HİMMET EFENDİ

Himmet bin Hacı Ali Merdan On birinci asır velîlerinden
A- A+

On birinci asır velîlerinden. Bolu'nun Gice köyünden Hacı Ali Merdan adlı bir zatın oğludur. Dökmeciler mahallesinde doğdu. Yaklaşık 1000 (m. 1592)'de doğdu. Memleketine nisbetle Bolulu Himmet Efendi diye meşhur oldu. 1095 (m. 1683) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri, Üsküdar'da Bezcizade Efendi Türbesi'nde, hocasının yanındadır.

 

Küçük yaşından itibaren ilim öğrenmeye başlayan Himmet Efendi, ilk tahsilini memleketi olan Bolu'da gördü. 1018 (m. 1609) senesinde İstanbul'a gelerek ilim tahsiline devam etti. Bu tarihi 1036 (m. 1627) olarak veren kaynaklar da vardır.

Davudpaşa Medresesi'ne yerleşerek zamanın usulüne göre Zeyrekzade Seyyid Yunus Efendi'den ilim okuyarak icazet aldı. İlimde yüksek dereceye ulaştıktan sonra kırk akçe yevmiye (gündelik) ile müderris olmaya hak kazandı. Fakat o medresede ilim okutmaktan ziyade tasavvuf yoluna yönelmeyi tercih etti. Bir gün medresenin odasında gezinirken, başını önüne eğip; “Ey Himmet! Şimdi müderris olacağını farz edelim. Mertebeleri yavaş yavaş geçerek, kazasker ve nihayet şeyhülislam oldun. Ondan sonra olacağın hiçtir. Bu kadar debdebeden sonra o neticeye ulaşmaktansa, şimdiden hiç olmaya baksana.” diyerek odadan dışarı çıktı ve kapısını kapadı.

Bir Allah adamının sohbetinde ve hizmetinde bulunup manevî yolda ilerlemeye karar verdi. Yolda giderken Halvetiyye tarikatının büyüklerinden ve Hüsameddin Efendi'ye rastladı. Hüsameddin Efendi, Allahü Teâlâ’nın kalbine verdiği keşf kuvveti ile Himmet Efendi'nin hâlini anladı. Ondaki kabiliyeti görüp; “Oğlum Himmet aradığın bizdedir.” buyurdu. Bunun üzerine Himmet Efendi, Hüsameddin Efendi'ye bağlanarak, talebesi oldu. Uzun süre mücahede ve riyazet çektikten sonra Hüsameddin Efendi'den hilafet aldı. Hocasının izni ile memleketine gitti. Memleketinde Bayramiyye yolu büyüklerinden Bolulu Ahmed Efendi ile sohbet etti. Bir süre Ahmed Efendi'nin hizmetinde bulunarak Bayramî tarikatı üzerine sülûkunu tamamlayarak ondan da hilafet aldı.

Himmet Efendi, başında Bayramî tacı olduğu hâlde İstanbul'a gitti. Bir gün ilk şeyhi Hüsameddin Efendi ile karşılaştı. Himmet Efendi, başka bir hocaya bağlanmış diye ilk hocasının kalbine bir şey gelmemesi için yanındaki abdest havlusu ile derhal tacını örtmek istedi. Hüsameddin Efendi bu duruma vâkıf bir velî olduğundan ve Himmet Efendi'de tecelli eden Rabbanî marifet nurlarını gördüğünden; “Oğlum Himmet! Bayramî tarikatı da bizim yolumuz da senin içtihadın olsun.” buyurdu. Himmet Efendi, bundan sonra Bayramî tarikatının Himmetî kolunun kurucusu kabul edildi.

Himmet Efendi, İstanbul'a geldikten sonra Sultan Dördüncü Mehmed Han devri defterdarlarından İbrahim Efendi'nin Yenibahçe yakınlarında Nakkaş Paşa Camii bitişiğinde yaptırdığı dergahta talebe yetiştirmeye başladı. Bu tekke günümüzde tamamen yok olmuş ve arazisi Çapa Tıp Fakültesi arazisine katılmıştır.

Manevî olgunluklara sahip olan Himmet Efendi, pek çok kimsenin tasavvuf yolunda ilerleyip Allahü Teâlâ’nın rızasına kavuşması için gayret etti. 1051 (m. 1641) senesinden itibaren Kasım Paşa Camii kürsüsünden insanlara vaaz ve nasihat ederek onlara dünyada ve ahirette saadete, kurtuluşa ermenin yollarını ve sırlarını anlattı. Bir müddet sonra Kasım Paşa Camii vaizliğini oğlu Şeyh Abdullah Efendi'ye bıraktı. Kendisi dergahında ibadet, taat ve talebe yetiştirmekle meşgul oldu. Sonra oğlu Halil Paşa Camii vaizliğine gönderilince Himmet Efendi tekrar Kasım Paşa Camii'nde vaaz ve nasihat etmeye başladı. Bu vaazları esnasında İslam dininin emir ve yasaklarını anlatırken hikmetli sözler ve söylediği beyitlerle insanların gönlünü ferahlandırdı. Bir vaazı sırasında söylediği beyti şöyledir:

“Azığın var mı yola gitmeye,

Döşeğin hazır mı varıp yatmaya,

Ejderler gibi dem çekip yutmaya,

Yerler ağzın açtı haberin var mı?”

İnsanların günahlardan sakınması gerektiğini anlatırken de şu beyti okudu:

“Masiyet yükünü aldın boynuna,

Hiç ölüm korkusu gelmez aynına,

Felek birkaç arşın bezi eğnine,

Yakasız don biçti haberin var mı?”

Dünya hayatının geçici ve dünya nimetlerinin vefasız olduğunu anlatırken de şu beyti söyledi:

“Derviş Himmet senden evvel gelenler,

Kimisi kul, kimi sultan olanlar,

Dünya benim mülküm deyip yelenler,

Ecel camın içti haberin var mı?”

Himmet Efendi Bezcizade Muhyiddin Efendi ile hocası Hüsameddin Efendi'nin vefatı üzerine Üsküdar Divitçiler Dergahı postnişinliğine getirildi. Aynı zamanda Molla Camii'nde vaaz verdi. Şabaniyye ve Bayramiyyenin birleştirilmesinden meydana çıkan Himmetiyye yolunun esaslarını anlattı. Talebelerine ve sevenlerine beyitler okuyarak Allahü Teâlâ’nın rızasına kavuşmak için O'nu ve O'nun sevdiklerini sevmek gerektiğini açıkladı. Şiirlerinde hem aruz hem de hece veznini kullandı. Bu yönü ile 17. yüzyıl Türk Tekke edebiyatında mühim bir yeri vardır.

Sonra kendi isteğiyle Üsküdar'daki Paşa Cami-i şerifinde vaaz etmeye devam etti. Vefatına kadar bu vazifeye devam etti. Himmet Efendi züht sahibi olup dünyaya ve dünyanın içindekilere meyletmezdi. Vaazlarında tefsir ve hadis âlimlerinin bildirdikleri hususlardan nakiller yaparak insanların istifade edebilecekleri seviyede konuşurdu. Yüksek haller ve kerametler sahibi faziletli bir zat olup onun yanına gelen her kişi manevî istidat ve kabiliyetine göre sözlerinden ve hallerinden istifade ederdi.

Himmet Efendi aynı zamanda kuvvetli bir şairdir. Şiirleri daha çok tasavvufîdir. Yunus Emre tarzında şiir söylediği için bazı şiirleri Yunus Emre'ye mal edilmiştir. Himmed Efendi'nin yolu oğulları ve torunları tarafından devam ettirildi.

Eserleri

Himmet Efendi'nin şiirlerinde daha çok Yunus Emre'nin tesiri görülür. Çeşitli konulara dair eserler yazmıştır. Bazıları şunlardır:

1- Manzume-i Mi'raciye: Kaynaklarda bahsedilmesine rağmen bu eseri bulunamamıştır.

2- Tarikatname: İntihab adı da verilen bu eseri Dr. Etem Levent tarafından 1998 yılında Divan'ı ile birlikte neşre hazırlanmıştır.

3- Zübdetü'l-hakaik: Farsça olan bu eserini Dağıstanlı Hafız Muhammed Efendi tercüme etti. 1875'te Mısırda basılmıştır. Son çalışmalar bu eserin Aziz Nesefî'ye ait olduğunu iddia etmektedir.

4- Divan: Meydana gelen büyük bir yangında yanmıştır. Hafız Muhammed Uşşakîlere ait olanları toplayıp birkaç cüz meydana getirmiştir. Etem Levent tarafından 1998'de neşre hazırlanmıştır.

KAPLADI GÖNLÜ KESEL

Ey Hüda-yi lem yezel,

Kapladı gönlüm kesel,

Kalbi aşka kıl mahal,

Kapladı gönlüm kesel.

Gönlümün aç revzenin,

Göre ma'ni Gülşenîn,

Aşk ile şevk hep senin,

Kapladı gönlüm kesel.

Rahmetin aynıyla bak,

Ateş-i aşkınla yak,

Kaldı canım bir ramak,

Kapladı gönlüm kesel.

Kıl bu Himmet'e nazar,

Mahv ola cümle keder,

Aşkdan virgil haber,

Kapladı gönlüm kesel.

AŞKIN ELİNDEN

Yine bir sevdaya düştüm,

Aşkın elinden elinden,

Yine umman olup taştım,

Aşkın elinden elinden.

Ateş-i aşk ile yandım,

Fani cihandan usandım,

Güyiya mecnuna döndüm,

Aşkın elinden elinden.

Seherlerde ağlayayım,

Ciğerciğim dağlayayım,

Sular gibi çağlayayım,

Aşkın elinden elinden.

Özümü ummana saldım,

Ona gavvas olup daldım,

Birlikte hayretde kaldım,

Aşkın elinden elinden.

Derviş Himmet bi çaredir,

Cihan içre avaredir,

Hem yüreği pür yaredir,

Aşkın elinden elinden.

İLAHİ

Düştüm yine bir derde,

Gönlüm niçin eğlenmez,

Kararım yok bir yerde,

Gönlüm niçin eğlenmez.

Ya Rabbî sen kıl yârı,

Görsem cemalin bari,

Dün ü gün kılıp zari,

Gönlüm niçin eğlenmez.

Müminem şükrederim,

Daima zikrederim,

Her zaman fikrederim,

Gönlüm niçin eğlenmez.

Şehvet kavgası değil,

Zinet sevdası değil,

İzzet davası değil,

Gönlüm niçin eğlenmez.

Himmet bir aşık kuldur,

Bu yol bir aceb yoldur,

Halimi bilen oldur,

Gönlüm niçin eğlenmez.

RAMAZANİYE

Müminler yanar yakılır,

Elveda ya şehre's-siyam,

Melekler Arşa çekilir,

Elveda ya şehre's-siyam.

Tesbih okuyan dillerin,

Ötmez oldu bülbüllerin,

Yanmaz oldu kandillerin,

Elveda ya şehre's-siyam.

Hep müminler mahzun oldu,

Gözleri yaş ile doldu,

Mescidler karanlık oldu,

Elveda ya şehre's-siyam.

Hazret-i Hakk'a varınca,

Dergaha yüz sürünce,

Hoşnud ola sorunca,

Elveda ya şehre's-siyam.

Ümmete Hakk'ın rahmeti,

Senden umarız şefkati,

Ya Rab bırakma Himmet'i,

Elveda ya şehre's-siyam.

GELİN ALLAH DİYELİM

Ey aşık-ı sadıklar,

Gelin Allah diyelim,

Bezm-i Hakk'a layıklar,

Gelin Allah diyelim.

Varalım doğru raha,

Yüz sürelim dergaha,

Yalvaralım Allah'a,

Gelin Allah diyelim.

Fanîdir mülk-i dünya,

Biz isteyelim ukba,

Bize yeter bu sevda,

Gelin Allah diyelim.

Nefisden kibir gitsin,

Kalbin nur ile dolsun,

Hak senden razı olsun,

Gelin Allah diyelim.

Ni'delim gayr-i fikri,

Daim idelim şükrü,

Yeter bize Hak zikri,

Gelin Allah diyelim.

Ko desinler divane,

Biz duralım divana,

Aşkıyla yana yana,

Gelin Allah diyelim.

Gelin tevhid sürelim,

Doğru yola girelim,

Dost cemalin görelim,

Gelin Allah diyelim.

Dinlen Derviş Himmet'i,

Tutun farz u sünneti,

Ey Muhammed ümmeti,

Gelin Allah diyelim.

DERMAN SENDENDİR

Vakt-i seherde,

Açılır perde,

Düşmüşem derde,

Derman sendendir.

Düşmüşem kaldır,

Ağlarım güldür,

Minnetim oldur,

Derman sendendir.

Nefs-i zalimi,

Gözler halimi,

Sundum elimi,

Derman sendendir.

Benim bîçare,

Kaldım avare,

Yürek pür yare,

Derman sendendir.

Derviş Himmet'e,

Çare vuslata,

Derd-i firkate,

Derman sendendir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları