OSMAN SİRACEDDİN EFENDİ

Muhammed Osman Siraceddin Halidî yolu şeyhlerinden.
A- A+

Halidî yolu şeyhlerinden. Adı Muhammed Osman Siraceddin'dir. 1314 (m. 1897) yılında Biyara'da doğdu. Dedesi Ömer Ziyaeddin Efendi, büyük dedeleri Osman Tavilî hazretlerinin manevî işareti ile adını Osman Siraceddin koydu. Babası Şeyh Muhammed Alaeddin de Halidî şeyhi idi. İlk tahsilini babasından yaptı. Sonra Biyare ve Devrud şehirlerindeki medreselere de devam etti. Molla Hüseyin Tarbugi'den tefsir okudu. Tasavvufî terbiyesini kardeşi Halid ile beraber Babasından aldı. Babasının emri ile Riyazetler çekti. Sonra babası onu Devrud'a gönderdi ve oradaki ev ve hanegahın idaresini ona verdi. Ayrıca talebelerin terbiyesi de ona havale edildi.

Osman Siraceddin Efendi için babası, bir babadan çok ileride idi. Babasına karşı son derece edebi gözetti. Babasının bulunduğu yerde yatağa yatıp hiç uyumadı. Sekiz on yaşlarında hastalandı ancak babasının himmet ve duaları neticesinde iyileşti. Bu esnada babasının halifeleri de kendisine iyileşmesi için dua ettiler. Osman Siraceddin Efendi bu tahsil ve terbiye esnasında babasının emri ile babasının talebelerinin yetişmesinde ve ilerlemelerinde yardımcı oldu. Babası ona barışçı, kanunlara itaatkar olmayı, fitneden uzak durmasını tavsiye ederdi. Kendisi şöyle anlatır: Babamdan barışseverliği, rahat ve selamet teminini, fitne ve fesadın önlenmesini, kanunlara karşı saygılı olmak gibi hasletleri almıştım. Durud'da bulunduğum sıralarda, İran hükümeti halkın elindeki silahların toplanmasına karar vermiş, genel olarak Horaman mıntıkasını, özellikle de Rezevr kesimini genişletip, buralara hakim olabilmek için, büyük bir askerî kuvvet hazırlamış, bu kuvvetleri harekete hazır bir duruma getirmişti.

İstanbul'da vefat eden Halidî şeyhlerinden Osman Siraceddin Efendi.

Orada bulunan aşiretler de hükümete karşı hazırlanmışlardı. Ben kan dökülmesini istemediğimden mesele üzerinde ciddiyetle durdum. Bu fitne ateşini önlemek için, iyi niyetli düşüncemi her iki tarafa da bildirmiştim. İlk olarak aşiret başkanları ile konuşmaya gittim. Onlara hükümetin hâli hazırdaki durumunun, hükümetin yokluğundan iyi olduğunu, devlet otoritesinin yıkılmasının her iki tarafa zarar ve ziyan getireceğini, devletin mevcudiyetini insanların ırz ve şereflerine zarar gelmesini önleyeceğini söyleyerek bu mıntıkanın emniyet ve selameti için devlete karşı çıkmamalarını rica ettim. Aynı zamanda kendilerinin devletin sahip olduğu silah ve cephaneden yoksun olduklarını ve direnişi sürdürebilecek kadar erzağa da sahip olmadıklarını söyledim. Eğer savaş alevlenirse, hiçbirinin aile, mal ve mülk bakımından emniyette olmayacağını, yine en büyük zararı esasen yoksul olan kendilerinin göreceğini söyledim. Şayet hükümet ile aralarında bir barış temin edilirse, bu mıntıkanın harab olmaktan kurtulacağını anlatmaya çalıştım.

Osman Siraceddin Efendi'nin İstanbul Hadımköy'de Çakmaklıköy'deki Dergah ve Türbesinin uzaktan görünüşü (sağda) ve yakından görünüşü (solda). Osman Siraceddin Efendi'nin gençlik resimlerinden biri (sağda) ve bir seyahat esnesında dinlenirken (solda).

Onlar, bana doğru konuştuğumu, fakat hükümetin kendilerini yakaladığı takdirde hapse atacağını ve belki de idam edeceğini, söylediler. Kendilerine söylediklerinin mümkün olabileceğini, fakat böyle bir durumda hiç olmazsa ailelerinin ve mallarının ellerinde kalacağını, şayet savaşarak yenilirlerse, hem kendileri, hem aileleri, hem de malları telef olacağından, zararlarının büyük ve sonucun acı olabileceğini anlattım. Bunun üzerine sözlerimi haklı bularak benim isteğime göre hareket edeceklerini ve bu konuda ne yapmam gerekiyorsa yapmamı istediler. Bunun üzerine ordu karargahına giderek kumandanlara durumu izah ederek savaştan vazgeçirdim. Aşiret reisleri ile kumandanı görüştürerek anlaştırdım ve bölgeye huzur geldi.

Osman Siraceddin Efendi'nin Türbesinin içinden kabrinin görünüşü (sağda) ve kabri (solda).

Osman Siraceddin Efendi bütün bu gayretlerine ve siyasi olaylara karışmamasına rağmen hem Irak hükümeti hem de İran hükümeti mallarına el koymuş, o da 1991 yılında İstanbul'a gelerek Küçükçekemece'ye yerleşmiştir. Osman Siraceddin Efendinin talebeleri dünyanın her bir tarafından kendisini burada da ziyaret etmişlerdir. 1420 (m. 1999) tarihinde vefat ederek Küçükçekmece'ye defnedilmiştir. Yazdığı mektuplardan birinde buyuruyor ki: Ey sevgili kardeşim! Sen imanlı bir zat olduğundan korkmana lüzum yoktur. Allahü tealadan korkan kimselere o yüce Bari, çıkış ve kurtuluş kapısı açar. Maksada erişmek için mutlaka maksadlı bir yolda yürümek lazımdır. Çünkü bu şeyin aslı, kendi mahiyetinin aslıyla bağlanır, bu bağlantı ile iltimas denizden inciler toplamış olur. Aynı zamanda emeği de boşa gitmemiş olur. Zira bu korunmuş inci, hedefe isabet ederek, kazanılmış olur. Zat-ı âliniz, doğrulardan olup, gecelerini sabaha kadar kıyam ve secde ile geçirenlerdensiniz. Allahü tealaya nasuh tövbesinde bulunanların zümresine katılanlardansınız. Bu maksat ve hararetle nefsinin tehzibi, Allahü tealanın lütuf ve keremi ile, ilahî durakları kısa zamanda aşarak Cennet'in köşklerinde çadır ve çardaklarında yer edineceğinize eminim aziz kardeşim. Bu latifenin daha sonu vardır. Fakat aziz ve kıymetli hayatında seni kaybetmekten korkarım. Böylece bizlerden uzak kalmanın kurbanı olursun. Dolayısıyla o vakit, yaralarını uzaktan seslenerek tedavi etmenin bir yararı olmayacaktır. Acele olarak senden ricam budur. Keza ilim talebelerine yardımlarınızı, cehd ve gayretlerinizi esirgememenizi rica ederim. Vesselam...

Osman Siraceddin Efendi'nin derslerinde takrir ettiği Tin Suresi'nin talebeleri tarafından basılan nüshasının kapak sayfası.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası