Yavuz Sultan Selim Han ve Kanunî Sultan Süleyman Han devirlerinde yaşayan Osmanlı âlim ve şairlerinden. İsmi İshak Çelebi bin İbrahim Üskübî olup İshak Çelebi diye tanınır. Babası, Kılıççı İbrahim Efendi isminde sanatkâr bir zattı. Bunun için İshak Çelebi, Kılıççızade diye de tanınmıştır. 869 (m. 1464) senesinde, Rumeli'nin şirin yerlerinden olan ve Vardar Nehri kenarında bulunan Üsküp beldesinde doğdu. 944 (m. 1537) senesi Rebiülahir ayının yirmi beşinci günü, Pazartesi gecesi Şam'da kadı iken vefat etti. Babü's-sagîr'de defnedildi. Vefatı için başka tarihler de rivayet edilmiş ise de 944 (m. 1537)'de olması ihtimali daha kuvvetlidir.
Babası demircilikle uğraşan bir zat olduğu hâlde kendisi küçük yaştan itibaren ilim öğrenmeye meyilli olarak yetişti. Bu husustaki gayret, istidat ve kabiliyetinin de fevkalade olması sebebiyle, kısa zamanda kemale erdi. Zamanının meşhur âlimlerinden olan Mevlana Kara Balî hazretlerinin hizmetlerinde ve sohbetlerinde bulunarak, çok yükseldi. O büyük âlimden icazet alıp mezun olduktan sonra Edirne'de İbrahim Paşa Medresesi'ne müderris olarak tayin edildi. Sonra Üsküp Medresesi'ne geçti. Bir müddet sonra da Bursa'ya giderek, Kaplıca Medresesi'nde ders verdi. Daha sonra da İznik'te Sultan Orhan Han Medresesi'ne ve nihayet 933 (m. 1526)'da Edirne'de Darülhadis Medresesi'nde vazifelendirildi. Buraya tayininde âlimler şu beyti tarih düşürmüşlerdir:
“Âlim-ü ehl-i tefsir ruşen-i fakih afak, Allah, ne müstahaktır Darülhadis'e İshak.”
İshak Çelebi, bir müddet de burada ilme hizmet ettikten sonra 937 (m. 1530)'da meşhur Çivizade ve İsrafilzade ile birlikte İstanbul'a gelerek, devrin âlimleri huzurunda imtihan edildiler. Gösterdikleri yüksek başarı üzerine, tekrar müderrislik vazifesi ile devrin en yüksek ve meşhur medresesi olan Sahn-ı seman medreselerine tayin edildiler. Nihayet 942 (m. 1535) senesinde Şam-ı şerif kadılığına tayin edildi. İshak Çelebi, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Şam-ı şerife ulaştı. Şam'a tayin edilmesinde şu beyti tarih düşürmüşlerdir:
“Şehr-i Zilhicce'de azmim sefer-i Şam oldu, Başladım yazmaya tarihi, akşam oldu.”
İshak Çelebi, birkaç sene bu hizmette kaldıktan sonra Hasan Çelebi'nin kaydına göre burada vefat etti. Vefatının yaklaştığı sırada şu beyti söylediğini, yine Hasan Çelebi, Tezkire'sinde kaydetmiştir. Beyt:
“Gelicek halet-i nez'a dedi, tarihini İshak, Yöneldim Cenab-ı Hakk'a, başım açık, yalın ayak.”
İshak Çelebi'nin önceleri uygun olmayan bazı tavırları olmuşsa da sonradan hâlisane tövbe ettiği kaynaklarda bildirilmiştir. Şiirde, fesahat ve belagatta, ilim ve irfanda, zamanının sevilen ve takdir edilen şahsiyetlerinden idi. İlme olan hizmetleri yanında, çağının edebiyat dünyasında etkiler bıraktığı, şiirlerinin zevkle okunup takdir edildiği, yine kaynakların ifadesinden anlaşılmaktadır. Şiirleri aşikâne ve sadedir. Üslubu ve ifadesi yapmacıktan ve mübalağadan uzak ve samimidir. Şiir ve edebiyattaki mahareti sebebiyle bir müddet Yavuz Sultan Selim Han'ın musahipleri (sohbet arkadaşları) arasına girdiyse de bazı sebeplerden dolayı uzun müddet kalamadı.
Eserleri:
1- “Risale-i İmtihaniyye”: Müderrislik imtihanı için Şerh-i Mevakıf'tan verilen bir konu hakkında kaleme alınmış Arapça bir risaledir. Çeşitli nüshaları vardır. 2- “Divan”: Şiirlerini ihtiva eder. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Kadızade Mehmed Efendi Kısmı No: 386'da kayıtlıdır. 3- “Selimname”: İshakname diye de bilinen eser, Yavuz Selim'in tahta geçişi ile zaferlerini anlatır. Eser, 1509 yılındaki zelzele ile başlar, şehzadeler arasındaki rekabet, Şahkulu İsyanı, II. Bayezid'in vefatı vb. hadiselerle devam eder. Dili ağırdır. Birçok yazması vardır. Mesela Nuruosmaniye Kütüphanesi No: 3941'de güzel bir nüsha vardır.
İshak Çelebi'nin bunlardan başka Arapça “Müstezad li İshak Çelebi” (Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Laleli Kısmı No: 3707/7'de kayıtlı.) ve Arapça “Kaside-i Fasiha” (Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Halet Efendi Kısmı No: 799/20'de kayıtlıdır.) adlı risaleleri de vardır.
İshak Çelebi, birçok fazilet ve güzel sıfatların kendisinde toplandığı, zarif, hoşsohbet bir zattı. Zamanında bulunan fazilet sahibi âlimler arasında mümtaz bir yeri vardı. Sözlerinin sağlamlığı, akıcı üslubu, söylediği sözlerin manalarının açıklığı sebebiyle, dinleyenlerin dikkat ve muhabbetlerini celb ederdi. Aşırı ve yalan olmamak şartıyla, latife, şaka ve espri yapmayı seven, hoş tabiatlı, devamlı güler yüzlü bir zattı. Sözleri, sohbetleri o kadar tatlı olurdu ki o mecliste bulunanlar, o meclis hiç dağılmasın, o sohbet hiç bitmesin isterlerdi. Yaratılıştan kendisinde bir tatlılık ve doğruluk vardı. İtikadı Ehl-i Sünnet âlimlerinin bildirdikleri itikada tam uygundu.
İlim ve edepteki yüksekliği herkes tarafından bilindiğinden, âlim zatlar da diğer insanlar gibi gelip istifade etmeye, feyiz kaynağı olan sohbetlerinden nasip almaya gayret ederlerdi. Kılıçzade İshak Çelebî'nin müderrislik yaptığı Edirne Darülhadis Medresesi.
Fesahat ve belagatta, yani sözün açık, düzgün ve hatadan uzak olması sanatında ve bu sanatı konuşurken en güzel şekilde tatbik etmek hususunda o derece ileriydi ki meşhur Arap şairlerinden olan Ümriü'l-Kays'ın şiirleri ve edebî sözleri, onun sözleri ve şiirleri yanında âciz ve yaralı, yani cılız kalır ve Ebü'l-A'lâ-i Mearrî'nin şiirleri onun şiirleri yanında fesahat ve belagattan uzak kalır demişlerdir. Tertip ettiği Divan'ının terkip ve üslubuna, zamanın padişahı dahil herkes hayran kalmıştır.
İshak Çelebi'nin güzel şiirlerinden seçilen bazı beytler:
“Zadımız gussa vü gam, derd-ü bela rahilemiz, Kâbe-i kuyüne azmetmededir kafilemiz.”
“Bade kim nuş ederim ayrı düşüp yârimden, Katre katre dökülür dide-i hun barımdan.”
“Bu çeşmim çeşme-sarının acep hunin akar yaşı, Meğer var ise ol aynın ciğer dağındadır başı.”
“Men eylese eşkim ruh-i cananı gözümden, Cevherse de billah atarım anı gözümden.”
“Her mu serimde başladı yer yer ağarmaya, Fasl-ı hazanda açılır oldu baharımız.”
“Sine-i gül çak çak-ü can-ı bülbül dert-nak, Bağ-ı derdim mübtelası gül müdür, bülbül müdür?”
“Gün yüzün görmeyeli gündüzümüz şam oldu, Ay efendim daha gelmez misin akşam oldu.”
“Gönül ayinesi safidir amma, Temaşa bunda bir ehl-i nazar yok.”
“Geçmişüz tac-ü kabadan oluben aşka esir, Ger sorarsan bizi mecnuna çıkar silsilemiz.”