Anadolu'da yetişen meşhur velilerden. Tasavvufta Melamiyye yolundan yetişmiş olup Seyyid Ömer Sekinî'nin halifesidir. 945 (m. 1539)'da Kayseri'de vefat etti. Cenazesi Aksaray'a götürülerek defnedilmiş ve üzerine türbe yapılmıştır.
Kaynaklarda adı Alaeddin Ali diye geçmekte olup halk arasında Sultan Pir Ali diye de tanınmıştır. Bünyamin Ayaşî'nin sohbetlerinde yetişti. İnsanlara Allahü tealanın emirlerini ve yasaklarını anlatıp pek çok insanı irşad etmiş, saadete kavuşturmuştur. Şöyle buyurmuştur: “Eğer İbrahim Edhem bu fakirin zamanında olsaydı, ona saltanatı terk etmesi için izin vermezdim. Onu kemale erdirince hem dünya hem de ahiret sultanı olurdu.” ve; “Sadık müridin dünya saltanatını terk etmesi lazım değildir.” buyurmuştur.
Sultan Süleyman Han İran'a sefer yaptığı sırada Pir Ali hazretlerine bazı hasetçiler iftira atıp; “Aksaray'da bir kimse Mehdilik davasında bulunuyor.” demişlerdir. Bunun üzerine Padişah araştırılmasını, durumun öğrenilmesini emretti. Bazı kimseler aleyhinde idiler. Durumu soruşturmak üzere kurulan mecliste, Pir Ali hazretleri, aleyhinde bulunanlara bakıp celalli bir şekilde; “Bizim aleyhimizde bulunan siz misiniz?” diye işaret etti. Aleyhinde bulunanlardan biri orada düşüp öldü. Diğeri de istifra etmeye başladı. Ağzından pislik geldi. Mecliste bulunanlar onun heybetinden korkup bu hususta soruşturmadan vaz geçtiler.
Padişah Aksaray'a uğradığında ziyaret edip; “Sizi bize yanlış anlatmışlar. Hamdolsun sohbetinizle şereflendik.” dedi. Padişah onun büyük bir veli olduğunu görüp hürmet etti ve duasını aldı. Acem seferinden sonra dönüşte yine ziyaretine geldi. Bu ziyareti sırasında Sultana şöyle nasihat etmiştir: “Allahü teala senden adaletle iş yapıp yapmadığını soracak. Bu bakımdan adaletle iş gör. Bundan başka yol yoktur. Eğer adil olursan, bu dünya da senindir, ahiret de. Adaletle hareket edersen sultanlık tahtı daima senin olur. Boşuna ömür geçirme, kendine kötülük etme. Zulme uğrayanların hakkını zâlimlerden al. Böyle yapmazsan perişan olursun. Peygamberleri düşün, dini gözünün önüne getir! Fena bir yol tutarsan, Allahü teala seni başaşağı eder de şaşırıp kalırsın. Nasıl oldu nereden geldi der düşünürsün. Sen Peygamber aleyhisselamın yolunu tut. O zaman gecen de gün gibi aydınlık olur. Git adalet tohumu ek de her iki âlemde mahcub olma. Mazlumların nefesi kılıç gibidir. Mülkünü viran ederler. Buna sebep olma. Allahü tealaya karşı isyan edenleri Cehennem ateşine atarlar. Bak düşün bir kere binlerce hükümdar toprak altında yatıyor. Git din erbabına yardımcı ol. Çünkü bu dünya fanîdir. Bu nasihatlarımı bir inci gibi kulağına küpe yap.”
Pir Ali hazretlerinin Aksaray'daki Türbesinin uzaktan görünüşü.
Pir Ali hazretlerinin Türbesinin arkadan görünüşü (sağda) ve Türbenin kapısı (solda).
Bu nasihatları dinleyen Padişah çok ağladı. Pir Ali Sultan hazretlerine pek çok mülk ve tarla bağışlamak teklifinde bulundu. Fakat o kabul etmedi. Bunun üzerine oğlunu İstanbul'a yanına göndermesini istedi. Sultanın bu arzusunu kabul edip; “Şevketli Padişahım! Oğlum İsmail Hak yoluna kurban olmaktan dönmez. Onu size göndereyim.” dedi. Padişah İstanbul'a döndükten sonra Pir Ali hazretleri oğlu İsmail'i ve birkaç müridini İstanbul'a gönderdi. Altı ay sonra da Pir Ali hazretleri vefat etti. Yerine irşad vazifesini yürütmek üzere Çelebi Şeyh geçti.
Pir Ali Aksarayî, sohbetlerinde tarikatın şeriatsiz olamayacağını ısrarla belirtmiştir. “Şeriatin dışında olanlar bizden değildir. Şeriatin dışına çıkanı iki gözümün biri dahi olsa çıkarırım. Yoluma ilhat karışsın istemem.” demiştir. “Dervişliğin temeli edeptir. Edebe ulaşmanın yolu da şeriate uymayan, hoş olmayan fiillerden ve nefsin kötü arzularından kaçınmak ve fani olan bu dünyaya iltifat etmemektir.” buyurarak edebin önemini vurgulamıştır.