REBEÎ

Ali bin Muhammed bin Safî bin Şüca' er-Rebeî Malikî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
A- A+

Malikî mezhebi fıkıh âlimlerinden. Künyesi, Ebü'l-Hasan olup; ismi, Ali bin Muhammed bin Safî bin Şüca' er-Rebeî'dir. Faziletli bir zattı. Şam'da yaşadı. 444 (m. 1052) senesinden sonra vefat etti. Ebü'l-Hasan, Abdülvehhab el Kullabî'den hadis-i şerif rivayet etti. Rebeî hazretlerinin Tarihu Fazileti ehlü'ş Şam adlı bir eseri vardır. Bu eser altı bab hâlinde hazırlanmış olup, ilk bablarında Şam hakkında bazı mühim bilgiler yer almaktadır. Dördüncü babında Şam'da medfun bulunan Peygamberlerin, Sahabe-i kiramın, Tabiînin, meşhur evliya ve âlimlerin isimlerini saymakta ve haklarında kısa malumat vermektedir. Bu eserin dördüncü babında isimleri kaydedilip, Şam'da olduğu bildirilen Sahabiler şunlardır: Muaviye bin Ebu Süfyan, Übey bin Ka'b, Ebüdderda, Ebu Ümame, Ebu Haşim bin Utbe, Evs bin Evs, Bilal-i Habeşî, Temim-i Darî, Ca'fer bin Ebu Talib, Cündeb bin Amr, Haris bin Hişam, Habbab bin Münzir, Harmele bin Zeyd el-Ensarî, Halid bin Velid, Huzeyme bin Fatik, Zeyd bin Harise, Sa'd bin Ubade, Sebra bin Fatik, Süheyl el Ensarî, Süheyl bin Amr, Şem'un, Süheyb-i Rumî, Dahhak bin Kays, Dırar bin Hattab, Dırar bin Ezver, Abdullah bin Havale, Abdullah bin Sa'dî, Abdülmuttalib el-Haşimî, Abdullah bin Sa'd, Abdullah bin Ma'dikerb, Muaz bin Cebel, Vasile bin Eska, Abdurrahman bin Avf.

Şam'da medfun bulunan Tabiînin isimleri de şöyle sıralanmıştır: Üveys bin Âmir Karnî (Veysel Karanî), Ebu Müslim Havlanî, Ebu Süleyman Daranî, Eş-Şeyh Ebu Bekr bin Kavam, Eş-Şeyh Takiyuddin ibni Salah, Eş-Şeyh Ebü'l-Abbas bin Kudame, Eş-Şeyh Nefiyüddin el-Hısnî, Eş-Şeyh Cendel, Eş-Şeyhü'l-arif Hammad, Ömer bin Abdülaziz, Eş-Şeyh Abdullah Yünunî, Abdurrahman Evzaî, Ka'bü'l-Ahbar, Mansur bin Ammar, Eş-Şeyh Ebu Amr, Şeyh Ebü'l-Beyan, Sultan Nureddin, Şehit Sultan Selahaddin, Muhiddin Nevevî.

Faziletü ehlü'ş-Şam kitabından bazı bölümler:

Beyyine suresi nazil olduğu zaman, Cebrail Aleyhisselam Resulullah Efendimize; “Allahü teala sana bu sureyi, Übey bin Ka'b'a okutmanı emrediyor.” dedi. Resulullah Efendimiz Übey bin Ka'b'ı çağırdı. “Allahü teala bu sureyi sana okutmamı emretti.” buyurdu. “Bizzat benim ismimi zikretti mi?” diye sorunca, Resulullah; “Evet.” buyurdular. Bunun üzerine Übey bin Ka'b ağladı. Abdurrahman, Übey'e dedi ki: “Sen bundan dolayı sevindin değil mi?” Übey; “Niçin sevinmeyeyim ki, Allahü teala mealen; “De ki: Allahü tealanın ihsanıyla ve rahmetiyle, ancak bununla ferahlansınlar. Bu onların toplamakta olduklarından (dünya menfaatinden) daha hayırlıdır.” (Yunus suresi: 58) cevabını verdi.

Enes bin Malik'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz şöyle buyurdu: “Ümmetimde, ümmetime en merhametli olan Ebu Bekr'dir. Allahü tealanın dininde en kuvvetlisi Ömer, hayâsı en çok olan Osman, helali ve haramı en iyi bilen Muaz bin Cebel, Feraiz ilmini (mirası hak sahiplerine dağıtma) en iyi bilen Zeyd bin Sabit, Kur'an-ı Kerim'i en iyi okuyan Übey bin Ka'b'dır. Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini, Ebu Ubeyde bin Cerrah'tır.” Bir rivayette; “Bu ümmetin, hüküm verme işini en iyi bileni Ali'dir.” buyurdu.

Ebüdderda'ya birisi; “Bana nasihatta bulun.” deyince, şöyle buyurdu: “Gençlik zamanında Allahü tealayı anarsan, darlık zamanında da Allahü teala seni anar. Dünya işlerinden bir şeyi israf ettiğin zaman, işin sonunun nereye varacağının da hesabını yap. Eğer insanlarla muharebe yaparsan, onlar da sana harp ilan ederler. Eğer onları kendi hâllerine bırakırsan, onlarda seni bırakırlar. Eğer insanlardan kaçarsan, onlar sana yetişirler.”

Ona birgün birisi; “Ey Ebüdderda! Bana ne tavsiye edersin?” deyince, Ebüdderda hazretleri; “Siz bağışlayın ki, Allahü teala sizi aziz kılsın. Yetimin gözyaşından, mazlumun duasından sakınınız. Çünkü bunlar insanlar uyurlarken gece yürürler. Mümin, parça parça olup dağılmış bir topluluğa yaptığı vaaz ve nasihattan ibaret bir sadakanın benzerini tasadduk etmemiştir. Allahü teala o sadaka ile onlara fayda vermilmiştir. Allahü tealaya, sanki O'nu görüyormuş gibi ibadet ediniz. Nefislerinizi ölmüş kabul ediniz. Biliniz ki, iyilik eskimez. Suç ve günah unutulmaz. Hayır; mal ve çoluk çocuk çokluğunda değil, insanın hilminin ve ilminin çok olmasında, insanları Allahü tealaya, O'nun emirlerini yapıp, yasaklarından sakınmaya çağırmaktadır. İyilik yaparsan, Allahü tealaya hamdet. Kötülük yaparsan, Allahü tealadan affını ve mağfiretini dile.” buyurdu.

Ebüdderda hastalanınca, yakınları yanına girdi ve; “Neden şikayet ediyorsun?” diye sorduklarında; “Günahlarımdan şikayetçiyim.” dedi. “Neyi istiyorsun?” dediklerinde: “Cennet'i istiyorum.” dedi. “Senin için bir tabip çağıralım mı?” dediler. “Hakiki tabip, beni hasta kılan Allahü tealadır.” dedi. Vefatı yaklaştığı zaman; “Kim benim içerisinde bulunduğum böyle bir gün, böyle bir saat, böyle bir yatış için hazırlık yaparsa, Allahü tealanın rahmetine kavuşur.” buyurdu.

Evs bin Evs'in rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Sizin günlerinizin en üstünü, Cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı. O gün vefat etti. Sur o gün üfürülecektir. Bayılma o gün olacaktır, öyleyse, Cuma günü bana çok salat okuyunuz. Çünkü, sizin getirmiş olduğunuz salavat bana arz olunur.” Bunun üzerine Eshab-ı Kiram; “Salatlarımız size nasıl arz olunur?” dediler. Hazreti Resulullah buyurdu ki: “Allahü teala toprağa bizim bedenlerimizi yemesini haram kıldı.”

Rebeî'nin Enes bin Malik hazretleri yoluyla rivayet ettiği, Beyyine suresini Übey bin Ka'b hazretlerinin okumasının emredildiğini bildiren hadis-i şerif.

İbn-i Mübarek buyurdu ki: “Dört kişi Kur'an-ı Kerim'i bir rekatte okudular. Osman bin Affan, Temim-i Darî, Sa'id bin Cübeyr, İmam-ı A'zam Ebu Hanife.” İbadet edenlere, gece teheccüd namazı kılanlara ışık vermesi için, ilk kandil yakan Temim-i Darî'dir. Temim-i Darî Şam'dan Medine-i Münevvere'ye gelirken, yanında kandiller ve zeytin yağı getirdi. Medine-i Münevvere'ye vardığı gece, Cuma gecesine tesadüf etti. Berat isimli bir hizmetçisi vardı. Ona emretti. Hizmetçisi de kandilleri astı. Onlara yağ döktü. Fitillerini koydu. Güneş batınca hizmetçisine emredip kandilleri yaktırdı. Resulullah Efendimiz Mescid-i Nebevî'ye çıkınca; “Bunları kim yaptı?” diye sordular. Eshab-ı Kiram; “Temimi Darî yaptı, ya Resulallah.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah Efendimiz ona; “Sen İslam'ı aydınlattın. Allahü teala da senin kalbini dünyada ve ahirette aydınlatsın. Eğer bir kızım olsaydı, seni onunla evlendirirdim.” buyurdular. Orada bulunan Nevfel bin Haris; “Ya Resulallah! Benim bir kızım var, onunla evlendirebilirsiniz.” dedi. Resulullah Efendimiz de onunla evlendirdi.

Ebu Hüreyre rivayet etti: Ca'fer-i Tayyar, fakirleri sever, onlarla beraber otururdu. O onlara anlatır, onlar da onunla konuşurlardı. Resulullah Efendimiz ona, Ebü'l-mesakin künyesini vermişti. İnsanların Resulullah'a gerek yaratılışı ve gerekse ahlâkça en çok benzeyeni idi. Resulullah Efendimiz; “Sen bana, hem yaratılış ve hem de huyca benzemektesin.” buyurdu. Ca'fer bin Ebu Talib, müşriklerin Müslümanlara yaptıkları işkence ve eziyetten dolayı Habeşistan'a gidince, Necaşî ve onunla beraber olan kimseler, onun yanında Müslüman oldular. Ca'fer-i Tayyar, onun yanında bir müddet kaldı. Sonra Medine-i Münevvere'ye geldi.

Necaşî Müslüman olunca, bu durumu Habeşlilerden gizledi. Fakat, sonradan herkes onun Müslüman olduğunu duydu. Bu durumu insanlar arasında konuşulur oldu. Halk, Necaşî'nin yanına geldi. Sen dinimizden çıkmışsın dediler. Necaşî onlara; “Ey Habeşliler! Ben sizin başınızda olmaya en layık olanınız değil miyim?” deyince onlar; “Evet, öyledir.” dediler. “Benim aranızdaki yaşayışımı nasıl buldunuz?” deyince hepsi; “Çok iyi bulduk.” dediler. “Öyleyse sizin bana karşı şu tutumunuz da ne oluyor?” deyince; “Sen bizim dinimizi bıraktın. İsa'yı kul yaptın?” dediler. “Ya siz İsa hakkında ne diyorsunuz?” dedi. Onlar da; “İsa, Allah'ın oğludur.” dediler. Bunun üzerine Necaşî elini, göğsüne ve kaftanına bastırarak; “Ben şehadet ederim ki; İsa bin Meryem bu kağıda yazılı olandan fazla bir şey değil.” dedi. Kağıtta; “Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed Aleyhisselam'ın, Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna, İsa bin Meryem'in de Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna ve Allah'ın Meryem'e ilka eylediği ruhu ve kelimesi olmaktan başka bir vasfı bulunmadığına şehadet eder.” yazılıydı. Sonra Habeşliler Necaşî'nin bu sözü üzerine karşısından çekilip gittiler.

Necaşî vefat ettiği gün, vefatından Peygamber Efendimiz haberdar oldu. O, gün Medine-i Münevvere'nin dışına, Eshab-ı Kiram'la birlikte çıktılar. Eshab-ı Kiram Resulullah'ın arkasında saf oldular. Necaşî için cenaze namazı kılındı ve istiğfar yapıldı. Bu hadis-i şerif, uzakta vefat etmiş olan bir kimse üzerine namaz kılınabileceğini söyleyen müçtehitler için delildir. “Cenaze namazının kılınabilmesi için, meyyitin (ölünün) naaşının, imamın önünde bulunması şarttır.” diyen fıkıh âlimleri, bu hadis-i şerifi şöyle tevil etmektedirler: Peygamber Efendimiz, zahirde Necaşî'nin gıyabında namaz kılmış gibi görünüyorsa da, aslında onun tabutu, Resulullah'ın görebileceği şekilde havaya yükseltilmiş ve Resulullah Efendimiz, onu bizzat görüp, hazır olan (cenazesi imam önünde bulunan) kişinin cenaze namazı gibi namaz kılınmıştır. Her iki takdire göre de bu durum, Resulullah'ın peygamberliğinin açık alamet ve delillerinden biridir.

Dahhak bin Kays'ın sözlerinden bazısı şunlardır: “Şerefli kimse hain olmaz. Akıllı kimse yalan söylemez. Mümin gıybet etmez. Babalar, oğullarına; ölüler, dirilere, güzel ahlâktan daha üstün bir şey bırakmamıştır. Çok gülmek, insanın heybetini; fazla şaka, mürüvvetini (faydalı olmak ve iyilik yapmak arzusunu) giderir. Bir mevzu üzerinde duran kimse, o şeyi iyi bilir. Meclisinizi, yeme içme bahsinden uzak tutunuz. Çünkü ben, karnını düşünene çok kızarım.” Dahhak bin Kays hazretlerinin hilmini, insanlar çok beğenirlerdi. O ise; “Ben sizin gördüğünüzü görmüyorum. Yalnız ben çok sabırlıyım.” derdi. “Düşkünlerinize ikram ediniz ki, kendinizi ardan (utanmadan) ve nardan (ateşten) korumuş olursunuz. Hilmi, bana insanlardan daha yardımcı buldum. Meliklerin dostu olmaz. Yalancının da vefası olmaz.” buyurdu.

Şam'da, gerek fetihler sırasında ve gerekse Müslüman olmayanlarla yapılan muharebelerde, çok Sahabe-i Kiram şehit düşmüştür. Bunların dışında, Şam'da vefat eden çok Sahabe-i Kiram vardır. Bunların gayesini ancak Allahü teala bilir. Şu bir gerçektir ki, Resulullah Efendimizin ümmeti içerisinde en üstün fazilete Eshab-ı Kiram sahiptir. Onlardan sonra gelenler, onların derecelerine ulaşamazlar. Çünkü onlar, İslam'a ilk giren, İslam'ın kapısını ilk açanlardır. Onlar, kılıç ve mızraklarla memleketleri fethederlerken, iman ve hidayet nuru ile de kalbleri, gönülleri fethettiler. Mallarını, canlarını Allah yolunda harcadılar. Bu yolda, kınayanın kınamasından, hiçbir kimsenin tehdit ve azarlamasından korkmadılar. İslam binasının temelini atıp, yükselttiler. Allah yolunda canlarını verip, Allahü tealaya ortak koşmak olan putlara tapmayı ortadan kaldırdılar. Tevhit (Bir tek Allah'a kulluk) inancını insanlara öğrettiler. Resulullah Efendimiz, eshabının sevilmesini tavsiye buyurdu. Allahü tealanın katında, onların mertebelerinin pek yüksek olduğunu bildirdi. Öyleyse, onların aralarında meydana gelen hadiselerde, dili tutmak, onlar hakkında yanlış bir şey konuşmaktan çok sakınmak, her zaman onların iyiliğinden bahsetmek lazımdır.

Ahmed bin Hanbel hazretleri, Abdullah bin Mugaffel'den rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz şöyle buyurdular: “Eshabım hakkında Allahü tealadan korkun. Benden sonra onları tenkitlerinize hedef yapmayın. Kim onları severse, beni sevdiği için onları sever. Kim onlara buğz ederse (kin beslerse), bana buğzundan dolayı onlara buğz eder. Kim onlara eziyet ederse, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden, Allahü tealaya eziyet etmiş olur. Allahü tealaya eziyet edene ise, Allahü tealanın azap etmesi pek yakındır.”

Abdullah bin Mes'ud buyurdu ki: ”Allahü teala insanların kalblerine baktı ve kulları içerisinde en iyi Muhammed'in kalbini buldu. O'nu kendisi için seçti. O'nu peygamber olarak gönderdi. Yine Muhammed'in kalbinden sonra kullarının kalbine baktı. En iyi kalbler olarak, Eshab-ı Kiram'ın kalblerini buldu. Onları Sevgili Peygamberine vezirler yaptı.” Eshab-ı Kiram'ı sevmenin meşhur ve pek çok kaideleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1- Eshab-ı Kiram'ı seven kimseyi, Allahü teala, dünyada da, ahirette de muhafaza buyurur. Taberanî, Iyad el-Ensarî'den rivayet ettiği hadis-i şerifte Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Eshabım ve akrabalarım hakkında benim hakkımı koruyunuz. Onları sevmek suretiyle, benim peygamberlik hakkımı koruyanları, Allahü teala, dünyada ve ahirette belalardan ve zararlardan korur. Benim peygamberlik hakkımı düşünmeyerek onları incitenleri, Allahü teala sevmez. Allahü tealanın sevmediği kimselere azap etmesi pek yakındır.”

2- Eshab-ı Kiram'ı seven, ebedî kalınacak yer olan Cennet'te onlarla beraber olur. Abdurrahman bin Yezid şöyle dedi: “Babam bana dedi ki: “Yetmiş tane âlime yetiştim. Hepsi de Eshab-ı Kiram'dan şu hadis-i şerifi rivayet etmişlerdir: “Kim Eshabımı sever ve onlar için Allahü tealadan mağfiret dilerse, Allahü teala kıyamet günü onları, onlarla beraber Cennet'e kor.”

3- Kim onları severse, yarın kıyamet gününde, Kevser havuzunun başındaki Peygamber Efendimizin yanına gelir ve ondan kanana kadar içer. Ondan sonra ebediyyen bir daha susamaz. Taberanî, İbn-i Ömer'den rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Kim eshabım hakkında benim peygamberlik hakkımı korursa, benim havzımda hazır bulunur. Kim beni eshabım hakkında muhafaza etmezse, beni sadece uzaktan görür.”

Ebu Süleyman Daranî'nin sözlerinden bazıları şunlardır: “Gündüzünde iyilik yapana bu, onun gecesi için kâfidir. Gecesinde iyilik yapana da bu onun gündüzünde yeterlidir. Şehvetini terk etme hususunda samimî olanın kalbinden, Allahü teala şehveti giderir, insanı Allahü tealadan alıkoyan mal, evlat gibi şeyler, insan için bereketsiz ve hayırsızdır. Dünyadan kaçanı, dünya arar, bulur. Dünyanın peşinden koşandan da, dünya kaçar. Gecenin bir kısmını ibadetle geçiremeyen kimse, hiç olmazsa gündüzünde bir eksiklik yapmasın. En faziletli amel, nefsin arzu ve isteklerine muhalefettir. Lokman Hakim oğluna; “Ey oğul! Dünyaya sana zarar verecek şekilde dalma.” buyurdu.”

Arif-i billah Takıyyüddin el-Hısnî, ilim ile ameli kendisinde toplamış büyük bir âlimdir. Dünyaya önem vermez, ahiretle meşgul olurdu. Onun birçok kerametleri vardır. Onlardan birisi şöyledir: Müslümanlar, Kıbrıs adasına gazaya gitmişlerdir... Askerler, Şeyh Takıyyüddin'i Müslümanların önünde muharebe ederken gördü. Neticede, Allahü teala Müslümanlara zaferi ihsan etti. Askerler döndükten sonra, Şeyhin askerin önünde muharebe ettiğini anlattılar. Şeyhin yakınları ve bulunduğu şehrin sakinleri, onun şehirden hiç ayrılmadığını söylediler. Yine bir sene hacca gidenler, Şeyh Takıyyüddin'i Medine-i Münevvere'de, Mekke-i Mükerreme'de ve Arafat'ta yanlarında gördüler. Döndüklerinde anlatınca, orada bulunanlar onun hiç yanlarından ayrılmadığını söylediler.

Cendel bin Muhammed, zahid ve arif bir zattı. Birçok kerametleri görüldü. Taceddin el-Kararî onun ehli tasavvuf ve derin bir âlim olduğunu söyler, İbn-i Kesir, tarihinde onun; ibadet, züht ve salih ameller sahibi olduğunu, insanların, hatta devletin ileri gelenlerinin bile kendisini ziyaret ettiklerini söyler.

Abdurrahman Evzaî'nin sözlerinden bazısı şunlardır: “Kıyamet günü, dünya gün gün, saat saat kula arz edilir. Allahü tealayı anmadığı bir saat ona arz edilince, o sırada pişmanlık ve üzüntü onun nefesini keser. Gecesini Allahü tealaya ibadetle geçiren kimsenin, kıyamet günü durumu kolay olur.”

Mansur bin Ammar'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “Cehennem Mümine, (çabuk) geç! Nurun ateşimi söndürecek der.” Oğlu Süleym'den rivayet etti. O dedi ki: “Babamı rüyamda gördüm. “Allahü teala sana ne muamelede bulundu?” diye sordum. O da şöyle dedi: “Allahü teala beni kendisine yaklaştırıp; “Ey kötü şeyh! Seni niçin affettim, biliyor musun?” buyurdu. Ben de; “Hayır, bilmiyorum ya Rabbî!” dedim. Bunun üzerine Allahü teala; “Hani sen insanlarla beraber oturmuş, onları (bir şeyler anlatıp) ağlatmıştın. Orada benim korkumdan hiç ağlamamış birisi daha vardı. O da ağlamıştı. Ben hem onu ve hem de mecliste bulunanları onun için bağışlamıştım. Seni de o bağışladıklarım arasına koymuştum.” buyurdu.”

Ebü'l-Hüseyin anlattı: Mansur bin Ammar'ı rüyamda gördüm. “Allahü teala sana ne muamelede bulundu?” dedim. O da şöyle anlattı: “Allahü teala beni huzurunda durdurdu. Bana; “İnsanları dünyaya düşkün olmaktan alıkoyan, ahirete hazırlanmaya teşvik eden sensin değil mi?” buyurunca; “Evet öyle oldu ya Rabbî! Ya Rabbî! Sen her şeyi bilirsin. Ve lakin izzetin ve celalin hakkı için, nerede bulundu isem, nerede oturdu isem, orada mutlaka sana hamd-ü sena ederek, senin muvaffak kılman ile işlerimi yapabildiğimi söyleyerek söze başladım. Sonra Sevgili Peygamberime salat getirdim. Üçüncü olarak senin kullarına nasihatta bulundum.” dedim. Bunun üzerine Allahü teala; “Evet o doğru söyledi. Onun için semama bir kürsü koyun, yerde beni övüp tazim ettiği gibi, gökte de aynı şekilde devam etsin.” buyurdu.”

Muhammed bin Ebu Bekr bin Ömer dedi ki: “Ben bir şey yediğim zaman rahatsız oluyordum. Büyük âlim Ebu Ömer birgün beni çağırdı ve bana; “İnsan, şehidallahü ennehu Lâ ilahe illa hü”yu ve Li'îlafi kureyşin îlafihim'i sonuna kadar okursa, sonra yemek yerse, ona yediği yemek zarar vermez.” buyurdu.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası