İBN-İ AVN

Abdullah bin Avn Tabiîn'in büyüklerinden.
A- A+

Tabiîn'in büyüklerinden. İsmi Abdullah bin Avn'dır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 66 senesinde doğduğu tahmin edilmektedir. 151 (m. 768)'de Basra'da vefat etmiştir. Abdullah bin Avn, Sümame bin Abdullah bin Enes, İbn-i Sirin, İbrahim en-Nehaî, Ziyad bin Cübeyr bin Hayve, Kasım bin Muhammed, Hasan-ı Basrî, Şa'bî, Mücahid ve başkalarından hadis-i şerif rivayet etmiştir. Hadis toplamak için Mekke, Medine, Kufe, Basra ve daha birçok yere seyahat etmiştir. İmam-ı A'meş, Davud bin Ebu Hind, Süfyan-ı Sevrî, Şu'be, Ebu Yahya el-Kattan, Abdullah bin Mübarek, Vekî bin Cerrah, Muaz bin Muaz, Muhammed bin Abdullah el-Ensarî ve başkaları da ondan hadis rivayet etmişlerdir. Hadis ilminde sika (güvenilir) ravilerdendir.

Büyük âlim Kurre der ki: “Biz İbn-i Sirin'in verasına (haram ve şüphelilerden sakınmasına) hayran idik. Fakat Abdullah bin Avn, onu bize unutturdu. O, bu hususta çok ileri mertebelerde idi.”

Yine Bekkar anlatır: “İbn-i Avn'ın kimseyle alay ettiğini görmedim. Çünkü o, kendi halinde ve nefsiyle meşgul biriydi. Günden güne olgunlaşıyor, tasavvuftayüksek derecelere kavuşuyordu.”

Her gün sabah namazını talebeleri ile kılar sonra kimseyle konuşmadan, kıbleye karşı oturur, Allahü tealayı zikrederdi. Bu hal güneş doğuncaya kadar devam ederdi. Talebeleri de aynı şekilde yaparlardı. Güneş doğduktan sonra onlara dönüp, ders verir ve nasihat ederdi. Boş ve faydasız konulardan konuşmaz, insanlara faydalı şeyler anlatırdı. Kendisinden çok güzel koku gelirdi. Temiz ve güzel giyinirdi. Belli zamanlarda evine kapanır, sükut ve tefekkürle (düşünmeyle) vakit geçirirdi. İyiliklerini gizler ve yaptığı amelleri kimsenin bilmesini istemezdi. Ana ve babasına çok iyilik yapardı. Onların yediği kaptan hiç yemek yemezdi. Sebebini soranlara; “Korkarım, yediğim kaptaki bir lokmada, onların gözü olur da farkına varmadan alıp yerim.” derdi. Bir gün annesi onu çağırdı. O da sert bir şekilde cevap verdi. Sonra buna çok üzüldü. Hemen gitti ve hareketine keffaret olsun diye, iki köle azat etti.

Birçok evi vardı. Hepsinde Müslümanlar parasız otururdu. İsteyeceği ücret onlara çok gelebilir düşüncesiyle hiç kira almazdı. Başka bir özelliği de diline sahip olmasıydı. Hiçbir zaman kötü söz söylemezdi. Yaptıklarından pişman olan aklıselim (sağduyulu) sahibi bir insandı. Kur'an-ı Kerim'i çok okur, cemaate devam ederdi. Hiç kızmaz, kızdırmak isteyenlere dua ile karşılık verirdi.

“İnsan doğrulukla büyüklerin derecesine kavuşur.” yazılı bir levha. Bir gün İbn-i Mübarek'e, İbn-i Avn'ın ne ile bu dereceye yükseldiği soruldu. O da; “Doğrulukla.” cevabını verdi.

İbn-i Mus'ab buyurdu ki: “Abdullah bin Avn ile yirmi dört sene beraber kaldım. Her şeyine dikkat ettim. Her haliyle dinimize uygun yaşayışının neticesinde meleklerin ona bir hata yazmadığı kanaatine vardım.” Yahya el-Kattan da; “İbn-i Avn'ın üstünlüğü insanlar arasında dünyayı en fazla terk etmiş olması bakımından değil, diline sahip olması bakımındandır. O, insanlar arasında diline en fazla sahip olanlardan birisidir.” buyurmuştur. İbn-i Mübarek onun için; “Onun gibi namaz kılan birini daha görmedim.” dedi. Abdürrezzak denen zat başkalarının da olduğunu söylediğinde; “O sana kafidir.” demiştir. İshak bin Rahaveyh de İbn-i Mübarek gibi ondan daha fazla ibadet edici birisini görmediğini söyler.

Muhammed bin Fudale anlatır: “Peygamber Efendimiz'i rüyamda gördüm. Bana; “İbn-i Avn'ı ziyaret ediniz. Çünkü Allahü teala ve Resulü onu seviyor.” buyurdu.” Bekkar bin Abdullah es-Sirinî, onun bir gün oruç tutup bir gün tutmadığını söylerdi. Bir gün İbn-i Mübarek'e, İbn-i Avn'ın ne ile bu dereceye yükseldiği soruldu. O da; “Doğrulukla.” cevabını verdi.

İbn-i Avn dedi ki: “Ey kardeşlerim! Sizin için üç şeyi seviyorum. Kur'an-ı Kerim'i gece-gündüz okumanızı, cemaate devamınızı ve kötü işlere mani olmanızı.” İbn-i Avn, Muhammed bin Sirin'den şu hadis-i şerifi nakletmiştir: “Cuma günü bir saat vardır ki, o saatte namaz kılan birisi hayır isterse, Allahü teala istediğini ona verir.”

İbn-i Sirin'den rivayet ettiği hadis-i şeriflerde buyrulur ki: “En faziletli oruç, kardeşim Davud Aleyhisselamın orucudur. O bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı.” “Kul kardeşinin yardımında bulunduğu müddetçe, Allahü teala o kula yardımda bulunur. Allahü teala sıkıntıda bulunana yardımı sever.” “Allahü tealanın bir meleği vardır ki, her namaz sırasında; “Ey Âdemoğulları, nefisleriniz üzerine yaktığınız ateşlere karşı durunuz. Onları namazla söndürünüz.” der.” Resulullah ilk lokmayı alırken; “Ey mağfireti geniş olan Allah'ım, beni bağışla.” buyururdu.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları