Anadolu'da yetişen velîlerden. 1321 (m. 1903) senesinde Erzurum'un Cedid mahallesinde doğdu. İsmi, İbrahim Hakkı'dır. Babası Bezzaz Mustafa Efendi, dedesi Albay Hacı Mehmed Efendididir. Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin neslindendir. Anne tarafından dedesi Hacı Mahir Efendi, Rıfaî tarikatı şeyhiydi. 1396 (m. 1976) senesinde Ankara'da vefat eden Garip Hafız, Amasya Gümüş'de Haliliye Medresesine defnedildi. Vefatında mezarının üzerine türbe yapılmamasını vasiyet etti.
Garip Hafız, küçük yaşta her bahar annesi ile birlikte dayısının yanına Erciş kasabasına giderdi. Buraya yakın olan Tortum Şelalesi kıyısında akranları ile oynardı. Bir gün yine şelalenin kıyısında oynarken, bir Bektaşî dedesi gelerek, çocuklara; “Buradan aşağı atlayabilir misiniz?” diye sordu. O zamanlar beş yaşında olan Garip Hafız; “Ben atlarım.” diyerek yukarıdan şelalenin döküldüğü yere atladı. Allahü tealanın yardımı ile suya değmesi ile top gibi sıçrayarak kenara düşmesi bir oldu. Şelalenin yanındaki keçi yolundan yukarı çıktı. Hadise karşısında dehşete kapılan Bektaşî dedesi korkusundan hızla uzaklaşıp gitti.
Garip Hafız, Erzurum'da Mustafa Niyazi Efendiden Kur'an-ı Kerim dersi aldı ve ezberledi. Hacı Ahmed Efendiden hat sanatını öğrendi. Kur'an-ı Kerimi çok güzel okurdu. Mustafa Niyazi Efendi, Garip Hafız'ı talebeliğe kabul etmeden önce istihareye yatmasını ve rüyada ne gördüğünü söylemesini istedi. Rüyasında hocası Mustafa Niyazi Efendi elinden tutarak camiye götürdü. Caminin içerisinde on iki âlim yarım daire, halka kurup oturmuşlardı. Mustafa Niyazi Efendi camideki âlimlere; “Efendiler bu çocuk kıraat ilmini öğrenmekte talebe olmak ister. Ne buyurursunuz?” diye sordu. Onlar; “Oku Hafız! Oku!” dedi. Ertesi gün Garip Hafız rüyasını Mustafa Niyazi Efendiye anlattı ve ona talebe olarak kıraat ilmini öğrendi. On iki yaşına geldiğinde annesini kaybeden Garip Hafız, Erzurum'dan Sivas'a gitti. Burada Kazancızade Emin Edip Efendinin sohbetlerine devam etti ve ondan feyz aldı. Sivas Darülmuallimin okulunda Arapça ve Kur'an-ı Kerim hocalığı yaptı.
Sivas'tan Amasya'nın Gümüş kasabasına gelerek Haliliye Medresesinde ders vermeye başlayan Garip Hafız, senelerce güzel ahlâkı Müslümanlara öğretti. Garip Hafız; çok kibar, nazik ve yumuşak idi. Kimseyi katiyen incitmezdi. Birisinin hatasını görse onu başka yollardan duyurur; “Sen böyle yapıyorsun.” diyerek yüzüne vurmazdı. İbadetlerini çok gizli yapardı. Dikkati çeken her şeyden sakınırdı. Son derece edepli, hayâ sahibiydi. Sohbetlerinde kimseyi sıkmazdı. Bütün hayatını diz üstü oturmakla geçirdi. Sohbetine gelenler ne murad ederlerse, sormadan cevab alırlardı.
Hazreti Muaviye efendimize buğzeden üç kişi Gümüş'te sohbetine geldi. “Efendi! Muaviye hakkında ne buyurursunuz?” diye sordular. Garip Hafız; “Hazreti Muaviye sahabedendir. Sevenler selamettedir. Aleyhinde bulunanlar azaptadır. O, sahabenin büyüklerindendir. Resulullah Efendimizin hadisleri ile övülmüştür. İmam-ı Hüseyin efendimizin şehadetine sebeb olan Yezid dahi son nefesinde imanını muhafaza edebildi ise, onun hakkında bile kötü söylemek tehlikelidir.” buyurdu.
Garip Hafız'ın ziyaretine gelen bir zat; “Hoca Efendi! Ben de sizin gibi olmak istiyorum.” deyince;
“Pazarda satılsa otuza kırka
Ben de alırım vücuduma öyle bir hırka.”
cevabını verdi.
Taşovalı Kadir Hafız bir gün iki arkadaşı ile ziyaretine geldi ve; “Efendim! “Nefsini tanıyan, Rabbini tanır.” hadis-i şerifi üzerine sohbet buyurursanız, memnun oluruz.” dedi. Garip Hafız; “Evladım! Bu makam çok yüksek bir makamdır. Siz şeriatin emirleri ile iktifa edin. Basamak basamak çıkın bu makama.” dedikten sonra şu beyitleri okudu:
Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede Hak
Padişah saraya konmaz, hane mamur olmadan
Kenz açılmaz şol gönülde ta ki pür-nur olmadan
“Mutu kable en temutu” sırrına mazhar olan
Haşr-ü neşri bunda gördü nefha-i sur olmadan
Biz ricalız, gelmişiz kim gör ezelden ta-ebed.
İçmişiz aşkın şarabın ab-ı engur olmadan
Bir acib aşka düşmüş yanar şems-i müdam
Hakka makbul olmak ister, halka menfur olmadan.
Daha sonra; “Bazıları, kendisi bu halde, bu makamda olmadıkları halde, buralardan söz ederler. İnsana faydalı olan iki türlü ilim vardır. Biri ilm-i diyanet, diğeri ilm-i tebabettir.” dedikten sonra Kadir Hafız'a dönerek; “Sen o gün görürsün, o vakitte dağların paramparça olduğunu.” mealindeki ayet-i kerimeyi okudu. O zat içinden; “Ben nefsden sual arzettim. Efendi bana dağların yıkılacağından bahsetti.” diye geçirirken, Garip Hafız; “Nefs dağı, görmüş olduğun dağlardan kavidir, kuvvetlidir. Nefs dağlarının parçalanması ile dosta kavuşma yolları açılır.” buyurdu.
Garip Hafız, ömrünün sonlarına doğru Merzifon'a yerleşti. Vefatına kadar ilim öğretmeye burada da devam etti.
Garip Hafız hazretlerinin mürşidi veya Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri ile olan nesep bağı hakkında daha detaylı bilgi aktarmamı ister misiniz?