NECMEDDİN GAZZÎ

Muhammed bin Muhammed bin Muhammed Gazzî Şafiî mezhebi fıkıh âlimi
A- A+

Şafiî mezhebi fıkıh âlimi. İsmi Muhammed bin Muhammed bin Muhammed Gazzî'dir. Künyesi Ebü'l-Mekarim olup lakabı Necmeddin'dir. Gazze'den Şam'a göç eden bir ulema ailesine mensuptur. 977 (m. 1569) senesi Şaban ayının yirmibirinde Şam'da doğdu. 1061 (m. 1651) senesi Cemaziyelahir ayının onsekizinde orada vefat etti. Şeyh Rislan Kabristanı'na defnedildi.

Kendisi Bulgatü'l-vacid isimli eserinde, babasının hayatını anlatırken şöyle yazmaktadır: “Babam benim doğumumu yazdıktan sonra Resulullah Efendimizin, Âli ve Eshabının hürmetine, ömrümün uzun olması, salih ve takva sahibi bir kimse olmam, Allahü Teâlâ nın beni dünya ve ahiret bela ve musibetlerinden muhafaza etmesi, salih kullardan, felaha (kurtuluşa) erenlerden, ilmi ile amel eden kullarından eylemesi için dua eyledi. Babamın terbiyesinde yetiştim. Yedi yaşıma girince babamın huzurunda Kur'an-ı Kerim okudum. Vefat ettiği senenin Ramazan-ı şerif bayramında babama; “Efendim! Bakara suresinin evvelinden okumak istiyorum.” dedim. O zaman bana; “Sen onları okuyabiliyor musun?” diye sordu. Ben; “Evet.” deyince; “Öyleyse Mushaf-ı şerifi getir.” dedi. Ben Kur'an-ı Kerim'i getirerek, önce Fatiha-i şerifeyi okudum. Sonra Bakara suresinin başından 5. ayet-i kerimesine kadar okudum. Ayet-i kerimenin sonuna gelince; “Buraya kadar kâfi.” dedi. Ben de Kur'an-ı Kerim'i kapatıp kaldırdım. Sonra babam bana, teşvik olsun diye dört gümüş lira verdi. Altı yaşında iken, Ramazan-ı şerif orucunu tutmamı emretti. O sene, Ramazan-ı şerifte tuttuğum her oruç için bir gümüş lira veriyordu. Babam bütün bunları, beni İslam'ın emirlerine ısındırmak, alıştırmak, teşvik ve terbiye etmek için yapıyordu. Ramazan-ı şerifte babamla beraber sahura kadar ilim tedris ederdik. Bana çok dua ederdi. Beni ve kardeşimi; 982, 983, 984, (m. 1576) senelerinde bizzat derslerinde bulundurdu. Annemden, babamın; “Necmeddin'e tembih kitabını okutuncaya kadar, Allahü Teâlâ dan beni hayatta bırakmasını diliyorum.” dediğini duydum. Babam, kendisinden ders alan talebeleriyle beraber bana da icazet (diploma) verdi. Babamın vefatından sonra ben ve kardeşlerim, annemin terbiyesinde yetiştik. Bize her Müslüman evladının bilmesi gerekli olan edepleri öğretti. Kur'an-ı Kerim öğrenmemiz hususunda çok titizlik gösterdi. Hocalarımıza, bizim üzerimizde dikkatle durması ve iyi öğretmeleri için hediyeler verirdi. Bu hususta üzerine düşen vazifeyi yerine getirebilmek için canla başla çalışıyordu. Terbiye etmek için gerektiğinde bizi dövüyordu. Bu gayretinin karşılığında, Allahü Teâlâ nın çok ecir ve mükâfatına nail olacağını umuyordu. Çünkü Resulullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Cennet'in kapısını ilk önce ben açarım. Dikkat ediniz! (Bu sırada) bana doğru koşan bir kadını görürüm. Ben ona; “Ne var, sen kimsin?” dediğimde, bana; “Ben yetimlerim olduğu hâlde (yerimde) oturan bir kadınım.” der.”

Kur'an-ı Kerim'i, Yemenli Şeyh Osman'dan okudum. Babam vefatından önce beni Şeyh Osman'ın yanından alıp Yahya İmarî'ye gönderdi. Onun yanında Kur'an-ı Kerim'i birkaç defa hatmettim. Yahya İmarî bana; Ecrumiyye, Cezeriyye, Şatıbiyye ve Elfiye isimli eserleri okuttu. Yine onun yanında, Kur'an-ı Kerim'in büyük bir kısmını ezberledim. Sonra Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden, Allame Zeyneddin Ömer bin Sultan'ın derslerine devam ettim. Onun yanında Ecrumiyye isimli eseri ezberledim. Büyük âlim Şeyh Halid'in o esere yaptığı şerhi de okudum. Daha sonra Şeyhülislam Şihabeddin İsavî'nin derslerine devam ettim. Ondan Mekudî'nin Cezeriyye şerhi'ni ve Minhac şerhi'nin bazı kısımları müstesna, tamamını okudum. Bu sırada, Muhalla kitabının şerhinden, mevzu ile alakalı naklettiği açıklamaları da ondan dinledim. Yine ondan, Kadı Zekeriyya'nın Behçe şerhi'nin baş kısımlarını okudum. Ayrıca, İrşad kitabının bazı kısımlarını ve Akidetü'ş-Şeybanî'yi dinledim. Beni, Şeyhülislam Şihabeddin İsavî terbiye etti. Bana karşı çok şefkatli ve merhametliydi. En sevdiğim hocalarımdandır. Onüç sene onun yanında bulundum. Ondan çok istifade ettim. Çok bereketli bir zattı.

Halep, Medine-i Münevvere ve Diyarbakır'da kadılkudatlık yapan Seyyid Muhammed bin Muhammed'den de ilim öğrendim. 998 (m. 1590) senesinde Şam'a gelmişti. Bu sırada ondan Beydavî Tefsiri'nin muhtelif yerlerini okudum. Kendisinden rivayet etme hususunda bana icazet verdi. Bütün bunların haricinde, Mısır âlimlerinden Şemseddin Remlî, evliyanın büyüklerinden Zeynelabidin Bekrî'den de icazet aldım. 991 (m. 1583) senesinden itibaren Allahü Teâlâ bana; nazım, nesir ve eser yazmayı nasip etti.”

Muhibbî onun hakkında şöyle demektedir: “1007 (m. 1598) senesinde Necmeddin Gazzî Şam'a geldiği zaman, Halep hadis âlimi Şeyhülislam Mahmud bin Muhammed Beylunî'nin derslerini ve sohbetlerini dinledi. Ondan rivayetleri hususunda icazet aldı. Yine aynı sene Mekke-i Mükerreme'de, hadis âlimi Muhammed bin Abdülaziz Zemzemî'den de ilim öğrendi. Necmeddin Gazzî, tahsilini tamamladıktan sonra Ba'lebek, Halep ve İstanbul gibi şehirlere giderek buralardaki ilim sahipleri ile görüştü. Birkaç defa hacca gitti. 1025 (m. 1616)'da hocası şihabeddin İsavî'den sonra Medresetü'ş-Şamiyye el-Berraniyye'ye müderris tayin edildi. Ölünceye kadar Cami-i Emevî'de imamlık ve vaizlik yaptı. Cami-i Emevî'nin Kubbetü'n-Nesr bölümünde ders verdi.

Talebelerinin meşhurları arasında Küranî, İsmail Nablusî, Abdülganî Nablusî, İbrahim bin Mansur el-Fettal, Ahmed bin Kemaleddin el-Bekrî, oğlu Suudî bin Muhammed Gazzî, yeğeni Zeynelabidin bin Zekeriya Gazzî, Abdurrahman bin Zeynelabidin Gazzî, Nakibzade Abdülkadir Halebî, torunu Abdülkerim bin Suudî, İbn-i Hamza Abdülkerim Hüseynî sayılabilir.

Şeyhülislam, Hafızü'l-asr, Şam'ın hafızı, zamanının İmam-ı Şafiî'si denilen Necmeddin Gazzî, devrinin önde gelen âlimlerindendir. Tasavvuf'tan hissedar olup zamanın üç ebdalinden biri olduğu kaydedilir. Dinî ilimlerin yanında şiir, nahiv, edebiyat, tarih, tıp gibi sahalarda da söz sahibiydi.

Eserleri: Necmeddin Gazzî çok sayıda eser yazdı. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- İtkanü ma yuhsünü min beyani'l-ahbari'd-dairati ale'l-elsüni: Hadis ilmine dair bir eserdir. Sehavî'nin Zerkeşî'nin ve Süyutî'nin eserlerinden istifade ederek halk arasında hadis diye bilinen sözleri tahkik etmiştir. Eser 1995'te Kahire'de iki cilt halinde basılmıştır. 2- En-Nücumü'z-zevahir: Büyük ve küçük günahlara dair olup yazmadır. 3- Risale fi'l-kelam ala ayeti'lemri bi'l-ma'rûf ve'n-nehyi ani'l-münker, 4- Ikdü'ş-şevahid, 5- Lütfu's-semer ve katfü's-semer min teracimi a'yani't-Tabakati'l-ula mine'l-Karni'l-hadi aşer: Kendi yazdığı El-Kevakibü's-saire adlı eserin şerhidir. Şam'da tarihsiz olarak basılmıştır. 6- Hüsnü't-tenebbüh lima verede fi't-teşebbüh: Ahlâka dair yedi ciltlik bir eserdir. Eksik bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Murad Buharî Kısmı No: 69'da kayıtlıdır. 7- El-Kevakibü's-saire fî teracimi a'yani'l-mieti'laşirati: Onuncu hicrî asırda yaşayan meşhur âlim ve velîlerin hayatını anlatır. 1979'da Beyrut'ta basılan eserin yazma bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Hasan Hüsnü Paşa Kısmı No: 876'da vardır. 8- Bulgatü'l-vacid fî tercümeti şeyhülislami'l-valid, 9- Şerhun alâ elfiyeti't-tasavvuf, 10- El-Behçe. 11- Manzumetün fi't-tasrif, 12- Manzumetün fi'n-nahvi, 13- El-Minhatü'n-necmiyye fî şerhi'lmilhati'l-bedriyye, 14- Şerhü'l-kavaid libn-i Hişam, 15- Şerhü'l-Katr libn-i Hişam, 16- El-Hulletü'l-Behiyye, 17- Şerhu Manzumeti Hasaisi'l-Cum'a: Cuma namazı ile ilgilidir. Müellif hattı nüshası Zahiriye Kütüphanesi No: 8584'te kayıtlıdır. 18- Tahtirü'l-ibarat fî tahriri'l-imarat: Aynı kütüphanede 8997'de müellif hattı nüshası vardır. 19- Mevahibü'r-Rahman ala mieti'l-meanî ve'l-beyan: Mısır'da Hidiviyye Kütüphanesi No: 3540'da kayıtlıdır. 20- Sefinetü'n-nefise.

Hüsnü't-tenebbüh isimli eserden bazı bölümler:

Salihlere benzemek: Salih kimselere benzemek ve onlar arasında sayılmak pek güzeldir. Çünkü bu, Allahü Teâlâ nın o kulunu sevmesine sebep olur. Allahü Teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de Süleyman Aleyhisselam'ın (mealen) şöyle dua ettiğini bildiriyor: “Ey Rabbim! Bana ilham et ki hem bana, hem de ebeveynime ihsan buyurduğun nimetine şükredeyim ve razı olacağın iyi bir amel yapayım. Beni de rahmetinle salih kullarının arasına (Cennet'e) koy.” (Neml suresi: 19)

Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: “İslam dini garip olarak başladı. Son zamanlarda da garip olacaktır. Bu garip insanlara müjdeler olsun. Bunlar, insanların bozduğu sünnetimi düzeltirler.”

Salihlere benzemek, Allahü Teâlâ ve Resulüne iman etmekle beraber, salih amelleri yapmakla olur. Allahü Teâlâ nın rızası bulunan söz, iş ve niyetler hep salih amellerdendir. Fakat bu işlerin aynı zamanda, sırf Allahü Teâlâ için yapılmış olması gerekir. Salih amel, sırf Allah için olandır. Resul-i Ekrem; “Şüphesiz Allahü Teâlâ, sırf kendisi için olanı kabul eder.” buyuruyor.

Yunus bin Ubeyd buyurdu ki: “Şu ikisi kimde iyi olursa, onun diğer işleri de iyi olur. Bu iki şey; “Namaz ve lisandır. Kişinin lisanını ıslah etmesi, salihlerin amellerindendir.”

Salihlerin amellerinin bazıları şunlardır: Geceleyin ibadet etmek. İhlas ve bütün işlerde niyeti düzeltmek. Huşu ile namaz kılmak. Allahü Teâlâ nın nimetlerine şükretmek. Takva sahibi olmak. Tövbe etmek. Allahü Teâlâ nın emirlerine itaat edip yasaklarından sakınmak ve kadere rıza göstermek hususunda sabretmek. Nefsini hesaba çekmek (murakabe etmek). Sünnet-i seniyyeye uymak ve unutulan sünnetleri ihya etmek. Dili muhafaza etmek ve hayırdan başka bir şey konuşmamak. Nasihat etmek.

Müslümanların ırz ve namusuna saygı göstermek, Müslümanlara ve merhamet olunması emredilenlere merhamet etmek. Müslümanların ihtiyacını gidermek. Müslümanların ayıplarını örtmek. Yetimlere, zayıf, yoksul ve kalbi kırık olanlara iyilikte bulunmak. Zevcesine iyi muamele etmek ve onlardan gelen sıkıntılara sabretmek.

Hizmetçiye yumuşaklık ve iyilikle muamele etmek. Çoluk çocuğun ihtiyaçlarını gidermek. Çoluk çocuğuna, farz olan dinî bilgileri öğretmek, onları İslam terbiyesi ile terbiye etmek, onlara Allahü Teâlâ nın emirlerini yerine getirmelerini, yasak kıldığı şeylerden de sakınmalarını emretmek.

Komşuluk hakkına riayet etmek. Ana-babaya ve akrabalara iyilik etmek ve onları ziyaret etmek. İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak. İnsanların arasını bulmak. Ana-baba dostlarına ve diğer ikram edilmesi gereken kimselere ikram ve hürmette bulunmak. Eshab-ı Kiram efendilerimizi sevmek, onlardan razı olmak, onların kıymet ve şereflerini yüksek tutmak, aralarındaki ihtilaflardan uzak durmak. Âlimlere, büyüklere ve fazilet sahibi kimselere hürmet etmek. Vefat etmişler ise onlar için Allahü Teâlâ dan af ve mağfiret dilemek.

İlim, fazilet ve hayır sahiplerini ziyaret etmek, onların sohbet ve meclislerinde bulunmak, onlardan dua istemek, faziletli ve bereketli yerleri ziyaret etmek. Allah için sevmek, Allah için gazaplanmak. Sevdiği kimseye sevgisini bildirmek. İnsanlar hakkında zahirlerine göre muamele etmek, içlerinde, kalblerinde bulunanı Allahü Teâlâ ya havale etmek. Allah korkusundan veya O'na kavuşma arzusu ile bilhassa Kur'an-ı Kerim okurken ağlamak. Geçmişte işlediği günahtan veya Allahü Teâlâ nın azabından veya kıyamet gününün korku ve dehşetinden dolayı ağlamak.

Allahü Teâlâ hakkında, bilhassa ölüm sırasında hüsn-ü zan sahibi olmak, Allahü Teâlâ nın rahmet edeceğini ummak. Haramları ve haram olma ihtimali olan şüphelileri terk etmek. Dünyaya rağbet etmemek. Fakirliği zenginliğe tercih etmek. Dünya hususunda, kendisinden aşağıda olana; ahiret işlerinde ise kendisinden yukarda olanlara bakmak. Kanaat ve geçim için harcamada iktisat etmek, zaruret olmadan başkalarından istememek. Helalinden, alın teri ve elinin emeği ile kazandığını yemek.

Cömertlik ve Allahü Teâlâ ya güvenerek hayır işlemek ve iyilik yapmak. Tevazu sahibi olmak. Dinde fitneden korktuğu, haram veya haram olması muhtemel olan bir şüpheliye düşeceği zaman uzlette bulunmak, insanlardan uzak kalmak. İlim ile amel ederek, niyetini düzelterek, ihlaslı olarak kendisini ibadete vermek.

İnsanlar arasına karışıp onların yanına gidip onların yaptıkları hayır işlere iştirak etmek, hastalarını ziyaret etmek, cenazelerinde hazır bulunmak, muhtaçlarına yardım etmek, cahillerine bilmediklerini öğretmek, onlar arasında selamı yaymak, aksırıp; “Elhamdülillah.” diyene; “Yerhamükellah.” demek, salih kimseleri ziyaret etmek, emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker vazifesini yapmak, başkasına eziyet yapmamak ve başkasından gelen eziyete ise sabretmek.

Hayâ sahibi olmak. Verdiği sözü yerine getirmek ve sırrı muhafaza etmek, onu yaymamak. Hilm sahibi (yumuşak) olmak, başkasına vereceği cezada acele etmemek. Kızgınlığı sırasında nefsine hâkim olmak, başkasından gelen eziyetlere tahammül etmek, insanları af edici olmak, onlara iyilikte bulunmak. Misafire ikramda bulunmak, güleryüzlü davranmak, tatlı sözlü olmak. İnsanlara vaaz ve nasihatta bulunmak.

Allahü Teâlâ nın huzurunda huşu ve hudu' sahibi olmak. Namaza ve ilim tahsiline giderken, sekinet ve vakar sahibi olmak. Müslümanları sevindirmek ve onlara sevgi göstermek. Müslüman kardeşlerini mübarek gün ve gecelerde ve iyi işlerde tebrik etmek. Müslümanların sıkıntılarını ve ihtiyaçlarını gidermek, ayıplarını örtmek, başlarına gelen bela ve musibetlerden dolayı onlara taziyede bulunmak. Müslümanların geçeceği yerlerde bulunan şeyleri temizlemek. Başkalarının insanlara eziyet vermesine mâni olmak.

Bir işi yapacağı zaman, onun hakkında hayırlı olup olmadığı hususunda istihare yapmak, işleri hususunda emin ve tecrübeli kimselerle istişare yapmak, onlara danışmak. Yolculuk veya başka bir sebeple arkadaşından ayrılırken ona veda etmek, ona dua etmek ve dua istemek.

Abdest alırken, elbiseyi giyerken, yerken ve içerken misvak kullanırken, mescide ve her mübarek yere girerken, sürme sürerken, tırnak keserken, bıyıklarını düzeltirken, koltuk altını ve başı traş ederken, namazı bitirip selam verirken, musafaha ederken, heladan ve hamamdan çıkarken sağdan başlamak.

YASAKLARDAN UZAK DURMAK

Yeme ve içme adabına riayet etmek, onları terk etmemek. Mesela yemeye başlarken Besmele çekmek suretiyle, Allahü Teâlâ nın ismi ile başlamak. Yemekten sonra da; “Elhamdülillah.” diyerek, Allahü Teâlâ ya ihsan ettiği nimetten ve onunla kendisini doyurduğundan dolayı hamd ve şükür vazifesini yerine getirmek. Faziletli işlere devam edip çirkin olan şeylerden uzak durmak. Faziletli şeyler, insanın saadetine vesile olan ve dinen de beğenilen şeylerdir. Kur'an-ı Kerim'i tecvide uygun olarak güzel ses ile okumak. Manasını düşünmek, okunan Kur'an-ı Kerim'i dinlemek.

Daima abdestli olmak, abdesti, şartlarına ve edeplerine uygun olarak almak. Namazlarını ilk vakitlerinde kılmak, vakitlerinden sonraya tembellik ve gevşeklik ile zarurî bir mazeret olmadan geciktirmemek. Cuma ve bayram namazları için sünnet olan gusül abdesti almak, iki rekat namaz ile de olsa geceyi ibadetle ihya etmek. Misvak kullanmak, yoksa parmakları ile dişleri ovmak. Zekatı açıktan, nafile olan sadakayı gizli vermek. Verilen sadakayı fakirin başına kakmamak. Sadaka vermekte akrabalara, komşulara ve takva sahiplerine öncelik vermek.

İlim öğrenmek, önce en mühim olanları öğrenmek. Allahü Teâlâ ya çok hamd ve şükürde bulunmak. Resulullah Efendimize, diğer Peygamberlere “aleyhimüsselam”, Resulullah Efendimizin âline, eshabına ve O'na tâbi olanlara salat-ü selam okumak.

Necmeddin Gazzî, Hüsnü't-tenebbüh kitabında buyuruyor ki: Dinen yasaklanan işlerden uzak durmak lazımdır. Mesela; gıybet, nemime, insanların arasında bozgunculuk yapmak, yalan söylemek, yalancı şahitlik yapmak, insana veya hayvana lanet etmek, Mümine ve ölülere sövmek, iftira etmek, kötü, çirkin ve boş şeyler söylemek, bidatleri yaymak, birbirine buğz etmek, akraba ve dostları ile alakayı kesmek, haset etmek, kin tutmak, başkalarının ayıplarını araştırmak, kendisine ulaşan bir haberden dolayı, Müslüman kardeşi hakkında su-i zan beslemek, Müslümanı hakir ve aşağı görmek, başkasının başına gelen bela ve musibetten dolayı sevinmek, hile ve haksızlık yapmak, üç günden fazla dargın durmak, köleye, hanımına, çocuğuna ve hayvana eziyet etmek, başkasının hakkını inkâr etmek, yetimin malını yemek, dine uymayan alış verişte bulunmak, insanların mallarını haksız yere yemek, içki içmek, yabancı kadın ve kızlara bakmak, erkeklerin kadınlara, kadınların da erkeklere benzemesi gibi işlerden daima uzak durmak lazımdır.

Eshab-ı Kiram'dan birisinin ismi şerifi geçince; “radıyallahü anh”, büyük âlimlerden birisinin ismi geçince; “rahmetullahi aleyh.” demek.

Uyurken, uyandığı zaman, yerken, içerken, yola çıkarken, hastalık sırasında ve namazların peşinden, bolluk zamanında ve yağmur yağarken okunacak duaları okumak. Müslümanlara dua etmek. Mühim işlerde ve günlerde çok dua etmek. Âlimlere ve salihlere ikramda bulunmak. Onlara hürmet etmek, onlara eziyet etmemek, sıkıntı vermemek ve onlara düşmanlıktan çok sakınmak.

Bir kimse, salih kimselere benzediği, onların ahlâkı ile ahlâklandığı zaman, birçok fayda elde eder. Bunlardan bazıları şunlardır: 1- Allahü Teâlâ o kimseden razı olur. 2- Allahü Teâlâ nın rahmetine kavuşur. 3- O kimsenin, bizzat kendisi, çoluk çocuğu, akrabaları ve komşuları muhafaza olunur. 4- Allahü Teâlâ o kimseyi, kendisine itaat etmesi hususunda muvaffak kılar. 5- Salih evlat sebebiyle ana-babaları ve akrabaları kabirlerinde sevindirilir. Çünkü hayatta olanların amelleri, kabirde bulunan, vefat etmiş olan akrabalarına arz edilir. 6- Kıyamet, salih kimseler üzerine kopmaz. Allahü Teâlâ onlara kabirde ve sıratta yardımcı olur. Kabirde iken Cennet bahçelerinden bir bahçede olurlar. Kabir fitnesinden muhafaza olunurlar. Dünyada iken işledikleri salih ameller, onları kabirde müdafaa eder. 7- Salih kimseler, dünyada Allahü Teâlâ yı tanımak, ahirette ise Allahü Teâlâ nın cemalini, hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kalbe gelmeyen şeyleri görmekle mükâfatlandırılırlar. 8- Salih kimselere benzemek, onların yaptıklarını yapmak, kişiye, dünyada da ahirette de şeref ve kıymet kazandırır. 9- Salihlere benzeyen kimse, Cennet'te kendilerine benzediği o salih kimselerle beraber olur. 10- Salih kimselerin üzerinde bulunduğu, ikamet ettiği, oturup dolaştığı yerler, onlarla iftihar eder, övünür. Onlar vefat ettiklerinde bu yerler çok üzülürler. 11- Allahü Teâlâ , salih kimselerin sevgisini insanların kalbine koyar. 12- Allahü Teâlâ salih kimselere dünyada iyi işler yapmak nasip eder. Ahirette ise onları Cennet'ine koyar. 13- Salih kimseler; Firdevs Cennet'ine, yüksek derecelere ve tuba ağacına çıkarılırlar. 14- Salih kimselerin duası kabul olur.

Bazı mühim faydalar:

Allahü Teâlâ dan evlat, zevce, mal, binek ve ev isteyen kimse, bunlardan kendisi için salih ve mübarek olanını istemelidir. Allahü Teâlâ dan her hususta afiyet dilemelidir. İbrahim Aleyhisselam bile, Allahü Teâlâ dan evlat istediği zaman; “Salih evlat ver, ya Rabbî!” diye dua etti. Çocuklara salih kimselerin isimlerini koymalıdır. Çirkin isimleri, güzel isimlere çevirmek sünnettir.

İnsan salih kimselerin yolunda gitmeli, onlara benzemeye çalışmalıdır. Bir haceti (arzu ve dileği) olduğu zaman, iki rekat namaz kılıp namazdan sonra; “Resulullah Efendimizin hürmetine şu hacetimi gider.”diye Allahü Teâlâ ya yalvarmak, Resulullah Efendimizi vesile ederek dua etmek salihlerin âdetlerindendir.

Bir kimse salih kimselerden olamamışsa, salih kimselere dil uzatmaktan çok sakınmalıdır. Çünkü salih kimselere dil uzatmak, öldürücü zehirdir. Salih kimseleri gıybet etmek, başkalarını gıybet etmekten daha tehlikelidir. Onlara düşmanlık, başkalarına düşmanlık gibi değildir. Beyhekî, Malik bin Dinar'dan şöyle nakletti: “Bir kimsenin salihlerden olmayışı ve bir de onlara dil uzatması, şer alarak ona yeter.”

Bir kimsenin salihlere yakınlık duyması, onun salihlerden olduğuna delildir. Bir kimse, kendisinde salihlere karşı yakınlık ve sevgi, onlardan da kendisine bir yakınlık ve sevgi göremezse, bunun için üzülmesi ve ağlaması gerekir.

Taceddin-i Sübkî, İmam-ı Şafiî'den şöyle nakletti: “Dört şey aklı arttırır: 1- Boş sözü terk etmek, 2- Misvak kullanmak, 3- Salihlerle beraber olmak, 4- İlmi ile amel etmek. Dört şey bedeni kuvvetlendirir. 1- Et yemek, 2- Güzel koku koklamak, 3- Gusül abdesti almak lazım gelmediği hâlde çok gusül abdesti almak, 4- Keten elbise giymek. Dört şey bedeni zayıflatır. 1- Fazla üzüntü, 2- Aç iken fazla su içmek, 3- Çok cima etmek, 4- Fazla ekşi yemek.”

Salih kimseleri seven, onların bereketlerinden istifade eder. Bir köpek (Eshab-ı Kehf'in köpeği) salih kimseleri (Eshab-ı Kehf'i) sevdiği ve onlarla beraber olduğu için Allahü Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de onu, o salih kimselerle beraber bildirdi. Kişinin, nefsini daima hor ve hakir görmesi, onu ayıplaması, onu daima noksan bilmesi salih olmanın alâmetlerindendir.

Allahü Teâlâ nın Peygamberlerine bela ve musibet vermesi, aynı zamanda, bela ve musibete düçar olan salih kimselere teselli vermek içindir. Ma'sum olmak (günahlardan korunmuş olmak), salih olmanın şartı değildir. Bilakis salih olmanın şartı; günaha düşmeden önce o günahı çirkin görmek, günah olan şeyden hoşlanmamak, günahı işlediktan sonra da işlediğinden dolayı üzülmek ve işlediği günah için tövbe etmek. Allahü Teâlâ dan af ve mağfiret istemektir.

Ebu Talib-i Mekkî, Kutü'l-kulub ismindeki kitabında şöyle buyurur: “Kişiyi; komşuları, yolculuk yaptığı arkadaşları ve alış verişte bulunduğu kimseler methederse, onun salih bir kimse olduğunda şüphe etmeyin. Ticaretle uğraşmak, çalışıp kazanmak, salih olmaya mâni değildir. Bilakis tacir ve sanatkârlar, işlerinde Allahü Teâlâ dan korkar, haramlardan ve şüphelilerden sakınırsa, namazlarını kılar, zekatını verir, orucunu tutarsa salihlerdendirler.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları