Şafiî mezhebi fıkıh âlimlerinden. İsmi Muhammed bin Musa bin Ali bin Abdüssamed bin Muhammed bin Abdullah el-Merrakuşî'dir. Mekke'de doğup büyüdüğü için “Mekkî” de denilmektedir. Künyesi Ebü'l-Berekat ve Ebü'l-Mehasin olup lakabı Cemaleddin'dir. “İbn-i Musa” diye meşhur oldu. Afifi Yafiî'nin torunudur. Aslen Merrakeş şehrindendir. 789 (m. 1387) senesi Ramazan ayının üçüncü günü Mekke'de dünyaya geldi ve orada yetişti. 823 (m. 1420) senesi Zilhicce ayının on sekizinde, Cuma günü sabah namazından sonra Mekke-i Mükerreme'de vefat etti. Bir gün önce vasiyetini yazmıştı. Cuma namazından sonra cenaze namazı kılınıp Cennetü'l-Mualla kabristanına defnedildi.
Merrekuşî'nin medfun olduğu Mekke-i Mükerreme'deki Cennetü'l-Mualla'nın Osmanlılar zamanındaki hali. Vehhabîlir bu mubarek kabirleri dümdüz etmişlerdir.
Küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i ve daha bir çok kitapların metinlerini ezberledi. İlim tahsili için çeşitli şehirlere seyahatlerde bulundu. Hafızlığını tamamladıktan sonra; Umde, Tenbih, kelam ve usul-i fıkhta Minhac, nahivde Elfiye ve daha başka kitapları da ezberledi. Bunları âlimlere arz etti. Mekke'de Cemaleddin bin Zahire'den fıkıh ilmini okudu ve ondan çok istifade etti. Ondan ve Şemseddin el-Mu'id'den Arabî dil ve edebiyat ilmlerini de öğrendi. Arap dili ve edebiyatı alanında üvey babası Halil bin Harun el-Cezayirî'den de çok istifade etti. Yine Medine'de Zeyneddin el-Meragî'den de fıkıh öğrendi. Ondan, bizzat fıkıh ilmine dair yazdığı El-Umde fî şerhi'l-zübde kitabını okudu. Bu zat, fetva vermek ve ders okutmak hususlarında ona izin verdi. Haremeyn'de (Mekke ve Medine'de) okutulan bütün dersleri ondan okuyup bu hususta ilmini artırdı. İbn-i Cezerî de fetva ve nazım olarak ders okutmada ona icazet vermişti.
Hadis ilmini Cemaleddin bin Zahire, Veliyyüddin-i Irakî ve Şeyh İbn-i Hacer'den öğrendi. Takıyyüddin-i Fasî ve Selahaddin-i Akfehsî'den de çok faydalandı. İlim öğrenmek yolunda çok uğraştı ve yüksek mertebelere kavuştu. Fıkıh, usul, feraiz, hesap, edebiyat, aruz, me'ani, beyan ve daha başka ilimlerle uğraşmaya devam etti ve emsalleri arasında çok yükseldi. Nesir ve nazım olarak edebî eser vermekte çok ilerledi. Hadis ilmiyle meşgul olması o kadar arttı ki hadis-i şeriflerin illetlerini, ilk ve sonraki ravilerini çok iyi biliyordu. Hadis-i şeriflerin metinlerini ezberlemekle beraber, vû'rud sebeplerinin ve umumî-hususî olanlarını birbirinden ayırıyordu.
Hicaz bölgesinde onun derecesinde yüksek bir âlim çok azdı. 814 (m. 1411) senesinden sonra çeşitli seyahatler yaptı. Bir çok beldedeki âlimlerden ders okudu ve hadis-i şerif dinledi. Mekke'de İbn-i Sadık, Medine'de Meragî, Şam'da Abdülkadir Ermevî, Kahire'de İbnü'l-Küveyk, İskenderiyye'de Kemaleddin bin Hayreddin, Ba'lebek'te Taceddin bin Berdes, Halep'te İbn-i Acemî'nin torunu Hafız Burhaneddin-i Halebî, Kudüs'te, Halilurrahman'da Meydumî'nin talebelerinden bir cemaat, Humus'ta, Hama'da, Gazze'de, Remle'de ve Yemen'de Mecdüddin-i Lügavî gibi daha bir çok âlimden ders okup hadis-i şerif dinledi. İlimde yüksek derecelere kavuştuktan sonra bu seyahatlerinden dönüp Mekke'ye geldi. Mekke ve Medine'de uzun seneler fetva verdi ve ders okuttu.
Daha küçük yaşta iken İbn-i Haldun, İbn-i Arefe, Nişaverî, İbn-i Hatim, Gıyaseddin-i Akulî, Aziz-i Melicî, Irakî, Heytemî, Münavî, İbn-i Milak, Tenuhî, İbn-i Ferhun ve daha başka âlimler ona icazet vermişlerdi. Şiirleri de çoktur. Eserlerinden çok istifade edildi. Bir çok âlim onu meth ve sena eyledi. Bunlardan Fasî, ona çok tazim eder, hürmet ve saygı gösterirdi. Onun hakkında dedi ki: “İbn-i Musa, çeşitli ilimlerde emsalleri arasında çok yükseldi. Bilhassa Arap edebiyatında önde bulunuyordu. Çok güzel manâları bulunan şiirleri vardı. Hadis ilminde ise zamanında Hicaz'da onun bir benzeri yoktu. Topladığı ve telif ettiği eserleri de çok güzeldi. Çok zeki olup süratli yazı yazardı. İffet, sıyanet (fakirleri koruma), hayır ve hasenat sahibiydi. Çeşitli ilimlerle ve bilhassa hadis ilmiyle çok uğraşırdı. Nükteleri çok güzel olup her müşküle cevap verirdi.”
İbn-i Hacer de onun hakkında diyor ki: “Mürüvvet ve kanaat sahibi olup bela ve eziyetlere sabır gösterirdi. Yazdıklarını hep dağıtırdı. Konuşmalarında doğru söyler, mümkün mertebe az konuşurdu. Vakitlerini boş yere geçirmez, hiç kimsenin aleyhinde konuşmazdı.”
Eserleri: Kıymetli şerhleri vardır. Başlıca eserleri şunlardır:
1- Tahricü meşyehati Ebi Bekr bin Hüseyin bin Ömer el-Kureşî el-Meragî: Merrakuşî sekiz cüzden meydana gelen bu eserini, hocası Meragî'nin seksen küsur yıllık tedrisat hayatında bir çok âlimden sema yoluyla elde ettiği rivayetlerinden derlemiş olup eserin onun hayatında istinsah edilen bir nüshası Darü'l-kütübi'l-Mısriyye'de Muştalan Kısmı No: 97'de kayıtlıdır.
2- Tahricü meşyehati Takıyyiddin el-Fasî: Müellif eserine hocasının Muhammed adlı şeyhleriyle başlamış olup müellifin bu adı taşıyan âlimlere dair bir kaç küçük risale yazdığı belirtilmektedir.
3- Tahricü meşyehati'l-Firuzabadî: Takıyyüddin İbn-i Fehd bu eseri Firuzabadî'den okumak için Yemen'e gittiğini ve onu kıraat yoluyla okuduğunu söylemektedir.
4- Erbeune hadisen mütebayinetü'lisnad ve'l-mütun.
Merrakuşî'nin bunlardan başka hadis usulüne dair Muhtasar adlı bir eseri, İbnü'l-Cevzî tarzında kaleme aldığı Mevzuat'ı, yarım kalmış bir Tarihu'l-Medine'si bulunduğu, ders aldığı hocalarını ayrı bir Meşyeha'da topladığı, Nuhbetü'l-fiker şerh etmeye başladığı, fakat bu çalışmalarını tamamlayamadığı bildirilmektedir. Müellif kendi eserleri dahil olmak üzere çok sayıda kitabını Zebid'e nakletmiş, ancak Mekke'de ani vefatı üzerine bunlar kaybolmuştur. Onun ayrıca pek çok manzumesinden söz edilmiş, İbnü'l-Cezerî'den istediği manzum icazet talebiyle İbnü'l-Cezerî'nin ona gönderdiği manzum cevabı bazı kaynaklarda yer almıştır.