Hindistan'da yaşayan evliyanın büyüklerinden. Muhammed Ma'sum hazretlerinin torunu olup Muhammed Sıbgatullah'ın ikinci oğludur. İmamü'l-Arifîn yani zamanındaki bütün velîlerin imamı, önderi idi. 1136 (m. 1724)'de Serhend'de vefat etti. Kabri Dedesi Muhammed Ma'sum hazretlerinin Türbesindedir.
Muhammed İsmail, küçük yaşta, yüksek dedesi Urvetü'l-vüska Muhammed Ma'sum hazretlerinden ilim öğrenip bulunmaz sohbetleri ile şereflendi. Onun teveccühlerini kazanarak, daha çocuk iken, evliyalıkta yüksek hâllere kavuştu. Dedesinin 1079 (m. 1668) senesinde vefatından sonra babası Muhammed Sıbgatullah hazretlerinin derslerine ve sohbetlerine devam etmeye başladı. Âleme ışık tutan “Kayyum-i âlem” olan mübarek babasının teveccühleri ile olgunlaştı, kemale geldi. Tefsir, hadis, fıkıh gibi zahirî ilimler ile zamanın fen ilimlerinde büyük âlim oldu. Tasavvufta pek yüksek derecelere kavuşup şaşkınlık sahrasında kalanlara rehber, yolunu şaşıranlara önder, nefsine ve şeytana aldananlara sığınak oldu. Yetiştirdiği talebeler, âlemi nurlandıran birer hidayet yıldızları gibiydi. Muhammed İsmail hazretleri de baba ve dedeleri gibi talebelerini pek güzel terbiye ederdi. Mübarek sözleri yaralı kalblere merhem olurdu. Güzel huyları ve sıfatları, yazılacak, anlatılacak kelimelerden çok üstündür. Kalb hâllerini anlatmak ise imkânsızdır. Dünyaya hiç meyletmezdi. Haramlardan şiddetle kaçar, mubahların dahi şüpheli korkusuyla fazlasını terk ederdi. Âlimler onun mealen; “Allahü tealanın indinde en iyiniz, takvası en çok olanınızdır.” (Hucurat suresi: 13) ayet-i kerimesi ile meth olunanlardan olduğunu bildirdi.
Nitekim gençliğinde başından geçen şu hadise onun takva sahibi olduğunun en açık delilidir:
“Gençti. Fevkalade güzel bir yüze ve vücuda sahipti. O memleketin ileri gelenlerinden birinin hanımı, kendisine tutuldu, aşık oldu. Sabrı ve iradesi kalmadı. Binbir yalan ve hile ile Muhammed Sıbgatullah hazretlerine; “Evimizde bir hasta var. Oğlunuzu, Kur'an-ı Kerim okumak üzere göndermenizi istirham ediyorum.” diyerek haber gönderdi. Kadının, Kur'an-ı Kerim okuma isteğine ve bu yalvarmasına dayanamayan babası, oğlunun gitmesi için izin verdi. Eve vardıklarında durumu anlayan Muhammed İsmail, ikinci katın açık olan penceresinden aşağı atladı. Fakat yaralandı. Acılarına aldırmayarak orayı süratle terk edip babasının huzuruna geldi. Durumu olduğu gibi anlatınca babası oğlunun haramlardan bu kadar çok korkmasına sevindi, Cenab-ı Hakk'a şükür secdesine kapandı.”
Muhammed İsmail hazretlerinin kabir kitabesi.
Muhammed İsmail hazretleri, talebelerini yetiştirmek için gecesini gündüzüne katar, bütün gücüyle çalışırdı. Yetiştirdiği talebeler içinde en büyüğü, zamanın kutb-i aktabı, oğlu Gulam Muhammed Ma'sum hazretleridir. Öyle bir oğul ki; dedelerinin makamına kavuşmuş, İmam-ı Rabbanî ve İmam-ı Muhammed Ma'sum hazretlerinin esrarına vâkıf olmuştur. Babası Sıbgatullah hayatta iken, Muhammed İsmail'i diğer oğullarından ve halifelerinden üstün tutardı. Herkesten çok onu severdi. Bunun için hepsinden çok feyze kavuştu. Çünkü bu yolda feyiz almak, üstada kendisini sevdirmesine bağlıdır. Her talebe, hocasını sevdiği kadar feyze kavuşur. Babası icazet vererek, bir kısım talebelerin yetiştirilmesi için ona vazife vermişti. Muhammed İsmail, vazifeli olarak gittiği yerde babasıyla mektuplaşır, ona kendisinin ve talebelerinin durumlarını bildirirdi. Babasından gelen bir mektup şöyledir:
“Allahü tealaya hamd olsun. Sevdiği, seçtiği kullarına selamlar olsun. Gözümün nuru oğlumun mektubu geldi. Allahü tealaya hamd olsun ki afiyettesiniz ve uzakta kalmış dostlarınızı unutmamışsınız. Kabil'e gittiğinizi ve oradaki dostların yakın alâkasını yazıyorsunuz. Allahü teala oradaki dostlarımıza hayırlar ihsan eylesin. Bazı talebelerinizin garip evliyalık hâllerini ve beyanlarını yazıyorsunuz. Bunları okumakla sevincimizi arttırdınız. Eğer tam istikamette olduklarını ve hâllerinin şüpheden kurtulduklarını anlarsanız, talebe yetiştirmek üzere icazet veriniz. Size vekil olan icazet verdikleriniz ve diğer bizi sevenlerin hepsi, sizin teveccühleriniz altında bulunsunlar. Bu hususta bu fakirden bir şey beklemesinler. Bizim rızamız böyledir.”
Muhammed İsmail hazretlerinin Serhend'de dedesi Muhammed Ma'sum hazretlerinin Türbesindeki kabri. Soldaki kabir Muhammed İsmail'in diğeri de Gulam Muhammed Ma'sum'un kabridir.
Tasavvufta yüksek evliyaların seçilmişlerine mahsus olan makamlardan soruyorsunuz. Ümitli olunuz. Bu fakir sizden hiçbir şey esirgemiş değilim, esirgemeyeceğim de. İnşaallah bu yüksek makama yakında kavuşursunuz. Bilmeseniz de zararı yoktur. Çünkü bir şeyin hâsıl olması başkadır, bilinmesi başkadır. Aralarında büyük fark vardır. Bu günlerde bu fakir, çok iyiyim. Mescide yürüyerek gidip gelebiliyorum. Fakat bir bacağımda ve dizimde biraz hâlsizlik, kuvvetsizlik vardır. Rabbimiz, inşallah onu da geçirir. Mektuplarınızı bekliyorum. Vesselam. Muhammed İsmail hazretleri yetmiş yaşından çok yaşadı ve onikinci asrın başlarında vefat etti. Muhammed İsmail'in oğullarından biri, Muhammed Sıbgatullah'tır ki evliyalıkta pek yüksek makamlara kavuşmuştu. Onun halifeleri Maveraünnehr'e, Anadolu'ya, Bulgaristan'a dağılmıştı. Mezarı, Peşaver'de Abdürrahim Han'ın bahçesindedir. İkinci oğlu Gulam Muhammed Ma'sum'dur ki evliyalıkta, makamların en yükseklerinden olan kutb-i aktab makamında idi. Urvetü'l-vüska Muhammed Ma'sum hazretleri, büyük oğlu Muhammed Sıbgatullah'a buyurmuştu ki:
“Senin neslinden çok yüksek bir oğul dünyaya gelecek, ister senin oğlun olsun ister torunun. Dünyaya gelince ona benim ismimi veriniz ve onun, benim kavuştuğum makamların sahibi olduğunu biliniz. Onun feyiz ve bereketi, kıyamete kadar evladına ve onun yolunda olanlara devam edecektir. Bu yolumuzu o kuvvetlendirecektir.”
Daha doğmadan bu müjdelere kavuşan Gulam Muhammed Ma'sum hazretleri büyüyünce hakikaten buyurulduğu gibi oldu. Bütün cihan onun feyiz ve bereketi ile doldu. İnsanlara rüşt ve hidayet, onun vasıtası ile geldi.