İBNÜ'S-SERRAC EL-KARÎ

Ca'fer bin Ahmed bin Hüseyin bin Ahmed bin Ca'fer es-Serrac el-Karî, el-Bağdadî Bağdat'ta yetişen büyük hadis âlimlerinden
A- A+

Bağdat'ta yetişen büyük hadis âlimlerinden. Künyesi, Ebu Muhammed olup; ismi, Ca'fer bin Ahmed bin Hüseyin bin Ahmed bin Ca'fer es-Serrac el-Karî, el-Bağdadî'dir. İbnü's-Serrac hazretleri, 417 (m. 1026) senesi sonlarında Bağdat'ta doğdu. 500 (m. 1106) senesi Safer ayı yirmibirinci Pazar gecesi Bağdat'ta vefat etti.

Ca'fer bin Ahmed, hadis, kıraat, nahiv, lügat ilimlerinde âlim olup, aynı zamanda edip ve şair idi. Ebu Ali bin Şazan, Ebü'l-Kasım bin Şahin, El-Kazvinî, İbn-i Giylan, El-Hilal ve birçok âlimden ilim öğrenip hadis-i şerif rivayet etti. Kendisinden ise hafız Ebu Tahir es-Silefî ilim öğrenip hadis-i şerif rivayet etti. Ebu Tahir, ondan rivayette bulunmakla daima iftihar ederdi.

İbn-i Asakir onun için, “Ebu Muhammed Ca'fer bin Ahmed hadis-i şerif âlimlerinin önde gelenlerinden olup, kıraat, nahiv, lügat ve daha pek çok ilimlerde âlimdi. Mekke, Şam, Mısır ve daha pek çok yerlere gidip hadis-i şerif öğrendi.” demektedir.

Eserleri:

Ca'fer bin Ahmed birçok eser yazdı. Bazıları şunlardır:

1- Mesariü'l-Uşşak

2- Zühdü's-sevdan,

3- Kitabü'l-mebde',

4- Kitabü Menasiki'l-Hac

5- Kitabü't-tenbih li Ebu İshak eş-Şirazî.

6- Elfevaidü'l-müntehabati's-Sıhahi'l-Avalî.

Ebu Muhammed Ca'fer bin Ahmed, bir şiirinde âlimler için şöyle demektedir: “İnsanlar o büyük zatların büyüklüğünü anlamıyorlar. Onlara cahil diyorlar. Allahü Teâlâ mazlum olan o büyüklerin yardımcısıdır. Onlar, ileriyi gören akıl sahibidirler. Naim Cennetlerini bu büyük zatlar dolduracaktır. Orada koltuklara oturacaklar ve kendilerine sayısız nimetler verilecektir. Cennet'te bir nehir vardır. Ona Feyyan denir. Orada âlimler Muhammed Aleyhisselam'ın etrafında olacaklardır. İslam âlimleri Muhammed Aleyhisselam'ın vârisleri ve arkadaşlarıdır.

Ebu Muhammed Ca'fer bin Ahmed es-Serrac hazretlerinin yazdığı Kitabü Mesariü'l-Uşşak isimli eserinden, Allahü Teâlâ'yı sevenlerin garip hâlleri ve kerametlerine dair kısmından seçmeler:

Sehl bin Abdullah anlattı: “Karşılaştığım ilk garip hadise şudur: Birgün boş bir araziye çıkmıştım. İçim gayet rahat ve huzurlu idi. Bu sırada kalbimde Allahü Teâlâ'ya bir yakınlık hissettim. Namaz vakti de gelmiş, abdest almak istemiştim. Küçüklüğümden beri, her namaz vaktinde abdestimi tazelerdim. Bu, benim artık adetim olmuştu. Ancak, su bulamadığım için üzüntülü idim.

Bu sırada, iki ayağı üzerine kalkmış yürüyen bir ayı gördüm. Onu önce, mesafe uzak olduğu için elinde yeşil bir testi bulunan bir insan zannettim. Fakat yanıma yaklaşıp testiyi yere koyunca, onun insan olmadığını gördüm. Kendi kendime; “Bu testi ve bu su nereden böyle?” diye düşündüm.

Bunun üzerine ayı konuşmaya başladı ve; “Ey Sehl! Biz, vahşi hayvanlardan bir grubuz, Allahü Teâlâ'ya olan tevekkülümüz ve sevgimiz sebebiyle, kendimizi Allahü Teâlâ'nın rızasına adadık. Arkadaşlarımızla, bir mesele hakkında konuşurken aniden; “Dikkat ediniz! Sehl bin Abdullah abdest için su istiyor.” diye bir ses işittik. Bu testi bana verildi. Yanımda da iki tane melek var. Sana yaklaşınca, onlar, suyu havadan bu testiye döktüler. Ben suyun sesini bile işittim.” dedi.

Bu sözleri ondan duyunca bayıldım. Ayıldığım zaman, testi yine yerinde duruyordu. Fakat ayı ortada yoktu. Nereye gittiğini de bilmiyordum. Fakat; “Ayıyı niçin konuşturmadım.” diye çok pişman oldum. Sonra testinin suyu ile abdest aldım. Abdest aldıktan sonra ondan su içmek istedim. O sırada vadiden; “Ey Sehl! Daha senin bu testiden su içme zamanın gelmedi!” diye bir ses işitince, testiyi bıraktım. Bir de ne göreyim, testi hareket edip gitti. “Onun da nereye gittiğini bilmiyorum.”

Zünnun-i Mısrî anlattı: “Birgün erken bir vakitte Abdullah bin Malik'in kabrine gittim. Kabristanda yüzü örtülü bir kişi gördüm. Çukur bir kabre rastlayınca orada duruyordu. Biraz sonra o şahsın Sa'dun olduğunu gördüm.

Ona; “Ey Sa'dun, gel birlikte şu bedenlerimiz için ağlayalım.” dedim. Bana; “Allahü Teâlâ'nın huzuruna nasıl ve ne yüzle gideceğimize ağlamak, bedenlerimiz için ağlamaktan daha layıktır. Keşke bu bedenler kabirde kendi hâline çürümeye bırakılsaydı da, hesap vermek için diriltilmeseydi. Eğer sen Cehennem'e girersen, başkasının Cennet'e girmesi sana fayda vermeyecektir. Eğer Cennet'e girersen, başkasının Cehennem'e girmesi de sana bir zarar temin etmeyecektir. Ey Zünnun! Kıyamet günü amel defterleri açıldığı zaman, O'na nasıl cevap vereceğiz! O bunu söylerken; “Yardım et ya Rabbî!” diye bağırdı. Ben de bayıldım. Ayıldığım zaman, onun, elbisesinin kolu ile yüzümü sildiğini gördüm.”

Sehl buyurdu ki: “İnsanlar üç sınıftır: Bir kısmı, Allahü Teâlâ'nın sevgi ve muhabbeti ile doludurlar, bunlar keramet beklerler. Bir kısmı, tövbe edip, niçin hata ve isyanda bulunduklarının pişmanlığı içerisindedirler. Bunlar Allahü Teâlâ'nın affını ümit ederler. Diğer bir kısmı da, gaflete dalıp, şehvetlerinin peşinde koşarlar ki, bunlar da cezalarını beklerler.”

Zünnun-i Mısrî, Allahü Teâlâ'nın sevgisiyle dolu olanları şöyle anlattı: “Onlara, Allahü Teâlâ'nın sevgisi içirilmiştir. Kalblerindeki nefsin arzu ve istekleri, günahların kötü akıbetlerinin korkusu ile ölmüştür. Ahiretteki çeşit çeşit, bitmez tükenmez nimetleri kaybetme korkusu onlara bu dünyanın geçici zevk ve lezzetlerini unutturmuştur. Onlar kalblerini, her türlü riya, gösteriş, haset, kin gibi manevî kirlerden temizlemişlerdir. Onların kalbleri, Allahü Teâlâ'nın rızasına kavuşma gayretindedir.”

Ebu Muhtar Dabbî şöyle anlatır: “Babamdan dinledim. Ebu Kumeyt Endülüsî çok seyahat yapmış birisiydi. Ona, “Bana, ehli tasavvuftan gördüğün hâllerden anlat!” dedim. Bunun üzerine o şöyle anlattı: “Onlardan birisi ile arkadaşlığımız oldu. İsmi Mihrican idi. Daha önce Mecusî imiş, fakat sonra Müslüman olmuş, Ehli tasavvuf arasına girmiş. Onun yanında birisi daha vardı. Ve ondan hiç ayrılmazdı.

Gece olduğu zaman kalkar, teheccüd namazı (gece namazı) kılar, sonra sağ tarafına doğru, yanı üzere yatar, bir müddet sonra kalkar, kılabildiği kadar yine namaz kılar, sonra yine sağ tarafı üzerine yatar ve bu hâli geceleyin defalarca tekerrür ederdi. Hava ağarınca bir kere daha namaz kılar, sonra ellerini kaldırır şöyle dua ederdi: “Allah'ım! Sen de şahitsin ki, gecem, günahlardan salim olarak geçti. Kötü bir söz söylemedim. Kötü bir iş yapmadım.”

Sonra şöyle dedi: “Ey gece! Bu gece yaptıklarıma sen de şahit ol. Allahü Teâlâ'dan korkmam, beni haram işlemekten, günahlara teşebbüs etmekten alıkoydu.” dedi. Onunla bir müddet kaldım. Her gece böyle ibadet ediyor ve bu sözleri söylüyordu.”

Anbese el-Havvas şöyle anlattı: “Utbetü'l-Gulam ara sıra beni ziyaret ederdi. Bir gece yanımda kaldı. Ona akşam yemeği getirdim. Bir şey yemedi. Biraz sonra onu, şöyle derken duydum: “Ya Rabbî! Eğer bana azap etsen de, seni seviyorum. Bana merhamet etsen, seni yine seviyorum.” Gece sonu olunca cezbe hâline geldi. Ayıldığı zaman ona; “Ey Ebu Abdullah! Geceki durumun neydi?” dedim. Yine cezbe hâline tutulduktan sonra; “Ey Anbese! Allahü Teâlâ'nın huzuruna çıkarılıp hesap vereceğimi, dostlarımdan ayrılacağımı hatırladım da, onun için o durumlar oldu.” dedi ve tekrar bayıldı.”

Yahya bin Muaz, anlattı: Salih bir zat vardı. Evzaî ve Süfyan bu salih zat ile karşılaşınca; “İnsan ne zaman firaset sahibi olur?” diye sorduklarında. O şöyle cevap verdi: “Kişi Allahü Teâlâ'nın sevdiğini sevip, gazap ettiğine gazap ettiği zaman.”

Yahya bin Muaz da şu mealde bir şiir okudu: Allahü Teâlâ'dan başka sevilen her şey, gamdır, kederdir. Allahü Teâlâ'dan başka her şeyin sevgisi geçicidir. Mutlaka yerine başkasının sevgisi gelir. Fakat Allahü Teâlâ'nın sevgisi geçici değildir. O devamlıdır. O'nun sevgisinin yerine başkası asla geçemez.

Sevmede bir takım alametler ve işaretler vardır. Allahü Teâlâ'yı sevenin alameti; kalbinin mahzun olmasıdır. Yanakları sararmış, gözleri kızarmıştır. Daima O'nu anıp, O'nu hatırlar. Daima Allahü Teâlâ'ya kulluk için ayaktadır. Kalbi Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini okur. Daima rüku ve secde hâlindedir. Daima toprağı gözyaşları ile sular. Onun avuçlarının dokunduğu ağaçtan sevgi biter, sevgi yükselir ve sevgi toplanır. Onun bu sevgisi sadece Allahü Teâlâ'yadır. Ne dünya için, ne de ahiretin çeşit çeşit nimetleri içindir.

 

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları