HABİB BABA

HABİB BABA Erzurum velîlerinden
A- A+

Erzurum velîlerinden. Tanzimat başlarından beri Erzurum ve çevresinde geniş şöhret yapmış, pek sevilmiş, hayatında olduğu gibi vefatından sonra da yattığı yeri daima ziyaret olunmuş, büyük tarikat ve tasavvuf adamlarındandır. Erzurum'un en yaşlı ve şöhretli Kadirî Şeyhi'dir.

Babası, Buhara Müftüsü'dür. Kendisi Hind'den gelme olduğu için Habib-i Hindî derler. Hindistan'da zengin bir tüccar iken, tasavvufa meyletti. Ticareti terk edip, malını fakirlere dağıttı. Meşhur velîlerden Hacı Hasan-i Şirvanî'nin halifesi Ali Baba yı Uşşakî'den hilafet aldıktan sonra, Abdülmecid'in Cülusu (Tahta çıkışı) sıralarında Erzurum'a gelmiş; doğruca Ali Ağa Dairelerine inmiştir. Burada halkı irşatlarıyla doğru yola götürür iken Vali Hacı Halil Kamil Paşa ile karşılaşmıştır.

Manevî kemalinden dolayı Habib Baba'ya karşı büyük saygı gösteren Halil Kamil Paşa, O'na her suretle bağlanmış ve hatta O'nun talebesi olmuş, nihayet Gürcü Kapısı çevresinde, eski At Meydanında, daha eski yatırlardan ve şehitlerden Timurtaş-ı Velînin 1260 (m.1844)'de tamir ettirdiği türbesi yanında Habib Baba için de bir zaviye, Mescid ve Türbe yaptırmıştır. Türbe kapısı üstündeki ta'lik yazılı kitabe, bunu bildirmektedir.

Habib Baba'ya yetişenlerin anlattığına göre, Habib Baba'nın nesi varsa hepsini muhtaçlara verme neş'esi, Erzurum'a geldikten sonra da aynen devam etmiştir. Her perşembe akşam çarşıya çıkar, mangır toplarmış. Tacını kaşının üstüne çeker, gözlerini örter, kimseye bir şey söylemeden tam bir tevekkül ve tezellül içinde boyun keserek “Keşkül tutarmış. Dergaha dönünceye kadar keşkülde biriken nezir ve zuhurat (para ve hediyeler) neden ibaret ise, onları olduğu gibi yoksul gariplere devreder, mühim bir kısmını da gece karanlığında, zengin dervişlerden Hafiz Dede'nin eliyle mahallenin yetim çocuklarına, muhtaç dullara gönderirmiş.

Habib Baba'nın kendi zamanında yetiştiği diğer tarikat şeyh ve mürşidlerine karşı da yakından ilgi gösterdiği görülür. Bunlardan biri Ali Paşa Mahalleli Melami Şeyhi Hasan Efendi'dir. Ali Paşa Camii Şerifi dibinde, yırtık hasır üstünde yatıp kalkan ve yaz-kış Kevel'e bürünen Şeyh Hasan Efendi, Habib Baba'nın üzerinde kuvvetli tesirler bırakmış insanlardan biriidir.

Habib Baba, bu zatın huzurunda daima diz üstü oturur, konuşurken ağzının içine bakar ve her emrini, harfi harfine yerine getirmeye çalışırmış. Bu yüzdendir. Şeyhi Aliyyü'l-Uşakkî'den sonra, Habib Baba'nın bütün kalbi ile bağlandığı, yanından ve emrinden ayrılmadığı ilk ve tek insan Şeyh Hasan Efendi olmuştur.

Habib Baba; Çok güler, az konuşur, hırsı çıktığı zaman müjganlı tacını gözlerinin üzerine kadar indirir, asasına dayanır ve ekseriye dolaşırken:

"Yalan da'va ile ma'şuk sevilmez, Aşık'ın gözünden kan geldi derler."

Sözünü yanık yanık tekrar edermiş.

Büyük küçük herkes tarafından saygı gören Baba hazretleri, biraz hadid mizaç görünmekle beraber, gayet hafif ruhlu idi. Bütün hayatında herkesin sevgilisi ve bilhassa ariflerin baş tacı olarak yaşamıştır. Haklı olarak gerçek velîlerden ve tasavvuf sahiplerinden bilinirdi. 1264 (M. 1848)'de vefat etti. Vasiyeti üzerine gönül verdiği Timurtaş-ı Velî'nin yanına defnedilmiştir. Erzurum'un en işlek yerindeki tekke ve türbesi, hâlâ kendi namı ile anılır.

Habib Baba için halk arasında anlatılan menkıbelerden bazıları şöyledir:

Rivayet ederler ki: Gürcü Mehmed Paşa Camii'nin imamı bir gün sabah namazını eda ettirmek için camiye geldiğinde, giysileri eski püskü, biraz da pasaklı bir adamın cami avlusunda ölmüş olduğunu görür. Hoca Efendi; 'Be adam ölecek başka yer bulamadın mı!” diye içinden geçirir. Caminin cemaati “Allah Rızasını” düşünerek aralarında para toplar, defin için gerekli cenaze harcını hazırlarlar. Hoca efendi mevtayı yıkarken, el ayak tırnaklarının da uzun olduğunu görünce: “Ne musibet, ne pis adamsın.” diyerek içinden söylenir durur. Tam kefenleyeceği sırada ölü dirilip, teneşirde oturunca Hoca irkilir.. Mevta üstüne üstüne konuştuğu hocaya dönerek: “Ey Allah'ın kulu! Ben acaba içimi temizleyebildim mi ki sen dışımda temizlik arıyorsun! Ben burada ölmem, gider Bağdat'ta ölürüm” diye çıkış yaptıktan sonra kalkıp kefeni avret örtüsü yaparak koşmaya başlamış.

Bu hadise karşısında, cemaat, çarşı pazar, esnaf halk birbirine girmiş. Adam yıldırım gibi koşmakta önüne çıkanı devirmektedir. Caminin imamı bu garip olaydan bir şey anlayamadığı için Habib Baba'nın dergahına gidip, hadiseyi Habib Baba'ya anlatmış. Habib Baba hocaya hiç bir şey söylemez. Kalkar şehrin mezarlıklarına doğru yürür ve dirilen ölüyü orada bulur. Kendisine has bir üslupla: “Seni beni Yaradan'ın hakkı için Erzurum'u bana bağışla.” diyerek rica da bulunur. Dirilmiş ölü, bir kabrin mezar taşına yapışarak: “Habib! Habib! Erzurum'u yıkacağım.” diye cevap vermiş. Habib Baba onu tekrar teskin etmeye çalışırken o yine hiddetle çıkışmış ve mezar taşını sallayarak: “Vallahi yıkacaktım Erzurum'u Habib! Senin hatırın için bağışladım!” demiş. O, mezar taşını sallarken Erzurumda da zelzele olmuş.

Menkıbenin bir benzeri de şöyledir:

Yabancı diyarlardan gelmiş olan bir zat, Erzurum'un ara sokaklarından birinde dolaşırken, kadının birisi pencereden su döker, bu zat ıslanır. Adam sinirlenir eli ile kadının evinin duvarını tutarak sallamaya başlar. O anda sadece kadının evi değil bütün Erzurum sallanır. Tam o esnada Habib Baba peydah olur. Hemen bir eliyle duvarı tutar ve sallanma durur. Habib Baba biraz kızgın biraz hiddetle duvarı Sallayan yabancıya: “Sen Erzurum'u sahipsiz mi sandın!” diyerek çıkışır. Rivayete göre; Habib Baba, yaşadığı devirde fakir halkın yardımcısı ve Erzurum'un koruyucusudur. O'nun fakir halkın yardımcısı olduğuna dair bir menkıbe şöyle anlatılır:

Adamın birisi bir gün hamama gitmek ister, fakat cebinde meteliği yoktur. Şaşkın şaşkın yürümektedir. Derken Habib Baba'nın dergahının bulunduğu sokağa girdiğini anlar ve birden karşısında Habib Baba'yı görür. Adamacağız büyük bir suçlu gibi kaçıp ona görünmemek ister. Fakat hangi sokağa saparsa Habib Baba'yı karşısında bulur. Habib Baba adamın karşısında durur. Cebinden çıkardığı on parayı adama uzatarak; “Bunu al, hamama git, kalanı da harca,” der.

Adam, Habib Babadan aldığı parayla hamama gider, kalanı ile de evinin ihtiyaçlarını giderir ve Habib Baba'ya dua ederek evine gelir. Fakat, evinde elini cebine atınca Habib Baba'nın verdiği on paranın cebinde olduğunu görür. Bu para uzun zaman cebinden eksik olmaz. işin sırrına eremeyen kadını, çalışmayan bir adamın her gün para harcamasına şaşırır kalır. Bereketli paranın sahibi ilkin bu sırrı açıklamamış. Fakat kayınvalidesi çok ısrar edince Habib Baba nın on parasını anlatmış. Sır ifşa olunca da on para da artık sırra kadem basmış ve kaybolmuş.

Erzurum'da Türbesi ile bütün insanların hafızasına yerleşmiş ve vefatı üzerinden 100 yıl geçmesine rağmen menkıbeleri hâlâ belleklerde yaşayan Habib Baba aynı zamanda bir semte de ismini vermiş ve yanında yattığı türbenin asıl sahibi Timurtaş Paşa'nın da ismini unutturabilmiştir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası