NASİREDDİN TUSÎ

Muhammed bin Muhammed bin Hasan On üçüncü asırda İslam aleminde yetişen meşhur ilim adamı
A- A+

On üçüncü asırda İslam aleminde yetişen meşhur ilim adamı. İsmi Muhammed bin Muhammed bin Hasan olup künyesi Ebu Ca'fer; lakabı Nasireddin'dir. 597 (m. 1201) senesi Şubat'ında Horasan bölgesindeki Tus şehrinde doğdu. 672 (m. 1274) senesinde gittiği Bağdat'ta hastalanarak Haziran ayında öldü.

Küçük yaşta ilim öğrenmeye başladı. Kemaleddin bin Yunus Musulî, Muineddin Sâlim bin Nasireddin Tusî'nin yazdığı ve "Tahriru'l-Mecistî" diye de bilinen "Tahriru kitabi'l menazir" kitabının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi Fazıl Ahmed Kısmı No: 933'de kayıtlıdır. Betran-ı Mısrî'den ve İbn-i Sina'nın talebelerinden Behmen Yar'dan ve diğer meşhur bilginlerden ilim ve fen öğrendi. İlminin çokluğuna rağmen, Eshab-ı kiram düşmanlarının sapık fikirlerine kanarak, Şiîlik yoluna saplandı. Kuhistan'ın İsmailî valisi Abdurrahman bin Ebu Mansur tarafından kaçırılarak, İsmailîlerin merkezi olan Alamut kalesine gönderildi. Burada mahpus olarak değilse bile, istemeyerek 654 (m. 1256)'da Moğolların istilasına kadar kaldı.

Şöhreti her tarafa yayılınca Moğol hükümdarı Hülagu onu kendisine vezir tayin edip tavsiyelerine uyarak işlerini yürüttü. Hülagu'nun Bağdat'ı yakıp yıkmasına ve yüz binlerce Müslümanın öldürülmesine sebep olanlardan biri oldu. Hülagu'nun desteği ile Meraga'da kütüphane ve rasathane kurdu. Bu rasathanenin inşası sırasında, Hülagu çok para gideceğini anlayarak, Nasireddin Tusî'yi yanına çağırmış ve bu rasathanenin inşası ile elde edilecek faydanın ne olacağını sormuştu. Nasireddin Tusî ve astronomi çalışmaları yapan talebelerini gösteren "Tansuhname'deki" bir minyatür.

Nasireddin Tusî, bu soruya şöyle cevap verdi: “Mesela, siz birine yüksek bir kaleye çıkmasını ve oradan büyük bir toprak kabı aşağı atmasını ve bunu kimseye söylememesini emretseniz. Bu hadise vuku bulduğunda çok büyük bir gürültü çıkacak ve haberi olmayanları korkutacak ve bazıları da bayılacaklardır. Ancak bu hadiseden etkilenmeyen, bu kabı atan şahıs ve siz olacaksınız. Çünkü siz ve o, işin mahiyetini bilmektesiniz. İşte astronominin faydası buradadır. Ondan anlayanlar meydana gelen hadiseleri açıklamak imkanına sahip olacakken, anlamayanlar hadiselerden korkacak ve bunun sonucu yanlış kararlar alabileceklerdir.” Hülagu, onun bu cevabını çok beğenmiş ve inşaatın devam etmesi için gerekli paranın harcanmasına izin vermiştir. Nasireddin Tusî, ömrünün sonuna kadar bu rasathanede çalıştı.

Nasireddin Tusî, rasathaneyi kurduktan sonra çeşitli İslam memleketlerinde tanınmış ilim adamlarını burada topladı. Ayrıca rasathanenin yanında büyük bir kütüphane yaptırdı. Bağdat, Şam ve diğer şehirlerden birçok kitabı buraya getirtti. Kütüphanedeki kitapların sayısı dört yüz bine ulaşmıştı. Nasireddin Tusî, hazırlayacağı astronomik tabloların otuz seneden daha az zamanda hazırlanamayacağını, çünkü gezegenlerin tam dönüş periyotlarının bu zamandan biraz az olduğunu bildirmesi üzerine Hülagu, tabloların on iki senede hazırlanmasını emretti. Tempolu ve hızlı bir çalışma neticesinde tablolar on iki senede hazırlandı. Nasireddin'in otuz senelik bir zaman söylemesinin sebebi, Satürn gezegeninin tam dönüşünü 23,4 senede yapmasından idi.

Tusî, trigonometriyi astronominin bir dalı olmaktan çıkararak, başlı başına bir ilim haline getirdi ve bu hususta bir eser yazdı. Geometride söz sahibi olan Tusî'den sonra gelenler, onun nazariyeleri ve görüşleri üzerine fazla bir şey ilave edemediler. Sinüs cetvellerinin yeni hesaplama metodlarını bulan Ebü'l-Vefa'nın ulaştığı noktaya, Avrupa asırlarca sonra ulaşabilmiştir. Ebü'l-Vefa'nın ulaştığı bu yüksek noktayı daha da geliştiren Nasireddin Tusî oldu.

Eserleri

Nasireddin Tusî, çeşitli ilim dallarına ait birçok eser yazmıştır. Eserlerin sayısının altmış dörde ulaştığını kaynaklar bildirmektedir. Bunların bazıları şunlardır:

1- "Ez-Zicü'l-İlhanî": Bu eseri Hülagu'nun isteği üzerine on iki senede hazırlamıştır. Aslı Farsça olan eser dört ciltten meydana gelmektedir. Birinci ciltte, Çin, Yunan, Arap ve Fars takvimleri; ikinci ciltte gezegenlerin hareketi; üçüncü ciltte ise yıldız hareketleri izah edilmektedir. Nasireddin Tusî, tabloların düzenlenmesi için yaptığı çok orijinal rasat yanında, Hipparchos, Ptolemy, el-Me'mun, el-Bettanî, İbnü'l-A'lam, İbn-i Yunus gibi astronomi âlimlerinin yaptıkları rasatlardan faydalanmıştır. Bu astronomi tabloları, Çin dahil olmak üzere doğuda çok yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Eser, önce Şihabeddin Halebî, sonra da 933 (m. 1527) senesinde Ali bin Rifaî tarafından "Hallu'z-Zic" adıyla Arapçaya çevrilmiştir.

2- "Tezkire fi ilmi'l-hey'e": Tusî'nin en önemli eseridir. Astronomi ilminin kısa ve öz olarak yazılmış bir özeti olup anlaşılması çok zordur. Bunu, yapılan açıklamaların çokluğu göstermektedir. Eser dört bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde; geometrik ve kinematik bir giriş ve hareketsizliğin, basit ve karmaşık hareketlerin açıklanması, ikinci bölümde; genel astronomik kavramlar, ekliptikde meydana gelen değişmelerin; İbnü'l-Heysem tarafından ileri sürülen ve çapları farklı kürelerden ibaret olduğu görüşü ele alınmıştır.

Tusî'nin Geometri konusunda yazdığı "Kitabu şekli'l-katta" adlı eserin Fransızca tercümesinin kapak sayfası (sağda) ve İstanbul baskısının iç kapak sayfası (solda).

Bu bölümün diğer kısmında Galen'in "Almagest'i"; özellikle aydaki düzensizlikler, Merkür ve Venüs'ün hareketleri yönünden ilgi çekici bir şekilde tenkit edilmiştir. Karmaşık Batlemyüs sistemi yerine, yeni bir sistem öne sürülmektedir. Üçüncü bölümde; yer küresi ve diğer gök cisimlerine yaptığı etkiler, bazı astronomi âlimlerinden nakledilen jeodezi bilgileri, Kusta bin Luga ve Birunî'nin jeodezisi, denizler, deniz rüzgarları hakkında bilgiler, dördüncü bölümde ise; gezegenlerin büyüklükleri ve mesafeleri ele alınmıştır. "Almagest'i" tenkidinde fevkalade dikkat çeken Nasireddin Tusî, Batlemyüs'ün karmaşık sistemini eleştirerek yeni bir sistem ortaya koyması, Kopernik'in reformuna yol açmıştır.

Eserin kısmî Fransızca tercümesi Cama da Vaux tarafından, "Les spheres ce'lestes selon Nasireddin at-Tusî" adı ile yayınlanmıştır. P. Tannery tarafından yazılan "Recherches sur l'historie de l'astronomie ancienne" adlı eserin ekinde de eserin bir kısmının tercümesi vardır. "Tezkire""Risale-i hey'e" veya Şah Mu'ine atfedilerek "Risale-i Muiniyye" ismiyle Farsçaya tercüme edilmiştir. 817 (m. 1414) senesinde Fethullah Şirvanî tarafından Türkçe olarak şerhi yapılmıştır. Tusî'nin "Telhîsu'l-Muhassal" adlı eserin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası ortada) ve matbu nüshasının ilk sayfası (solda). Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi Fazıl Ahmed Kısmı No: 834'de kayıtlıdır. Tusî'nin yazdığı en meşhur eserlerden "Ahlak-ı Nasirî'nin" ilk sayfası (sağda) ve Urduca tercümesinin kapak sayfası (solda).

Tezkire'ye birçok âlim tarafından şerhler yapılmıştır. Bunlardan meşhurları şunlardır: a- Muhammed bin Ali bin el-Hüseyn el-Himazî tarafından yapılan ve Mahmud bin Mes'ud Kutbuddin Şirazî'nin notları bulunan "Beyanu mekasidi't-Tezkire" (Tezkire'nin maksatlarının açıklanması), b- Hasen bin Muhammed en-Nişaburi tarafından 710-721 (m. 1311-1322)'de yazılan "Tevdihu't-Tezkire".

3- "Tansuhname-i İlhanî": Önemli eserlerinden biri olup Farsçadır. Hülagu'nun isteği üzerine 654 ile 657 (m. 1256 ile 1259) seneleri arasında yazılmış olup; mineraloji, özellikle kıymetli taşlar hakkındadır. Tusî, eseri yazarken, hangi kaynaklardan istifade ettiğini bildirmemekte, sadece kendinden önceki âlimlerin ve kendisinin müşahedelerine dayandırıldığını yazmaktadır.

Tusî'nin Tahrir-i usul li Öklides adlı eserinin İtalyanca Tercümesi

Tusî'nin "Tahrir-i usul li Öklides" adlı eserinin İtalyanca tercümesi ile basılan nüshasının kapak sayfası (sağda) ve Tusî'nin "Tahriru kitabi'l-küreti'l-müteharrike" adlı eserinin Köprülü Kütüphanesi Fazıl Ahmed Kısmı No: 929/1'de kayıtlı yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda).

Dört bölümden meydana gelen eserin birçok yerinde Biruni'ye atıflar yapılmıştır. İlk bölüm, kendi arasında kısımlara ayrılmıştır. Birinci kısımda, kıymetli taşların jeolojik incelenmesinin temelini teşkil eden elementler; ikinci kısımda, minerallerin neden meydana geldiği; üçüncü kısımda, kıymetli taşların madenlerle kesiliş biçimleri; dördüncü kısımda, bu taşların renklendirilmesinde kullanılan kimyevî metotlar anlatılmaktadır.

İkinci bölüm, kitabın en önemli kısmıdır. Kendi içinde ayrıca birçok kısımlara bölünmüş olup kıymetli taşlardan, bunların menşe'lerinden, bulunabilirliliklerinden, çıkarıldıkları madenlerden, kalitelerinden, ilgi çekici yanlarından, hakiki ve taklit taşlar arasındaki farktan, taşların, optik özelliklerinden bahsedilmektedir. Bu bölümde ayrıca taşları kesme ve parlatma teknikleri ile bunlara paha biçmenin yollarını da anlatmıştır.

Üçüncü bölüm, Tusî'nin, metalürji ilmine önemli katkılar yaptığı kısımdır. Bu bölümde yedi temel maden olan altın, gümüş, bakır, demir, kurşun, kalay ve camdan bahsedilmektedir. Ayrıca, özellikleri, çıkarıldıkları yerler de geniş olarak anlatılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise; çeşitli kokular, ilaçlar ve tedavi edici macunlar anlatılmıştır.

Eserin ilk bölümü, kıymetli taşlar jeolojik olarak ele alındığından önemlidir. Bu bölümde, madenlerin, anormal hava şartlarının olduğu ve aşırı soğuk ve sıcağa maruz kalan bölgelerde bulunduğundan bahsedilir. Tusî, bunların sert toprak ve içi boş oyukların olduğu yerlerde ortaya çıktığını, daha çok tepelik arazilerde güneş ve ay ışınlarının daima dik olarak toprağa düştüğü yerlerde teşekkül ettiğini, yarık ve oyuklarda bulunan nemin de kıymetli taşların meydana gelmesine sebep olduğunu anlatmaktadır.

Tusî'ye göre bütün taşlar başlangıçta kil olup hava şartlarına bağlı olarak, daha sonra taşa dönüşürler. Onun izahı, kilin aşırı sıcağa maruz bırakılmasının toprak meydana gelmesine yol açacağı, aşırı sıcağın bazen topraklaşmış bir maddeyi taşa çevirebileceği şeklindedir. Onun bu görüşleri zamanımızın jeologları tarafından da kabul edilmektedir. Taşların renklerindeki çeşitliliği açıklarken, esas olarak siyah ve beyaz olmak üzere iki rengin olduğunu söyleyen Tusî, toprağın çeşitli renklerde olabileceğini, bu yüzden taşların da toprak rengine bağlı olarak, değişik renkler alabileceğini anlatır.

"Tansuhname'de" otuz kadar kıymetli taş, bunların menşe'leri, teşekkül etme şekilleri, kullanılışları vb. konuları anlatılmıştır. Tusî, yakutu en kıymetli taş olarak kabul etmektedir. Yakut hakkında şu bilgileri vermektedir: “Yakut, kendine has bir ışık saçar. Ateş bu taşı yakamaz. Isıtıldığı zaman beyazlaşır, sıcaktan ayrılırsa eski rengine döner, ilaç imalinde kullanılması için defalarca ısıtıldıktan sonra suya atılması gerekir. Böylece toz hale gelecek şekilde yumuşar. Yakutun şu tıbbî özellikleri vardır: Vebayı önler, ağızda tutulursa güç verir, sıkıntı ve moral bozukluğunu giderir. Susuzluğa çaredir. Gözün keskinliğini arttırır. Kanı temizler, hatta ölü bir kimseye iliştirilirse kanın çabuk soğumasına mani olur.”

Tusî, zümrüt hakkında çeşitli bilgiler verdikten sonra şöyle demektedir: “Zümrüt takanlar kötü rüya görmez. Zümrüt kalbe iyi gelir. Dizanteri tedavisinde kullanılır, göz keskinliğini arttırır. Bir yılan zümrüte bakarsa kör olur.” Yılanın kör olmasının doğruluğu, Tifaşı isimli bir ilim adamı tarafından ispat edilmiştir.

4- "Kitabu şekli'l-katta": Trigonometri ile ilgili bir eserdir. Beş ciltten meydana gelmektedir. Üçüncü ve dördüncü ciltleri düzlem ve küresel geometri hakkındadır. İlk defa bu eserde trigonometri astronomiden ayrı olarak verilmiştir. Bu yüzden orta çağın en büyük eserlerinden biridir. Sinüs teoremi iki ispatı ile açıkça verilmiştir. Ayrıca dik açılı küresel üçgenlerin çözümü için altı temel bağıntı açıklanmıştır. Diğer üçgen çeşitlerinin çözümü de bunlara bağlanarak verilmiştir. Eser 1891 senesinde İstanbul'da Alexandre Caratheodory Paşa tarafından "Traite du quadrilatere" ismiyle Fransızcaya tercüme edilmiştir.

Tusî'nin Risale fi in'ikasi'ş-şu'a'at ve in'itafiha

Tusî'nin "Risale fi in'ikasi'ş-şu'a'at ve in'itafiha" adlı eserinin 12b 13a sayfaları. Eser Köprülü Kütüphanesi Fazıl Ahmed Kısmı No: 927/2'de kayıtlıdır.

5- "Ahlak-ı Nasırî": Çok kıymetli bir ahlak kitabıdır. Eser, "Risale fi tahkiki'l-ilm" ismiyle Arapçaya tercüme edilmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır ve J. Stephenson tarafından 1923'te İngilizceye ve M. Plesener tarafından 1928'de Almancaya tercüme edilmiştir.

6- "Kitabü'l-mutevassitat beyne'l-hendese ve'l-hey'e", 7- "Muhtasar bi camii'l-hisab bi't-tahti ve't-türab", 8- "Kitabü'l-cebr ve'l-mukabele", 9- "Kavaidü'l-hendese", 10- "Risalet-i bist bab der ma'rifeti usturlab", 11- "Zübdetü'l-hey'e", 12- "Kitabü't-teshil fi'n-nücum", 13- "Muhtasar fi ilmi't-tencim ve ma'rifeti't-takvim", 14- "Tahriru kitabi'l-menazir" (optiğe dairdir.) 15- "Mebahis fi in'ikasi'ş-şu'a'at ve in'itafiha" (Kırılma ve yansıma üzerinde araştırmalar), 16- "Kitab fi ilmi'l-musiki", 17- "Kitabu sureti'l-ekâlim", 18- "Kitabü't-tecrid fi ilmi'l-mantık", 19- "Tecridu'l-akaid"; Kelam ilmi ile ilgili bir eserdir. Bu eser üzerine yüzlerce şerh yazılmıştır. Bu şerhler medreselerde okutulmuştur. 20- "Telhîsu'l-Muhassal": Fahreddin er-Razî'nin "Muhassalu efkâri'l-mütekaddimîn ve'l-müteahhirîn" adlı kendisinden önceki filozof ve kelâmcıların görüşlerini özetlediği eserin tenkitli bir şerhidir. Topkapı Sarayında III. Ahmet kitaplığında 1768 numarada müellif hattı nüsha vardır. 21- "Tahriru kitabi'l-küneti'l müteharrike" Asırlarca Avrupa ve İslam âleminde tesirleri görülen Nasireddin Tusî, bu kadar ilmine rağmen bozuk itikat sahibi olmaktan kurtulamadı. Ehl-i sünnet âlimleri, kendisini itikat yönüyle ret, ilim yönüyle takdir etmişler ve ilminden faydalanmışlardır. İbn-i Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye gibi Ehl-i Sünnet'e muhalif olanlar bile onun şer'î kaidelere uymadığını, namaz ve oruç gibi ibadetleri yerine getirmediğini, şarap içtiğini, ahirete inanmadığını alemin kadîm olduğunu ileri sürdüğünü yazarlar.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları