PİR MUHAMMED ERZİNCANÎ

Pir Muhammed Behaeddin Evliyanın büyüklerinden.
A- A+

Evliyanın büyüklerinden. İsmi Pir Muhammed Behaeddin'dir. Erzincan kasabalarından Keleriç'te doğdu. Burası bugün Erzincan'ın Üzümlü ilçesine bağlı Karakaya kasabasıdır. Doğum tarihi bilinmemektedir. 879 (m. 1474) tarihinde Erzincan'da vefat etti. Kabr-i şerifleri, Erzincan'da Cami-i Kebir yanındadır.

Pir Muhammed, Erzincan'da zamanın önde gelen âlimlerinden okuyup, ilimde yüksek bir dereceye ulaştı ve meşhur bir müderris oldu. Her ne sorulsa hemen cevaplandırırdı. Tasavvuf yoluna girmesine bir rüyası sebep oldu. Bir gece rüyasında engin bir deniz gördü. Derya kenarına gelip o deryadan geçmeyi arzu etti. Derya kenarında birçok gemi vardı. Herbiri yolcularını almış, yelken açmak üzereydi. Pir Muhammed, bunların birisine binmek istedi. Lakin binemedi. Hangisine binmek istediyse, gemiciler binmesine mani oldular. Bu hâle şaşırdı ve hayretler içinde kaldı. Bu sırada gemiden bir ses; “Bu gemilerin sahibi Seyyid bir zattır. Git hizmetine gir ve ondan izin al. O zaman binebilirsin. Yoksa kimse seni gemiye almaz ve buradan geçemezsin. O zatın ismi Yahya Şirvanî'dir.” dedi.

Pir Muhammed Erzincanî hazretlerinin yakınlarında medfun bulunduğu Erzincan'daki Cami-i Kebir.

Bunun üzerine Pir Muhammed, Seyyid Yahya Şirvanî hazretlerini bulup, hâlini anlattı. Seyyid hazretleri ona; “Nasibin varmış.” deyip kendi gemisinde yer gösterdi ve birlikte yola çıktılar. Pir Muhammed sabahleyin bu rüyanın tatlı tesiriyle uyandı. Derhal yol hazırlığını yapıp medresesindeki talebelerine icazet, diploma verip, yola çıktı. Gönlü büyük bir aşk ve arzu ile dolu olarak Şirvan'a geldi ve Seyyid Yahya hazretlerinin dergahını buldu. Seyyid Yahya hazretleriyle karşılaştığında Seyyid hazretleri ona; “Ey Molla Muhammed! O gemiler Halvetî yolunun yolcularıdır. Yolumuz kolay ve güzeldir. Hoş geldin.” buyurdu. Onu talebeliğe kabul edip, Halvetî yolunun edeplerini öğretti ve Pir Muhammed'e bir köşeye çekilip ibadetle ve nefsiyle mücadele ederek vakitlerini geçirmesini söyledi.

SÖZÜMÜZÜN NETİCESİNİ GÖRSÜN

Pir Muhammed aylar süren nefis terbiyesinden sonra kalbi nurlandı. Onun yetiştiğini gören Seyyid Yahya hazretleri, kendisine icazet, diploma verip memleketi olan Erzincan'a ilim ve edeb öğretmesi için gönderdi. Arkasından dualarda bulundu. Pir Muhammed Halvetî hazretleri Erzincan'a gelince, Keleriç kasabasında yerleşip, bir mescid ve dergah inşa etti. O bölgenin insanlarını terbiye etmeye, kalplerine Allahü tealanın aşkını yerleştirmeye çalıştı. Ekseriyetle Keleriç'te kaldı. Cuma günleri Erzincan'a gelir, Cami-i Kebir'de insanlara vaaz ve nasihatte bulunur, hikmetli sözler söylerdi.

Pir Muhammed hazretlerinin çok kerametleri görüldü. Bir gün Muhammed Erzincanî hazretlerinin kaldığı köyde, bir kadının ineği, akşam evine gelmedi. Kadıncağız, ineği, Şeyh Muhammed hazretlerinin dergahındaki talebelerden biri aldı zannedip onlara su-i zan etti. Sonra da dergaha gelip uygunsuz bir takım sözler sarfetti. Bunun üzerine Muhammed Erzincanî hazretleri kadına hitaben; “Ey Hatun! İnşaallah senin sığırın sağdır. Dağda kalmıştır. Hele bir yarına kadar sabret.” buyurdu. Ertesi gün seher vakti kadıncağız etrafı gözlerken baktı ki karşıki dağdan bir arslan sığırını kovalayıp getiriyor. Sığırı doğruca dergah kapısına kadar geldi. Şeyh Muhammed Erzincanî hazretleri; “Nerede kaldın? Bize ve talebelerimize su-i zan edilmesine sebeb oldun.” diye sığıra hitab etti. Sahibi de oraya gelmişti. Allahü tealanın kudretiyle sığır dile gelip; “Sahibim insafsızdır. Sütümü sağdığı zaman buzağıma bir şey bırakmıyor. Ben de daha fazla otlamak için geciktim.” dedi. Bu sözleri işiten kadının aklı başından gitti ve Şeyh Muhammed hazretlerinden özür dileyip yaptıklarına pişman oldu. O zaman Muhammed Erzincanî hazretleri ona; “Bak Hatun! Ben sağ oldukça bu olanları kimseye söyleme.” diye tenbih etti.

Muhammed Erzincanî hazretleri bir yaz günü sabah namazından çıkınca, talebelerine; “Erzincan'a inmek dileriz. Sevdiklerimizden arzu eden bizimle gelsin.” buyurdular. Kırk talebesiyle hareket edip, Erzincan'a geldi. Doğruca Cami-i Kebir'e gidip halvete girdiler ve camide kırk gün ibadetle meşgul olmak istediler. Talebeleri onun bu hâline şaşıp; “Efendim, şimdi hasat mevsimidir. Erbaine ve halvete girmek için münasip midir?” diye arzettiler. Bunun üzerine Muhammed Erzincanî hazretleri; “Doğru söylersiniz. Lakin Allahü teala bu beldeye yakında bir zelzele takdir etmiştir. Bu belanın geri çevrilmesi için bizlerin münacat etmesi, yalvarması lazımdır. Umulur ki, içimizden birinin duası kabul olur da halk kurtulur.” buyurdular. Sonra Cami-i Kebir'de ibadetlerine devam ettiler. Bir ara yanındakilere dönüp; “Bize ilham edildi ki: “Ey Pir Muhammed! Eğer bu belanın geri çevrilmesini istersen bizim yanımıza gelmelisin.” Şimdi kim bizimle beraber şehadet şerbetini içmek isterse burada kalsın. Eğer bir mikdar daha dünya hayatını yaşamak arzu edenlere de biz izin veriyoruz dışarı çıkabilir. Bu gece bizimle birlikte olmasınlar.” buyurdu.

Bunun üzerine talebelerinden yedi kişi hariç diğerleri camiden dışarı çıktılar. O gece kuvvetli bir zelzele oldu. Cami-i Kebir yıkıldı. Yedi talebesi ile birlikte Muhammed Erzincanî hazretleri şehidlik şerbetini içtiler. Camiden başka hiçbir yerde bir zarar olmadı. Şehir ahalisi durumu öğrenince büyük bir üzüntüye düştü. Allahü tealanın hikmeti deyip, Muhammed Erzincanî ve yedi talebesini defnettiler. Şeyh Muhammed hazretlerinin mübarek cesedlerinin gasli esnasında orada bulunan bazıları ileri geri konuştu ve; “Velî olsaydı böyle bir ölümle ölmezdi.” dediler. O zaman Muhammed Erzincanî hazretleri, Allahü tealanın kudretiyle dile gelip; “Ey benim hâlimi bilen Rabbim! Sana güveniyor, sana sığınıyorum.” diye yüksek sesle konuştu. Bunu işiten gafiller hayretler içinde kaldı ve tövbe istiğfar edip onun büyüklüğünü anladılar.

Erzincan, bir zaman Erbiloğlu hakimiyetine girdi. Erbiloğlu kumandanlarından Kaçarlı Han'ı Erzincan'a gönderdi. Kaçarlı Han bir gün Erzincan halkının ziyaret mahalli olan Muhammed Erzincanî hazretlerinin kabrine gidip, hakarette bulundu ve elindeki topuz ile kabir taşına vurup, sarık kısmını kırdı. Mağrurane bir şekilde atına binip oradan ayrılmak istedi. Daha bir adım atmadan atının ayakları kırılıp yere çakıldı. Kaçarlı Hanın da kemikleri birbirine geçti. Öyle oldu ki, sanki bir kılıçla parçalanmış gibi birbirinden ayrıldı. Hemen oradaki bir çukura gömdüler. Sonradan Şeyh Muhammed Erzincanî hazretlerinin kabr-i şerifini ziyaretten dönenlerce, bu evliya düşmanının gömüldüğü yere lanet taşı adı verilen taşları atmaları adet oldu.

Şeyh Muhammed Erzincanî hazretlerinin önde gelen talebelerinden dördü, Pir Muhammed, Pir Fethullah, İbrahim Mükemmil ile Çelebi Halife hazretleridir. Çelebi Halife yerine geçip hizmetlerini devam ettirmiştir. Çok sayıda manzum ve mensur eseri olduğu zikredilen Muhammed Erzincanî hazretlerinin Makamatü'l-arifîn ve mearifu's-salikîn adlı eseri günümüze ulaşmıştır. 814 beyit olup mesnevî tarzında yazılmış manzum bir eserdir. Eser 873 (m. 1469) yılında tamamlanmıştır. Bilinen tek nüshası, Manisa İl Halk Kütüphanesi, Eski Eserler Bölümü, No: 1308/1'de bulunmaktadır. Eserde tasavvufî konular anlatılmıştır.

Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmed Hanla harb etmezden önce, Pir Muhammed Efendiye gidip harb için izin istedi. Bunun üzerine Pir Muhammed hazretleri ona; “Sana ve askerine lazım olan onlarla harb etmemektir. Zira onlar Müslüman gazilerdir. Onlarla harp etmemek akıllıca bir iştir.” buyurdu. Uzun Hasan, Pir Muhammed hazretlerinden bu sözleri işitince, harb etmek istediğini belirtip dışarı çıktı. Pir Muhammed hazretleri, Uzun Hasan'a arkasından; “Bizim sözümüzün fayda ve zararını, hayır ve şerrini bu taraflara gelince anlarsın. Gerçi şimdi bize kırılırsınız ama ne yapalım siz bilirsiniz.” buyurdu. Çok geçmeden yapılan harpte Uzun Hasan'ın askeri bozguna uğrayıp kendisi ve yakınları perişan bir hâle düştü. Sonra yine Pir Muhammed hazretlerine gelerek akıbetinin nereye varacağını sormadan edemedi. Pir Muhammed Erzincanî hazretleri ona; “Fatih Mehmed Han, şanı büyük affı seven bir sultandır. Sizi incitmezler. Edep ile hareket edeni rencide etmezler.” buyurdu. Sonra çok sevdiği talebelerinden Pir Ahmed Efendiyi Fatih Sultan Mehmed Han'a gönderip Uzun Hasan'la arasında sulh yapılmasını sağladılar.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası