Meşhur velîlerden. Şirvan vilayetinin Şemahî kasabasına bağlı Kürdemir köyünde 1197 (m. 1782) senesinde doğdu. Babası Enver Şirvanî'dir. Kendisi de sadrazam Şirvanizade Rüşdi Paşanın babasıdır. 1264 (m. 1847)'de kolera salgınından vefat etti. Türbesi, Amasya Şamlar mahallesinin üst tarafındadır. Şamlar türbesi adıyla anılan türbedeki diğer kabirler; oğlu eski İstanbul kadısı Seyyid Ahmed Hulusi Efendi ile damadı Hacı İsa Ruhi Efendi'ye aittir.
Tahsil çağına ulaşınca, Şemahî kasabasında bulunan âlimlerden Baba Efendi'nin talebelerinden olan Muhammed Nuri Efendi'den, ilk tahsiline başlayıp, Molla Camî'nin Kafiye Şerhi'ne kadar okudu. 1215 (m. 1800) senesinde Erzincan'a gidip, oradaki âlimlerden Evliyazade Abdurrahman Efendi'den ders gördü ve derslerinde tahsilini tamamlayıp icazet aldı. Bundan sonra Tokat'a vardı. Bir sene kaldıktan sonra Bağdat'a gitti. Bağdat'ta Süleymaniye'de Mervezî Yahya Efendi ve İbn-i Adem adındaki âlimlerden hadis ve riyaziye ilmini öğrendi. 1220 (m. 1805) senesinde Anadolu'ya, Burdur'a giderek bir müddet de orada fıkıh ilmi öğrendi. Bu tahsil hayatından sonra Şirvan'a dönüp köyüne yerleşti. Yedi sene ilim öğretmekle meşgul oldu. Daha sonra hacca gitti. 1228 (m. 1813) senesinde İstanbul'a dönüp yerleşti.
İlim öğrenmek için yaptığı bütün bu çalışmalar ve seyahatlerden sonra, kendisini tasavvufta yetiştirecek bir mürşid-i kamil, yetişmiş ve yetiştirebilen büyük bir evliya arıyor, ona talebe olmak istiyordu. Bu sebeple zamanın en meşhur velîlerinden feyz menbaı Abdullah-ı Dehlevî hazretlerine talebe olmak, sohbetiyle şereflenmek için Hindistan'a gitmeye karar verdi. Yola çıkıp Basra'ya kadar gitti. Yolculuğu sırasında Abdullah-ı Dehlevî hazretleri, manevî bir işaretle ona en meşhur talebesi Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerine gitmesini bildirdi. Bunun üzerine Hindistan yolculuğundan dönüp, Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin huzuruna giderek ona talebe oldu. 1232 (m. 1817) senesinde icazet ve emir verilmesi üzerine Şirvan'a döndü. Dokuz sene Şirvan'da kaldı. Burada binlerce talebe yetiştirdi. Talebeleri Kazan ve Tatarlar arasında hatta Sibirya'ya kadar yayıldı. Talebeleri arasında meşhur kahraman Şeyh Şamil de vardı.
Rusların Şirvan'ı istilası üzerine, Ahıska'ya gitti. İki sene de orada kaldı. Ahıska da işgal edilince, 1244 (m. 1828) senesinde Amasya'ya gidip dört sene kaldıktan sonra Sivas'a gitti. Dokuz sene de Sivas'ta kaldı. Sonra tekrar Amasya'ya döndü. Ömrünün son zamanlarını Amasya'da geçirip, orada çıkan kolera salgınından bir Ramazan ayında vefat etti. Oğlu Sadrazam Rüşdü Paşa türbesinin yanına bir de cami yaptırmıştır. Oğullarından Abdülhamid, Karadeniz'de boğulmuş olup, Rüşdü Paşa'dan başka Ahmed Hulusî ve Mustafa Nuri adında iki oğlu daha vardır. Talebesi ve halifesi olan Muhammed Yeragî, Şeyh Şamil'e hilafet vermiştir. Bir diğer meşhur halifesi de Hamza Nigarî'dir.
Mevlana Halid-i Bağdadî'nin verdiği hilafetnamede buyuruluyor ki:
“Hamd sadece Allah'a mahsusdur. Salat ve selam vahyine seçtiği Muhammed Aleyhisselam, ailesine ve sahabesine olsun. Bundan sonra Allah'ın halifesi olarak şefkatli, sadık dost, âlim, ariflerin ve faziletlilerin menbaı, sadat-ı tarik-ı Nakşibendiyyenin emri ile kuvvetlendirilmiş kardeşim, sevdiğimiz kerem sahibi Hacı İsmail Efendi'ye icazet verdim. Allahü Teâlâ bereketini, derecelerini ve hallerini artırsın. Talebelerine feyzlerini yağdırsın. Ona Nakşibendiyye tarikatında irşad, zikir ve tevhid telkini ile taliplere nazarının tesirini, nurları muayyen etmekteki ve perdeleri kaldırmaktaki iktidarını tecrübe ettikten sonra icazet verdim. Bu icazeyi, silsile-i aliyenin büyüklerinden aldığım müsade ve Peygamber Efendimizin sünneti üzerine istihareden sonra verdim. Evliyanın yoluna teşebbüs eden herkes onun sohbetini ganimet bilsin. Ona Kitap ve sünnete sarılmayı tavsiye ederim. Keşf ve vicdan ehli imamlara uygun olarak fırka-i naciye olan ehli sünnet âlimlerinin bildirdiği itikada uygun tashih-i itikadı emredip çalışmayı vasiyet ederim.
Ve ona Kur'an-ı Kerim muallimlerine, fıkıh âlimlerine, sufîlere hürmet etmeyi, kalb selameti, cömertlik, güleryüzlülük, eziyetten çekinmek, kardeşlerin kusurlarını affetmek, büyüklere ve küçüklere nasihat, düşmanlıkları ve tamahı terk etmek, ihtiyacının karşılanacağı hususunda Allah'a itimat etmek (Allah kendisine güvenenleri darda koymaz), kurtuluşun ancak doğrulukta olduğundan (doğruluktan) asla ayrılmamak, ve Allah'a vasıl olmak ki, bu ancak Resulullah'a tabi olmaktır. Kendisini hiç kimseden üstün görmeyip nefsini herkesten aşağı görsün, aleyhinde hareket edenleri ve hased edeni Allah'a havale etsin. Başına gelen şeri gayreti ile def etmeye çalışmasın. Bu tarikat-ı aliyenin şeyhleri kimi himmetleri ile sana yetişecekler. Eğer isterse Allahü Teâlâ'nın kudreti ile fesadı o anda maddî olarak bağlarlar.”
İsmail Siraceddin Şirvanî hazretlerinin Türbesinin kapı tarafından görünüşü.
İsmail Siraceddin Şirvanî hazretlerinin Amasya şehir merkezi, Şamlar Mahalesinde bulunan Türbesinin genel görünüşü.
Bendelerinin sayısınca, razı olduğu nefisler adedince, dünyanın ziyneti ve kalemlerinin mürekkebleri sayısınca (mikdarınca) Allah'ın salat ve selamı yine Nebiy-i ümmisi Muhammed Aleyhisselamın aile ve sahabesinin üzerine olsun. Alemlerin Rabb'ına hamd olsun.
Ben fakir ve miskin Halid en-Nakşibendî, el-Müceddidî Mevlay-ı Kerim'in büyük fazlına erişmiş El-Halidi, El-Nakşibendî, El-Müceddidî, El-Kadirî, El-Kübrevî, El-Sühreverdî, El-Çiştî Mevlana Halid-i Bağdadî hazretlerinin İsmail Şirvanî hazretlerine gönderdiği mektupta buyuruluyor ki:
“Halifesi Şeyh İsmail Şirvanî'ye yazılmıştır. Bismillahirrahmanirrahim. Her azdan daha az, bu zelil kuldan, kapısının hizmetçisi ve sevdiklerinin kıymetlisi şeyh İsmail'edir. (Allahü Teâlâ onu sıkıntılardan ve başkalarının ayıplamalarından korusun.) Âmin.
Hidayet yıldızları ve insanlara yol gösteren büyük âlimlerden bir çoğu, “Küfran-ı nimet demek, nimetini kullanırken, nimetin sâhibini unutmaktır.” buyurmuştur. Tarikatımızın büyükleri açıkça bildirmişlerdir ki, varlığından fanî olmayan (fenâ fillâh mertebesine varmayan) kimsenin rabıtası, talibi fenaya kavuşturamaz. Aksine helakine sebep olabilir. Sizden selam ve kelamı kesmenizi beklemezdik. Bilakis kemal-i mürüvvet ve vefanızdan, arada bir de olsa, gelmenizi beklerdik. Ama siz, ancak küçük, önemsiz şeylerle bize müracaat ediyor ve her zaman gelen birisi ile mektup göndererek bizi hatırlıyorsunuz. Bize hizmet edenler arasında, sizden daha sıkıntı çeken, sohbet bakımından daha eski ve hizmeti daha çok olanlar var, ama işaretimiz olmadan hareket etmezler. Bu tarikati günümüzdeki şeyh geçinenlerin ciddiyetsiz davranışlarıyla, hile, hud'a erbabının faydasız söz ve işleriyle kıyasa kalkışma!
Hakiki şeyh, Rabbi ile mürid arasında vasıtadır. O'ndan yüz çevirmek Allahü Teâlâdan yüz çevirmektir. Hiç kimseyi kendinize rabıta ettirmeyiniz. Bir zuhurat olsa da, onu şeytanın aldatması biliniz. Bizim işaretimiz olmadan hiç kimseye hilafet vermeyiniz. Civarda bulunan, mesela Erzincan, Bitlis gibi illerde zaten kafî miktarda halife vardır. Bu gafletinize (yanlışlığa) devâm ederseniz, bilin ki sizinle, alâkamız kalmaz. Bu ise helakiniz demektir. Bizim vazifemiz uyarmaktır. Son sözümüz selam olsun.”
İsmail Siraceddin Şirvanî hazretlerinin sandukası.
Mevlana Halid-i Bağdadî'nin İsmail Siraceddin Şirvani'ye verdiği hilafetname sureti.
Hadaiku'l-verdiyye; sh. 259
Mecd-i Talid; sh. 59
Son Sadrazamlar; sh. 436
Amasya Meşahiri (Osman Fevzi Olcay, Üniversite Kütüphanesi No: 9382); vr. 16
Amasya Tarihi; cilt-1, sh. 163