Hind kıtasındaki büyük âlimlerden. İsmi Hace Havend Mahmud Nakşibendî el-Alevî el-Hüseynî olup, Alaeddin Attar'ın soyundan gelen Mir Seyyid Şerif bin Hace Ziya'nın oğludur. Annesi Hazreti Hüseyn'in soyundan seyyidedir. 971 (m. 1563)'de Buhara yakınlarında dünyaya geldi. Doğum tarihini 965 (m. 1557) olarak verenler de vardır. 11 Şaban 1052 (4 Kasım 1642)'de Lahor'da vefat etti. Kabri Lahor şehrinde Bağ-ı Şalamar'ın bitişiğindedir. Hace Havend'in altı evladı vardı. On altı veya on dokuz tane de halifesi bulunuyordu.
Hace Havend Mahmud'un Lahor'da Bağ-ı Şalamar'ın bitişiğindeki Türbedeki kabri. Ailesi hem zahirî, hem de batınî ilimlerde önde gelen zatlar yetiştirmiştir. 18 yaşında Buhara'ya gelerek ilim tahsil etti. 994 (m. 1585) senesinde babasının vefatı üzerine, Vahş ve Belh'e seyahatlerde bulundu. Ubeydullah-ı Ahrar'ın halifelerinden Muhammed Kadi'nin halifesi Ahmed Kasanî'nin halifesi Hace İshak Dehbidî'den feyz aldı. Onun halifesi oldu.
Şeybanîlerden Abdülmü'min Han'nın Buhara hükümdarlığı sırasında, Kabil'e gitti. Cemal Beğ'in valiliği esnasında Keşmir'e ulaştı. Ehl-i Sünnet itikadını anlatarak, Şiilerle mücadele etti. Hindistan'a Gürganiyye Sarayı'na davet edildi. Burada hürmet gördü. Ancak, veziri ve zevcesi Şii olan Selim Cihangir tahta çıkınca, 1015 (m. 1606)'da Keşmir'e gitmek üzere buradan ayrıldı. Keşmir'den bazı talebelerini Nakşibendiyye yolunu yaymak üzere Kabil'e gönderdi. İmam-ı Rabbanî hazretleri ile irtibat kurdu. İmam-ı Rabbanî hazretlerinin kendisiyle yaptığı bir mülakattan Mektubat'ta bahis vardır.
Hace Havend, Molla Abdülhasan Davud Keşmirî vasıtasıyla da Tibet'te Nakşibendiyye yolu nun yayılmasına gayret etti. Selim Cihangir, Hace Havend Mahmud'un Şiilik aleyhtarı faaliyetlerine tahdit getirdiği için, Keşmir'den ayrıldı ve Kabil'e gitti. Selim Cihangir'in hayatı boyunca Keşmir'e dönmedi.
Şah Cihan'ın hükümdarlığı sırasında, Şiilerin taşkınlık yaptığı bir zamanda yeniden Keşmir'e geldi. Şiilerin faaliyetlerinin bastırılmasında mühim bir rol oynadı. Keşmir valisinin talimatıyla, buradan ayrıldı ve Lahor'a yerleşti. Fakat Srinagar'da Nakşibendiyye yolunu yayması için oğlu Muinüddin Havend'ı yetiştirdi.
Hace Havend, Hazret-i İşan diye tanınmıştır. Zahirî ve batınî bakımdan kemale gelmiş; hem zahir ve hem de batın cihetinden cemal sahibi idi. Nakşibendî tarikatında yüksek dereceye ulaşmıştı. Nakşibendiyye yolunun Keşmir ve havalisinde yayılmasında çok mühim hizmeti geçmiştir.
Hace Havend Mahmud, zahirde Hace İshak Dehbidî Nakşibendî'nin müridi ise de, Hazreti Hace Şah Behaeddin Nakşibend'e ayrıca üveysîlik nisbeti vardı, yani üveysilik nisbeti ile ona bağlı idi. Nitekim oğlu Muhammed Muinüddin, Kitab-ı Rıdvani'de şöyle buyuruyor: “Hace Behaeddin'nin mübarek ruhundan Hazret-i İşan'a ulaşan bu üveysilik nisbeti Emirü'l-mü'minin Ali'den “kerremallahu veche” Hace Hasan-ı Basrî'ye, ondan Hac Habib-i Acemî'ye, ondan Davud-ı Taî'ye, ondan Maruf-ı Kerhî'ye, ondan Sırrî-i Sekatî'ye, ondan Cüneyd-i Bağdadî'ye, ondan Ebu Ali Rudbarî'ye, ondan Ebu Ali Katib'e, ondan Ebu Osman-ı Mağribî'ye, ondan Şeyh Ebü'l-Kasım Gürganî'ye, ondan Ebu Ali Farmedî'ye, ondan Yusuf-ı Hemedanî'ye, ondan Hace Abdülhalık-ı Gocdüvanî'ye, ondan Hace Behaeddin Şah-ı Nakşibend'e ondan da Hace Havend Mahmud'a “rahmetullahi aleyhim ecmain” gelmiştir.
Yirmi yaşlarında iken Hace Havend'i ilahi şevk ve zevk kaplamış; Buhara'dan Vahş'a gitmişti. Bir gün çok kötü huylu olan Vahş hakimi Baki Big'in meclisine teşrif etmişti. Baki Big, Hace'yi görünce “Kendilerine Hacezade diyen bu insanlar gerçekten insanları yoldan çıkarıyor. Onun için bunların burun ve kulakları kesilerek teşhir edilse yeridir. Ben de böyle yapmazsam Baki Big değilim” dedi. Bunu duyan Hace Havend, “Ümid ediyorum ki bir gün senin kulak ve burnun kesilir.” dedi. Bir hafta sonra Buhara şahı Abdullah Han'ın adamlarıyla nizaya düşüp, şahı kızdırdı. Şah, askerlerini gönderip Baki Big'i getirtti ve burnu ile kulaklarının kesilmesini hükmetti ve kestirdi.
Kitab-ı Rıdvanî'de diyor ki: Hace Havend'in vefat zamanı yaklaşınca, vefatlarından on beş gün önce ikindi namazından sonra, müridi olan Nevvab İftihar Han'a on beş gün sonra vefat edeceğini söyledi. On altıncı günde pazartesi günü akşam namazını kıldıktan sonra Mevlana Abdurrahman Camî'nin şu beytini birkaç kez okudu: İlahi gunçei ummid bigşa/ Güli ez-ravza-i cavid binma [İlahi, ümit goncasını aç. Ebedi bahçeden bir gülü (bana) göster.] Yatsı namazından önce başını secdeye koydu ve aziz canını Rabbine teslim etti.
Mübarek na'şını gasl için tahtaya koydukları zaman üzerindeki örtünün bağı gevşedi ve az kalsın açılıyordu. Gassal ise bunu fark etmemişti. Hace iki eli ile bağcığı sıkıca kavradı ve avretin açılmasına izin vermedi.
Oğulları Hace Ahmed ve Muineddin, Hace Abdürrahim Nakşibendî, Şah Yahya, Hace Dursun Baki, Şamdan Kabulî, Mirza Haşim, Hace Latif Bedahşî, Mirza İbrahim, Hacı Bendî Keşmirî, Hacı Tusî, Hacı Ziyaeddin Hissarî, Ebü'l-Hasan Semerkandî, Muhammed Emin Dehbidî, Mevlana Payende Harisî ve Muhammed Ebu Said Belhî talebelerinin önde gelenlerindendir. Muhammed Ebu Said aynı zamanda Abdülganî Nablusî'nin de şeyhidir.