MUHAMMED BİN VASİ'

Muhammed bin Vasib in Cabir el-Ezdî Muhaddis, zahit, abit, arif-i kâmil ve Tabiîn'in büyük âlimlerinden
A- A+

Muhaddis, zahit, abit, arif-i kâmil ve Tabiîn'in büyük âlimlerinden. İsmi Muhammed bin Vasib in Cabir el-Ezdî; künyesi Ebu Bekr'dir. Basralı'dır. Doğum tarihi ve ailesi hakkında bilgi yoktur. 123 (m. 741) senesinde Basra'da vefat etmiştir.

Eshab-ı Kiram'ın ve Tabiîn'in sohbetlerinde yetişmiş, ayrıca Tabiîn'in çoklarına hizmet etmiştir. Devrin eşsiz âlimi ve marifetler kaynağı Hasan-ı Basrî, Süfyan-ı Sevrî ve Malik bin Dinar onun arkadaşlarıdır. Onlarla beraber bulunup sohbet ederlerdi. Zamanının bir tanesiydi. Marifette o dereceye vardı ki; “Baktığım her şeyde Rabbimi görürüm.” buyurdu. Hadis ilminde sika (sağlam, güvenilir) idi. Kendisinden meşhur muhaddislerden (hadis âlimlerinden) Müslim, Ebu Davud, Timizî ve Nesaî rivayette bulunmuşlardı.

Muhammed bin Vasi', dünyaya düşkün olmayan, tevazu sahibi bir kimse idi. Ayrıca hakkında pek çok menkıbe vardı. Çok ibadet edip, başkalarına da rehber olurdu. Ca'fer bin Süleyman; “İbadette tembelleştiğim zaman, Muhammed bin Vasi'ye bakarak yeniden ibadete heveslenirim ve tembelliğim kaybolur. O istekle de bir hafta devam ederim.” buyurdu.

Duasında; “Allah'ım, bizi senden uzaklaştıracak rızıklardan sana sığınırım.” derdi. Riyazet sahibiydi. Kuru ekmeği suya batırır yerdi ve; “Buna kanaat eden, insanlara muhtaç olmaz.” derdi. Çok şükrederdi. Bir gün bacağında yara çıkmıştı. Biri görüp; “Sana acıyorum.” deyince; “Bende bu yaranın gözümde veya dilimde çıkmadığına şükrediyorum.” buyurdu.

Ölümden çok korkup, ahiret hayatına hazırlanırdı. İbret almak niyetiyle her Cuma kabirleri ziyaret ederdi. “Pazartesi günleri ziyaret etsen daha iyi olmaz mı?” dediklerinde; “Meyyitler (ölmüşler) Cuma, Perşembe ve Cumartesi günleri kendilerini ziyaret edenleri tanır.” buyurdu.

Basra kadı ve valisi Bilal bin Ebu Bürde'nin; “Kader hakkında görüşün nedir?” sualine; “Etrafındaki mezarlıklara bak, onlar kader ile meşgul değiller.” cevabını verdi. “Nasılsınız?” dediler. “Ecelim yakın, emelim sonsuz, amelim kötü.” cevabını verdi. Ölümü anında; “Ey kardeşler, size selam olsun! Allahü Teâlâ nın affına mazhar olmazsam, varacağım yer Cehennem'dir.” dedi.

Bir kimse Muhammed bin Vasi'den nasihat istedi. O da; “Dünyave ahirette padişah olmanı tavsiye ederim.” buyurdu. Adam; “Bu nasıl olur?” diye sorunca; “Dünyada zahit olmakla, yani kimseye tamah etmeyip, kendini herkese muhtaç görmekle olur. İşte o zaman sen dünyayı istemediğin için zengin, ihtiyaçsız ve dünya ve ahiretin padişahı olursun.” buyurdu.

Sultanın hediyesini uygun görmeyip, almazdı. Bir gün Basra emirlerinden birisi, Malik bin Dinar'a on bin dirhem hediye gönderdi. Malik de bu hediyenin hepsini meclisinde bulunanlara taksim etti. Daha sonra Muhammed bin Vasi' onun yanına gelip; “Şu mahlukun sana hediye ettiği parayı ne yaptın?” diye sordu. Malik de; “Burada bulunanlara sor.” buyurdu. Onlar da hepsini dağıttığını söyleyince Muhammed bin Vasi'; “Allah aşkına doğru söyle parayı verdiği için bu adama kalbin temayül etti mi? İçinde buna karşı eskisinden daha fazla bir sevgi uyandı mı?” diye sordu. Malik de; “Evet gerçekten öyle oldu. Şimdi ona daha çok temayül ettim.” buyurdu ve şu cevabıyla halini anlattı: “İşte bende bundan korkarım.”

Muhammed bin Vasi' hazretlerinin bildirdiği bir hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz buyurdular ki: “La ilahe illallah, diyerek imanınızı yenileyiniz.” Adamın biri, ona; “Seni Allah için seviyorum.” deyince; “Sen beni, ne için seviyorsan, bende seni onun için seviyorum.” cevabını verdi. Daha sonra yüzünü dönerek; “Allah'ım, sen beni sevmediğin halde, senin rızan için sevilmekten sana sığınırım.” buyurarak dua etti.

Hadis âlimlerinden Katade; “Kur'an-ı Kerim okuyucuları üç kısımdır. Bir kısmı Allah için, bir kısmı dünyalık için, bir kısmı da hükümdarlar için okurlar. Muhammed bin Vasi' ise Allah için okuyanlardandır.” buyurarak onun halini haber verdi. Hasan-ı Basrî de ona; “Kurranın (Kur'an hafızlarının) süsü.” derdi.

Muhammed bin Vasi' Hasan-ı Basrî'yi çok severdi. Onun evine gider ve Nur süresindeki mealen; “Sadık dostlarınızın evlerinde yemenizde size bir günah yoktur.” ayet-i kerimesine uygun hareket ederdi. Hasan-ı Basrî de Muhammed bin Vasi'nin bu haline çok sevinirdi. Dostlarının evinde serbest hareket etmesinden memnun olurdu.

Buyurdular ki: “Şu dört şey kalbi öldürür: Bunlar: Günah işlemeye devam etmek, kadınlar ile fazla münasebet, ahmaklarla sohbet, ölülerle oturmaktır.” buyurunca sohbetindekiler; “Ölülerle oturmak da nasıl olurmuş?” diye sordular. O da şu cevabı verdi: “Ölülerden kastım, şımarık zenginler, zalim idarecilerdir.”

Bir gün devrin âmirlerinden Kuteybe bin Müslim'in kapısına yün elbisesi ile gitti. Kuteybe; “Niçin sof (yün) giydin?” dedi. Cevap vermedi. “Niçin cevap vermiyorsun?” diye sorunca; “Züht yapmak için diyeceğim, kendimi övmek olacak. Fakirlikten diyeceğim, Hak Teâlâ dan şikayet olacak.” buyurdu.

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

“Bir kimse bildiği ilmi gizlerse, kıyamet gününde ateşten bir gömlek giydirilir.”

“La ilahe illallah, diyerek imanınızı yenileyiniz.”

GÜNLÜK DUA

Muhammed bin Vasi' hazretleri her sabah namazını kıldıktan sonra şeytanın şerrinden korunmak için şöyle dua ederdi:

“Allahım, sen bize bir düşman (şeytan) musallat ettin ki o ve maiyyeti bizi ve kusurlarımızı görür, fakat biz onu göremeyiz. Allahım, onu rahmetinden mahrum ettiğin gibi bizden de mahrum et. Affından ümidini kestiğin gibi bizden de ümidini kestir. Rahmetinle onun arasını uzaklaştırdığın gibi bizimle de onun arasını uzaklaştır. Zira muhakkak ki senin gücün her şeye yeter, sen her şeye kadirsin.”

Çok az konuşurdu. Konuştukları da hikmet doluydu. Mesela; “Kur'an-ı Kerim ariflerin bostanıdır. Ondan tattığınız lezzetlerin her birini ayrı bir letafet içinde tadarsınız.” onun bu hikmetli sözlerinden bir tanesidir.

“Allahü Teâlâ yı bilir misin?” diye sorduklarında, başını önüne eğip, bir müddet sustu. Sonra; “Onu bilenlerin sözü az, hayreti daim olur.” buyurdu. Birisi kendisine; “Nasılsın?” deyince; “Ömrü eksilip, günahı çoğalanın hali nasıl olur?” diye karşılık verdi.

Bir gün Malik bin Dinar'a; “İnsanlara karşı dili korumak, gümüş ve altını korumaktan zordur.” dedi.

“Cennet'te duran bir adamın ağlaması ne kadar garip ise dünyada henüz gireceği yeri bilmeyen kimsenin gülmesi de o nisbette şaşılacak şeydir.”

“Bir kimse kalbini Allah'a çevirirse bütün kulların kalbini kazanmış olur. Allahü Teâlâ, onu bütün kullarına sevdirir.”

“Sadık ve hakiki Mümin olmak için, Allahü Teâlâ dan korkmanın ve ümidin beraber olması lazımdır.”

“Biz öylelerine (Eshab-ı Kiram'a) kavuştuk ki hanımları ile aynı yastığa baş koyar, ama bu halde sabaha kadar sızlanır, ağlar ve yastıkları gözyaşından ıslanırdı. Yirmi sene buna devam ederdi ne bu ağlamadan, ne de sızlanmadan hanımlarının haberi olmazdı.”

“Dünyada yalnız şu üç şeye heves ettim; sapıtmaya doğru eğrildiğim vakit beni doğrultacak, ikaz edip yola getirecek bir arkadaşa; helal nafakaya; huzur içinde cemaat ile namaz kılmaya.”

“Kazancın temizliği, bedenlerin de temizliği demektir. Allahü Teâlâ, temiz giyip, temiz yedirene, rahmetiyle muamele etsin.”

Her sabah namazını kıldıktan sonra şeytanın şerrinden korunmak için şöyle dua ederdi:

“Allah'ım, sen bize bir düşman (şeytan) musallat ettin ki o ve maiyyeti bizi ve kusurlarımızı görür, fakat biz onu göremeyiz. Allah'ım, onu rahmetinden mahrum ettiğin gibi bizden de mahrum et. Affından ümidini kestiğin gibi bizden de ümidini kestir. Rahmetinle onun arasını uzaklaştırdığın gibi bizimle de onun arasını uzaklaştır. Zira muhakkak ki senin gücün her şeye yeter, sen her şeye kadirsin.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları