Osmanlı âlimlerinden. İsmi Mehmed Hamdullah'tır. Fatih'in hocası Akşemseddin'in en küçük oğludur. Hamdi Çelebi adıyla da meşhur oldu. 853 (m. 1449) senesinde, Bolu'un Göynük kazasında doğdu. 909 (m. 1503)'te Göynük'te vefat etti. Babası Akşemseddin'in yanına defnedildi.
Hamdullah Hamdi daha annesinin karnında iken, Akşemseddin, mübarek elini üzerine koydu ve; “Benim kâmil oğlum, fazıl oğlum, şair oğlum.” dedi ve dua etti. Akşemseddin vefat ettiği zaman Hamdullah Hamdi on yaşındaydı. Üstün bir kabiliyeti vardı. Zamanın fen ve edebiyat bilgilerini iyi öğrendi. Din bilgilerinde üstün bir dereceye yükseldi. Bursa'da Çelebi Sultan Mehmed Medresesi'nde müderris oldu. Mevlana Hayalî ile sohbet etti. Âlim, kâmil bir zattı.
Akşemseddin'in evinin üst yanında bir pınar vardı. Akşemseddin, orada Hızır Aleyhisselam ile buluşup sohbet ederdi. Sonradan o pınarın adı Şeyh Hızır Pınarı kaldı. Bir gün Hamdullah Hamdi'nin annesi, o pınara su almak için gitti. Orada bir pirifani belirdi ve kendisinden su istedi. Hatuncağız namahrem diye çekindi. Fakat o kişi; “Ben, bi iznillah doğacak olan oğluna dua ve himmet eylemeye geldim.” dedi ve o da su verdi. Pir suyu içti ve dua etti. Eve gelince başından geçen hadiseyi beyi Akşemseddin'e anlattı. Akşemseddin tebessümle buyurdu ki: “O pirifani, kardeşim Hızır Aleyhisselam'dır. Benim yakında doğacak âlim, kâmil ve şair oğlum Hamdi'ye dua ve ziyaret etmeye gelmiş.” Bu durumdan çok memnun olan hanımı, şükür secdesine vardı.
Akşemseddin'in vefatından sonra bir hayli maddi-manevi güçlük ve zorluklarla karşı karşıya kalan Hamdullah Hamdi, her şeye rağmen mükemmel bir tahsil yapmayı başararak, mekteplerden mezun oldu. Din ve fen ilimlerinde, şiir ve edebiyatta söz sahibi oldu. Bir aralık Bursa'da Çelebi Sultan Mehmed ve Yıldırım Bayezid medreselerinde müderrisliğe tayin edildi ise de bir müddet sonra kendi isteği ile bu mesleği bıraktı ve Göynük'e çekilerek, kendini tamamen tasavvuf yolunda yetişmeye ve mesnevilerini hazırlamaya verdi. İnzivaya çekilmesine, bir gece rüyasında babası Akşemseddin'in yaptığı nasihatlar sebep olmuştu. Babası ona; “Ey Hamdi, şimdiden sonra ahiret azığını hazırla. Allahü Teâlâ'nın veli kulu İbrahim Tennurî'ye teslim ol. Sohbetinde ve hizmetinde bulun!” dedi.
Hamdullah Hamdi, büyük bir aşk ve muhabbetle Kayseri'ye hocasının yanına gitmek niyetiyle yol tedarikinde iken, İbrahim Tennurî Bursa'ya geldi ve; “Seni bana gönderen, beni sana gönderdi. Şimdi sen benden evvel Kayseri'ye var. Sonra ben geleceğim.” buyurdu. Hamdullah Hamdi önden, arkasından da hocası Kayseri'ye gitti. Hamdullah Hamdi, hocasına sadakatle hizmette bulundu. Manevi derecelere yükseldi.
Hamdullah Hamdi'nin müderrislik yaptığı Bursa'da Çelebi Sultan Mehmed Medresesi.
Hamdullah Hamdi'nin müderrislik yaptığı Bursa'da Yıldırım Medresesi.
