MAVERDÎ

Ali bin Muhammed bin Habib el-Basrî Tefsir ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi.
A- A+

Tefsir ve Şafiî mezhebi fıkıh âlimi. Künyesi Ebü'l-Hasan olup ismi Ali bin Muhammed bin Habib el-Basrî'dir. Kendisi veya babası gülsuyu sattığı için Maverdî adıyla meşhur oldu. Ma-i verd, gülsuyu demektir. Lakabı Akda'l-kudat'tır (Kadılar kadısı). 364 (m. 974)'te Basra'da doğdu. 450 (m. 1058) senesinin Rebiulahir ayında Bağdat'ta vefat etti. Cenaze namazını talebesi büyük âlim Hatib-i Bağdadî kıldırdı. Birçok âlimi sînesinde saklayan “Bab-ı Harb” kabristanına defnedildi. Cenazesinde birçok devlet adamı ve ulema hazır bulundu.

Çocukluğu ve gençliği Basra'da geçen Maverdî, tahsilinin büyük bir bölümünü de orada yaptı. Daha sonra zamanının en önemli ilim ve kültür merkezi olan Bağdat'a gelip çeşitli âlimlerden ders alarak müteaddit ilim dallarında ihtisas sahibi oldu ve icazet aldı. Bağdat'ta fıkıh, hadis ve tefsir sahasında birçok talebe yetiştirirken, burada ve diğer yerlerde ifta ve kaza vazifelerini de yerine getirdi. Hayatını İslamiyete hizmet etmekle geçiren Maverdî, daha sonraki nesillere çok faydalı olan birçok eser bıraktı. Dirayeti ve ilminin yüksekliğiyle devrinin devlet adamlarından büyük rağbet ve itibar gördü. Abbasî halifelerinin maruz kaldığı siyasî olayların önüne geçilmesinde faal bir rol oynadı. Siyasî bunalımların çözümünde büyük bir ilim ve irfana sahip olması, tecrübesi, dirayeti ve halifenin yanında yer alması ile devlete yardımcı oldu.

Maverdî hazretlerinin ilmî açıdan olduğu gibi, ahlâkî meziyetlere sahip olmak bakımından da bütün insanlara örnek olacak bir hâli vardı. Hayatı boyunca hak bildiğine göre davranmayı şiar edinmiş, küçük veya büyük herhangi bir menfaat düşüncesiyle dininden ve şahsiyetinden hiçbir zaman en ufak bir fedakârlıkta bulunmamıştır. Her ne pahasına olursa olsun, hakkın ve haklının yanında olmak, vakar ve haysiyetine leke getirecek her türlü hafiflikten uzak durmak, nefsin bencilliğinden kurtulup tevazu sahibi olmak, asaletli bir iffet ve hayâ duygusuna sahip olmak gibi müstesna hasletleri şahsında toplayan nadir şahsiyetlerdendir. Kendisini tanıyan bir zat; “Ondan daha vakur kimse görmedim. Kendisinden bir defa bile gayr-i ciddî bir söz ve hareket meydana geldiğine şahit olmadım.” demektedir. İnsanlarla olan münasebetlerde çok ölçülü davranırdı. Yanlarında ilmî ve ciddî meseleler konuşulması mahzurlu olanlara karşı, anlayabilecekleri şeyleri anlatır, onların nefretine sebep olabilecek sözlerden sakınırdı. Bu konuda; “İnsanlara huylarına uygun şekilde muamelede bulunun. Fakat cahillerin yanlış davranışlarına da kendinizi kaptırmayın.” hadis-i şerifini kendisine düstur edinmişti.

Lüzumsuz ve manasız sual soranlara ters cevap vermez, hiddetlenmezdi. Tatlı dil, güler yüz ve ince nüktelerle sual soranı ikna edip, yardımcı olurdu. Birgün meclisinde talebelerine ilim öğretirken, yaşı sekseni aşmış bir ihtiyar gelerek; “Bana Hazreti Âdem'in ve İblis'in yıldızlarından haber ver. Bu mühim bir meseledir. Ancak âlimlere sorulur.” dedi. Maverdî hazretleri ve orada bulunan talebeler, bu suale hayret ettiler. Hatta orada bulunanlardan bazıları o kişiyi terslemek istediler ise de, Maverdî hazretleri mâni olup; “Bu adam, ancak sorduğu sual cinsinden bir sözle tatmin olur.” dedi. O kişiye dönerek; “Kardeşim, yıldızlarla uğraşanlar, bir kimsenin doğum tarihi bilinmedikçe onun yıldızı hakkında bir şey söylemenin mümkün olmadığını söylüyorlar. Sen önce sorduğun kimselerin doğum tarihlerini öğren.” dedi. O kişi sevinip, teşekkür ederek o meclisten ayrıldı. Bir zaman sonra gelerek; “Bu güne kadar, Hazreti Âdem ile İblis'in yaratıldıkları tarihi bilene rastlayamadım.” dedi. Bu hadiseye şahit olanlar, insanlara ters cevap vermenin, kırıcı davranmanın bir faydası olmayacağını, insanları idare etmek ve hâllerine göre cevap vermek lazım olduğunu anladılar.

Maverdî hazretlerinin firaseti keskin, zekası ve engin tecrübesi ile insanların pek çok özelliklerini teşhis etme kabiliyeti fazlaydı. Birgün bir kimse meclisine gelerek, kendisiyle görüşmek istedi. O kimse ile bir müddet konuştuktan sonra; “Senin doğum yerin Azerbaycan, yetiştiğin yer de Kûfe olmalı.” dedi. O kimse de; “Evet doğru söylediniz.” dedi. Bu ve benzeri hadiselerden, onun sadece kendi çevresini değil, başka memleketlerin de yaşayış tarzlarını, konuşma biçimlerini ve adetlerini tanıdığı anlaşılmaktadır. İstikrarlı bir şahsiyetin ve yüksek seciyenin vazgeçilmez şartlarından olan ciddiyet, vakar ve edep hâlinin en iyi şekli Maverdî hazretlerinde görülmekteydi. Bu üç meziyet, onu yalnız toplumda sevilen, sayılan ve itibar gören bir fert olarak bırakmamış, aynı zamanda en karmaşık siyasî problemlerde, hatta devletlerarası anlaşmazlıklarda hakemliğine ihtiyaç duyulan ve verdiği hayatî kararlarla taraflar nezdinde inandırıcı olan önemli bir danışma mercii hâline getirmişti. Toplumda bu kadar muteber bir yere sahip olmasında, ilmî otoritesi kadar, şahsiyetini bütünleştiren, mizacının temel taşlarını meydana getiren üstün ahlâkî meziyetlerinin de büyük payı vardı.

Zamanının halifesi Kaim bi emrillah 439 (m. 1047) senesinde Şehinşah-ı a'zam ve Celalü'd-devle lakapları bulunan İbn-i Büveyhî'ye, “Melikü'l-müluk” lakabını da verdi. Hatipler de kendisini bu ünvanla zikretmeye başladılar. Birçok âlimler, bu ünvan hakkında çeşitli şeyler söylediler. Bazıları, hadd-i zatında Allahü tealaya ait olan bu sıfatın, mecaz olarak yeryüzündeki meliklerin meliki manasına kullanılabileceğini, “Akda'l-kudat” ünvanının kullanılması gibi olduğunu söylediler. Bazıları da aksini söylediler. Maverdî de bunlardan idi. Sultan Celalü'd-devle'nin çok yakını olduğu hâlde, böyle bir sıfatın fani olan bir hükümdar için kullanılamayacağını söyledi. Bu sözünü de müdafaa etti. Bir süre sonra Celalü'd-devle kendisini davet etti. Duyanlar, acaba üstada sıkıntı, eziyet mi verecek, diye düşündüler. Maverdî hazretleri huzuruna geldiğinde, Celalü'd-devle dedi ki: “Ben iyice anladım ki, eğer sen, dininde zayıf olsaydın, aramasınıdaki samimiyeti ve yakınlığı düşünerek, mutlaka benim lehimde konuşurdun. Seni öyle konuşturan, Allahü tealaya olan muhabbetin ve O'nun dinine olan bağlılığındır. Bu sebeple ben, şimdi seni eskisinden daha çok seviyorum, benim yanımdaki değerin şimdi daha fazladır.”

Maverdî ilim ve kültürünü zamanın iki önemli ilim merkezi olan Basra ve Bağdat'ta almıştır. Zamanının medreselerinde okunan çeşitli ilim sahalarında icazet sahibiydi. Hadis, fıkıh, tefsir, ahlâk, siyaset ve dil alanlarında çok kıymetli eserler veren Maverdî; Hasan bin Ali bin Muhammed el-Cebelî, Muhammed bin Mualla el-Ezdî, Muhammed bin Adî el-Minkârî ve Ca'fer bin el-Fadl el-Bağdadî'den hadis ilmini öğrenmiş ve hadis-i şerif rivayet etmiştir. Fıkıh ilmini öğrendiği hocaları şunlardır: Ebü'l-Kasım Abdülvahid bin Hüseyin es-Saymerî, Ebu Hamid Ahmed bin Muhammed bin Ahmed el-İsferainî, Abdullah bin Muhammed Şeyhülimam Ebu Muhammed el-Bakî.

Maverdî hazretleri, hayatının büyük bir kısmını talebe yetiştirmekle geçirmiştir. Yetiştirdiği talebelerin meşhurları şunlardır: El-Hatibü'l-Bağdadî Ebu Bekr Ahmed bin Ali bin Sabit, Ebü'l-Fadl Ahmed bin Hasan bin Hayrun el-Bağdadî, Abdülmelik bin İbrahim bin Ahmed Ebü'l-Fadl el-Faradî el-Makdisî, Muhammed bin Ahmed bin Abdülbakî, Abdurrahman bin Abdülkerim bin Hevazin Ebu Mansur el-Kuşeyrî, Abdülvahid bin Abdülkerim bin Hevazin Ebü'l-Kasım el-Kuşeyrî, Mehdi bin Ali el-İsferainî Ebu Abdullah, Ebu Bekr el-Halvanî Ahmed bin Ali bin Bedran, Ebü'l-Ferec Muhammed bin Ubeydullah bin el-Hasan el-Basrî, Ebu Muhammed el-Mısrî Abdülganî bin Nazil bin Yahya, Ebu Amr en-Nihavendî Muhammed bin Ahmed bin Ömer, Ebü'l-Izz Ahmed bin Ubeydullah bin Kadiş el-Ukberî. Ayrıca İmam-ı Maverdî'den Ebü'l-Ganaim Muhammed bin Ali el-Kufî de hadis-i şerif rivayet etmiştir.

İmam-ı Maverdî'den İslam âlimleri büyük bir övgü ile bahsetmektedirler. Bunlardan Hatib-i Bağdadî; “Maverdî, Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerinin ileri gelenlerinden biridir. Fıkıh, usul-i fıkh ve diğer ilim dallarında birçok eserleri vardır. Kendisi birçok alanda söz sahibi bir âlimdir.” demiştir. Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerinden Ebu İshak eş-Şirazî de; “Maverdî, Basra'da ve Bağdat'ta yıllarca fıkıh, usul-i fıkh ve edebiyat dersleri vermiştir. O, Şafiî mezhebinde hafız ve fıkıh bilgisine tam vakıftı.” demiştir. İbn-i Hallikan, Vefeyatü'l-a'yan kitabında; “Maverdî, Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerinin ileri gelenlerinden ve büyüklerindendi. Şafiî mezhebi fıkhına ait Kitabü'l-havi adında bir eseri vardır. Bu eseri okuyan herkes, Maverdî'nin Şafiî mezhebinin derin bilgilerine tam vakıf olduğuna inanır.” diye bahsetmektedir. Taceddin es-Sübkî ise Tabakatü'ş-Şafiiyye adlı eserinde; “Maverdî diye tanınan kadri yüce, mertebesi yüksek olan bu âlim, büyük bir imam idi. Şafiî mezhebi fıkıh ilminde üstünlüğü yanında diğer ilimlerde de söz sahibiydi.” diye yazmaktadır.

Maverdî'nin tefsir ilminde önemli bir yeri vardır. Bu alanda yazdığı Kitabü'n-Nüket ve'l-uyun isimli tefsiri çok meşhurdur. Bu kitabının önsözünde, Kur'an-ı Kerim'deki ayet-i kerimelerin bir kısmının kolay anlaşılabilir, diğer bir kısmının ise anlaşılması çok güç olduğunu, bu bakımdan manası zahir olanların herkes tarafından anlaşılabileceğini, fakat hafî ve zor olanların açıklanmasının ancak âlimlere mahsus olduğunu, bunun da hem Kur'an-ı Kerim'deki icazın herkesçe anlaşılması, hem de hakiki âlimlerle cahillerin birbirinden ayrılması hedefine yönelik bulunduğunu bildirmektedir. Manası açık olanların okumakla anlaşılabileceğini, hangi mananın kastedildiğini anlamanın müşkül olduğu yerlerde ise ya Peygamber Efendimizden ve Eshab-ı Kiram'dan gelen nakil veya naklin bulunmadığı yerde içtihata başvurulması gerektiğini ifade etmektedir. Tefsirinde sadece anlaşılması zor ayetler üzerinde durup bunların teviline ve insan zihnini yoracak noktaların açıklığa kavuşturulmasına önem vermiş, bu maksatla ilk devir âlimlerinin sözleriyle sonra gelen ilim adamlarının açıklamalarını birleştirmeye çalışmıştır. İmam-ı Maverdî, tefsirinde Eshab-ı Kiram ve Tabiînden tefsir haberlerini nakil ve rivayet etmiştir. Abdullah bin Abbas başta olmak üzere, Kur'an-ı Kerim tefsiri ile ilgili rivayet ve görüşlerde kendilerinden istifade edilen Abdullah bin Mes'ud bin Ka'b, Zeyd bin Sabit gibi ileri gelen Sahabilerden çok miktarda rivayette bulunduğu gibi, Hulefa-i Raşidîn'den de görüş nakletmiştir. Tabiîn rivayetlerine ve görüşlerine çok önem veren Maverdî, tefsir haberleri konusunda Mücahid bin Cebr, Sa'id bin Cübeyr, Sa'id bin Müseyyib, Hasan bin Ebi'l-Hasan Yesar, Muhammed bin Sirin, Şa'bî, Âmir bin Şerahil, İmam-ı Zührî, Katade bin Diame, Zeyd bin Eslem, İbn-i Cüreyc, Abdullah bin Zekvan gibi meşhur Tabiînden istifade etmiştir.

İmam-ı Maverdî, hadis ilminde de söz sahibi âlimlerdendi. Güvenilir bir âlim olup Peygamber Efendimizden çok hadis-i şerif rivayet etmiştir. Zamanının meşhur hadis âlimlerinden ders almış ve bu ilimde icazet sahibi bir âlim olarak meşhur olmuştur. Kitaplarında her konuyu anlatırken o konuyla ilgili hadis-i şeriflerle konuya açıklık getirmiştir. Böylece İslam dininin bir nakil dini olduğunu göstermekte ve hiçbir zaman dinde akıl yürütülemeyeceğini belirtmektedir. Edebü'd-dünya ve'd-din isimli eserinde rivayet ettiği hadis-i şeriflerde Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “İnsanların en faziletlisi, en akıllı olanıdır.” “Ahmak, Allahü tealanın sevmediği kimsedir. Zira onu, en kıymetli olan akıldan mahrum etmiştir.” “Allahü teala bir kimse hakkında hayır dilerse, onu din ilmine vakıf kılar.” “Fıkıh ilmini öğrenmek, her Müslümanın üzerine farzdır. Ey Müslümanlar, öğrenin veya öğretin ve fıkıh öğrenin de cahil olarak ölmeyin.” “Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir.” “Her kulun bir sükunet ve boş vakti vardır. O vaktini ilme harcayan kurtuluş bulur.” “Münafık veya şüpheci olanlardan başkası münakaşa etmez.” “Allahü teala bir kulunu rezil etmek dilediğinde, onu ilimden mahrum bırakır.” “İnsanların çoğunun, kıymetini bilmediklerinden aldanmış oldukları iki nimet vardır. Bunlar; beden sağlığı ve boş zamandır.” “Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavuşamazsınız. Nefsinizin arzularını terk etmedikçe, muradınıza eremezsiniz.” “İlim hazinedir, anahtarı ise sual sormaktır. O hâlde sual ediniz. Zira ilimde üç kimseye mükâfat verilir. Bunlar; söyleyen, dinleyen ve amel edendir.” “Güzelce bildiği ilmi, öğrenmek isteyenden saklayan kimsenin ağzına, kıyamet gününde ateşten gem vurulur.” “Ümmetimi, fasık âlim ve abid görünen cahil helak etmiştir.” “Ehli olmayana ilim öğreten âlim, hınzırın boynuna inci, mücevher ve altın takan kimse gibidir.” “İlim öğretenin sevabı, geceyi ibadetle, gündüzü de oruçla geçiren kimselerin sevabı gibidir.” “Kâmil fıkıh âlimi; insanların ümidini Allahü tealanın rahmetinden kestirmeyen, onları Allahü tealanın merhametinden meyus etmeyen ve başka şeylere meyledip de Kur'an-ı Kerim'i terk etmeyendir. Biliniz ki, ilimsiz ibadette, anlayışsız ilimde ve tefekkürsüz kıraatte hayır yoktur.” “Dinen yasak olan şeyleri, gücün yeterse elinle, yetmezse dilinle, ona da yetmezse kalbinle menet.” “Günahlar unutulmaz, mutlaka cezası verilir. İbadetler çürümez, sevap ve mükâfatı bahşedilir. Ceza ve mükâfat verecek Allahü teala ölmez, O, noksanlıklardan münezzehtir. Öyle ise istediğin ameli işle, karşılığını göreceksin.” “İyi amel işlemeye, olanca gücünüzle gayret ediniz. Gafletinizden dolayı amelde kusur ederseniz, günah işlemekten sakınınız.” “Bir amele devam ederken, hastalık bu amele mâni olursa, Mümine Allahü teala bir meleği vekil bırakır. O da, amel etmiş sevabını yazar.” “Ümmetim için en çok korktuğum şey, açık riya ve gizli şehvettir.” “Kıyamet gününde azabı en şiddetli olanlar, kendilerinde hayır olmadığı hâlde o süsü verenlerdir.” “Doğruyu arayınız. Onda mahvolmanızı görseniz bile, sonu kurtuluştur. Yalandan sakınınız. Onda kurtuluşu görseniz bile, sonu mahvolmaktır.” “Her kim insanlarla muamele ederken onlara zulmetmezse, onlarla konuşurken yalan söylemezse, onlara verdiği vaadi yerine getirirse, mürüvveti tam, adaleti açık, dostluğu vacib olur.” “Cebrail bana şöyle bildirdi: Hiçbir nefis, dünyadaki rızkının tamamını almadan ölmez. O hâlde Allahü tealadan korkunuz ve rızkınızı güzelce arayınız. Rızkınızın yavaş gelmesi, sizi rızık arama yolunda günahlara sevk etmesin. Zira Allahü tealanın nezdinde bulunan helal rızka, ancak Allahü tealaya itaatle ulaşılır.” “Kıyamet günü herkes üç suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamayacaktır. Gençliğini nasıl geçirdi, ömrünü nerede çürüttü, malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti.” “Ey ümmetim! Kabirleri ziyaret ediniz ki, size ahireti hatırlatsın, ölüleri yıkayınız. Zira günahlarla çürümüş cesetlerin şifa verici ilacı, bu müessir nasihattır.” “Şu üç şey kurtuluşa sebeptir: Öfkeli iken bile adaletle hareket etmek, her yerde Allahü tealadan korkmak, fakr ve zenginlik hâlinde iken, israf etmemektir. Şu üç şey de helake sebep olur: Cimriliğe devam etmek, nefsanî arzulara uymak ve kendini beğenmek.” “Allahü teala şu üç şeyden hoşnut olur: İlki, Allahü tealaya ibadet edip O'na ortak koşmamaktır. İkincisi, O'nun hidayet yoluna sıkıca sarılıp ayrılığa düşmemektir. Üçüncüsü, tayin edilen âmirleri uyarıcı ve onlara yardımcı olmaktır. Hoşnut olmadığı üç şey ise; dedikodu yapmak, çok sual sormak ve israf etmektir.” “Allahü teala halim ve utangaç kimseyi sever. Çirkin sözlü ve öfkeli kimseyi de sevmez.” “Bir kimse bir işi yapmadan önce, onu bir Müslümana danışırsa, Hak teala, onu doğrusuna muvaffak eder.” “Her kim kendisine nimet verildiğinde şükreder, verilmediğinde sabreder, zulme uğradığında bağışlar, zulmettiğinde de mağfiret dilerse, işte onlar emniyet ve hidayettedirler.” “Benim en çok sevmediğim, yaldızlı sözlerle gevezelik yapan ve ısrarla boşboğazlık eden kimsedir.” “Akıllı kimsenin dili, kalbinin gerisindedir. Konuşmak istediği zaman, önce kalbine başvurur. Eğer konuşması kendi için hayırlı ise konuşur, yok hayırlı değilse susar. Cahilin kalbi ise, dilinin gerisindedir. Bu yüzden, her diline geleni söyler.” “İnsanların en kötüsü, ikiyüzlü olanlarıdır. Zira, birisine gelir bir türlü söyler, başkasına gider başka bir türlü söyler.”

Büyük tefsir ve hadis âlimi olan İmam Maverdî'ye asıl şöhretini kazandıran fıkıh yönüdür. İmam-ı Maverdî, İsferainî, Merverruzî ve Ruyanî gibi Şafiî mezhebinde “mezhepte müçtehit”tir. Bu derece müntesip müçtehitten sonra gelir ve Hanefî mezhebinin “eshabı tahriç” denilen âlimlerine karşılıktır. İmam-ı Maverdî'nin fıkha dair çok sayıda eserlerinden İslam amme hukukuna dair yazmış olduğu bir tanesi, onu milletlerarası bir şana, şöhrete sahip kılmıştır. Halifenin arzusu üzerine yazdığı bu kitap El-Ahkamü's-Sultaniyye adını taşır. El-Ahkamü's-Sultaniyye, dünyada amme hukukunda, devlet idaresi hakkında yazılmış kitapların en eskilerindendir. İslâm âlimlerinin, fıkhın sadece hususî kısmında değil, çok kimsenin girmekten çekindiği veya sakındığı amme hukuku kısmında da mahir olduğu ve eser ortaya koyabildiğini göstermesi bakımından mühimdir.

Maverdî, tefsir, fıkıh, ahlâk, dil ve edebiyat hakkında birçok eser yazmıştır. Eserlerindeki üslup çok akıcı ve özlüdür. Özellikle ahlâkla ilgili eserlerindeki ifadeler sürükleyici ve sanatkârânedir. Mevzu bütünlüğü ve fikir akıcılığı süreklidir. Maverdî hazretlerinin kaynaklarda bildirilen kitaplarından bir kısmı maalesef zamanımıza ulaşmamıştır. Eserlerinden bazıları şunlardır:

1- Kitabü Ahkami's-sultaniyye: Maverdî'ye doğuda ve batıda büyük şöhret sağlayan eseridir. Kamu hukuku sahasında dünyada yazılmış en eski eserlerden ve İslam dünyasında belki de ilktir. Kitap, hilafete liyakat ve halife seçilecek olan kimsede aranan şartları ihtiva etmektedir. Eserde aynı zamanda vezirlik, vezirliğin çeşitleri, emirlik, kadılık, cezalar, hadler, cizye, muhasebe ve kontrol gibi konulardaki devlet nizamından bahsetmektedir. Hilafet ve halife tayini: Hilafet, din ve dünyaya ait işlerin yürütülmesi için nübüvvete halef olarak konulmuş, kabul edilmiş bir müessesedir. Halife yeryüzünde Allahü tealanın değil, Peygamber Efendimizin halifesidir. Halife seçilecek olanın şu şartlara sahip olması gerekir: Adil bir kimse olmalı, hilafet görevleri içine girecek bütün işlerde karar verecek derecede ilim sahibi olmalı, kulak, göz, dil gibi organları sağlam olmalı, hareket etmeye mani olan hastalığı bulunmamalı, düşmanla harp ve halkını korumak için güç ve kuvvete, cesarete sahip olmalı, Kureyş kabilesinden olmalı, erkek olmalı. Valilik ve vali tayini: Halife bir beldeye vali tayin ederse, tayin olunan vali tayin sebebine göre genel vali ve özel vali olmak üzere ikiye ayrılır. Adalet teşkilatı ve hâkimlik: Yargı işlerine, kendisinde bazı şartlar bulunan kimseler tayin edilir. Bir kimsenin hâkim olması için şu şartlar aranır: Erkek olmak, akıl-baliğ ve olgun olmak, zeki olmak, hür olmak, Müslüman olmak, adil olmak, vücut sıhhatine sahip olmak, hukuk bilgisine sahip olmak. İmam tayini ve imamlık: Beş vakit namaz kıldırmak, Cuma namazını kıldırmak ve teravih gibi müstehap namazları kıldırmak üzere üç kısım imam tayin edilir. Tayin edilecek imamda şu beş şart bulunmalıdır: Erkek olmalı, dürüst ve adil bir Müslüman olmalı, Kur'an-ı Kerim'i iyi okumalı, fıkıh bilgisi olmalı, kekeme olmamalı. Zekat ve zekat idaresi: Zekatın farzı birdir. Her Müslümanın tam mülkü olan nisap miktarındaki zekat malının, belli zamanda belli miktarını zekat niyetiyle ayırıp emredilen Müslümanlara vermesidir.

2- A'lamü'n-nübüvve: Peygamberlik alametlerinden bahseden bir eserdir. Yirmibir babdan meydana gelen bu kitap, kelam ilminin en önemli konularından olan “Nübüvvet” meselesini çok veciz bir şekilde anlatmaktadır.

3- Edebü'l-vezir: Bu eser, zamanın vezirlerinden birine hitaben yazılmıştır. Devlet idaresinin mühim bir kısmını üstlenen vezirlerin ne gibi hasletlere sahip olması gerektiği ve devlet idaresinde uymak zorunda bulundukları esasların neler olduğu gibi hususlar kitabın ana konularıdır.

4- Edebü'l-Kadî: Maverdî bu eserinde, İslam hukukunda hâkimlik ve muhakeme müessesesini bütün ayrıntılarıyla ele almıştır. İnsanlar için adalet dağıtacak bir müessese olarak hâkimliğin kitap, sünnet, icma ve kıyastaki delil ve kaynaklarını gösteren Maverdî, dinî hukukun temel kaynaklarını usul yönünden de incelemiştir.

5- Kitabü'l-Havî: Kısaca El-Havî diye meşhurdur. Maverdî'nin bu eseri Şafiî mezhebinin en önemli fıkıh kitaplarındandır. Katib Çelebi, Şafiî mezhebinde El-Havî adlı eserin bir benzerinin telif edilmediğini söyler.

6- Kitabü'l-ikna: Maverdî'nin Abbasî halifesi El-Kadir-billah'ın isteği üzerine kaleme aldığı bu eseri, kırk varakta özetlenmiş ve gayet özlü olarak fıkhın önemli konularını içine almaktadır. Kitabü'l-Havi'nin özeti olup Kuveyt'te 1982'de neşredilmiştir.

7- Teshilü'n-nazar ve tacilü'z-zafer: Bu eser siyaset ve idareyle ilgilidir. İmam-ı Maverdî bu eserinde iki önemli konu üzerinde durmaktadır: Birinci konu nazarî açıdan ahlâk prensipleridir. İkinci konu ise devlet idaresinin kaide ve prensipleridir.

8- Nasihatü'l-müluk: Bu isimle yazılan kitaplarından ilkidir. İslam tarihi, İslam kurumları tarihi, hukuk ve siyasî konuları, devlet idaresine ait mühim konuları ihtiva eder.

9- Kitabü'l-emsal ve'l-hikem: Edebî ve ahlâkî bir eserdir. Tertip tarzı diğer eserlerinden tamamen farklıdır. On bölüme ayrılmış, her bölümünde mana itibarıyla birbiriyle ahenk içinde otuz hadis-i şerif, otuz atasözü ve otuz beytlik şiir konulmuştur.

10- Tefsirü'l-Kur'an: El-Uyun ve'n-Nüket adıyla da bilinir. Müellif bu eserinde ayet-i kerimelerin tamamını değil, ancak izahı müşkil olanları ele almış ve Eshabı Kiram ve Tabiînden gelen rivayetlerle tefsir etmiştir.

11- Edebü'd-dünya ve'd-din: Maverdî'nin meşhur eserlerinden biridir. Konusu dinî ve dünyevî edep, ahlâk ve fazilettir. Maverdî hazretleri bu eserinde insanların hem dünyada hem de ebedî hayatta huzura ermeleri için nasıl bir davranış içinde bulunmaları gerektiğini ayet-i kerime, hadis-i şerif, şiir, ilim ve irfan sahibi âlim zatların sözlerine dayanarak veciz bir şekilde anlatmıştır. Aklın fazileti ve nefsin kötülüğü: Her iyiliğin bir esası, temeli ve her edebin bir kaynağı vardır. İnsanın yaptığı iyiliklerin temeli ve beşerî edeplerin kaynağı akıldır. İlim öğrenen talebenin edepleri: Talebe, kendisinden ilim ve edep öğrendiği hocasına karşı son derece mütevazi olmalıdır. Bazı büyük zatlar hoca hakkını baba hakkından önce zikretmişlerdir. Dinin fazileti ve edepleri: Kul, yaptığı ibadetlerin faydasını hem dünyada hem de ahirette kendisi görür. Dünya Edebi: Dünyanın geçici ve boş hayallerine aldanmanın kötülüğünü idrak eden ve böylece dünya düşüncelerini kalbinden atarak ahirete yönelen kimse huzura kavuşur. Nefsin edebi: İnsandaki güzel ahlâk ve iyi huyların karşısında bitmez tükenmez istekleri olan nefis ve onun yardımcısı heva ve şehvet vardır. Bunun için insan aklının daima terbiye ve eğitime ihtiyacı vardır. Kibir ve gururdan sakınmak: Kibir ve gurur, faziletleri ortadan kaldırır ve her türlü kötülükleri kazandırır. Kibir nefret kazandırır ve dostların kalbine soğukluk getirir. Güzel ahlâklı olmak: Güzel ahlâk; yumuşak huylu, alçak gönüllü, güler yüzlü, güzel sözlü ve dargınlığı az olmaktır. Hayâ: Hayâ utanmaktır. Hayâsını kaybeden kimseyi kötü işlerden alıkoyacak ve zararlarından menedecek hiçbir şey yoktur. Yumuşak huy ve öfke: Yumuşak huy, ahlâkın en şereflisi ve akıl sahibi insanlara en yakışır şiardır. Öfke, yumuşak huyun zıddıdır. Yalancılık ve doğruluk: Yalan, bütün kötülüklerin kaynağıdır. Yalanın akıbeti kötü, sonucu çirkindir. Doğruluk, bir şeyi olduğu gibi haber vermektir. Gıybet: Kıskançlık ve haksızlıktan dolayı ortaya çıkan hıyanet ve gizlilik perdesini yırtmaktır. Haset: Kötü huylardan biri olup yalnız sahibinin bedenine zarar vermekle kalmaz, dinine de zarar verir. Mürüvvet: Hâllerin en güzel şekline uymaktır. İyilik etmek: Kerem ve ihsan sahipleri başkalarına bir iyilik yaptıkları zaman bundaki niyetleri Allahü tealanın rızasını kazanmak olmalıdır.

İmam-ı Maverdî hazretleri buyurdu ki: “Kul, geceleri gündüz yaptığı işlerin muhasebesini yapmalıdır. Zira geceleyin insanın aklı ve fikri daha topludur.” “Zinanın iki sebebi vardır. İlki gözü serbest bırakmak, ikincisi şehvetle bakmaktır.” “Bazı kimselerin dostluğu dilindedir. Arkandan sana hıyanet eder, sözüne ve dostluğuna vefa göstermez.” “Akıllı olan düşmandan sakındığın gibi cahil olan dostun istişaresinden de sakın.” “Konuşmanın bazı şartları vardır: Konuşma, onu gerektiren bir menfaat veya bir zararın defedilmesi için olmalıdır. Yerinde konuşmalıdır. Gerektiği kadar konuşup sözü uzatmamalıdır. Söyleyeceği sözleri iyice seçmelidir.” “Sabır altı kısımdır: İlki ve en önemlisi, Hak tealanın emirlerini yerine getirmekte ve yasaklarından sakınmakta sabır göstermektir.” “Müşavere yapılacak kişide şu beş şart bulunmalıdır: Tam akıllı ve geçmiş tecrübesi olmalıdır. Dindar ve takva sahibi olmalıdır. Nasihat eden bir dost olmalıdır. Fikri dağıtıcı üzüntüden salim olmalıdır. Kendisine danışılan işte onu ilgilendiren bir maksadı olmamalıdır.” “Kul, minnet altına girmekten ve başkasının yardımına güvenmekten kaçınmalıdır.” “Allahü tealanın korkusu kalbine yerleşmiş olan kimse insanlar hakkında insaflı muamelede bulunur.” “Edepsiz bir âlim harap bir binaya benzer. Yukarısına doğru çıkıldıkça tehlike korkusu artar.” “İnsanların sahip olduğu makam iki kısımdır: İlki şeref ve meziyet sayesinde elde ettiği makamdır. İkincisi meziyetten mahrum olduğu hâlde şans eseri mevki sahibi olan ahmaklardır.” “Ey insan! Sen nefsine nasihat etmeyi ganimet bil. Kendi ayıplarını gizlemek ve mazeret beyan etmek suretiyle nefsine dalkavukluk etme.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası