Aşırı fikirleriyle tanınan İslam âlimlerinden. İsmi Muhammed bin Ebu Bekr bin Eyyüb ez-Züraî ed-Dımaşkî olup künyesi Ebu Abdullah ve lakabı Şemseddin’dir. Babası, Ebü’l-Ferec ibnü’l-Cevzî’nin oğlu Ebu Muhammed Yusuf tarafından Şam’da Hanbelî tedrisatı üzere yaptırılan Cevziyye medresesi kayyımı olduğu için İbn-i Kayyımi’l-Cevziyye diye tanınmıştır. İbn-i Kayyım’ın babası ilme düşkün, hadis ve feraiz ilmine vâkıf bir zattı. İcmaya uymayan kendisine has fikirleri sebebiyle Sübkî ve Kevserî gibi âlimler kendisini dedesinin ismine nisbeten İbn-i Zefil olarak anmışlardır. Araplarda dedesinin ismiyle anılmak hakaret sayılır.
İbn-i Kayyım, Suriye’nin güneyindeki Havran şehrinin Züre’ köyünde, bir rivayette Şam’da 7 Safer 691 (29 Ocak 1292) tarihinde dünyaya geldi. 13 Receb 751 (16 Eylül 1350) tarihinde Şam’da vefat etti ve Babüssagir Kabristanı’nda annesinin yanına defnedildi.
İbn-i Kayyım, İbn-i Ebü’l-Feth el-Ba’lebekkî ile Ebu Bekr et-Tunusî’den sarf ve nahiv, Şafiî âlimi Safiyyüddin el-Hindî’den kelam ve usul, Ali el-Mecid el-Harranî ile İbn-i Teymiyye’den fıkıh öğrenmiş; rüya tabirciliği ile meşhur Ebu’l-Abbas en-Nablusî, Zeyneddin eş-Şirazî, Ebü’l-Fida es-Süveydî, Kadı Takiyyüddin Süleyman, Bedreddin bin Cemaa, İbn-i Asakir, Fatıma binti Cevher, İsa bin Mut’im, Ebu Bekr bin Abdüddaim gibi âlimlerden ilim alıp hadis dinlemiştir. Hanbelî mezhebinin önde gelen âlimlerinden oldu.
Cevziyye Medresesi imamlığı, İbn-i Hallikan camii hatipliği yaptı. Hocası hayatta iken ders okutmaya ve fetva vermeye başladı. 743 (m. 1342) tarihinde Sadriyye Medresesi’nde müderris oldu. Ölene kadar bu vazifede kaldı. İki oğlu Abdullah ile İbrahim’den başka, Zeyneddin İbn-i Receb, Şemseddin Muhammed bin Abdülkadir el-Cenne en-Nablusî, Ebü’l-Fida İbni Kesir kendisinden ders aldı. Kudüs, Nablüs ve Kahire’ye seyahatler yaptı. Birkaç defa haccetti.
Başta El-Kasidetü’n-Nuniyye’si olmak üzere yazdığı yazılarda Allahü tealanın başka varlıklara bazı yönlerden benzediğini ve cisim olduğunu yazdı. Hatta Bedaiu’l-fevaid adlı kitabının dördüncü cüz 24. sayfasında; “Allahü teala, arş ve kürsî semadadır!” diyerek, Allahü tealaya mekan isnat etti ve aynı iddiasını El-Cevabü’l-Kafî adlı eserinde de tekrarladı. Hocası İbn-i Teymiyye gibi; “Cennet nimetleri sonsuz ise de kafirlere Cehennem’de azap sonsuz değildir” dedi. Kabir ziyaretinde bulunan Müslümanlara müşrik deyip hocası İbn-i Teymiyye gibi, türbelerin yıkılmasını istedi. Hattâ Resulullah Efendimize dil uzatarak, vefatından sonra bir meziyetinin kalmayıp diğer insanlardan bir farkının bulunmadığını iddia etti. Bu konuda bildirilen hadis-i şerif ve haberleri, âlimlerin sözlerini tevil ederek Ehl-i sünnete uymayan birçok fikirler ileri sürdü. Bunun için o zamanlar Şam’a hakim olan Memluk Devleti’nin hükümet adamlarını karşısına aldı. İbrahim Peygamber’in kabrini ziyaret etmek için seyahate çıkmanın caiz olmadığına dair verdiği fetva yüzünden hapsedildi.
İbn-iKayyım’ın ansiklopedik mahiyette yazdığı ve doğru ile yanlışın bir arada bulunduğu İ’lamü’l-muvakkiin adlı eserinin kapak sayfası (sağda), Turuku’l-hükmiyye adlı eserinin kapak sayfası (sağdan ikinci), El-Furusiyyetü’l-Muhammediyye adlı eserinin kapak sayfası (soldan ikinci) ve Zadü’l-mead adlı eserinin kapak sayfası (solda).
İbn-iKayyım’ın El-Kelimü’t-tayyib adlı eserinin Köprülü Kütüphanesi No: 768’deki yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk sayfası (sağdan ikinci) ve Medaricü’s-salikin adlı eserinin kapak sayfası (soldan ikinci) ve Et-Tıbbü’n-Nebevî kitabının kapak sayfası (solda).
Bu tavrı devam ettiği için hapis cezası tekrarlandı. 726 (m. 1326) senesinde hocası İbn-i Teymiyye ile beraber Şam Kalesi’nde kapatıldı. Hocasının vefatı üzerine serbest kaldı. Zamanın âlimleri tarafından şiddetle tenkit edildi. Bilhassa Şam kadısı Takiyyüddin Sübkî ile münazaraları meşhur oldu.
İbn-i Kayyım’ın en çok tesiri altında kaldığı kimse İbn-i Teymiyye olmuştur. Hocasının vefatına kadar 16 yıl yanından ayrılmamış ve yolunu hararetle devam ettirmiştir. O da önceleri Hanbelî mezhebinde iken, hocası ile beraber Hanbelî mezhebinden ayrılarak ayrı bir yol tutmuştur. Yine Hocası ile beraber Selef-i salihin döneminde icmalî yani kısaca inanılan itikat bilgilerinin daha sonra tafsilî olarak açıklayan halef denilen Ehl-i sünnet âlimlerinin yolundan ayrılarak ayrı bir yol tutturdular. Bu yola kendileri Selefiyye adını verdi. Bunlara göre müteşabih âyet ve hadisler tevil edilmez ve zahirî ( görünüşteki) manaları alınmalıdır. Böyle diyerek müşebbihe ve mücessime bozuk fırkalarının yoluna saptılar. İbn-i Teymiyye ve İbn-i Kayyım’ın kurduğu bu bozuk itikada daha sonra Vehhabîler sahip çıkıp kendilerinin Selefî olduğunu iddia etmişler ve milyonlarca Eş’arî ve Matüridî mezhebine mensup sünnî Müslümanı kafirlikle veya sapıklıkla itham etmişlerdir. Onların bu iftiralarına Ehl-i sünnet âlimleri gerekli cevapları vermişlerdir.
Eserleri:
Zengin bir kütüphaneye sahip olduğu söylenen İbn-i Kayyım’ın yüze yakın eserinden bahsedilir.
En meşhur eseri İ’lamü’l-muvakkiin an Rabbi’l-alemin adındaki kitaptır. Kitabın ismi alemlerin rabbinden müftülerin haber verişi demektir. Kitabın ismini a’lam ve mukiin diye de okuyanlar vardır. İ’lamü’l-Muvakkiin, Hanbelî mezhebinin usulünü anlatan kendine has mühim bir usul-i fıkh kitabıdır. Kitapta kendisinin ve hocasının da görüşlerine yer verilir. Dört cilt olarak basılmıştır. Et-Turuku’lhükmiyye de usul-i fıkha dairdir. İslam muhakeme usullerine dair de mühim bilgileri havidir. Ahkamu ehli’z-zimme, gayrımüslim vatandaşlarınn hukukî statülerini anlatan bu sahada yazılmış ilk müstakil kitaplardandır. Siyer ilminde El-Fürusiyye’den başka Zadü’l-Mead diye de meşhur Hedyü’n-Nebevî kitabı, marjinal fikirlerini ileri sürdüğü bir eseridir. Matbudur. Fıkıhta gazap halinde talakın muteber olmadığına dair İgasetü’l-Lehfan, musikinin yasaklığı üzerine Hürmetü’s-Sima, namazı terkedenin vaziyeti üzerine Hükmü tariki’ssalat, çocukların ahkamına dair Tuhfetü’l-mevdud fî ahkami’l-mevlud; kelamda Şifaü’l-alil; tasavvufa dair Şerhü Menazili’s-sairin kitapları meşhurdur. El-Kasidetü’n-Nuniyye adlı eserinde serdettiği tecsimi (Allahü tealayı cisme benzetmeyi) andırır fikirleri, Sübkî ve başka âlimler tarafından tenkit edilmiştir. Kitabü’r-Ruh adlı eserinde ruhun halleri üzerine kıymetli bilgiler bulunmaktadır. Ayrıca tefsir, hadis, akait, siyer ve ahlak üzerine çok sayıda eseri vardır. Bazıları matbudur.
İki yaş küçük kardeşi Zeyneddin Ebü’l-Ferec (vf. 769) ve kardeşinin oğlu İmadeddin Ebü’l-Fida (vf. 799) da âlim idi. İbn-i Kayyım’ın üç oğlundan Burhaneddin İbrahim nahiv âlimi idi. İbn-i Malik’in Elfiye’sini şerhettiği İrşadü’s-salik ve İbn-i Teymiyye’nin fikirlerini tasnif edip anlattığı İhtiyaratu Şeyhilislam İbn-i Teymiyye adlı iki eseri meşhurdur. İbn-i Kayyım’ın ikinci oğlu Şerefeddin Abdullah Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiş ve fıkıhta derinlik kazanmış ise de genç yaşta vefat etmiştir. İbn-i Kayyım’ın üçüncü oğlu Ahmed attar idi. Mısır’a göçüp burada taundan vefat etmiştir. 597 senesinde vefat eden İbn-i Cevziyye diye meşhur Abdurrahman bin Ali el-Kureşî başkadır. Ebu Bekr İbn-i Kayyım el-Hanbelî (vf. 480); İbn-i Kayyim el-Mısrî eş-Şafiî (vf. 710) ve Hanbelî âlimi Ebu’l-Ferec İbnü’l-Cevzî de başkadır. Hepsi zaman zaman birbiriyle karıştırılmaktadır.