Tabiîn'in en büyük âlimlerinden. İsmi İkrime bin Abdullah el-Berberî; künyesi Ebu Abdullah'tır. Berberî kabilesine mensup olup Husayn bin Ebü'l-Hur el-Anberî'nin kölesidir. 21 (m. 642) yılında doğduğu bildirilir. Vefat tarihinde ihtilaf vardır. 107 (m. 725) tarihinde Davud bin Husayn el-Medenî'nin Medine'deki evinde vefat ettiği söylenmiştir.
Abdullah bin Abbas Basra'ya vali tayin edildiğinde Husayn, İkrime'yi İbn-i Abbas'a hediye etmiştir. İbn-i Abbas'ın vefatından sonra Halid bin Yezid onu Ali bin Abdullah'tan dört bin dinara satın almak istemiş, bunu duyan İkrime de Ali'ye gelerek; “Babanın ilmini dört bin dinara mı satıyorsun?” demiştir. Bu sözü çok beğenen Ali bin Abdullah da onu azat etmiştir.
İkrime hazretleri başta Kur'an-ı Kerim'in tefsiri olmak üzere, bildiği tüm ilimleri Abdullah bin Abbas'tan öğrenmiş; zamanın en büyük âlim ve fakihi olmuştur. Mekke-i Mükerreme'de oturur, çoğunlukla hadis-i şerif toplamak, halka vaaz ve irşatta bulunmak için İslam âleminin her tarafını dolaşırdı.
Abdullah bin Abbas, Abdullah bin Ömer, Ebu Hüreyre, Hazreti Aişe ve Hasan bin Ali'den hadis-i şerif nakletmiştir. Şa'bî, Nehaî, Ebü'ş-Şa'şa Cabir bin Zeyd ve daha birçok âlim de ondan ilim öğrenip hadis-i şerif nakletmiştir.
Geceyi üçe ayırmıştı. Bunlardan birinde uyur, birinde hadis ilmine çalışır, diğerinde de bol bol namaz kılardı. İkrime tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerine gayet vâkıf idi. Daha Abdullah bin Abbas hazretleri hayatta iken fetva vermeye başlamıştı. Hatta İbn-i Abbas hazretleri kendisine; “Haydi git, onlara fetva ver. Sana bir kimse gelir de, kendisiyle alakası olmayan bir şey sual ederse, ona fetva verme. Sen bu şekilde hareket edersen, sana insanlardan gelen sıkıntının üçte ikisini bertaraf etmiş olursun.” diye talimat vermişti. İbn-i Abbas hazretlerinin bu tavsiyesi, fetva verme konusunda ona takip edilecek yolu gösterdi.
Kurre bin Halid demiştir ki: “Hazreti İkrime Basra'ya gidip, orada bulundukça, Hasan-ı Basrî vaaz etmekten, fetva vermekten çekinirdi.” Sa'id bin Cübeyr'e denildi ki: “Senden daha âlim kimse var mı?” Buyurdu ki: “Benden daha âlim olan İkrime'dir.”
İmam-ı Buharî; “Biz hepimiz İkrime'yi hüccet (delil, senet) kabul ettik.” derken, Muhammed bin Sa'id de; “İkrime ilmi çok, denizlerden bir denizdir.” der. İkrime'nin rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
“Eğer bir dost edinseydim; Ebu Bekr'i edinirdim.”
İkrime hazretleri başta Kur'an-ı Kerim'in tefsiri olmak üzere bildiği bütün ilimleri Abdullah bin Abbas'tan öğrenmiş, zamanın en büyük âlim ve fakihi olmuştu. Resimde İbn-i Abbas hazretlerinin Taif'te bulunan mescidi ve türbesi görülmektedir.
“Bir peygamber, Allahü Teâlâ ya açlık ve çıplaklıktan şikayette bulundu. Allahü Teâlâ ona; “Sana şirk kapısını kapattım, buna razı değil misin?” diye vahyetti.”
“Her kim bize kılıç çekerse bizden değildir.”
“ Allahü Teâlâ , kendi affına mazhar olan (kavuşan) müstesna, kıyamet gününde herkesi hesaba çeker.”
“Her şeyin bir esası (temeli) vardır. İslamın esası da güzel ahlâktır.”
“ Allahü Teâlâ , Cennet'ten bir kişiyi ve Cehennem'den de bir kişiyi çıkarıp, onları huzurunda bir araya getirdi. Cennet'ten gelene; “Ey kulum! Cennet'teki durumunu nasıl buldun?” diye sorunca o da; “Anlatanların anlattığından daha iyi buldum.” dedi ve Cennet'teki zevcelerden, Cennet'in nimetlerinden de bahsetti.
Allahü Teâlâ ondan sonra, Cehennem'den gelene sordu: “Ey kulum! Cehennem'deki yerini nasıl buldun?” O şahıs da; “Anlattıklarından daha kötü buldum.” cevabını verdi ve Cehennem'in akreplerinden, Cehennem hayatından, buranın acılarından, çeşit çeşit azaplardan bahsetti.
O zaman Allahü Teâlâ ona şöyle buyurdu: “Ey kulum! Eğer ben seni Cehennem'den kurtarırsam sen bana ne verirsin?” O şahıs dedi ki: “Ya Rabbî! Yanımda ne varsa hepsini sana verirdim.” Allahü Teâlâ tekrar sordu: “Şayet senin yanında altından bir dağ olsaydı, seni affetmem için verir miydin?” O şahıs; “Evet, verirdim ya Rabbi!” dedi. O şahıs bu cevabı verince Allahü Teâlâ ona; “Sen yalan söyledin. Ben, senden dünyada bu altın dağlardan daha azını istedim. Bana dua et, duanı kabul edeyim, benden bağışlanmayı iste, seni bağışlayayım, benden iste sana vereyim dedim, sen ise yüz çevirdin.” buyurdu.”
Hazreti Ömer Resulullah'ın huzuruna girdi. Resulullah hasır üzerinde idi. Hasır yan tarafına iz yapmıştı. Hazreti Ömer buyurdu ki: “Ya Resulallah! Size bir yatak edinseydik daha iyi olurdu. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Benimle dünya arasında ne var? Nefsim, yed-i kudretinde olan Allahü Teâlâ ya yemin ederim ki benim ve dünyanın durumu sadece, sıcak bir günde bir ağaç altında bir miktar gölgelenip, sonra orayı terk eden bir yolcunun durumu gibidir.”
İkrime hazretlerinin yaptığı tefsirlerden bazıları aşağıya alınmıştır:
Kasas suresi 83. ayetinde; “Şu ahiret yurdunu (Cennet'i) biz yeryüzünde ne bir zulüm, ne de bir fesat istemeyen kimselere veririz” ibaresindeki “Zulüm istemeyenler” kısmını, “Sultanların ve yeryüzüne hakim olanların yanında, zulüm istemeyenler.”; “fesat çıkarmayanlar.” kısmını da; “ Allahü Teâlâ nın yasaklarını yapmazlar.” şeklinde tefsir etmiştir. “İyi akıbet müttekilerindir.” ayetinde, “akıbeti” Cennet ile tefsir etmiştir.
Fussilet suresinde; “O müşrikler ki zekat vermezler.” ayetini, “La ilahe illallah demezler.” şeklinde tefsir etmiştir.
Buyurduki:
“Her zaman niyetinizi düzeltiniz. Zira niyete riya karışmaz.”
“İlim ancak hakkını veren kimselere öğretilir. İlmin hakkı da ilim ile amel etmek ve ilmi ehil olan kimselere öğretmektir.”
“Âlimlere eziyet etmekten sakınınız. Kim bir âlime eziyet ederse, Resulullah'a eziyet etmiş olur.”