Hindistan'da yaşayan evliyanın büyüklerinden. İsmi Abdülvehhab bin Muhammed bin Refiuddin'dir. Buharî nisbetiyle bilinir. Seyyid Celal Buharî'nin torunlarındandır. Seyyid Celal'in, Seyyid Ahmed ve Seyyid Mahmud adında iki oğlu vardı. Abdülvehhab-ı Buharî, Seyyid Ahmed'in torunlarındandır. 869 (m. 1464) yılında doğdu. 932 (m. 1526)'da Dehli'de vefat etti. Kabri, Şah Abdullah'ın yanındadır.
Hindistan'daki Mültan'da, Seyyid Sadreddin Buharî'den naklî ve manevî ilimleri tahsil edip yüksek derecelere kavuştu. Mültan'da bulunduğu zamanlarda, hocası ve eniştesi Seyyid Sadreddin Buharî'den şu sözleri duydu: “Dünyada iki büyük nimet vardır. Bunlar, bütün nimetlerden üstündür, lakin insanlar bu iki nimetin kıymetini bilmiyorlar. Onlara kavuşmaktan gafil bulunuyorlar. Birincisi; iki cihanın efendisi Muhammed Aleyhisselam'ın mübarek vücudunun, Medine-i Münevvere'de bulunmasıdır, ikincisi ise; Kur'an-ı Kerim'dir. Hak Teâlâ, onunla söylüyor ve insanlar bundan gafillerdir.”
O, bu sözleri duyunca hocasının huzurundan kalkıp Medine-i Münevvere'ye gitmek için izin istedi ve Resulullah Efendimizi ziyaret yolunu tuttu. Bu saadetle şereflenip tekrar memleketine döndü. Sultan İskender Lodî zamanında Dehli'ye geldi. Sultan onun büyüklüğünü anlayıp aşırı derecede iltifat gösterdi. Ona talebe oldu. Tazim ve hürmet etti. Sultan'ın ona sevgisi, onu araması ve ona olan muhabbeti o derece idi ki Mevlana Celaleddin-i Rumî'nin Şemseddin-i Tebrizî ile olan muhabbeti gibiydi.
Dehli'den ikinci defa Haremeyn'i ziyaret etmek üzere ayrıldı. Ziyaretle şereflendikten sonra tekrar memleketine döndü. İlim ve amel sahibi olan Abdülvehhab-ı Buharî hazretleri, hâl ve muhabbet ehlinden idi. Tasavvufun yüksek derecelerine kavuşmuştu. Bir tefsiri vardır. Kur'an-ı Kerim'in tamamına yakınını, Resulullah'ın methi ve zikri ile tefsir etmiştir. Orada Aşk-ı İlahî inceliklerinden ve muhabbetullah sırlarından çok şeyleri açıklamıştır.
Tefsirinin bir yerinde; “Ey iman edenler; namazlarınızda rüku ve secde edin. Rabbinize ibadet edin ve hayır yapın.” mealindeki Hac suresi 77. ayet-i kerimesini tefsir ederken buyurur ki: “En büyük hayır ve iyilik; söz, fiil ve hâlde Resulullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) uymaktır. Resulullah'a tam tâbi olmak için kâmil bir zatın sohbetinde bulunmak lazımdır. Öyleleri vardır ki Allah adamlarından biri ile bir sohbette, marifet ve saadete kavuşur. Kalbinde Allah sevgisi artar ve o zatın kalbinden kendi kalbine feyiz akar. Bu bir sohbet, onun ömrünü arttırıcı olur. O zata olan muhabbeti, Allah ve Resulüne olan muhabbetini arttırır.
Hâllerin kalbden kalbe geçişinin hikmetine gelince; Allahü Teâlâ, Muhammed Aleyhisselam'ı ülfet, rahmet ve keremle yarattı. O'nu kendi ahlâkıyla ahlâklandırdı. Bu ahlâktan biri şevk'tir. Resulullah Efendimiz, Allahü Teâlâdan bildirerek buyurdu ki: “Ebrarın beni görme şevki uzadı. Benim onları görme şevkim daha kuvvetlidir.” Demek ki Resulullah'ı bu ahlâkta kemal üzere yarattı ve O, şevk sahiplerine müştak (âşık) oldu. O'nun şevki, şevk sahiplerinden kuvvetli oldu. Resulullah'ın bu şevki, kalbden kalbe kıyamete kadar, vârislerine ve tâbilerine zamanındaki gibi intikal eder.
Bu da sohbet ve ülfetle (yakınlıkla) şevk sahiplerinden şevk sahiplerine geçmekle olur. Sohbet ülfet için ülfet nimet için nimet lezzet için lezzet ise kavuşmak içindir. Kavuşmanın çeşitlerinin ve semerelerinin artmasının ise sonu yoktur. Yazı ve söz ile anlatılması ve anlaşılması çok zordur.”