Göynük'te Sinan Halife adında ehl-i Kur'an bir zat anlatır: “On altı, on yedi yaşındaydım. Merhum Hamdullah Hamdi'den okur ve ona hizmet ederdim. Bir gün elbisesi keçeden bir derviş geldi ve; “Hamdullah Hamdi'nin evi bu mudur?” dedi. Ben de; “Budur.” dedim. O; “Varın haber edin, seni bir derviş ister deyin.” dedi. Ben de haber verdim. Merhum Hamdullah Hamdi geldi. Bu dervişi görünce çok hürmet etti. Musafaha yapıp ağlaştılar. Üç gün üç gece sohbet ettiler. Hamdullah Hamdi'nin bu dervişe hürmet ve hizmetine hayret ederdim. Üç gün sonra derviş gitti. Ben de; “Bu derviş kimdir?” diye sordum. Hamdullah Hamdi dedi ki: “O, karındaşım Abdurrahman Camî'dir. Buralara gelmeden önce mektubumuz varır gelirdi. Ayrıca karşılıklı görüşmek arzumuz çoktu. O bu beldeleri görmek arzu buyurmuş, tebdil-i suret edip seyyah şeklinde gelerek, beni Bursa'da buldu. Oradan İstanbul'a gitti. Benim o esnada Göynük'e gitmem icab etti. Ayrılırken o; “İstanbul'dan dönüşümde Göynük'e inşallah uğrarım, bir defa daha sohbet ederiz.” diye vaat etmişti. O vaat üzerine Göynük'e uğradı. Yine Horasan'a gitti. Geldiğini ve gittiğini kimseye duyurmadı. Zira Sultan İkinci Bayezid Han, Mevlana Camî hazretlerine nice defalar mektuplar gönderip; “Her konağına bin akçe vereyim ve enva-i riayetler ideyim.” diye davet eyledi. Fakat Mevlana Camî Horasan'ı terk etmedi.”
Hamdullah Hamdi, Türk edebiyatında batı Türkçesiyle ilk hamse, yani beş Mesnevi sahibi güzide şairlerindendir. Mesnevileri arasında en çok Yusuf-ü Züleyha'sı ve Leyla vü Mecnun mesnevileri beğenildi ve meşhur oldu. Bu ikisi ve diğer eserleri, kendi zamanlarında ve sonraki asırlarda zevkle okundu. Özellikle Yusuf-ü Züleyha'sı, dili ve üslubu bakımından, o zamana kadar bu konuda yazılan eserlerin en güzeli olarak kabul edildi.
Hamdullah Hamdi'nin yanında medfun bulunduğu babası Akşemseddin'in Göynük'teki türbesi (sağda) ve Türbenin içindeki kabirler (solda).
Bu eserinin önsözünde, bunu yazmasının sebebini açıklarken şöyle der:
Âdem oldur kim mevte kâdir olur,
Ancılayın kimse nâdir olur.
Diri sanursun anı, ölmüştür,
Canına cismi merkad olmuştur.
Hamdi, Ehl-i Bekâ'yı yad eyle,
Hatırın yad ile şad eyle.
Bülbül-i bostan-ı vefa,
Şahbaz-ı şikar-gah-i Baka.
Yani, nur-i beyaz-ı Meşrık-i Din,
Kutb-i irşat şeyh Şemseddin.
Tıfl-ü ferzendim ona bu fakir,
Olmuştu, zayıf Hazreti Pir.
Bana eylerdi şefkatle nazar,
Hem der idi, bu oğlum olmasa ger.
Gider idim bu dar-ı mihnetten,
Derd-i gamdan, bela-yı gurbetten.
Akşemseddin'in ona olan şefkat ve teveccühünü dile getirmektedir. Ayrıca, Akşemseddin ile ilgili bir menkıbeye de işaret etmektedir.
Menkıbe şöyledir: Akşemseddin hazretleri daima derdi ki: “Şu küçük oğlum Hamdullah Hamdi, yetim, zelil kalmasa, şu mihneti çok dünyadan göçerdim.” Bir gün, Hamdullah Hamdi'nin annesi, Akşemseddin'e dönüp; “Göçerdim dersin durursun, ama yine de göçmezsin.” deyince Akşemseddin; “Göçelim.” buyurdu. Göynük kasabasında yaptırmış olduğu mescide girip vasiyetini yaptı. Yakınları ile helalleştikten sonra Yasin suresini okumaya başladı. Sünnet üzere yatıp mübarek ruhunu Hak Teâlâ'ya teslim eyledi. Yukarıda zikredilen manzumenin ilk mısralarında Hamdullah Hamdi, mübarek babasının bu kerametine işaret etmektedir.
Hamdullah Hamdi'nin Divan'ının yazma nüshasının ilk sayfası. Eser Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı No: 2626'da kayıtlıdır.
Hamdullah Hamdi hayatının sonuna kadar yalnızlık içinde yaşadı. Umumiyetle, eserlerinden kazandığı para ile geçimini temin ederdi. “Eserlerinde Camî'yi taklit etmiştir.” diyerek tenkit edenler çıkmışsa da eserlerindeki üslup ve tasvirler orijinaldir ve çok güzeldir. Almış olduğu derin ve geniş muhtevalı din, fen, edebiyat ve tasavvuf kültürünün etkisiyle olgunlaşmış olarak eser telif etmiştir. Mesnevilerinde, dinî, ahlâkî, tasavvufî konuları ve incelikleri pek güzel ve samimî bir üslupla işlemiştir. Eserlerinde az da olsa tasannu (yapmacık) bir üslup ve zorlama göze çarpmaz. Pek kıymetli bir kültür yadigarı bırakmıştır.
Eserleri:
Hamdullah Hamdi Efendi'nin eserlerinden bilinenler şunlardır:
1- Hamse: Anadolu sahasında Batı Türkçesi ile yazılan ilk hamse yani beş mesnevidir. Bu beş mesnevi şunlardır:
- a- Yusuf u Züleyha: 897 (m. 1492)'de yazmıştır. Fuzulî'nin Leyla vü Mecnun'u yazılana kadar en iyi mesnevi olarak tanınmıştır. Şairin, hadiseleri kendi başından geçmişçesine anlatması ve psikolojik tahliller yapması eserin önem kazanmasını sağlamıştır. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmı No: 3901'de vardır.
- b- Leyla vü Mecnun: 905 (m. 1500) yılında tamamlanmıştır. Türk edebiyatında ilk Leyla vü Mecnun mesnevisi olması bakımından önemlidir. Bir yazma nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Kısmı No: 3901/2'de kayıtlıdır.
- c- Tuhfetü'l-uşşak: Hamdullah Hamdi'nin en orijinal eseridir. Aşk, iman, nefis gibi konuları remizlerle anlatır. Eser 1991'de yayınlanmıştır.
- d- Kıyafetname: 150 beyitlik bu eser, Amil Çelebioğlu tarafından yayınlanmıştır.
- e- Ahmediyye: Mevlid türünde bir eserdir. Bir nüshası Hacı Selim Ağa Kitaplığı Kemankeş Emir Hoca Kısmı No: 181'de vardır.
2- Divan: Şiirlerinin toplandığı bu eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Esad Efendi Kısmı No: 2626'da vardır.
3- Mecalisü't-tefasir: Bir Kur'an-ı Kerim mealidir. Bir nüshası Topkapı Sarayı Kütüphanesi Koğuşlar Kısmı No: 428-429'da kayıtlıdır. Müellif hattıdır. Ayrıca fıkıh ve tasavvufa dair birer risalesi daha vardır.
Hamdullah Hamdi'nin divanı ve mesnevilerinin çoğu el yazması hâlinde olup henüz basılmamıştır. Mesnevileri, gazel ve kasidelerine tercih edilmekle beraber, sade ve güzeldir, zevkle okunabilir. Yusuf u Züleyha mesnevisindeki bir gazeli şudur:
Kalu bela'da ekti çü tohum ikbela-yı aşk,
Bitürdi ab-i dert ile ben bi neva-yı aşk.
Çün hasıl etti döğe döğe harmanımı dert,
Bir demde hasılım yele verdi heva-yi aşk.
Gönlümü aşina edeli derd-i yâr ile,
Bigane etti bana kamu aşina-yı aşk.
Benden selamı kesti, selamet çün eyledi,
Dest-i melâmetiyle bana merhaba-yi aşk.
Kalmadı gözde hab eseri doldu ab ile,
Bilmem ki akıbet nidiser macera-yi aşk.