: “Beni hak ile gönderen Cenab-ı Hakk'a yemin ederim ki, siz bile benim dediklerimi onlar kadar duyamazsınız. Fakat cevap veremezler.”
Bir gün bir cemaat ortasında oturuyorduk. Resulullah Efendimiz geldi ve bize: “Ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Dedik ki: “Ya Resulallah! Oturduk, konuşuyoruz. Müzakere ediyoruz.” Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz; “Meclis halinde oturduğunuz zaman meclislerin hakkını veriniz!” buyurdu. Kendisinden; “Meclislerin hakkı nedir ya Resulallah?” diye istirhamda bulunduk. Buyurdular ki: “Meclislerin hakkı; gözü yummak (yani arkadaşlarının kusurunu görmemek), selama cevap vermek ve güzel söz söylemektir.”