İZZEDDİN BİN ABDÜSSELAM

Abdülaziz bin Abdüsselam bin Ebü'l-Kasım bin Hasan bin Muhammed bin Mühezzeb es-Selimî ed-Dımaşkî Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
A- A+

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi Abdülaziz bin Abdüsselam bin Ebü'l-Kasım bin Hasan bin Muhammed bin Mühezzeb es-Selimî ed-Dımaşkî olup künyesi Ebu Muhammed'dir. Lakabı İzzeddin ve Sultanülulema'dır (âlimlerin sultanı). Ayrıca Şeyhülislam da denilmiştir. 1182 (m. 577 veya 578) senesinde Şam'da doğdu. 1262 (m. 660) senesi Cemaziyelevvel ayının onunda Kahire'de vefat etti. Kahire'deki Karafetü'l-kebir Kabristanı'na defnedilmiştir.

Vera ve takva sahibi, arif bir zat olan İzzeddin bin Abdüsselam; fıkıh ilmini Fahreddin bin Asakir'den, usul-i fıkhı Seyfeddin-i Amidî'den öğrendi. Hadis ilmini ise Ebu Muhammed bin Ebu Kasım bin Asakir, Abdüllatif bin İsmail el-Bağdadî, Ömer bin Muhammed, Hanbel bin Muhammed, Kadı Abdüssamed bin Muhammed, Âmidî, İbnü'l-Haristanî ve birçok âlimden tahsil etti. Ayrıca Berekat bin İbrahim'in sohbetlerine devam etti.

Kendisinden ise İmam Alaeddin Ebu Hasan el-Bacî, Taceddin İbnü'l-Firkah, Hafız Ebu Muhammed Dimyatî, Hafız Ebu Bekr Muhammed bin Yusuf bin Mesdî, İbn-i Dakikulîd, Ebu Ahmed Abbas ed-Dışnaviyyu, Ebu Muhammed Hibetullah Kıftî ve birçok âlim ilim öğrenip hadis-i şerif rivayet etti.

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

Emevî Cami'nin içinden bir görünüş (sağda) ve Caminin mihrabı (solda).

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın Mısır'a geldikten sonra hatiplik yaptığı Kahire'deki Amr bin As camii

SULTAN KÜÇÜK KALDI

El-Bacî şöyle anlatır: “Bir bayram günü İzzeddin bin Abdüsselam sultanla bayramlaşmak üzere saraya gitti. Saraya girince herkesin sultanla bayramlaşmak için hazır bulunduğunu, âmirlerin ve ulemanın sultanın önünde yerlere kadar eğildiğini gördü. Sultanı, bir tazim kelimesi kullanmadan ismi ile çağırarak; ‘Ya Eyyub! Allahü teala kıyamet gününde sana; “Sana bütün Mısır memleketini verdim, yani seni oraya sultan yaptım. Sen ise hükmün altındaki topraklarda alkollü içki satılmasına müsaade ettin.” derse, o zaman senin tutanağın ne olacak?’ diye sordu. Sultan Eyyub; ‘Sen bunu gördün mü?’ diye sorunca İzzeddin bin Abdüsselam; ‘Evet. Falan yerde, falan dükkanda içki açık olarak satılıyor ve daha başka birçok kötü işler oluyor. Sen bu memleketin sultanısın, niye bunlara mâni olmuyorsun?’ dedi. Orada bulunanların hepsi bu sözleri duydu. Sultan; ‘Efendim! Bu şeyler benim zamanımda olan şeyler değildir. Bunlar babamın zamanında olan şeylerdir.’ dedi. Bunun üzerine İzzeddin bin Abdüsselam; ‘Hayır (onların aklî ve naklî hiçbir delilleri yoktur). Ancak şöyle dediler: “Biz, atalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de onların izlerince giderek hidayet buluruz.” mealindeki Zuhruf suresi 22. ayet-i kerimesini okudu ve; ‘Kendi akıllarınca bunu tutanak olarak görürler. Halbuki bunlar hüccet değildir. Bunlarla hiçbir zaman kurtuluşa erişilemez. Yani “benim zamanımda değil de babamın zamanından beri satılıyordu” demekle kurtulunmaz.’ dedi. Bunun üzerine sultan derhal o içki satılan dükkanı kapattırdı. Ben, İzzeddin bin Abdüsselam'a; ‘Nasıl oldu da siz öyle, o kadar insanın içinde sultana o sözleri söylediniz?’ diye sorunca o; ‘Sultan kibirlenmesin ve gururlanmasın diye söyledim.’ cevabını verdi. Ben tekrar; ‘Sultandan korkmadınız mı?’ diye sordum; o da ‘Allahü tealanın bana verdiği heybetten dolayı, sultan benim yanımda küçücük kaldı.’ diye cevap verdi.”

İzzeddin bin Abdüsselam, ilim tahsili veya elçilik için gittiği Bağdat'ta bir süre kaldı. Orada Abdullah Rusafî ve İbn-i Taberzed gibi âlimlerden ilim öğrendi. Sonra Şam'a döndü. Aziziye Medresesi'nde, Cami-i Emevî'nin Gazalî Zaviyesi'nde ve başka medreselerde ders verdi. Emevî Camii'ne imam ve hatip olarak tayin edildi. Bu vazifesi süresince, daha önceki imam ve hatiplerin yaptığı bidatleri ortadan kaldırmaya çalıştı.

İzzeddin bin Abdüsselam, bazı siyasî hadiseleri tasvip etmediği için Şam'dan ayrılarak Kahire'ye gitti. Mısır sultanı Salih Necmeddin bin Kâmil onunla sohbet etti ve ona çok ikramda bulundu. Sultan Salih, İzzeddin bin Abdüsselam'ı önce Amr bin As Camii'ne hatip, daha sonra Mısır kadılığına tayin etti. Kadılığı sırasında Mısır'da vezir Fahreddin Osman, caminin yanına davul çalınacak bir yer inşa edilmesini emretti. Bunu haber alan İzzeddin bin Abdüsselam oranın inşasını durdurdu. Vezir Fahreddin Osman derhal İzzeddin bin Abdüsselam'ı vazifesinden azletti. Sultanın ağzından halife Mu'tasım'a bu durumu anlatan bir mektup yazıp gönderdi. Halife Mu'tasım mektubu getirene; ‘Bunu sana sultan mı verdi?’ diye sorunca o da; ‘Hayır, vezir Fahreddin verdi.’ dedi. Bunun üzerine halife; ‘İzzeddin bin Abdüsselam'ın söylediği doğrudur. Hemen o caminin yanındaki davul çalınacak yeri iptal edin.’ dedi. Halifenin bu emri üzerine oraya davulhane yapılmadı. Daha sonra Sultan Salih, Kahire'de Kasreyn ile Ma'rûf arasında olan bir yere Salahiyye Medresesi'ni inşa ettirdi ve İzzeddin bin Abdüsselam'ı oraya Şafiî mezhebi fıkıh kürsüsüne müderris olarak tayin etti. Burada çok kimselere fıkıh bilgilerini öğretti. İzzeddin bin Abdüsselam Mısır'a gelmeden önce fıkhî konularda fetvaları sadece Abdülazim Münzirî verirdi; onun gelişinden sonra ise Abdülazim Münzirî fetva vermedi ve kendisinden fetva isteyenleri İzzeddin bin Abdüsselam'a gönderdi.

Şöyle anlatılır: “Moğolların Kahire'ye saldıracakları haberi geldiğinde Ramazan-ı şerif ayı idi. Sultan Eyyub ordunun hazırlanmasını emretti ve bayramdan sonra düşmanla harp etmeyi uygun gördü. O sırada yanına İzzeddin bin Abdüsselam geldi ve; ‘Kalk! Hemen askerlerine haber ver, hiç zaman kaybetmeden harbe çıksınlar!’ dedi. Sultan; ‘Askerler savaşa hazır değil.’ dedi. Bunun üzerine İzzeddin bin Abdüsselam; ‘Sen söz dinle ve askerlerinin harbe çıkmasını emret!’ deyince sultan; ‘Sen Allahü tealanın bize zafer ihsan edeceğinden emin misin?’ diye sordu. İzzeddin bin Abdüsselam da ‘Evet.’ dedi. Bunun üzerine sultan askerlerini Moğollarla harp etmeye gönderdi; İzzeddin bin Abdüsselam'ın dediği gibi Müslüman ordusu zafer kazandı ve Moğolları Bağdat'a kadar geri çekilmeye zorladılar.”

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın kabrinin baş tarafından görünüşü (sağda). İzzeddin bin Abdüsselam'ın Kahire'de Karafa Kabristanındaki kabri (solda).

Alaeddin Ebu Hasan şöyle anlatır: “Ben, İzzeddin bin Abdüsselam'ın yanına ilim öğrenmeye gittiğim zaman, bana daha çok kibrin kötülüğünü ve ilim öğrenmenin önemini izah etti. Bunun sebebini ise şöyle anlattı: ‘Ben, Şam'daki Dımaşk Camii'nin yanındaki odalardan birinde yatıyordum. Hava çok soğuktu. Gece uyurken ihtilam oldum. Hemen kalkıp oradaki havuzdan gusül abdesti aldım. Tekrar odama gidip yattım ve uykuda iken yine ihtilam oldum. Dışarı çıkıp gusül abdesti aldım, odama gelip uyudum. Rüyamda bir kimse bana; “Ya İzzeddin! Sen ilim mi istersin, yoksa amel mi istersin?” diye sordu. Ben de; “İlim isterim, zira ilim beni amele götürür.” dedim. Sabah olunca Tenbih kitabını aldım. Çok kısa zamanda bu kitabı ezberledim ve kendimi bütünüyle ilme verdim. Böylece ilmim çok arttı ve ilim öğrenmeye devam ettim.’ ”

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın Kahire'de Karafe'deki kabri.

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

Sadreddin Ebu Zekeriyya anlatır: “Abdullah-ı Baltacî isminde, Allahü tealanın evliya kullarından bir zat ile İzzeddin bin Abdüsselam arasında iyi bir dostluk vardı. İzzeddin bin Abdüsselam, Abdullah-ı Baltacî'ye her sene bir miktar hediye gönderirdi. Bir sene yine bir deve yükü hediye gönderdi. Hediyelerin arasında, içinde peynir bulunan bir kap vardı. Hediyeleri götüren kişi Kahire'ye gelince peynir kabı kırıldı ve içindeki peynirler dökülmeye başladı. O sırada kap satan bir Hıristiyan oraya geldi. O kişi Hıristiyandan bir kap alıp içine kalan peynirleri koydu. Sonra kendi kendine; ‘Ben büyük bir mahcubiyetten kurtuldum. Bu mevzuyu ancak Allahü teala ve benden başka kimse bilemez.’ dedi. Abdullah-ı Baltacî'nin evine gitti. Talebeleri, getirilen eşyaları açıp bir bir baktıktan sonra hocalarına; ‘Arkadaşınız İzzeddin bin Abdüsselam şu şu hediyeleri göndermiş.’ dediler. Bunun üzerine Abdullah-ı Baltacî onlara; ‘Peyniri ve kabını içeri almayın ve onları getireni bana çağırın.’ dedi. O kişi huzura girince; ‘Mademki kap yolda kırıldı ve dökülmeye başladı, sen niye bir Hıristiyandan kap alıp peynirleri içine koydun ve bize getirdin? O peynirin yapıldığı sütü, Hıristiyan bir kadın sağmıştı. Eli temiz olmadığı için sağdığı süt necis idi. Bu sebepten peyniri kabul etmiyorum. Arkadaşım İzzeddin bin Abdüsselam'a selamımı ve teşekkür ettiğimi söyle.’ dedi.”

Bedreddin bin Cema'a şöyle anlatır: “İzzeddin bin Abdüsselam Şam'da olduğu zaman büyük bir kıtlık oldu. Halk, bahçe ve arazilerini çok ucuz fiyata sattı. Hanımı, İzzeddin bin Abdüsselam'a gerdanlığını vererek bir bahçe almasını istedi. İzzeddin bin Abdüsselam, sattığı gerdanlığın parasını fakirlere sadaka olarak dağıttı. Eve gidince hanımı ona bahçe alıp almadığını sordu. O da; ‘Evet, onunla bir bahçe alacaktım. Fakat gördüm ki insanlar çok zor durumdadırlar. Bunun üzerine o bahçeyi satın almayıp parayı halka sadaka olarak dağıttım.’ dedi. Hanımı bu duruma hiç itiraz etmeden; ‘Allahü teala, sana ondan büyük bir hayır versin.’ dedi.”

Şöyle anlatılır: “Fransızlar Mansuriyye'ye hücum ettiklerinde, onlara karşı İzzeddin bin Abdüsselam da İslam ordusunda yer aldı. Savaş sırasında şiddetli bir rüzgâr, İslam ordusunun üzerine doğru esmeye başladı. Bu rüzgâr Müslüman askerleri zor duruma soktu. Bunu fark eden İzzeddin bin Abdüsselam, sesinin çıktığı kadar seslenerek; ‘Ey rüzgâr, düşmanların tarafına git!’ dedi. Bunun üzerine rüzgâr, Allahü tealanın izni ile düşmana doğru esmeye başladı. O kadar şiddetli esti ki, düşmanların atları yıkıldı ve onların altında kalan birçok düşman askeri öldü ve yaralandı. Sağ kalanları ise esir alındı. Allahü tealanın izni ile İslam ordusu muzaffer oldu.”

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.


İzzeddin bin Abdüsselam'ın El-Kavaidü's-suğra veya ElFevaid fi ihtisari'l-mekasıd diye bilenen eserin kapak sayfası (sağda), Yazma nüshasının ilk iki sayfası
(solda). Bu yazma nüsha Melik Suud Üniversitesi Kütüphanesi No: 2892'de kayıtlıdır.

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın Tefsir'inin kapak sayfası (sağda). Şeceretü'lmaarif ve'l-ahval ve salihu'l-akval ve'l-amal adlı eserinin Süleymaniye Kütüphanesi Şehit Ali Paşa Kısmı No: 2855'de kayıtlı bulunan yazma nüshasının ilk varağı (ortada) ve Mecazü'lKur'an adlı eserinin kapak sayfası (solda).

Şöyle anlatılır: “Ebü'l-Hasan hacdan döndüğünde, evine gitmeden önce doğruca büyük âlim İzzeddin bin Abdüsselam'ın evine gitti. Ona, Resulullah Efendimizin selam söylediğini bildirdi.”

Yine şöyle anlatılır: “Bir şahıs İbn-i Abdüsselam'a gelip kendisini rüyada gördüğünü ve bir şiir okuduğunu söyledi. Okuduğu şiiri orada okudu. İzzeddin bin Abdüsselam bir müddet sustu ve şöyle dedi: ‘Ben 83 sene yaşarım. Çünkü bu şiir Kusayr bin Azze'nindir. Onunla benim ortak bir yönümüz yoktur. Ben Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat itikadı üzereyim, o ise bozuk itikattadır. Ben şair değilim, o şairdir. Kabilelerimiz de farklıdır. Ancak tek bir ortak yönümüz var, o da ömürlerimizin aynı olmasıdır.’ Netice İbn-i Abdüsselam'ın dediği gibi oldu ve 83 yaşında vefat etti.”

İbn-i Abdüsselam; Mısır ve Suriye bölgesinde karışıklıkların olduğu bir dönemde yaşadı. Bir taraftan Haçlılar, diğer taraftan içteki ayaklanmalar, itikadî-felsefî tartışmalar ve tasavvufî cereyanlar bölgeyi etkisi altında bulunduruyordu. Bu gelişmeler onu siyasetle, kelamî ve felsefî tartışmalarla meşgul olmaya, bidatlara ve aşırı görüşlere karşı tavır almaya sevk etti; bu fikrî mücadelesi eserlerine de yansıdı.

Emri bi'l-maruf nehyi ani'l-münker ilkesini yerine getirmeye son derece önem veren zahit bir âlim olduğu ve bu hususta idarecilerden dahi çekinmediği belirtilen İbn-i Abdüsselam; Regaib ve Berat gecelerinde sünnet telakkisiyle kılınan namazlar gibi bazı yaygın bidatlere şiddetle karşı çıkmıştır. Geniş halk kitleleri üzerindeki etkisi sebebiyle kendisinden çekinen sultanlar, onun görüşlerini dikkate alma gereğini hissetmişlerdir. Bu mücadeleci tavrı, İbn-i Abdüsselam'ın zaman zaman yöneticilerin öfkesine maruz kalıp içtimaî ve siyasî hayattan koparılarak vaktini Salihiyye Medresesi'nde verdiği derslerle, ayrıca evinde sürdürdüğü telif, öğretim ve fetva faaliyetleriyle geçirmesine yol açmıştır.

İktidarı Eyyubiler'den devralan Bahrî Memlükler devrinde de eski faaliyetlerini sürdürdüğü anlaşılan İbn-i Abdüsselam, el-Melikü'z-Zahir Birinci Baybars'a biat merasimi esnasında, onun Emir Alaeddin Aytekin el-Bundukdarî'nin kölesi olması dolayısıyla sultan olamayacağını ileri sürerek biat etmekten kaçınmıştır. Bunun üzerine Baybars'ın, el-Melikü's-Salih Necmeddin Eyyub tarafından satın alınarak azat edildiğine dair şahitler bulunarak ikna edilebilmiştir. Ancak diğer Memluk emirlerinin hür oldukları ispat edilemediği için pazarda satılarak azat edilmeleri ve bedellerinin de Allah yolunda harcanması gerektiğine dair bir fetva verince sultanla arası açılmış ve Şam'a geri dönmek üzere yola çıkmıştır. Ancak sultan, onun gidişiyle saltanatının tehlikeye düşeceği uyarısı üzerine ardından gidip gönlünü alarak geri dönmesini ve fetvasının gereğinin yapılmasını sağlamıştır. Tarihte bir başka örneğine rastlanmayan bu hadiseden sonra kendisine “Bayiu'l-müluk, Bayiu'l-ümera” lakabı verilmiştir.

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın Süleymaniye Kütüphanesi Laleli Kısmı No: 2417'de kayıtlı Mesailü'l-vacibe min ulumi'l-müteaddide adlı yazma eserinin 90b ve 91a sayfaları ile El-Fetava'l-Mısriyye adıyla basılan fetvalarının kapak sayfası mevcuttur.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın fetvalarını ihtiva eden Kitabü'l-fetava adıyla basılan eserinin kapak sayfası, Daru'l-kütübi'l-Mısriyye'de 23270 numara ile kayıtlı yazma nüshasının ünvan sayfası ve Bidayetü's-sul fî tafdili'r-Resul adlı eserinin kapak sayfası mevcuttur.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın oğlu Şerefeddin Abdüllatif, babası ile ilgili yazmış olduğu bir eserinde şöyle anlatır: “Melik Eşref, bir meseleden dolayı büyük âlim İzzeddin bin Abdüsselam ile görüşmek istedi. İzzeddin bin Abdüsselam, zamanının en büyük fıkıh âlimiydi fakat Sultan Eşref'in görüşme isteğini kabul etmedi. Çünkü Sultan Eşref'in çevresinde Kur'an-ı Kerim'in mahluk olduğunu söyleyen, itikatları bozuk kimseler vardı. Sultan, küçüklüğünden beri böyle kimselerin arasında yetişmişti. Bu bozuk itikatlı kimseler babama da dil uzatırlardı. Bunlar, Sultan Eşref'in zihnine kendilerinin Selef-i salihîn'in yolunda bulunduklarını, itikatlarının Ahmed bin Hanbel'in ve Eshab-ı Kiram'ın itikadının aynısı olduğu fikrini yerleştirmişlerdi.

Sultan Eşref'in İzzeddin bin Abdüsselam'a meylettiğini görünce onlar da ona meyleder görünüp şöyle demeye başladılar: ‘İzzeddin bin Abdüsselam Eş'arî itikadındandır fakat bu itikada aykırı işler yapar.’ Bunları duyan Sultan Eşref onlara, İzzeddin bin Abdüsselam'ın böyle işler yapmayacağını, kendilerinin onun hakkında taassup sahibi olduklarını söyledi. Bunun üzerine onlar, kelam ile alakalı bazı sualler yazıp İzzeddin bin Abdüsselam'a gönderdiler ve bu suallerin cevaplarını istediler. Bu suallerle İzzeddin bin Abdüsselam'ın gerçek akidesinin ne olduğunu Sultan Eşref'e tanıtmak; böylece onun itikadının kendi dedikleri gibi olduğunu ortaya koymak suretiyle onu sultanın gözünden düşürmek istemişlerdi. Sualler İzzeddin bin Abdüsselam'a ulaşınca; ‘Bunlar beni imtihan etmek için yazılmış, bu meseleler hakkında ne dediğimi öğrenmek istiyorlar. Fakat vallahi hak ne ise onu yazacağım.’ dedi ve meşhur akidesini kaleme aldı. İzzeddin bin Abdüsselam'ın bu akait yazısı şöyledir.”

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

İzzeddin bin Abdüsselam hazretlerinin başından geçen olayları ve fitneleri anlattığı El-Fiten ve'l-belaya ve'l-mihen ve'r-rezaya adlı eserinin kapak sayfası, bu eserin Kahire Yazma Eserler Enstitüsü Tevhid No: 498'de bulunan yazma nüshasının ilk sayfası ve Ma'ne'l-İman ve'l-İslam adlı eserinin kapak sayfası mevcuttur.

Allahü tealaya hamd olsun ki, O; İzzet, Celal, Kudret, Kemal, İn'am ve İhsan sahibidir. O birdir, Samed'dir (Her yaratığın muhtaç bulunduğu eksiksiz bir mâbuttur). Doğmamış ve doğurulmamıştır. O'nun benzeri yoktur. Cisim ve sınırlı değildir. Hiçbir şeye benzemez; hiçbir şey de O'na benzemez. Mahlukatı ve amellerini O yaratır. Mahlukların rızıklarını ve ecellerini O takdir etmiştir. O'ndan gelen her nimet O'nun fazl ve ihsanıdır; O'nun verdiği her ceza da adaletidir. Allahü teala, bidat ehlinin söyledikleri hâllerden berîdir. Arş, Allahü tealayı taşımaz; bilakis Arş da Hamele-i Arş da (Arş'ı taşıyan melekler de) O'nun kudretinin lütfu ve ihsanı ile taşınırlar. Allahü tealanın ilmi her şeyi kuşatmıştır; O'nun ilminin haricinde hiçbir şey yoktur. Allahü teala her şeyi adet olarak ihsan buyurmuştur; hatırlarda ve gönüllerde bulunan düşünceleri, zihin faaliyetlerini bilir. O Hayy'dır, irade edicidir; Semi' (işitici), Basir (görücü), Âlim ve Kâdir'dir (kudret sahibidir). Harf ve ses olmadan, ezelî ve kadim kelamı ile konuşucudur.

Kur'an-ı Kerim yazılarına çok hürmet etmek lazımdır çünkü bunlar Allahü tealanın kelamına delalet etmektedir. Nitekim Allahü tealanın isimlerine hürmet edilmesi de bu isimlerin O'nun zatına delalet etmesi içindir. Aynı şekilde Allahü tealanın emirleri ve yasaklarına uymayı temin eden, Allahü tealayı hatırlatan kimse ve şeylerin büyüklüğüne inanmak ve O'na hürmeti gözetmek lazımdır. Bu sebeple de peygamberlere (aleyhimüsselam), abidlere, salihlere ve Kâbe-i Muazzama'ya hürmet etmek gerekmektedir.

İmam-ı Eş'arî'nin itikadı, Allahü tealanın kitabında ve Resulullah Efendimizin sünnet-i seniyyesinde bildirilen doksan dokuz İsm-i şerifin delalet ettiği şeylerdir. Allahü tealanın İsm-i şerifleri şu dört mübarek kelime içerisinde mevcuttur:

Birincisi, "Sübhanallah" kavl-i şerifidir. Arapça dilinde tesbihin manası tenzih ve selb (soymak) demektir. Dindeki manası ise Allahü tealanın zatını ve sıfatlarını noksanlık ve kusur olan şeylerden berî (uzak) tutmaktır. Bu şekilde Allahü tealanın isimlerinden selb (ayıp ve kusurlardan soyma) manasını ifade edenler de bu kelimenin manasına dahildir. Çünkü manası, "her ayıptan arınmış olan" demektir. Es-Selam ismi de "her afetten salim olan (uzak ve berî olan)" manasındadır.

İkincisi, "Elhamdülillah" kavl-i şerifidir. Bu mübarek kelime her türlü kemali, Allahü tealanın zatını ve sıfatlarını ispat etmektedir. Allahü tealanın İsm-i şeriflerinden bu şekilde bir ispat manası ihtiva edenler "Elhamdülillah" kelimesine dahildir. Mesela Âlim, Kâdir, Semi' ve Basir ism-i şerifleri; ilim, kudret, işitmek ve görmek hususundaki kemalî manayı ifade ettikleri için bu kelimenin kapsamındadır.

"Sübhanallah" demek suretiyle düşünebildiğimiz her ayıbı ve idrak edebildiğimiz her noksanlığı Allahü tealadan nefyettik. "Elhamdülillah" mübarek kelimesi ile de bilebildiğimiz her kemalin, idrak edebildiğimiz her celalin Allahü tealaya ve sıfatlarına ait olduğunu ispat ettik. Bu nefiy ve ispatın ötesinde ise öyle büyük ve yüce bir şey vardır ki biz onu bilemiyoruz, idrak edemiyoruz. Bunu ise üçüncü kelime olan "Allahü ekber" ile icmalen (kısaca) ifade ediyoruz. Bunun manası, "nefyettiğimiz ve ispat ettiğimiz şeylerden daha yücedir" demektir. Bu ise Peygamber Efendimizin; “Sana olan senayı saymakla bitiremem. Sen, kendini sena ettiğin gibisin.” hadis-i şerifinin manasıdır.

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

İzzeddin bin Abdüsselam hakkında hazırlanan Mekasidü'ş-şeria inde'l-imam İzz bin Abdüsselam adlı çalışmanın kapak sayfası, İzzeddin bin Abdüsselam'ın eserlerinden alınarak yayınlanan Mekasidü'l-ibadat adlı eserin kapak sayfası, Resail fi't-Tevhid adlı eserinin kapak sayfası ve Menasikü'l-hac adlı eserinin kapak sayfası mevcuttur.

A'lâ ve Müteal gibi bildiklerimiz ve idrak ettiklerimizin de üstünde bir methi ihtiva eden Allahü tealanın isimleri, "Allahü ekber" sözüne dahildir. İşte Allahü tealanın şanı bu şekilde yüce olup O'nun benzeri olmadığını, sadece O'nun böyle olduğunu "Lâ ilâhe illallah" demek suretiyle ifade ediyoruz. Bu ise dördüncü kelimedir. Çünkü uluhiyet (ilah olmak) ancak ibadet edilmeye layık olmaya bağlıdır. İbadet edilmeye layık olmak ise bütün bu zikrettiğimiz sıfatlarla muttasıf olmayı gerektirir. Allahü tealanın İsm-i şeriflerinden, bütün bu sıfatlarını toptan ifade eden Vahid, Ehad ve Ze'l-celali ve'l-ikram gibi olanlar "Lâ ilâhe illallah" kelime-i tayyibesine dahildir. Allahü teala ibadet edilmeye layıktır; O'nun celal sıfatı ve vasfedenlerin vasıftan ve saymaktan âciz kaldığı kemal sıfatları vardır.

Her şey Allahü tealaya muhtaçtır. Kur'an-ı Kerim'de Allahü teala mealen; “Yerde ve gökte bulunan her şey O'ndan ister.” buyuruyor (Rahman suresi, 29). Bütün mahluklar Allahü tealanın kudretindedir. Allahü teala Zümer suresinin 67. ayet-i kerimesinde mealen; “O kâfirler, Allahü tealayı gerektiği gibi takdir edemediler (büyüklüğünü anlayamadılar). Halbuki kıyamet günü yer küresi tamamen O'nun tasarrufundadır. Gökler de O'nun yed-i kudretinde dürülmüşlerdir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve çok yücedir.” buyuruyor.

Bunlardan başka, Allahü tealanın diğer isimleri toptan bu dört kelimeden birinin içine girecek olsaydı, "Elhamdülillah" sözüne dahil olurdu. Nitekim Hazreti Ali; “Eğer ‘Elhamdülillah’ sözünden bir katır yükü kitap yazmak isteseydim, bunu yapardım.” buyurmuştur. Hamd senadır. Sena bazen kemal sıfatlarını ispat etmek, bazen noksanlıktan berî kılmak, bazen de kemalde tek olmaktır. Bu ise meth ve kemal mertebelerinin en yükseğidir. Ne bir melek, ne bir resul ve nebi, ne de hiçbir kimse bu itikadın dışına çıkamaz. Bu itikattan ancak nefsinin arzu ve isteklerine uyan, Rabbine isyan eden kimse çıkar. Böyle kimseler; kalp gözleri perdelenmiş, kapıdan kovulmuş ve Allahü tealadan uzaklaşmış olanlardır. Bu dünyada Allahü tealanın azamet ve celalinden, O'nu tanımaktan mahrum olanlar; ahirette de O'nun ikramından, cemalini görmekten mahrum olur. Buraya kadar anlatılanlar İmam-ı Eş'arî'nin, Selef-i salihîn'in, tarikat ve hakikat ehlinin itikadıdır.

Bozuk bir itikada sahip olan Haşeviyye, kendilerinin Selef-i salihîn'in mezhebi üzere olduklarını iddia ediyorlar. Halbuki Selef-i salihîn Allahü tealanın birliğine, hiçbir benzeri olmadığına inanırken, Haşeviyye Allahü tealanın cisim olduğuna ve mahluklara benzediğine inanıyor. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Onların, peygamberlerin yaptığı gibi gerekli açıklamalarda bulunması vaciptir. Allahü teala Âl-i İmran suresinin 104. ayet-i kerimesinde mealen; “İçinizde insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunur; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” buyuruyor. Allahü tealanın cisim olduğunu ve mahlukuna benzediğini söylemek en büyük inkârdır. En büyük iyilik ise tevhit ve tenzihtir. Selef-i salihîn bidatler ortaya çıkmadan bu mevzularda konuşmadı; ancak bidatler zuhur ettiği zaman onlara büyük darbeyi vurarak bidat sahiplerine en şiddetli şekilde karşı koydular. Kaderiyye, Cehmiye ve Cebriye gibi bidat ehli kimselere gerekli cevapları verdiler. Böylece Allah yolunda ilim ile cihat yaptılar. Cihat iki çeşittir: Söz ve yazı ile cihat, kılıç ve silah ile cihat.

Bu Haşeviyye denen bozuk fırkanın eline bir fırsat geçtiğinde hemen oraya yönelirler. Halbuki Ahmed bin Hanbel, Eshab-ı Kiram ve Selef-i salihîn'den olanlar, onların nispet ettikleri şeyleri Allahü tealaya nispet etmekden berîdirler. Yine onlara hayret edilir ki; ekmeğin hakiki doyurucu, suyun hakiki susuzluk giderici, ateşin hakiki bir yakıcı olmadığını, bunların sadece bir sebep olduğunu söyleyenleri kötülüyorlar. Halbuki doymak, susuzluğun giderilmesi ve yakmak sonradan meydana gelen şeylerdir. Ekmek asla doymayı, su susuzluğun giderilmesini ve ateş de yakmayı meydana getirmez; hakikatte bunları Allahü teala yaratmaktadır. Su, ateş ve ekmek bu işlere vesile kılınmıştır. Bunun için İmam-ı Eş'arî de doyma, susuzluğu kandırma ve yakma işini Allahü tealanın yarattığını; ekmeğin, ateşin ve suyun ise birer sebepten ibaret olduğunu söylemiştir. Çünkü Allahü teala Kur'an-ı Kerim'inde mealen; “Ondan başka ilah yoktur. Her şeyin hâlıkı ancak O'dur.” (En'am suresi, 102) ve “Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Size gökten ve yerden rızık verecek Allah'tan başka bir yaratıcı var mı? Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O hâlde hangi yönden (imandan küfre) çevriliyorsunuz?” (Fatır suresi, 3) buyuruyor.

Söz bu mevzuda daha çok uzar. Eğer dini yanlış itikatlara karşı müdafaa etmek ve bidat ehlinin sözlerine cevap vermek âlimler üzerine vacip olmasaydı bu izahı bu kadar uzun yapmazdım. Allahü teala bize dinine hizmet etmeyi emretti. Âlimin silahı ilmi ve sözü, sultanın silahı ise kılıç ve mızrağıdır. Nasıl sultana din düşmanlarına karşı kılıçlarını kınına sokmak caiz değilse, âlimler için de bidat ehli ve sapanlara karşı sözle ve yazı ile cihat etmemeleri caiz değildir. Kim Allah için cihat ederse Allahü tealanın muhafaza ve himayesine müstehak olur. Nitekim Allahü teala Muhammed suresinin 4. ayet-i kerimesinde mealen; “Allah yolunda ölenlerin amellerini Allah asla boşa çıkarmaz.” buyuruyor.

Daha önce Selef-i salihîn'in yolunda olanlar bu doğru akideyi her yerde rahatlıkla söylerken bidat ehli çekinirdi; fakat şimdi her yerde çekinmeden söylemeye başlamışlardır. Kısaca, hak ve doğru olan yol zayıflatılmaya çalışıldığı zaman her âlimin olanca gücü ile çalışması lazımdır. Kim Allahü tealanın rızasını nefsinin arzu ve isteklerine tercih ederse Allahü teala da o kuldan razı olur. Kim insanların rızasını tercih ederek Allah'ın gazabına sebep olursa, Allah ona gazap eder ve onu insanların gözünden düşürür. İslam âlimlerinden biri şöyle buyurmuştur: “Kim Allahü tealanın katındaki derecesinin ne olduğunu bilmek istiyorsa, Allahü tealanın rızasını ne kadar gözettiğine baksın.”

Allah'ım! Hakka yardım eyle, doğruyu izhar eyle! Bu ümmete doğru işlerinde yardım eyle. Bununla dostların aziz, düşmanların zelil olsun. Sana itaat edilip yasaklarından sakınılsın!

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın hayatını ve tefsir ilmindeki yerini anlatan El-İzz bin Abdüsselam Hayatühü ve asaruhu ve menhecühü fi't-tefsir adlı çalışmanın kapak sayfası ve Eş-Şeyh El-İzz bin Abdüsselam adlı eserin kapak sayfası mevcuttur.

Bu cevap bidat ehline ulaşınca ellerine büyük bir fırsat geçtiğine, artık İzzeddin bin Abdüsselam'ın sonunun geldiğine kesin gözle bakıyorlardı. Derhal bu cevapları Sultan Eşref'e ulaştırdılar. Sultan Eşref bu cevapları görünce çok kızdı ve; “Demek ki bana onun hakkında söyledikleri doğru imiş. Biz de onu zamanımızda ilim ve dindarlık bakımından bir tane diye biliyorduk. Şimdi onun fasıklardan, hatta İslam'dan bile çıktığı anlaşılmış oldu.” dedi. Bu sırada Sultan Eşref, yanında memleketin her tarafından gelmiş bir grup fıkıh âlimi ile beraber Ramazan-ı şerif ayında bir iftar sofrasında idi. Orada bulunanların hiçbirisi sultana cevap verme cesaretinde bulunamadı. Hatta bazıları, bozuk itikatta olan kimselerin sözlerini tasvip eder yollu sözler sarf ettiler; onların dedikleri gibi fetva verdiklerini ifade edenler dahi oldu.

Ertesi gün Allahü teala hakkı izhar ve teyit için zamanın büyük Malikî mezhebi fıkıh âlimlerinden Cemaleddin Ebu Ömer bin Hacib'i vesile kıldı. Bu zat, zamanının en büyük Malikî âlimi olup ilmi ile âmil idi. Sultanın yanında İzzeddin bin Abdüsselam hakkında konuşmuş olan kadı ve âlimlere gitti ve şöyle dedi:

“Size ne kadar şaşılır! Siz hak üzeresiniz de başkaları batıl üzere mi? Hakkı konuşmanız gerekirken sustunuz. Allahü tealanın rızasını tercih etmediniz. Konuşanlarınız da sanki İzzeddin bin Abdüsselam haksızmış gibi, ‘Sultana bu ayda affetmek yaraşır.’ dedi. Bu öyle bir sözdür ki onun suçlu olduğu manasını ifade eder; çünkü ancak suçlu affolunur. Siz ise sultana, itikadınızın İbn-i Abdüsselam'ın söylediği şekilde olduğunu ezilerek ve korkarak söylediniz. Halbuki Selef-i salihîn ve sonra gelen âlimler bu itikat üzeredir. Onlara bu hususta ancak bozuk itikatta olanlar karşı çıktılar. Allahü teala Bakara suresinin 42. ayet-i kerimesinde mealen; ‘Hakkı batıla karıştırıp da bile bile gizlemeyin.’ buyuruyor.”

Cemaleddin Ebu Ömer bin Hacib, hakkı gizleyip yardımcı olmadıkları için onları kınadı. Daha sonra orada bulunanlara, İzzeddin bin Abdüsselam'ın yazdıklarının doğru olduğuna dair muvafakat yazısı yazdırdı.

Diğer taraftan İbn-i Abdüsselam da sultandan; Şafiî ve Hanbelî âlimlerinden müteşekkil bir meclis kurulmasını, bu mecliste Malikî ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimleri ile daha birçok İslam âliminin de hazır bulunmasını istedi. Sultanın huzurunda mektubu okunurken kendisine muvafakat gösteren âlimlerin, ilk önce sultanın kızgınlığı sebebiyle bir şey diyemediklerini ve istemeyerek sultanın sözüne muvafakat gösterdiklerini de bildirdi. Ayrıca; “İnanıyoruz ki sultana hak olan itikat iyice anlatıldığında ona rücu edecek, kendisine yanlış ve bozuk fikirleri doğru imiş gibi söyleyenlerin cezası verilecektir. Sultana, babası Adil'in yolundan gitmek layıktır; çünkü o, bozuk itikatta olan kimselere gerekli dersi verdi ve onları hor ve hakir eyledi.” dedi. İbn-i Abdüsselam'ın bu isteği sultana ulaşınca sultan kağıt kalem isteyip şunları yazdı:

“Bismillahirrahmanirrahim! Büyük âlim İzzeddin bin Abdüsselam'ın bir meclis kurulup kadıların ve âlimlerin burada hazır bulunarak itikat meselesini görüşmelerine dair isteği bana ulaştı. Fetvanı tetkik ettim; böyle bir toplantıya ihtiyaç bırakmıyor. Biz, Resulullah'ın haklarında; ‘Benim sünnetime ve bundan sonra gelen Hulefa-i Raşidîn'in yoluna yapışınız.’ buyurduğu dört halifenin yoluna ve dört mezhep imamının yoluna tâbiyiz. Nefsin arzu ve isteklerine hâkim ve galip olan, hakka tâbi olan ve bidatlerden korunmuş kimseler için bunlara tâbi olmak kâfidir. Hadis-i şerifte; ‘Fitne uykudadır. Fitneyi uyandırana Allahü teala lanet etsin.’ buyurulmuştur. Kim fitneyi uyandırmaya teşebbüs ederse ona gerekli mukabelede bulunuruz.” Mektubu İbn-i Abdüsselam'a gönderdi.

