MUSTAFA SABRİ EFENDİ

MUSTAFA SABRİ EFENDİ Osmanlı şeyhülislamı ve son devir kelâm ve fıkıh âlimi
A- A+

Osmanlı şeyhülislamı ve son devir kelâm ve fıkıh âlimi. 12 Rebiülevvel 1286 (M. 12 Haziran 1869)'da Tokat'ta doğdu. tahsiline memleketinde başladı. On yaşında hafızlığı bitirdi. İslamî ilimlerde Zuniyezade Ahmed Efendi'den icazet aldı. Ardından Kayseri'de Divrikli Mehmed Emin Efendi'nin derslerine devam etti. Bir süre sonra İstanbul'a gidip meşihat-ı İslamiyye'de ders vekili Gümülcineli Ahmed Asım Efendi ile Mehmed Atıf Efendi'nin talebesi oldu. Ahmed Asım Efendi'nin kızı Ulviye Hanım'la evlenip İstanbul'a yerleşti. Yirmi iki yaşında ruus imtihanını kazanarak Fatih Camii müderrisliğine tayin edildi (1307/1890). 1313 (m. 1896) yılında Beşiktaş Asariye Camii imamlığına getirildi. Bir sene sonra II. Abdülhamid'in katıldığı huzur derslerine en genç üye sıfatıyla iştirak etti.

1317-1321 (m. 1899-1904) yılları arasında Yıldız Saray Kütüphanesi'nde “hafız-ı kütüb” olarak çalıştı, bu sırada Köse Niyazi Efendi'den kıraat ilmi okudu. Medresetü'l-vaizin'de tefsir, Medresetü'l-mütehassisin ile Süleymaniye Medresesi'nde hadis müderrisliği yaptı ve Tedkik-i Müellefat-ı Şer'iyye'nin kurucuları arasında yer aldı. Cem'iyyet-i ilmiyye-i İslamiyye'nin reisliğine seçildi bu cemiyetin çıkardığı Beyanülhak adlı dergide başyazar sıfatıyla makaleler yazdı. Bir dönem Silistre müftülüğü yaptı. Peyam-ı Sabah, İkdam, Yarın ve Alem gibi yayın organlarında yazılar kaleme aldı.

İkinci Meşrutiyetin ilanının ardından Tokat mebusu olarak Meclis-i Meb'usan'a girdi. Siyasî hayatının başlangıcında İttihat Terakkî Cemiyeti'ne ilgi duymakla birlikte kısa bir müddet sonra bu harekete karşı mücadeleye girişti. 1328 (m. 1910)'da Ahali Fırkasının, 1337 (m. 1919)'da üçüncü defa teşekkül eden Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nın kurucuları arasında yer alıp yöneticilik yaptı. İttihat ve Terakki hükümetinin teşkilinin ardından Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na bağlı olanlar Babıali Baskını'nda tutuklanınca Mustafa Sabri Efendi Mısır'a gitti (1331/1913), oradan Romanya'ya geçti, fakat tutuklanıp İstanbul'a getirildi ve Bilecik'te ikamete mecbur edildi. Bu kararın kaldırılması üzerine İstanbul'a döndü.

1337 Rebiülahir (m. Ocak 1919)'da Tokat mebusu seçildi ve 1 Cemaziyelahir 1337 (m. 4 Mart 1919)'da kurulan Damad Ferid Paşa hükümetinde şeyhülislamlık yaptı. 7 Ramazan 1337 (m. 6 Haziran 1919)'da Paris Konferansı'na giden Damad Ferid Paşa'nın yerine sadrazamlığa vekalet etti. Bu sırada Mustafa Kemal'in Sultan Vahdeddin tarafından geniş yetkilerle Anadolu'ya gönderilmesine karşı çıktı. Aynı yıl kabinenin düşmesi üzerine padişah tarafından Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. 18 Cemaziyelevvel 1337 (m. 19 Şubat 1919)'da kurulan ve Teali-i İslam Cemiyeti'ne dönüşen Cemiyyet-i Müderrisin'in reisliğini yaptı, burada ikinci başkan olan İskilipli Mehmed Atıf ve Said Nursî ile birlikte çalıştı. Darü'l-Hikmeti'l-İslamiyye'de üye olarak vazife aldı.

Yeniden teşkil edilen Damad Ferid Paşa kabinesinde tekrar şeyhülislamlığa getirildi ve Şura-yı Devlet reisliğine vekalet etti (1338/1920). Sevr Antlaşması'nın şartlarını görüşmek üzere padişah tarafından toplanan Şura-yı Saltanata katıldı ve antlaşmanın imzalanmasını savunanlar arasında yer aldı. Ayrıca Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine karşı tedbirler alınmasını önerdi ve teklifi kabul edilmeyince vazifesinden istifa etti (Muharrem 1339/Eylül 1920).

Cumhuriyet'in ilanından sonra oğlu İbrahim'le birlikte 150'likler listesine alındı, tutuklanacağı sırada ailesiyle beraber İskenderiye'ye gitti, oradan Kahire'ye geçti (1341/1922). 29 Cemaziyelahir 1342 (m. 6 Şubat 1924)'te dersiamlık maaşı kesildi, 27 Şevval 1342 (m. 1 Haziran 1924)'te vatandaşlıktan çıkarıldı. Yayımladığı bir makalede Mısır'a göç etmesinin arka planında dinî endişelerinin bulunduğunu söyledi. Hicaz Emiri Şerif Hüseyin'in daveti üzerine Mekke'ye gidip beş ay kaldıktan sonra ailesi iklim şartlarına intibak edemediğinden Mısır'a döndü. Lübnan'a giderek burada Mısırlılar'ın tenkitlerine cevap veren En-Nekir ala münkiri'n-ni'me mine'd-din ve'l-hülafe ve'l-ümme adlı kitabını neşretti.

Ardından Romanya'ya geçti, burada da rahat edemeyince Zilka'de 1345 (m. 1927 Nisanında) kayınpederinin memleketi olan Gümülcine'ye gidip beş yıl ikamet etti. Bu sırada oğlu İbrahim Sabri ile birlikte çıkardığı Yarın adlı dergideki yazılarında İslam dünyasının yöneldiği Batılılaşma hareketini şiddetle eleştirdi. Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Ankara'ya gidip hükümetle yaptığı görüşmelerin ardından derginin yayımı durduruldu ve Gümülcine'den Batras'a gönderildi. Burada birkaç ay kaldıktan sonra, bir İslam ülkesine iltica edebilmek için hükümetleri nezdinde aracılık yapmalarını sağlamak üzere şeyhülislamlık ve mebusluk döneminden tanıdığı Arap dostlarına mektuplar yazdıysa da olumlu bir cevap alamadı. Atina'ya giderek Mısır büyükelçisinin yardımıyla Kahire'ye geçti (1351/1932). Birkaç yıl sonra ailesiyle birlikte İskenderiye'ye gitti.

Burada eşi ölünce Kahire'ye döndü ve uzun müddet kızıyla birlikte kaldı. Bu dönemde yazdığı eserler ve ilmî faaliyetleri ona Mısır'da yeniden itibar sağladı; âlimlerden pek çok dost edindi, evini bir okul haline getirdi. Mısır Evkaf Vezirliği bünyesinde kurulan Lecnetü'n-nühuz üyeliğine seçildi. El-Kavlü'l-fasl adlı eserini yayımlayınca onun Kahire'de yaşadığını öğrenen Mısır veliahdı kendisini sarayına davet edip iltifatta bulundu. el-Ehram, el-Ahbar, Minberü'ş-şark, el-Feth, el-Hidayetü'l-İslamiyye, el-Camiatü'z-Zeytuniyye gibi gazete ve dergilerde yazılar yazdı.

Batılılaşma'nın etkisinde kalıp İslam dinini Batı düşüncesi ve değerlerine göre yorumlayan, mucizeleri ve evliyanın kerametlerini ve dört hak mezhebi inkar eden, Kasım Emin, Muhammed Ferid Vecdi, Muhammed Mustafa el-Meragi, Muhammed Hüseyin Heykel, Ali Abdürrazık gibi Mısırlı aydınların görüşlerini şiddetle eleştirdi. Devrin Arap tarihçilerinden Muhammed Abdullah Annan'ın Osmanlı Türkleri aleyhindeki asılsız iddialarına cevap vererek ileri sürdüğü tezleri çürüttü. Hıristiyanlık'ta olduğunun aksine İslam'ın bilimle çatışmadığı fikrini ve kadınların belli şartlara göre örtünmesinin dini yükümlülük olduğunu ısrarla savundu. 7 Receb 1373 (m. 12 Mart 1954) tarihinde Kahire'de vefat etti; ölümüne basında geniş yer verildi. Cenazesine ilim ve siyaset adamlarının yanı sıra büyük bir kalabalık iştirak etti ve Abbasiye'ye defnedildi.

Osmanlı Devleti'nin sona erişini üst düzeyde vazifeli bir kişi olarak idrak eden ve Batı medeniyeti karşısında İslam medeniyetinin yıkılışını engellemek için gayret gösteren Mustafa Sabri Efendi hayatını bu düşüncesini gerçekleştirmeye yönelik ilmî, fikrî ve siyasî mücadelelerle geçirmiştir. Bu amacı doğrultusunda Müslümanlar arasında tartışma konusu olan problemlerin çözümüne katkı sağlamak için eserler yazmış, siyasî faaliyetlere girişmiş, İslam dünyasında hakim olan siyasî düzenleri tahlil ve tenkit etmiş, Yahudilerle mason localarının tehlikeli sonuçlar doğuran faaliyetlerine dikkat çekmiştir. Mezhepsizliğin Müslümanlar için büyük tehlike olduğunu belirtmiş ve mezhepsizlere karşı sert cevaplar vermiş ve onları susturmuştur.

Mustafa Sabri Efendi kendi döneminde yaygın olan pozitivist, materyalist ve ateist akımların bozukluğunu anlatabilmek için daha çok kelam ve usulü'd-din konuları üzerinde durmuştur. Ona göre Ferid Vecdi, Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Muhammed Mustafa El-Meragî, Mahmud Şeltut, Muhammed Hüseyin Heykel, Abbas Mahmud el-Akkad gibi yeni akılcılık mektebi mensuplarına ait olup peygamberin dahiliğine vurgu yapan nübüvvet yorumu nübüvveti ilahî elçilik bağlamından çıkarıp insanî düzeye indirir. Bunlardan bazılarının peygamberlerin gösterdiği hissî mucizeleri inkar etmeleri Allah'ın irade ve kudretine olan imanı zedeleyici bir nitelik taşır; zira bu, evreni belli bir düzende yaratıp onun varlığını devam ettiren Allah'ın bu düzeni değiştiremeyeceği anlamına gelir. Ayrıca bu mucizelere Kur'an-ı Kerim'de ve sahih hadislerde açıkça yer verilmiştir.

Peygamberin getirdiği dünyevî ilkeler insanlar arası münasebetlerin ana kaynağını teşkil eder. Bunların bir kısmını hukukun dışına itmek dinin ruhuyla bağdaşmaz. Mustafa Sabri, dini hayatı bayramlara indirgeyen bir anlayışın ortaya çıkmasından yakınarak Hıristiyanları taklit etmekten kaynaklandığını düşündüğü bu yaklaşımın dinin içini boşaltmak anlamına geldiğini belirtir. Roma hukukunun başlangıçta İslam hukukuna kaynaklık yaptığına ilişkin iddialar gerçeğe aykırıdır ve her iki hukuk sisteminin farklılıkları bunun açık delilidir. İslamî açıdan kadının örtünmesinin gerekmediğini iddia etmek bu konudaki açık emir ve hükümleri reddetmek demektir. Kasım Emin gibi bazı yazarların ileri sürdüğü iddianın aksine örtünmenin bilgisizlikle alâkası olmadığı gibi örtünme İslamî bir emir olup başka kültürlerden intikal etmiş bir yaşama tarzı değildir.

Mustafa Sabri Efendi, Batılılaşma hareketine karşı İslamî inanç ve değerleri savunan çağdaş İslam düşünürleri arasında yer alır.

Eserleri.

1- Yeni İslam Müçtehitlerinin Kıymet-i İlmiyyesi: Musa Carullah Bigi'nin Cehennem azabının ebedî olmadığını savunan Rahmet-i İlahiyye Burhanları adlı eserine reddiyedir.

2- Dini Müceddidler yahut Türkiye İçin Necat ve i'tila Yollarında Bir Rehber: “Yeni Müslümanlar” adını alan Haşim Nahit ve arkadaşlarının İslam'da reform yapılması gerektiğine dair görüşlerine karşı yazılmıştır.

3- En-Nekir ala münkiri'n-ni'me mine'd-din ve'l-hilafe ve'l-ümme: Çağdaş İslam siyaset düşüncesi ve hilafet-siyaset ilişkisiyle ilgili konuları ihtiva eder.

4- Mes'eletü tercemeti'l-Kur'an: Namazda Kur'an-ı Kerim'in Türkçe mealinin okunması teşebbüslerini savunanlara karşı bir reddiyedir.

5- Mevkıfü'l-beşer tahte sultani'l-kader: Kader ve irade hürriyetine dairdir.

6- El-Kavlü'l-fasl beyne'llezineyü'minune bi'l-gaybve'llezinelayü'minun.

7- Mevkıfü'l-akl ve'l-ilm ve'l-alem: Usulü'd-dine dairdir. Allah'ın varlığına ilişkin deliller, vahdet-i vücud, bilim-din ve bilim-akıl münasebeti, nübüvvet ve ahiret inancının delilleri, İslam'a göre din-siyaset ilişkisi gibi konuları içerir. Eserin, müellifin oğlu İbrahim Sabri tarafından yapılan Türkçe tercümesi henüz yayımlanmamıştır.

8- İslam'da İmamet-i Kübra: Hilafet ve siyaset konularında Yarın gazetesinde çıkan bir dizi yazıdan oluşmuştur. Eserde Ali Abdürrazık'ın yazdığı, El-İslam ve usulü'l-hükm adlı kitaptaki görüşler eleştirilmektedir.

9- Savm-ı Ramazan: Yarın gazetesinde tefrika edilmiş olup oruç tutmak yerine fidye verilmesini söyleyen Süleyman Nazif'e reddiyedir.

10- Din-i İslam'da Hedef-i Münakaşa Olan Mesail: Müellifin Beyanülhak dergisinde yayımlanan sosyal ve ekonomik muhtevalı dinî makalelerinin bir araya getirilmesinden ibarettir.

11- Kavlî fi'l-mer'e ve mukarenetüh biakvali mukallideti'l-garbin. El-Feth dergisinde çıkan müellifin bir dizi makalesinin derlenmesinden oluşmuştur.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları