Eshab-ı Kiram'ın meşhurlarından ve ilk olarak iman edenlerden. Adı, Mikdad bin Amr bin Salebe bin Malik bin Rebiabın Sümame bin Matrud en-Nehra nî el-Kindî'dir. Miladî 584 yılında Mekke'nin dışında bulunan Nehra'da doğdu.
Gençliği sırasında Mekke'ye geldi. Abdiye gus oğullarına sağındı. Esved bin Abdiye gustarafında nevlatlığa kabul edildiği için, Mikdad bin Esved (Esved'in oğlu Mikdad) olarak meşhur olmuştur. Resulullah'a ilk olarak iman edip Müslüman olduğunu açıklamaktan çekinmeyen yedi İslam mücahidinden biridir. Peygamberimiz amcası Zübeyr'in kızı Dıbaa ile evlendi ve ondan “Kerime” adında kızı oldu. Resulullah Efendimiz zamanındaki ve Hazreti Ebu Bekr, Hazreti Ömer zamanında yapılan harplere de katıldı ve 33 (m. 653) yılında Hazreti Osman'ın halifeliği sırasında 79 yaşında iken Medine'de vefat etti.
Hazreti Mikdad'ın Bedr Savaşı'ndaki kahramanlıkları siyer kitaplarına geçmiştir.
Hazreti Mikdad'ın mensup olduğu kabilesi, düşmanları tarafından hezimete uğratılmış, yerleri, yurtları ve malları ellerinden alınarak dağılıp gitmişlerdir. Bu arada, kendisi Mekke'ye gelmiş ve orada Esved bin Abdiye gu hanedanın sağınmıştır. Bu sırada Resulullah Efendimizin peygamberliğini açıkladığını duyunca gidip hemen Müslüman oldu. Mekkeli müşrikler, Peygamber Efendimize iman edip, putlara tapınmaktan vazgeçerek Müslümanlığı kabul edenlerin hepsine eziyet ve işkence etmeye başladılar. Resulullah Efendimiz, amcası Ebu Talib vasıtasıyla, Hazreti Ebu Bekr de kabilesinin yardımı ile bir müddet müşriklerin saldırılarından korundular. Fakat müşrikler İslamiyeti kabul eden Hazreti Mikdad ve diğer kimsesiz Müslümanları yakalayıp, elbiselerini soydular. Demirden zırhlar giydirerek güneşin altındaki kızgın kumların üzerine yatırarak saatlerce, hatta günlerce işkence yaptılar. Müşriklerin, bu ağır işkenceleri artarak devam etti. Müslümanları her gördükleri yerde yakalayıp hapsediyorlar, akla ve hayale gelmedik eziyetler yapıyorlardı. İşkenceler, sonunda dayanılmaz bir hal alınca, diğer Müslümanlarla beraber Habeşistan'a hicret etmelerine izin verildi. Mikdad bin Esved de, Habeşistan'a hicret eden kafilenin içinde yer aldı.
Peygamberimizin Medine'ye hicretine kadar orada kaldı. Bu hicretten sonra Medine'ye döndü. Mikdad bin Esved Medine'ye gelince, Resulullah Efendimiz onu Mekke'ye gönderdi. Çünkü Peygamberimiz Mekke'deki müşriklerin durumunu araştırıp, Müslümanlar için ne düşündüklerini öğrenmek istiyorlardı. Nitekim daha önce Utbe bin Gezvan da, bu maksatla Mekke'ye gönderilmişti. İşte bu sıralarda müşrikler, birkaç koldan Medine'ye akın için hazırlanmışlar, keşfe çıkmışlardı. Hazreti Mikdad ile Hazreti Utbe de bunların arasına sokularak beraberce ilerlediler. Resulullah Efendimiz tam bu sırada Ubeyde bin Haris'i keşif için göndermiş olduğundan, bunların ikisi hemen on ailti hak ederek, Medine'ye döndüler.
Hazreti Mikdad, Medine'ye gelince Külsüm bin Hedm'in evine misafir olmuştu. Medineli Müslümanlarla (Ensar ile) Mekkeli Müslümanları (Muhacirleri) onar kişilik gruplara ayırarak aralarında kardeşlik sözleşmesi yapılmıştı. Hazreti Mikdad da, Resulullah'ın bulunduğu grupta idi. Hepsinin bir tane keçileri vardı. Her gün onusağarak sütünü içip karınlarını doyuruyorlardı. Daha sonra Resul-i Ekrem Efendimiz, Hazreti Mikdad ok atmakta çok mahirdi. Uhud'daki okçular tepesinde de görevliydi.
Mikdad bin Esved'e, Medine'nin Beni Adi'le mahallesinde bir miktar arazi tahsis etmeyi isteyince, Ensar'dan Ubeyde bin Ka'b'ı çağırmış ve onun vasıtasıyla Hazreti Mikdad'a bir miktar arazinin ayrılmasını temin buyurmuştu. Müşrikler, hicretin ikinci senesinden itibaren, Medine'deki Müslümanlar üzerine saldırmak için hazırlığa giriştiler. Bu sebeple onlarla yapılan muharebelerin hepsinde Hazreti Mikdad hazır bulunmuştur. Hicretin ikinci (m. 624) yılında Bedr Savaşı başlayacağı sırada Peygamberimiz, Eshab'ın ileri gelenlerini toplayıp onlarla istişare etti.
Henüz Müslümanlar çok azdı. Harp için hazırlıkları yok sayılırdı. Maddi imkanları azdı. Önce Hazreti Ebu Bekr'in ve Hazreti Ömer'in fikirlerini aldı. Onlardan her biri; “Hiçbir hizmet ve fedakarlıktan geri durmayız!” diyerek, Resulullah'ın dilediği gibi hareket etmesini istediler. Bu sırada konuşmak için müsaade isteyen Mikdad bin Esved dedi ki: “Ya Resulallah! Allahü teala sana neyi emrettiyse onu yap! Vallahi biz, İsrailoğullarının Hazreti Musa'ya dediği gibi “Git Rabbinle beraber düşmanlara karşı çık! Biz buradan kımıldamayız.” şeklinde bir söz söyleyecek değiliz. Biz sana tabiyiz. Senin sağında, solunda, önünde ve arkan daima düşmanla çarpışırız.”
Onun, bu feragat ve şecaat misalis sözlerinden son derece memnun olan Peygamberimiz ona dua etti. Bedr Savaşı'nda büyük bir kahramanlık gösteren Mikdad bin Esved bu savaşta İslam ordusundaki tek süvari idi. Bunun için kendisine, Resulullah'ın süvarisi denilirdi. Hazreti Mikdad, ok atmakta, binicilikte son derece mahir bir yiğitti. Bedr'deki kahramanlıkları siyer ve hadis kitaplarında anlatılmaktadır.
Uhud, Hendek, Hayber, Beni Kureyza ve diğer savaşlara katılan Mikdad bin Esved, bazı seriyyelerde de (keşif kolları) bulunmuş ve ilk seriyyede İslam askerinin kumandanı tayin edilmiştir. Uhud Savaşı'ndan sonra, Mekke civarında oturan kabileler tarafından Eshab-ı Kiram'dan Hubeyb'in hile ile esir alınıp, Mekke'li müşriklere satılması ve idam edilerek şehit edilmesi üzerine, Peygamberimiz Hubeyb'in cesedini müşriklerin elinden alıp getirmek üzere Mikdad bin Esved'i vazifelendirmiştir. Mekke'nin fethinde, Huneyn Gazvesi'nde, Tebük seferinde ve Veda Haccı'nda da bulunan Mikdad bin Esved, Peygamberimizin vefatından sonra da çok büyük hizmetler yapmıştır.
Hazreti Ebu Bekr'in halifeliği devrinde mürtedlerle yapılan savaşlara katılmıştır. Hazreti Ebu Bekr, Kur'an-ı Kerim ayetlerinin bir araya getirilip toplanması için kurduğu heyete Mikdad bin Esved'i de almıştır. Hazreti Ömer'in halifeliği devrinde Suriye harekâtına katılmış ve Mısır'ın fethi için Amr bin As'a gönderilen yardımcı kuvvetlere kumandan seçilmiştir. Hazreti Ömer vefat edeceği zaman onu çağırıp “Ya Mikdad! Beni kabre koyduktan sonra şura (danışma) heyetini çağır ve onları bir evde topla, içlerinden birini halife seçince yekadar onları orada tut.” emrini vermiştir. O da bu emri gereği gibi yerine getirmişti.
Mikdad bin Esved, Hazreti Osman'ın halifeliği sırasında da ihtiyarlamış olduğu halde savaşlara katılmıştır. Ömrünü savaş meydanlarında cihatla geçirmiş olan Mikdad bin Esved, yetmiş yaşlarında iken, Medine'de vefat etmiş olup, cenaze namazını Hazreti Osman kıldırmıştır.
Peygamber Efendimiz, kumandanlarından olan Mikdad bin Esved'i çok severdi. Peygamberimiz, onun hakkında şöyle buyurdu: “Allah bana Eshabımdan dört kişiyi özellikle sevdiğimi bildirip, benim de onları sevmemi emir buyurdu ki, bunlar: Ali, Mikdad, Selman ve Ebu Zer'dir.”
Mikdad bin Esved, Eshab-ı Kiram'dan olmayan Müslümanlardan birinin kendisine hayıflanarak; “Ne mutlusunuz gözlerinize! Resulullah'ın zamanında yaşadınız! Onu görmekle şereflendiniz!” şeklindeki konuşması üzerine, ona şunları söylemiştir: “Sizleri bunu istemeye sevk eden nedir? O devirde yaşasaydınız, Resulullah'a karşı tavrınız ne olacağını biliyor musunuz? Allah'a yemin ederim ki, Resulullah kendisine uymayan ve tasdik etmeyen pek çok kavimle karşılaşmıştı. Halbuki Allahü tealanın sizi bu devirde yaratması sebebiyle Resulullah'ın size getirdiklerini tasdik ederek, yalnız Allah'ı biliyor ve ona iman ediyorsunuz. Sizin sıkıntılarınızı başkaları çekti. İnsanların azgınlıkları sebebiyle Peygamberler gönderilmiştir. Resulullah Efendimiz ise insanların puta tapınmaktan başka hiç bir şeytanı madıkları cahiliyet ve vahşet devrinin en korkuncunda gönderilmişlerdir. O Kur'an-ı Kerim'i getirdi, onunla hakkı ve batılı birbirinden ayırdı. O kadar ki; bir kimse, kalbine iman yerleştikten sonra iman etmeyen babasının, çocuğunun veya kardeşinin küfürde olduğunu görüyor ve karşı duruyordu. Dostunun Cehennem'e gitmesine katiyyen arzu etmezdi ve iman etmesini arzular, bunun için çırpınır, Cehennem'den kurtulmasını isterdi. Bu hususta Allahü teala Kur'an-ı Kerim'de Furkan suresi 74. ayet-i kerimesinde mealen şöyle dua etmeyi emretti: “Eyyüce Rabbimiz! Hanımlarımızdan ve çocuklarımızdan gözlerimizi aydın edecek, bizi sevindirecek olanları bahşet.”
Mikdad bin Esved, gittiği yerlerde insanlara Kur'an-ı Kerim'i öğretmiş ve hadis rivayetinde bulunmuştur. Onun Peygamber Efendimizden rivayet ettiği hadis-işeriflerden bazıları şunlardır:
“Kıyamet günü güneşin insanlarabir mızrak boyu mesafe kalıncaya kadar yaklaşılır. İnsanlar kıyamet gününde günahlarına göre tebatacaklardır. Terkiminin topuğuna kadar, kiminin dizlerine, kiminin beline kadar, bazısının da ağzına kadar yükselir.”
“Kur'an-ı Kerim'e sarılınız! Çünkü o şefaat eden ve şefaatı kabul edilendir. Kendisine uymayanların yenilmeyen hasmıdır. Kim Kur'an-ı Kerim'i rehber edinirse (Kur'an-ı Kerim'den müçtehit olan âlimlerin çıkardığı hükümlere uyarsa) Kur'an onu Cennet'e götürür. Kim de Kur'an'a sırt çevirirse, Cehennem'e gider. Kur'an, en hayırlı yolu gösterir. Emirleri açık ve kesindir. Boş sözde değildir... Manaları çok derindir. Güzellikleri sayılamaz. Âlimler ona doyamazlar. O hakikate ulaşmak için Allah'ın sağlam ipidir. Dosdoğru yoldur. Cinlerin Kur'an'ı duydukları zaman hayretten; “Doğru su biz, doğru yola götüren, hayret edüşüren bir Kur'an-ı Kerim dinledik ve hemen inandık ve artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.” dedikleri hakikattir...”
Mikdad bin Esved, çok sade bir hayat yaşar, herkes ona imrenirdi. Kimseyi incitmez, herkese iyiliği, emirleri ve yasakları öğretirdi. Resulullah'ın sünnetinden ayrılmazdı. En büyük arzusu ve emeli buydu. Her müşkülünü hem engelip Resulullah'a sorardı.
Bir gün, Resulullah'a gelip; “Ya Resulallah! Kafirlerden birine rast gelecek ve onunla döğüşecek olursam, kafir bana hücum ederek, kılıcı ile bir kolumu kestikten sonra bir ağacın arkasına geçerek Kelime-i şehadet getirerek; “Ben Allah'tan başka ilah olmadığını ve Muhammed Aleyhisselam'ın da O'nun kul ve peygamberi olduğuna inandım.” diyecek olursa, onu öldürmek benim için caiz midir?” diyesormuştu. Peygamberimiz de cevap vererek; “Hayır, öldürme!” dediler. Hazreti Mikdad tekrar sordu: “Fakat o adam benim kolumu kesmiş, ondan sonra da Kelime-i şehadet getirmişti. Böyle olduğu halde onu öldürmeyeyimmi?” Resulullah Efendimiz ona tekrar şu cevabı verdi: “Onu öldürme! Onu Kelime-i şehadet getirdikten ve böylece Müslüman olduktan sonra öldürecek olursan, onun şehadetten evvelki haline dönersin. O da senin öldürmeden evvelki haline döner.”
Resulullah Efendimiz, Mikdad bin Esved'i çok severdi. Onu kendi amcasının kızı Hazreti Dıbaa ile evlendirmiştir. O, hayatının bir kısmını Resulullah Efendimiz ile birlikte geçirmiştir. Bu hususta rivayet ettiği bir hadis-işerif, onun bu halini tasvir etmektedir:
Hazreti Mikdad buyurdu ki: “Bir gün iki arkadaşım la birlikte, yorgunluk ve açlıktan gözlerimiz kararmış, kulaklarımız sağırlaşmıştı. Eshab-ı Kiram'dan birkaçına müracaat ettik. Fakat kendilerinde ikram edecek bir şeyleri bulunmadığı için bizi kabul edemediler. Biz de kalkıp, Resulullah'a gittik. Bizi alarak hane-i saadetine götürdü. Resul-i Ekrem bize; “Keçileri sağınızda, aranızda taksim ediniz!” buyurdu. Biz her gün bu keçileri sağar, keçilerin sütünü aramızda taksim eder, kendipayımızı içer, Peygamberimiz'in hissesini de saklardık. Resulullah Efendimiz geceleyin gelir, uyuyanları uyandırmayacak bir şekilde uyanık olanlar aselam verir, namaz kıldığımız yerde namazını kılar ve ondan sonra da sütünü alıp içerdi.
Bir gece şeytan bana musallat oldu ve bana dedi ki: “Ey Mikdad! Bu gece Muhammed Ensar'ı nevine gidecek, onlar ona türlü ikramlarda bulunacaklar. O'nun da bu sütü içmeye ihtiyacı kalmayacak. O halde sen şu sütü içiver!” Bu sözler, içimden bir türlü çıkıp gitmedi. Nihayet bende kalkıp Resulullah için ayırdığımız hisseyi içtim. Fakat sütü içtikten sonra, aklım başıma geldi ve kendi kendime; “Sen ne yaptın ey Mikdad! Resulullah'ın sütünü neden içtin? Şimdi kendisi gelecek, sütünü arayacak, işte o zaman helak olacaksın. Dünyanı da, ahiretini de kaybedeceksin!” dedim. Yatağa yatmıştım. Üzerimdeki örtü çok kısaydı. Başımı örtsem, ayaklarım, ayaklarımı örtsem, başım açıkta kalıyordu. Gözüme uyku girmiyordu. İki arkadaşım kendi paylarını içip uyumuşlardı. Derken Resulullah çıkageldi. Her geceki gibi selam verdi. Namazını kıldı. Sonra süt kabının kapağını açtığında içinin boş olduğunu gördü. Resulullah Efendimiz başını semaya doğru kaldırmıştı. O sırada bana beddua edeceğini sandım, çok korktum. Fakat O, beddua etmedi. Yalnız; “Ya Rab bî! Beni doyuranları, sende doyur! Beni içirenleri, sende susuzluktan kandır!” diye dua etti. Bende üzerimdeki örtüyü atarak kalktım. Gidip keçileri yokladım. Bunların hangisi semizse, onu biraz sağacak ve sütünü Resulullah'a takdim edecektim. Baktığımda, bütün keçilerin memeleri sütle doluydu. Hemen döndüm, süt kabını aldım. Bu kab, Peygamberimizin ailesine aitti. Evde yemek pişmediğinden, onu süt sağmak için kullanıyorlardı. Sağdığım sütlerle kab dolmuş, üzeri süt köpükleri ile süslenmişti. Sütü, Resulullah'a getirerek uzattım: “İçiniz ya Resulallah!” dedim
. O da bana bakarak; “Ey Mikdad! Siz, bu gece sütünüzü içmediniz mi?” buyurdu. Ben; “İçiniz ya Resulallah!” dedim. Resulullah Efendimiz verdiğim sütü içtikten sonra kabı bana verdi. O'na tekrar; “Ya Resulallah! İçiniz.” dedim. O da içti ve kabı bana verdi. Bende geriye kalan sütü içtim. Resulullah'ın içtiği sütün hoş kokulu olduğunu anladıktan sonra, biraz önceki dua mahrolduğumu düşünerek, sevincimden yere yatıncaya kadar güldüm. Memnuniyetimin haddihesabı yoktu. Resulullah Efendimiz bana bakarak; “Ne oldun ey Mikdad?” dedi. Bende, bütün olanları anlattım.
Cevap vererek; “Bu hal Cenab-ı Hakk'ın rahmetidir. Mademki, Allahü tealanın bu rahmetine nail olduk! Niçin uyuyan arkadaşlarımızı uyandırmak için bana haber vermedin? Onlar da hisselerini alırlardı.” buyurdu. Bende dedim ki: “Allahü tealanın rahmetine, sizinle birlikte kavuştuğumuzdan sonra, geride kalanların ona kavuşup kavuşmamasını düşünemedim.”
Bir gün Mikdad bin Esved, halife Hazreti Osman'ın yanında bulunuyordu. Onun yanına birkaç kişi gelerek, Hazreti Osman'ı yüzüne karşı methetmeye, övmeye başladılar. Hazreti Mikdad, bunların sözlerini dinlerken yerden bir avuç toprak alarak onların yüzüne savurdu. Onun için böyle yaptığını sordukları zaman, şu cevabı vermişti: Resulullah Efendimiz buyurmuştu ki: “İnsanı yüzüne karşı övenler türediği zaman, onların yüzünü toprakla bulayınız!”
Mikdad bin Esved, herkesin hakkından son derece ihtiyatlı konuşurdu. Ancak işlerinin neticesine bakarak hüküm verirdi. Bu hususta kendisi şöyle bildiriyor: “Ben, bir adamın sonunu görmeden onun hakkında iyi veya fena bir şey söylemem! Çünkü buna dair Resulullah'tan bir şey sorulmuştu da, şu cevabı vermişti: “İnsan kalbi kadar değişen bir şey yoktur!”