İbn-i Abdüsselam da mektubu okuduktan sonra şöyle bir cevap yazdı:

“Bismillahirrahmanirrahim! Allahü teala Kur'an-ı Kerim'de mealen; ‘Rabbin hakkı için biz onların hepsine muhakkak surette, yapmakta oldukları şeylerden soracağız (ve cezalarını vereceğiz).’ buyuruyor (Hicr suresi: 92-93). Kudreti ve kelamı yüce, rahmeti umumî, nimeti bol olan Allahü tealaya hamd eder, sonra derim ki: Şüphesiz Allahü teala, Habibine mealen şöyle buyurdu: ‘Eğer yeryüzündeki insanların ekserisine uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zan ardından yürürler ve sadece yalan uydururlar.’ (En'am suresi: 116). Allahü teala kullarına nasihat için kitaplar indirip peygamberler gönderdi. Saadet sahibi, Allahü tealanın emirlerine uyup yasaklarından sakınan kimsedir. Hucurat suresinin 6. ayet-i kerimesinde mealen; ‘Ey iman edenler! Eğer size bir fasık bir haber getirirse onu araştırın. Değilse bilmeyerek bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.’ buyuruyor.

Allahü tealanın emirlerine uyup yasaklarından kaçmak en başta gelen vazifemizdir. Bir meclis kurulup âlimlerin orada toplanmasını talep etmem, hem sultana hem de Müslümanlara nasihatte bulunmak içindi. Çünkü Resulullah'a; ‘Din nedir?’ diye sorulunca Resul-i Ekrem; ‘Din nasihattir. Din nasihattir. Din nasihattir.’ buyurdu. Eshab-ı Kiram; ‘Kimin için ya Resulallah?’ deyince; ‘Allahü teala için, Kur'an-ı Kerim'i için, Resulü için, Müslümanların imamları için ve bütün Müslümanlar için.’ buyurdu.

İşte ben de bu meselede üzerime düşen vazifeyi yerine getirmiş bulunuyorum. Bu meselede vermiş olduğum cevaplara Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhebi fıkıh âlimleri muvafakat göstermişlerdir. Verdiğimiz bu cevaplara karşı gelenler, Allahü tealanın kıymet vermediği alelade kimselerdir. Verdiğimiz cevapları kabul etmemek dinen caiz değildir. Sultan bu mevzuyu tahkik etmeye herkesten daha çok muktedirdir. Cevabım huzurlarında okunduğu zaman orada bulunup da sultanın kızgınlığını görünce susmayı tercih eden âlimler de benim sözümü bizzat yazılarıyla tasdik etmiştir.”

“Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücuda getirdi. Sonra, bu kısımlardan en iyisini Arabistan'da yetiştirdi. Beni bunlardan vücuda getirdi. Sonra evlerden, âilelerden en iyilerini seçip, beni bunlardan meydana getirdi. O hâlde, benim rûhum ve cesedim, mahlukların en iyisidir. Benim silsilem ecdâdım en iyi insanlardır.” (Hadis-i Şerif)

Evliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
Başlık ResmiEvliyanın büyüklerinden ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.

Bütün bunlarla beraber, benim söylediklerim ve bana bu hususta muhalefet edenlerin sözleri yazılır; bütün İslam âleminde ilmî mevzularda kendilerine müracaat edilen, güvenilir, büyük âlimlerden bu mesele hakkında bilgi istenir. Ben, sultanın meseleye vâkıf olması için muteber âlimlerin kitaplarını kaynak olarak hazırlarım.

Yine bana, akideleri bozuk olan o kimselerin, sultana İmam-ı Eş'arî hazretlerinin Kur'an-ı Kerim'i hafife aldığını söyledikleri ulaştı. Halbuki İmam-ı Eş'arî'nin yolunda gidenler ile bütün Müslüman âlimler arasında, Kur'an-ı Kerim'e hürmet etmenin vacip olduğunda hiçbir ihtilaf yoktur. Hem bize göre Kur'an-ı Kerim'i veya ondan bir şeyi (ayet-i kerime, sure-i şerife) aşağılayan, onlara kıymet vermeyen kimse kâfir olur, dinî nikâhı bozulur. Cenazesi yıkanmaz, kefenlenmez, namazı kılınmaz, Müslüman mezarlığına defnedilmez; özellikle bir yere atılıp yırtıcı hayvanların yemesine bırakılır.

Allahü tealanın kelamı hakkında bizim itikadımız şöyledir: Allahü tealanın kelamı kadimdir, ezelîdir, zatı ile kaimdir. Yüce zatı hiçbir mahluka benzemediği gibi, kelam-ı kadimi de hiçbir mahlukun kelamına benzemez. Bununla beraber, Mushaflara yazılır, gönüllerde saklıdır ve dillerimiz ile okuruz. Kim böyle inanmazsa Müslümanların itikadından ayrılmış olur; böyle inanmayan ahmak ve cahildir. Burada şunu belirtmek isterim ki, dinde olmayan şeyleri ortaya çıkaran, itikadı bozuk bidat ehline gerekli cevapları verip onların sözlerini delil ve vesikalarla çürütmek asla fitne çıkarmak değildir. Çünkü Allahü teala, bildiklerini açıklayıp gizlememelerini âlimlere emir buyurdu ve emre uymayanları lanetledi. Kim ki Allahü tealanın emrine uyar, O'nun dinine yardımcı olursa, Allahü teala onları lanetlemez; aksi takdirde bu lanete müstehak olurlar.

İçtihat ile ilgili hususa gelince; itikat mevzusunda sadece Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat itikadındayım. Ancak âlimler arasında füru ile ilgili hususlarda ihtilaf vardır ki bu da Müslümanlar için rahmettir. Bu işte salim olan yolun hangisi olduğunu da söyledik. Size layık olan, babanızın yolunu takip etmektir. Babanız Sultan Melik Adil, Allahü tealanın dinini yükseltmek için çalıştı ve O'nun için çalışanlara yardımcı oldu. Biz sadece zahire göre hükmederiz; herkesin içini Allahü teala bilir. Allahü tealaya hamdolsun. Resulullah Efendimize, O'nun Ehl-i Beyt'ine, eshabına ve yolunda gidenlere salat ve selam olsun.

Abdülaziz bin Abdüsselam hiç beklemeden ve tereddüt göstermeden mektubu kapatıp mühürleyerek elçiye verdi. Bu mektubu yazarken yanında zamanın büyük âlimlerinden bir zat ve sultanın yanındaki bazı âlimler de vardı. Onlar, Sultan Eşref'ten gelen mektubun muhtevasını bildikleri için çok korktular ve İzzeddin bin Abdüsselam'ın sultana cevap vermekten âciz kalacağını zannettiler. Fakat zannettikleri gibi olmadı. Yanındaki büyük âlim, bu cevabı çok beğenip bunun Allahü teala tarafından verilen ilahî bir yardım olduğunu söyledi.

Mektup sultana okununca Sultan Eşref çok kızdı. İbn-i Abdüsselam'a muhalif olan bidat ehli kimseler, artık onun işinin bittiğine inanıyorlardı. Melik Eşref, sarayında hocalık yapan ve İbn-i Abdüsselam'ı çok seven Garez Halil'i yanına çağırdı. Yazdığı mektubu ona vererek; “Bunu doğru İzzeddin bin Abdüsselam'a götüreceksin ve acele olarak cevabını getireceksin.” dedi. Garez Halil, hemen İzzeddin bin Abdüsselam'ın huzuruna gitti. Huzurunda son derece saygı ve edeple oturarak sultanın elçisi olduğunu söyledi. Sonra; “Vallahi hakkınızda düşmanlık yapıyorlar. Siz, işin başında sultanla görüşmemeniz sebebiyle kendi aleyhinize, onların lehine iş yapmış oldunuz. Eğer sultan sizi bir defa görmüş olsaydı bunlardan hiçbiri meydana gelmezdi. Çünkü sizin sultan yanındaki dereceniz çok yüksektir. Sultan bana, sizin yanınıza gelip üç şartı olduğunu söylememi istedi: Birincisi, fetva vermeyeceksiniz; ikincisi, hiç kimse ile görüşmeyeceksiniz; üçüncüsü, evinizden ayrılmayacaksınız.” dedi.

Bunun üzerine İzzeddin bin Abdüsselam; “Ey Garez! Bu şartlar, Allahü tealanın bana olan nimetleridir ve devamlı şükrü gerektirir. Fetvalara gelince; ben de zaten onun ile uğraşmak istemiyordum. İnanıyorum ki müftü Cehennem'in kenarındadır. Eğer Allahü teala fetva vermeyi bana vacip kılmamış olsaydı bu iş ile asla meşgul olmazdım. Şimdi ise artık mazurum, bu vücub benden düştü. İnsanlarla görüşmemem ve evimden ayrılmamam hususuna gelince; ben hâl-i hazırda evimde bulunuyorum. Evimden ayrılmamam ve kendimi Rabbime ibadete vermem benim için büyük bir saadettir. Sa'id o kimsedir ki evinden ayrılmaz, orada günahlarından dolayı gözyaşı döker. Allahü tealaya ibadetle meşgul olmam, Allahü tealanın bana bir hediyesidir. Hak teala bunu bana sultanın vasıtası ile nasip eyledi. Ancak o kızgın, ben ise sevinçli ve rahatım. Vallahi ey Garez! Eğer yanımda hediye edilecek bir elbise olsaydı, bu müjdeye karşılık sana onu verirdim. Fakat şu seccadeyi al, üzerinde namaz kılarsın.” dedi. Garez Halil de seccadeyi kabul edip öptü, sonra veda ederek sultanın yanına gitti ve olanları anlattı. Sultan orada hazır bulunanlara; “Bana ne yapacağımı söyleyin; İbn-i Abdüsselam cezayı nimet gören bir zattır. Onu kendi hâline bırakalım.” dedi.

Bu şekilde üç gün geçtikten sonra Hanefî mezhebinin büyük âlimi Allame Cemaleddin Husayrî, bir merkebe binip talebeleriyle sultanın yanına gitti. Sultan onu görünce ayağa kalkıp yanına oturttu. İftar vakti namazdan sonra sultan ona bir bardak su uzatınca Husayrî hazretleri; “Senin yiyecek ve içeceğin için buraya gelmedim.” dedi. Sultana; “Seninle İzzeddin bin Abdüsselam arasında ne var? O öyle bir kimsedir ki, dünyanın en uzak köşesinde olsaydı bile sultanın onun bereketinden istifade etmesi ve onunla iftihar etmesi için onu memleketine getirmesi gerekirdi.” dedi. Sultan, İbn-i Abdüsselam'ın yazılarını ona okuttu. Cemaleddin Husayrî; “Bu, Müslümanların itikadı, salihlerin şiarıdır. Yazılanların hepsi doğrudur, bunlara karşı çıkan yanlış yoldadır.” dedi. Sultan bu sözleri duyunca hatasını anladı, Allah'tan af diledi ve İbn-i Abdüsselam'a adam gönderip hakkını helal etmesini ve görüşmek istediğini bildirdi. Böylece Ehl-i Sünnet itikadı tekrar üstün geldi ve bidat ehlinin sesi kesildi.

Şemseddin ibni Cevzî de sultanın huzuruna gelince sultan ona İzzeddin bin Abdüsselam'ın Makasıdü's-salat adlı kitabını verdi. O da okuyup çok beğendi ve vaazlarında bu kitabı halka teşvik etti. Bu hadiselerden sonra İbn-i Abdüsselam'ın sultanın yanındaki yeri çok yükseldi. Sultan ölüm hastalığında iken onu çağırıp elini öptü, helallik istedi ve nasihatlerini dinledi. İbn-i Abdüsselam; “Ben her gece insanlara hakkımı helal ediyorum, karşılığını sadece Allah'tan bekliyorum.” diyerek sultana dua etti.

İzzeddin bin Abdüsselam'ın Önemli Eserleri:

  1. 1
    Kavaidü'l-ahkam fi mesalihi'l-enam: İslam hukukunun amaçlarını ve maslahat ilkesini ele alan temel eseridir.
  2. 2
    El-Kavaidü's-suğra: Yukarıdaki eserin özetidir.
  3. 3
    El-İmam fi beyanı edilleti'l-ahkam: Fıkıh usulüne dairdir.
  4. 4
    Et-Tergib an salati'r-Regaibi'l-mevzua: Regaib namazının bidat olduğuna dair risalesidir.
  5. 5
    Ahkamü'l-cihad ve fedailüh: Cihat ahkamı hakkındadır.
  6. 6
    El-Fetava'l-Mısriyye: Mısır'daki fetvalarını içerir.
  7. 7
    El-İşare ile'l-icaz fi bazı envai'l-mecaz: Kur'an'ın belagatı ve i'cazı üzerinedir.
  8. 8
    Fevaid fi müşkili'l-Kur'an: Kur'an'daki zor anlaşılan ifadeler hakkındadır.
  9. 9
    İhtisaru tefsiri'n-Nüket ve'l-uyun: Maverdi tefsirinin özetidir.
  10. 10
    Bidayetü's-sul fi tafdili'r-Resul: Peygamberimizin üstünlüklerini anlatır.
  11. 11
    El-Mülha fi'l-itikadi ehli'l-hak: Akait meselelerine dair risalesidir.
  12. 12
    Şeceretü'l-maarif: Tasavvufî ve ahlakî bir üslupla marifetullahı anlatır.

İbn-i Abdüsselam ayrıca El-Fetava'l-Mevsıliyye, Makasidü's-salat ve Menasikü'l-hac gibi pek çok eser bırakmıştır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası