OSMAN SÜRUCÎ

Osman bin Yunus el-Ca'berî es-Sürucî Anadolu'da yetişen evliyanın büyüklerinden.
A- A+

Anadolu'da yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi Osman bin Yunus el-Ca'berî es-Sürucî'dir. Urfa'nın Birecik kasabasında yaşadı. 698 (m. 1299) senesinde Birecik'te vefat etti. Kendisi için orada güzel bir türbe yapıldı. Ziyaret edilmektedir. Kerametler ve faziletler sahibi yüksek bir veli idi.

Bir defasında, dergâhında bulunan hizmetçilerden biri, yakında bulunan bir sarnıçtan su almak için gitmişti. Su almaya çalışırken, elinde bulunan ipi ve kovayı sarnıca düşürdü. Çıkarmak için uzun bir sopa sarkıttı. Çıkaramadı. Başka yolları da denedi. Fakat her ne yaptı ise de ipi ve kovayı çıkarmaya muvaffak olamadı. Nihayet geri gelip Osman Sürucî hazretlerine durumu arz etti. Hizmetçiye, o uzun sopayı tekrar sarkıtmasını söyledi. O da; “Peki efendim.” deyip sarnıcın başına gitti. Sopayı sarkıttı. Bir de ne görsün. Osman Sürucî, elinde ip ve kova ile sarnıçtan çıkıyor. Hizmetçi çok hayret etti. Kovaya su doldurup dergâha geldi. Orada bulunan bir arkadaşına bu hadiseyi anlattı. O da; “Nasıl olur? Hocamız, oturduğu yerden hiç ayrılmadı. Senin bir yanlışın olmasın?” dedi. Hizmetçi, hocasının, yerinden hiç ayrılmadığını başkalarından da sorup iyice öğrendikten sonra anladı ki, bu hâl, Osman Sürucî'nin bir kerameti idi.

Sirac ed-Dımaşkî, güvenilir zatlardan Muhammed bin El-Birî'nin şöyle anlattığını haber veriyor: “Biz, bir zaman güvercin avına çıkmıştık. Av esnasında ben, geniş ve derin bir kuyuya inmiştim. Bir türlü çıkamadım. Nihayet Osman Sürucî hazretlerinden yardım istedim. O anda başımın üzerinde bir el hissettim. O eli tuttum. O el, beni kuyudan çıkardı. Ben kuyuda çektiğim sıkıntı sebebiyle bir müddet baygın olarak kaldım. Kendime geldiğimde Osman Sürucî'ye teşekkür etmek için avladığım güvercinlerden yirmi tanesini ona hediye etmeyi düşündüm. Avladığım diğer kuşları pazarda satıp ondan sonra Osman Sürucî'ye gidecektim. Pazara giderken dergâhının önünden geçiyordum. Bana ismimle hitap edip hatırımı sordu Yanına varıp elini öptüm. Bana; “Dün gece rahatsız mı oldun?” buyurdu. Ben de; “Efendim, çok teşekkür ederim. Allahü teala size çok hayırlar versin.” dedim. Tebessüm etti ve; “Bizim için ayırdığın yirmi güvercin nerede?” dedi. Ben de ayırdığım güvercinleri ona hediye ettim. O da güvercinleri talebelerine verdi.”

Başka bir kimse şöyle anlatır: “Ben Birecik'te, Osman Sürucî'nin yakınında bulunurdum. Fakat yüksek bir zat olduğunu bilmezdim. Birgün sefere çıktım. Uzak bir memlekete vardım. Orada bir kimseyle karşılaştım. O kimse benim Birecik'ten geldiğimi anlayınca Osman Sürucî hazretlerinin nasıl olduğunu sordu. Onu çok seviyor, hürmet ve edeple bahsediyordu. Ona selam ve hürmetlerini götürmemi, dua etmesini istiyordu. O kimseye; “Sen bu zatı bu kadar büyük tutuyorsun. Üstünlüğünden bahsediyorsun. Peki sen onu gördün mü?” diye sordum. O kimse; “Benim böyle söylememe hayret mi ediyorsun? Onun büyüklüğünden şüphe mi ediyorsun?” dedi. Sonra şöyle anlattı: “Ben bir defasında, yüz adam boyu yüksekliğindeki bir yerden düşmüştüm. Havada iken ondan yardım istedim. Hemen o anda Osman Sürucî hazretlerinin elini gördüm. Beni havada tuttu ve yavaşça yere koydu.” Bunları dinleyince onu denemek için inkârda bulundum. “Böyle değildir.” gibi sözler söyledim. Bunun üzerine o kimse; “Ben evliyanın kerametine inanırım. Bu işin hakikati de böyledir. Doğru söylüyorum.” dedi. Sonra Birecik'e döndüm. Fırat Nehri üzerinde bir kayıkla gidiyordum. Osman Sürucî'nin dergâhının önünden geçiyordum. Dergâhın kapısında idi. Beni görünce benden uzakta olduğu ve iyi tanınmadığım hâlde bana ismimle seslenerek; “Ey filan! Sana göre fakirlerin (evliyanın) kerametine inanılmaz, salihlerin hâlleri ve onlara inananlar inkâr edilir, öyle mi?” buyurdu. Bunları duyunca ben de onun bir kerametine şahit oldum ve evliyanın kerametlerinin hak olduğuna inandım. Önceki inkârıma da pişman olup tövbe ettim. Cehaletimi ve kusurlarımı itiraf ederek yanına geldim. Elleri öptüm. Uzak memleketlerde, seferde iken karşılaştığım ve bana evliyanın kerametinin hak olduğunu bildiren zatın selam ve hürmetlerini de arz ettim. O kimsenin selamını aldı ve kendisine hayır dua etti. Ben de bu zatın talebelerinden oldum.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları