İBN-İ NÜCEYM MISRİ

Zeynelabidin bin İbrahim bin Muhammed bin Nüceym el-Mısrî Hanefî mezhebi fıkıh âlimi
A- A+

Zeyneddin: Hanefî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi Zeynelabidin bin İbrahim bin Muhammed bin Nüceym el-Mısrî'dir. Büyük dedesine nisbetle İbn-i Nüceym olarak tanınmıştır. İsmi mehazlarda Zeyneddin ve kısaca Zeyn olarak da geçer. Kendisi gibi fıkıh âlimi olan kardeşi Ömer İbn-i Nüceym'den ayırt etmek üzere umumiyetle ismi de künyesiyle beraber kullanılır. 926 (m. 1519) senesinde Kahire'de doğdu. 970 (m. 1563) senesinde burada vefat etti.

 

İbn-i Nüceym, Şerefeddin el-Bülkinî, Şihabeddin Ahmed bin Yunus el-Mısrî (İbnü'ş-Şelebî), Eminüddin Muhammed ed-Dımaşkî, Ebü'l-Feyz es-Sülemî, İbnü'l-Halebî, Nureddin ed-Deylemî ve başka birçok âlimden ilim öğrendi. Hocaları arasında sayılan İbn-i Kutluboğa, İbnü'l-Kerekî ve Şihabeddin Ahmed bin Şakir el-Mağribî el-Malikî İbn-i Nüceym doğmadan vefat etmiştir. Ancak bu âlimlerin eserleri vasıtasıyla İbn-i Nüceym üzerinde tesirlerinden söz edilebilir.

İbn-i Nüceym, genç yaşta ilimde yetişerek fetva vererek ilim öğretmeye başladı. Kahire'de Hanefî mezhebi üzerine tedrisat yapan Emir Sargıtmış Medresesine müderris oldu. Etrafında geniş bir ders halkası toplandı. Kendisinden Şemseddin Muhammed bin Abdullah et-Timurtaşî, kardeşi Siraceddin Ömer bin İbrahim, Muhammed bin Ali el-Alemî ve birçok âlim ilim öğrendi. İbn-i Nüceym Mısrî hazretlerinin Mısır'da müderrislik yaptığı Sargatmış Medresesi.

 

İbn-i Nüceym Mısrî hazretlerinin El-Eşbah ve'n-Nezair adlı eserinin Gamzu Uyuni'l-besair adlı şerhinin iç kapak sayfası (sağda) ve El-Eşbah'ın İbn-i Abidin'in Nüzhetü'n-nevazir adlı şerhiyle basılan baskısının kapak sayfası (solda). Kanunî Sultan Süleyman devrinde bir ara Kahire müftülüğü yaptığına dair rivayetler de vardır.

Yakın arkadaşı Abdülvehhab-ı Şa'ranî onun hakkında şöyle demektedir: “İbn-i Nüceym, faziletli ve güzel ahlak sahibi bir zattı. Çok sayıda talebe yetiştirdi. Onun yanında on sene kaldım, hiçbir kusurunu görmedim. Kendisinden ilim öğrendim. 953 (m. 1546) senesinde birlikte hacca gittik. Yol arkadaşından hizmetkarına kadar herkesle iyi geçinen bir zat olduğunu müşahede ettim. Halbuki sefer insanın hakiki tabiatini ortaya çıkarır.”

İbn-i Nüceym bir ara tedrisat ve fetvayı bırakıp tasavvufa intisap etmek istedi. Bu hususta İmam-ı Şa'ranî ile istişare etti. İmam-ı Şa'ranî kendisine şer'î ilimlerde iyice derinleşmeden tasavvufa girmemesini tasviye etti. Zamanı gelince Süleyman el-Hudayrî'ye intisap ederek tasavvufta da yetişti. Fıkıhla meşguliyetini bırakmadı, hatta en meşhur eseri El-Eşbah'ı bundan sonra yazdı. Tasavvufa intisabı zaten iyi huylu olan İbn-i Nüceym hazretlerinin çok daha yüksek hasletlere erişmesini temin etti. Öyle ki yazdığı eserlerinde engin ve gerçek bir tevazu müşahede edilir. Mesela bir husus hakkında değerlendirme yapacağı veya bir fetva bildireceği zaman; “Fakir kul şöyle der.” veya “Zayıf kul İbn-i Nüceym'in re'yi şudur.” derdi.

Gündüzleri telif ve müzakere, geceleri ders ve fetva vererek geçirdi. Eserlerinde der ki: “Fıkıh benim ilk tahsil ettiğim ilimdir. Bu yolda gözlerim çok sabahlamıştır. Aklım, fikrim, gözüm, elim ve bedenim fıkıh için çok çalışmıştır. Eski ve yeni kitapları bulup çıkarmada çok hırslı çalıştım. Kahire'de bulunan kitapların çok azı müstesna hepsini mütalaa etmişimdir.” İbn-i Nüceym'i diğer fıkıh âlimlerinden ayıran en mühim yönü füruatı ihmal etmemekle beraber, küllî kaideler üzerinde çalışarak Hanefî mezhebinin hükümlerini esas kaideler üzerine oturtmasıdır.

Ebu Tahir ed-Debbas, Ebü'l-Hasan el-Kerhî ve Ebu Zeyd ed-Debbusî gibi âlimlerin kurduğu küllî kaide geleneğini ciddi bir zemine oturtan İbn-i Nüceym olmuştur. Nitekim bu hususta yazdığı El-Eşbah adlı eserinde der ki: “Bazı arkadaşlarım benden fıkıh bablarının tertibine göre fıkhın hudutlarını tayin edip toplamamı istediler. Ben de işin başındakiler istifade etsin, hıfzı kolay olsun diye fıkhın tarifinden başladım.”

Hanefî mezhebinin hususiyetlerinden olduğu üzere, bir meseleyi daha vuku bulmaksızın halletme meziyetine İbn-i Nüceym'de sık rastlanır. Fetvalarında insanların ihtiyaçlarını çözme endişesi ve zamanın şartlarını dikkate alma temayülü herkesten fazla göze çarpar. Fetvaları umumiyetle teysir (Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz!) prensibi üzerine bina edilmiştir. Parlak zekası sebebiyle eserlerindeki ibareler ancak derinlemesine tedkik edilerek anlaşılabilir. Bu sebeple en meşhur eseri El-Eşbah tek başına fetva verilemeyecek kitaplardan sayılmıştır.

İbn-i Nüceym genç yaşta vefat etmesine rağmen velud bir müellifti. Başladığı bazı eserleri tamamlayamamıştır. Kenz şerhi ve Hidaye taliki bunlardandır. Mezhebine sıkı sıkıya bağlı olup eserlerindeki bazı ifadelerden kendisinin mezhepte müçtehit olduğu anlaşılmaktadır. Mısır arazisi ile alakalı fetvası buna misal verilebilir. Bu fetvası sonra gelen Hanefî âlimleri tarafından da kabul edilmiştir.

İbn-i Nüceym 8 Receb 970 (4 Mart 1563) tarihinde Kahire'de vefat etti. Vefatını 969 (m. 1562) olarak verenler de vardır. Hazreti Hüseyin'in kızı Sitti Sükeyne türbesi yakınında medfundur. İbn-i Nüceym Mısrî hazretlerinin yazdığı El-Eşbah ve'n-Nezair adlı eserin yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve matbu nüshasının iç kapak sayfası (solda). Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi No: 536'da kayıtlıdır.

Eserleri:

1- El-Eşbah ve'n-Nezair: Eser yedi bölümden meydana gelmiştir. İlk bölümde fıkıh meselelerinin temel kaidelerini, diğer bölümlerinde ise fıkhın füruuna dair ince meseleleri anlatmaktadır. İbn-i Abidin, ifadelerinin muhtasarlığı sebebiyle bazı bahislerin ancak mehazları görülerek anlaşılabileceği gerekçesiyle şerhlerine bakmadan tek başına fetva verilemeyecek eserlerden sayıldığını belirtmiştir. Eser 1298 (m. 1880) senesinde Mısır'da, 1322 (m. 1904) senesinde İstanbul'da basılmıştır. Mecelle'nin baş tarafındaki kaidelerin yarıya yakını bu eserden alınmıştır. Bu eser çok meşhur olup birçok âlim şerh, haşiye ve talik yazmıştır. En meşhur şerhi Ahmed Hamevî'nin Gamzu Uyuni'l-Besair adlı şerhidir.

2- El-Fevaidü'z-Zeyniyye: Hanefî fıkhına dair muhtelif mevzuların umumî kaideler ve istisnaları zikredilerek ele alındığı bir eserdir. 1323 (m. 1905) senesinde Bulak'ta ve 1322 (m. 1904) senesinde Mısır'da basılmıştır.

3- El-Bahrü'r-Raik fî Şerhi Kenzi'd-Dekaik: El-Fevaidü'z-Zeyniyye adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve neşre esas olan yazma nüshasının ilk sayfası (solda). İbn-i Nüceym Mısrî hazretlerinin en mühim eseri El-Bahrü'r-Raik fî Şerhi Kenzi'd-Dekaik adlı eserin yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve bu eserin matbu ikinci cildinin iç kapak sayfası (solda). Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi No: 576'da kayıtlıdır. Nesefî'nin Hanefî mezhebinin esas dört temel metin kitaplarından Kenz adlı kitabının şerhidir. Yedi cilt olup müellif icare-i fasideye kadar gelebilmiştir. Bunu vefatından sonra Turî tamamlamıştır. Bu bir cilt tekmile ve İbn-i Abidin'in bunlara Minhatül-Halık adlı haşiyesi ile birlikte 1311 (m. 1893) senesinde Mısır'da, 1393 (m. 1973) senesinde Beyrut'ta basılmıştır. Enteresandır ki kardeşi de bu esere Nehrül-Faik adında bir şerh yazarak çoğunda ağabeyi ve hocasından farklı görüşler savunmuştur.

4- Fethü'l-Gaffar: Hafızüddin Nesefî'nin yazdığı Menarü'l-Envar adlı usul-i fıkha dair esere yazdığı şerhidir. Ta'liku'l-Envar diye de bilinir. Beş ayda yazılan bu eser, Menar'ın en güzel şerhlerinden sayılır.

5- Fetava-yı Zeyniyye: Oğlu Ahmed ve talebesi Timurtaşî hocalarının fetvalarını toplamıştır. Bu iki tertip sonradan bir araya getirilerek Bulak'ta 1322'de neşrolunmuştur. Hasan Refet Efendi tarafından Türkçeye de tercüme olunup basılmıştır (İstanbul 1289).

6- Resailü'z-Zeyniyye: İbn-i Nüceym'in çeşitli mevzulaara dair yazmış olduğu risalelerden kırk kadarı oğlu Ahmed tarafından bir araya toplanmış; El-Eşbah'ın Gamzu Uyuni'l-Besair şerhi ile beraber basılmıştır (İstanbul 1290). İbn-i Nüceym Mısrî hazretlerinin Fethü'l-Gaffar adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi No: 509'da kayıtlıdır.

7- Lübbü'l-Usul: Hanefî ulemasından İbnü'l-Hümam'ın usule dair Şafiî metoduna göre yazdığı Tahrir adlı meşhur eserinin Hanefî metoduna uygun muhtasarıdır.

8- Haşiye ala Cami'l-Fusuleyn: Usule dair İbn-i Kadî Simavne'nin eserine haşiyedir.

9- Ta'lik ala Hidaye: Tamamlanmamıştır.

İbn-i Nüceym'in Kebair ve segair adlı risalesinden bazı bölümler:

Büyük günahlardan bazıları: Küfürden sonra gelen büyük günahların bir kısmı şunlardır: Zina, livata, helal olduğunu itikat etmeden az bile olsa alkollü içki içmek (içkinin helal olduğunu itikat etmek küfürdür), yalancı şahitlik etmek, muharebeden kaçmak, faiz yemek, ana-babaya karşı gelmek, yetimin malını yemek, akraba ile alâkayı kesmek, bilerek Resulullah Efendimize iftira etmek, özrü olmadığı hâlde kasten Ramazan-ı şerifte oruç tutmamak, ölçü ve tartıda hile yapmak, farz olan namazı vaktinden önce veya sonraya almak, zekatı vermemek, zulüm ile Müslümana zarar vermek, Eshab-ı Kiram'dan birisine dil uzatmak, âlimlere ve hamele-i Kur'an'a dil uzatmak, onları ayıplamak, gücü yettiği hâlde emr-i ma'rûf ve nehy-i münker (iyiliği emredip kötülükten menetmeyi) yapmamak, sihri öğretmek ve yapmak, Kur'an-ı Kerim'i okumayı unutmak, Allahü Teâlâ'nın rahmetinden ümidi kesip mekrinden emin olmak, ölüm tehlikesi gibi zaruret olmadan leş veya domuz eti yemek, kumar oynamak, malı israf etmek, yeryüzünde din ve mal hususunda fesat çıkarmak, hâkimin haktan ayrılması, yol kesmek, günah olan işlerde yardımcı olmak, günah olan işlere teşvik etmek, hamamda insanların yanında avret mahallini açmak, Hazreti Ali'yi, Hazreti Ebu Bekr ile Hazreti Ömer'den üstün tutmak, intihar etmek, azalarından birisini telef etmek, üzerine idrar sıçramasından sakınmamak, verdiği sadakayı başa kakmak, bir kâhini veya müneccimi tasdik etmek, elbiseyi kibirlenmek için uzun yaptırmak, kötü bir çığır açmak, iyilik yapana nankörlük etmek, Müslümanın Müslümana ey kâfir demesi, âlimin ilmi ile amel etmemesi, yemeği ayıplamak, dünyayı sevmek, başkasının evinin içine bakmak, başkasının evine izinsiz girmek.

Şunlar da küçük günahlardandır: Sultanların ve zenginlerin rahatlığından ve nimet içerisinde olduğundan bahsetmek, malayani konuşmak, sövmek, kötü sözler söylemek, aşırı mizah yapmak, sırrı ifşa etmek, tanıdıkların ve dostların hakkını küçük görmek, zekatı geciktirmek. İbn-i Nüceym Mısrî hazretlerinin Fetava-yı Zeyniyye adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve matbu nüshasının kapak sayfası (solda). Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi No: 665/2'de kayıtlıdır.

Büyük günah, yalnız tövbe etmekle affolur. Küçük günahları affettirecek şeyler çoktur. Tövbe ederken, kılmadığı namazları kaza etmesi lazımdır. Kabul olan hac, büyük günahları temizlemez diyen âlimler doğru söylemişlerdir. Temizler diyen âlimler de namazı kaza etmek lazım olmaz dememişlerdir. Namazı vaktinden sonraya geciktirmek günahı affolur demişlerdir. Ayrıca kaza etmek lazımdır. Kaza etmeye gücü varken kaza etmezse, ayrıca büyük bir günah daha işlemiş olur. Böyle olduğunu bazı âlimler tenbih eylemiştir. Bunu iyi anlamak lazımdır.

Eşbah kitabından bazı bölümler: “Yasaklardan, zararlardan kaçmak, iyi, faydalı şeyleri yapmaktan daha önce gelir. Hadis-i şerifte;

“Emirlerimi gücünüz yettiği kadar yapınız.

Yasak ettiklerimden sakınınız.” buyuruldu.

Başka bir hadis-i şerifte; “Yasak edilmiş şeyin zerresini yapmamak, bütün insanların ve cinlerin ibadetlerinden daha çok sevaptır.” buyuruldu. Bunun için meşakkat olunca vacip terk edilir. Fakat yasakları, hele büyük günahları yapmaya hiç izin yoktur.” “Ayet-i kerimede ve hadis-i şeriflerde haram olduğu bildirilmeyen şeyler, aslı üzere helal olur. Veya helal ve haram diye hüküm olunamaz. Hanefî ve Şafiî âlimlerinin çoğu, böyle şeyler helal olur dedi. İbn-i Hümam, Tahrir kitabında böyle söylüyor. Bunun için Besmele ile kesildiği bilinmeyen hayvan ve zararı görülmeyen ota helal denir.”

“İlk insan topraktan yaratıldı. Bedenleri toprak maddelerinden meydana gelmektedir. Fakat insanlar, ettir, kemiktir. Toprak değildir. Cin de böyledir. Ateş ve havadan yaratılmış iseler de ateş ve hava değildirler.”

Nikah-ı Fuzuli adlı risalesinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi No: 566'da kayıtlı mecmua içerisindedir. İbn-i Nüceym Mısrî hazretlerinin Risaleleri arasında yer alan Kebair ve segair risalesinin ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi No: 566'da kayıtlı mecmua içerisindedir.

“Çocuğa hiçbir ibadet, hatta Hanefîde zekat da farz değildir. Çocuğa hiçbir şey haram değildir. Çocuğa tazir yapılır. Had vurulmaz. Kısas yapılmaz. Amden öldürdüğü, hata kabul edilir. Aklı olunca iman etmesi vacip olur denildi. Sadaka-i fıtr ve kurbanın, kendi malından vacip olması da ihtilaflıdır. Toprağı varsa, öşür ve haraç vermesi lazımdır. Fasit olmayan ibadetlerinin sevaplarına kavuşur. Çocuğa ilim öğretenlere, iyilik yaptıranlara çok sevap verilir. Büyüklere imam olamaz. Bir kimse bir çocuğa imam olunca cemaat sevabı hâsıl olur. Çocuk veli olamaz. Cuma ve bayram hutbesi okuması caiz olur. Sultan olabilir ise de milleti idare için bir naip tayin eder. İzin verilince dava açabilir ve yemini kabul edilir. Ezan okuması sahih ise de mekruhtur. Farz-ı kifayeyi yapması ile büyüklerden sakıt olmaz. Bir şeyi yapması için çocuğa izin vermek caizdir. Çocuğun izinli olduğunu ve getirdiği şeyin hediye olduğunu söylemesi kabul edilir. Sattığı şeyi, izinli olduğunu sorup anladıktan sonra almak caiz olur. Çocuğun (başkasının malından) getirdiği hediyeyi ve sadakayı almak da böyledir. Çocuğun izinli olduğunda şüphe edilirse, araştırmak lazım olur. Öğrenmesi için çocuğa Kur'an-ı Kerim vermek caiz olur. Kız çocuğunun küpe için kulağını delmek caizdir. Çocuğa gelen hediyeyi, çocuğa zarurî lazım değilse, yalnız fakir olan ana-babası yiyebilir. (Başka fakirlere de yediremezler.) Ana-baba fakir değil, fakat kendilerinde bulunmayan bir şey ise yiyebilirler ve kıymetini çocuğa öderler. Ana-babaya hediye etmek niyeti ile getirilen şey, kıymetsiz olduğunu bildirmek için çocuğa hediye diyerek verilirse, ana-babaya getirilmiş olur. Bunu, zengin iseler de yiyebilirler ve dilediklerine verebilirler. Akıllı çocuk, alış verişe ve zekat vermeye vekil yapılabilir, izinli olsa dahi kefil olamaz. Çocuğun selamına cevap vermek vacip olur. Çocuğa selam vermek caizdir. Müslüman olması sahih olup mürted olması sahih değildir. Mürted olmaya sebep olunca öldürülmez. Besmele ile kestiği yenir. Kadınlara bakması ve halveti caizdir. Küçük kız, mahrem olmayan emin kimse ile sefere çıkabilir. Çocuğa tehlikeli iş yaptırınca çocuk ölürse, yaptıran diyetini öder. Çocuk çukura, suya düşüp ölürse, ana-babası cezalandırılmaz.”

Elinden düşürüp ölürse, kefaret lazım olur ki altmış gün oruç tutar. Çocuğun anasından, babasından izinsiz herhangi bir sefere çıkması caiz değildir. Ananın, babanın, günah olmayan emirlerine itaat etmesi farz-ı ayndır. Baliğ olan çocuğun da seferin tehlikeli olması, veya kendisine muhtaç olmaları hâlinde, anne ve babasının izinleri olmadan gitmesi caiz değildir. Ana-baba olmazsa, ced ve cedde onların yerine geçer. Bunlardan izinsiz yapılan hac mekruh olur. Fakir oğlunu evlendirmek babaya vaciptir. Çocuğun malını ona harcetmeye, babası veya dedesi veli olur. Anası olmaz. Anası, kendi yanında kalan çocuğun ihtiyacını onun parası ile satın alabilir.

Bahrü'r-raik'den bazı bölümler:

“Bıyığa, sakala, ziynet için süs için yağ sürmek mekruhtur. Cemal için yani çirkinliği gidermek, vakarını, şerefini korumak için yağ sürmek mekruh değildir. Cemal için yapılan bir şeyde ziynet de hâsıl olursa, ziynete niyet etmezse, zarar vermez. Yeni, güzel şeyler giymek de cemal için olunca mubah olur, iyi olur. Kibir için olursa haram olur. Giydiği zaman hâlinde bir değişiklik olmazsa, kibir için olmadığı anlaşılır. Sakalın uzunluğu sünnet miktarı ise daha uzatmak için yağlamak tahrimen mekruh olur. Sakalın sünnet miktarı, bir kabzadır, bir tutamdır. Sakalın, çenedeki ile birlikte bir tutamdan fazlasını kesmek vaciptir. “Sakalınızı uzatınız!” hadis-i şerifi, bir tutamdan fazla uzatınız demek değildir. Sakalı bir tutamdan kısa yapmayın veya tamamen kazımayın demektir. Çünkü bu hadisi haber veren Abdullah ibni Ömer, sakalının bir tutamdan fazlasını keserdi.”

İman: Peygamber Efendimizin Allahü Teâlâdan getirdiği açıkça bilinen şeylerin hepsini tasdik etmektir. Hanefî mezhebi âlimlerinin ekserisi, imanın kalb ile tasdik dil ile ikrar etmek olduğunu söylemişlerdir. Kalb ile iman ettikten sonra dil ile ikrar etmek, dünyada Müslüman muamelesi yapılması içindir.

Küfür: Lügatte (sözlükte) örtmek demektir. Dindeki mânâsı ise Resulullah'ın açıkça bildirmiş olduğu şeyleri yalanlamaktır. Hanefî mezhebi âlimleri, dini hafife almak mânâsını taşıyan söz ve fiillerin küfrü gerektirdiğini buyurmuşlardır. Mesela; bile bile kasten abdestsiz namaz kılmak. Resulullah Efendimiz farz ve vacibin dışında fazladan (nafile olarak) yaptığı için bir sünnet-i seniyyeyi ehemmiyetsiz ve basit görerek devamlı terk etmek gibi.

Fethü'l-kadir'de şöyle buyuruluyor: “Küfrü gerektiren bir lafız (söz) ile şaka yapan, küfrü gerektiren sözün mânâsına inanmasa da küfrü gerektiren sözü hafife aldığı, mânâsının tehlikeli ve imanı giderdiğine ehemmiyet vermediği için mürtet olur. Küfrü gerektiren lafızlar (sözler) fetva kitaplarından öğrenilebilir. Fetva kitaplarından küfrü gerektirdiği bildirilen sözler, hakikaten dinden çıkmayı gerektirir. Bazı selefîler (İbn-i Teymiyye'nin yolunda gidenler), fetvalarda şunlar küfrü gerektirir sözü hakikaten küfre düşürdüğü için değil korkutmak içindir, derler. Böyle söylemek batıl bir sözdür. Bu hususta doğru olan küfrü gerektiren sözlerin ve fiillerin gerçekten küfrü gerektirdiğidir.”

Küfrü gerektiren sözlerden bazıları şunlardır: Birisine bu hasta olmaz. Bu, Allahü Teâlânın (hâşâ) unuttuğu kimselerdendir, demek. Allahü Teâlânın yukarda veya aşağıda olduğunu söylemek. Bir şeyi söylediğini bildiği hâlde, eğer ben bunu söyledi isem, kâfirim demek. Gaybı bilir misin, sualine evet bilirim diye cevap vermek. Ben çalınan eşyaları kimin çaldığını bilirim, demek. Bir sünneti hafif görmek. Eğer Allahü Teâlâ bana şunu emretseydi yapmazdım demek. Haram yerken veya zina gibi haram bir işi yaparken Besmele çekmek. Cennet'e girdikten sonra Allahü Teâlânın görüleceğini inkâr etmek. Büyük ve küçük günahların helal olduğunu iddia etmek. Kendisine; “Ey kâfir, ey Yahudi, ey Mecusî.” diyen kimseye cevap olarak buyurun emrinize hazırım demek. Günahkâr olan kimsenin tövbeyi unutup günahını basit görmesi, günah sebebiyle ceza verileceğine inanmayıp günahları çirkin görmemek. Zulmün, zinanın, haksız yere insan öldürmenin ve hiçbir dinde helal olmamış olan her haramın, haram olmamasını temenni etmek. Mecusîlere mahsus olan nevruz gününde onlara uyarak onlarla beraber yaptıklarını yapmak.

Resailü'z-Zeyniyye adlı mecmuanın yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve mecmuanın ilk iki giriş sayfası ortada) ve iktisat ile ilgili risalelerinin matbu nüshasının kapak sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi No: 566'da kayıtlıdır.

Nevruz gününde, bir yumurta ile de olsa, bu güne hürmetten dolayı müşriklere hediye vermek. Dinsizlerin işlerini güzel görmek ittifakla küfürdür. Hatta âlimler buyurdular ki: “Mecusîlerin yemek yerken konuşmamaları güzeldir.” demek küfürdür. Küfrü gerektiren bir sözün söylenmesi için telkinde bulunan kimse imansız olur. Bu telkin oyun tarzında bile olsa yine aynıdır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları